9
Yorum
18
Beğeni
0,0
Puan
512
Okunma

Minibüsün lastikleri karakolun önündeki
Kaldırıma hafifçe sürtünerek durdu!"
O lastik sesinin yankılanmasıyla
Kimin eli kimin cebinde belli olmayan arbede
Bir anlığına bıçak gibi kesildi.
Ve hemen el frenini "çatt" diye
Sonuna kadar çekip arkaya doğru döndüm
"İnin ulan aşağıya!
Adalet mülkün temelidir dedim!"
Arkadaki o gözü dönmüş kalabalık,
Karakolun tabelasını görünce
Sanki bir anda dut yemiş bülbüle döndü
Kapının açılmasıyla birlikte,
Bizim ahali kuzu kuzu, sırayla minibüsten
Aşağı dökülmeye başladı.
Hayretler içinde,
Dikiz aynasına bakıyordum
Minibüsten ilk fırlayan
Bizim o pır pırlı etekli, kadın oldu!
Daha adımını atar atmaz, o saniyeye kadar
Bir nebze durulan ahaliyi yeniden ayağa
Kaldıracak o malum feryadını koparıverdi!
"Irz düşmanı var ulan!
Yetişin, namusumuz elden gitti!
Sapık var içeride!" diye çığlığı bastı
Bu esnada karakolun bahçesindeki polisler,
Nöbetçi memurlar neye uğradığını şaşırıp
Kapıya doğru gelirken,
Kadının arkasından dökülen bizim ahali de
Bu yaygarayla birlikte yeniden gaza gelip
Tekrar homurdanmaya başladı.
Kadının kopardığı bu feryat figan eşliğinde,
İtişe kakışa karakolun kapısından
İçeri adımımızı attık.
Giriş o giriş!
Karakolun geniş bekleme salonuna
Girdiğimizde, içerisi bir anda
Çarşamba pazarına döndü.
Bizim ahali adeta kolektif bir cinnet
Nöbetine yakalandı! cümbür cemaat
Şevket’in üzerine çullandı!
Karakolun o nizami, resmi havası
Bir saniyede yerle bir oldu.
Karakolun ortasında
Tam bir meydan savaşı yaşanıyordu!
Masalar devriliyor, evraklar havada uçuşuyor,
Polisler kalabalığı ayırmak için etten
Duvar örüyordu ama nafile
Bizim ahali, dışarıdaki o sakin dökülüşün
Acısını içeride şevket’ten
Çıkarmaya ant içmiş gibiydi
Yahu durun!
Hani kır saçlı adam suçluydu minibüste?
Adamı unutup beni dövüyorsunuz yine!
İki dakika önce ’çocuğun günahını aldık’ diyen
Siz değil miydiniz be? ne ara kayboldu
Hafızanız, ne ara yine günah keçisi ben
Oldum?!" diye kükredi şevket.
Ama bizim ahali de
Mantık ne arasın şevket’in bu can havliyle
Haykırdığı hakikat,
Ahalinin öfke duvarına çarpıp geri döndü
Tam tersine, onun bu kendini
Savunma çabası içerideki kadınlar cephesini
İyice çileden çıkardı.
Bizim o pır pırlı etekli kadın,
Şaçını başını geriye doğru savurup
Parmağını şevket’in gözüne sokar gibi
Uzatarak yeniden feryadı bastı:
Sus ulan ahlaksız!
Bir de üste çıkıyor utanmadan!
Sen değil miydin
Benim mahremime bakan pislik?! diye cırladı.
O daha nefes alamadan,
Yan taraftan bizim o diğer sarı saçlı kadın
Öne fırladı o da çantasını
Şevket’in omzuna doğru savururken avazı
Çıktığı kadar bağırdı:
"Sadece o mu kızım!
Beni sıkıştırıp kalçamı mıncıklamadı mı
Bu ırz düşmanı?"
"Geberesice sapık herif!" diye kükredi!"
Kız doğru söylüyorlar!" diye bağırdı
Tonton teyze, elindeki örgü şişini
Şevket’e doğru bir mızrak gibi sallayarak
"Vallahi şimdi jeton düştü bende de!
Bu arsız, minibüs kasise girip zıpladığı vakit
Sanki bana da dokunur gibi oldu bi ara!
Yaşımdan başımdan, utanmadı namussuz!"
Onun bu lafıyla arkadaki diğer tonton teyzede
Hemen koroya katıldı,
Sanki hepsi sözleşmiş gibi bir ağızdan
Başlarını sallayıp gaza geldiler
"Ay evet, evet!
Tam virajı dönerken bana da dirsek attı
Bu pislik! hürmet de kalmamış gençlikte,
Edepsiz! konuşma sapık!
Hâlâ laf yetiştiriyor arsız! vurun namussuza!"
Karakolun geniş bekleme salonundaki
Bu kadınlar matinesi andıran
Linç korosu teyzelerin zılgıtlarıyla iyice
Alevlenmişken, arkalarda pusuda bekleyen
O iki izbandut adam da
Bu curcunayı kaçırmak istemez gibi
Hemen konuya daldı.
Dövmeli, boynu kalın izbandut
Öne doğru bir adım atıp o devasa cüssesiyle
Polis barikatını şöyle bir sarstı.
"Ulan zaten arabadan indiğimizden beri
Gözüm senin üzerindeydi hırbo!" diye gürledi
"Kadınlar yalan mı söyleyecek be?
Demek o yüzden arkaya doğru sinsi sinsi
Hamle yapıp duruyordun! dedi.
Onun hemen sağından fırlayan,
Omuzları kapı gibi diğer izbandut da
Geri kalmadı o da şevket’in yırtık gömleğinin
Yakasından tutup avazı çıktığı kadar kükredi
"Ulan namussuz!
Herif resmen cümbür cemaat
Herkese el atmış karakola gelene kadar!
Konuşma, ırz düşmanı sapık dedi!"
Tam o esnada,
Kalabalığın arkasından o zamana kadar
Sessizce sırasını bekleyen
Maruf bıyıklı amca öne fırladı.
"Ulan namussuz Ulan alçak!’
Her haltı yedin, herkesi parmağında
Oynattın da o kutsal emanete
Nasıl el uzattın be?!
Cami yardım parasını ne yaptın ulan hırsız?!
Cuma çıkışı o yeşil kutunun arkasında
Fır fır dönen sen değil miydin?!
Çabuk söyle, nereye sakladın
Cemaatin hakkını?!"
Ama bizim bahtsız şevket,
Bu son ve iddiayla birlikte resmen beyninden
Vurulmuşa döndü.
Yediği darbeleri, yırtılan gömleğini falan
Tamamen unutup gözlerini dehşetle açarak
Haykırdı:
"Yahu el insaf be amca!
Cami parası ne alaka?!
Ben caminin kutusunu ne bileyim?!
Vallahi billahi iftira! çarpılacaksınız ulan
Yalan söylemekten, durun artık!"dedi.
Tam bu kargaşanın, ortasında
Koridorun sonundaki makam odasının kapısı
"güm" diye bir sesle duvara çarptı.
İçeriden, omuzlarındaki rütbeleri parıldayan
Gözlerinden cin gibi zeka fışkıran
Komiser vedat fırladı adamın bakışlarında
Öyle bir kurnazlık vardı ki, daha kimse
Ağzını açmadan kimin ne halt yediğini
Çözecek cinstendi!"
Vedat Komiser, kalabalığı tek bir bakışıyla
ikiye yararak fırtına gibi araya girdi
Sesi, karakolun o yüksek tavanlı taş
Duvarlarında adeta barut fıçısı gibi infilak etti:
"Yettiniz be! Ne oluyor ulan burada?!
Dağ başı mı, eşkıya kampı mı burası?
Koskoca devletin karakolun da ne bu curcuna?
Diye öyle bir kükredi ki,
Karakolun tavanındaki avize zangır zangır
Titredi, bahçedeki kuşlar ağaçtan uçtu!"
Birden sarı saçlı kadın öne atıldı
Şikayetçiyim komiserim!
Kalçamı mıncıkladı bu ırz düşmanı, dedi!"
Hemen arkasından sözü ahali devraldı
Şikayetçiyiz bu ırz düşmanından!"
Komiserim dediler!
Komiser vedat
Kimden şikayetçisiniz ulan?
Kim bu ırz düşmanı?!" dedi!"
Ahali hep bir ağızdan
"Şevket’ten! Şevket’ten komiserim!" dedi
Komiser vedat ahalinin tek bir ağızdan
Patlattığı o "şevket’ten!" nidasıyla birlikte
İyice sinirlendi!"
"Kim ulan bu şevket denen hırbo?! dedi
Onur Altınok
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.