3
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
178
Okunma
Affetmek, çoğu zaman bir erdem olarak öğretilir bize. Büyüklüktür, olgunluktur, yüksek karakterin göstergesidir. “Affet ki rahatlayasın”, “Affet ki özgürleşesin” derler. Doğrudur da belki. Ama bir de şu var: affetmek, bazen en büyük cezadır. Çünkü birini affettiğinde, aslında ona şunu söylersin: “Artık senin için ne nefretim ne de sevgim kaldı. Bana hiçbir şey hissettirmiyorsun. Boşluktan farksız.”
Ve bu, bir insanın alabileceği en ağır cevaptır.
Düşün. Birine kızgınsın. İçin yanıyor, onu düşündükçe sinirleniyor, belki ağlıyorsun, belki uykuların kaçıyor. Ama yine de düşünüyorsun. Yani o hâlâ bir yerlerde, zihninin en karanlık köşesinde bile olsa var. Kızgınlık, ne kadar acı verse de, bir bağdır. Ne kadar törpülmüş de olsa, ilişkinin hâlâ orada olduğunu gösterir. Nefret etmek bile, bir tür ilgidir. Çünkü nefret, karşındakini hâlâ önemsediğinin itirafıdır.
Ama affetmek… Affetmek, o bağı keser. Öyle bir keser ki, ne dikiş izi kalır, ne kan. Her şey olmuş bitmiş gibi, sessiz, temiz, acımasız. Affeden kişi, artık karşısındakine bakarken ne bir öfke duyar, ne bir özlem. Sadece… hiçbir şey. Boş bir duvar gibidir bakışları. Ne bir soru sorar, ne bir cevap bekler. O insan, affedenin dünyasında bir figürandan bile ötesizdir. Vardır belki, ama yoktur.
İşte bu yüzden, affetmek bazen en büyük cezadır. Çünkü bir insanı cezalandırmanın en ağır yolu, onu görmezden gelmek, ona karşı tamamen kayıtsız kalmaktır. Ne kavga, ne barış, ne açıklama, ne özür. Sadece içi boş bir “affettim” cümlesi. Aslında söylenmemiş bir sen artık benim için hiçbir şey ifade etmiyorsundur bu.
Kimi zaman insanlar affedilmek için yalvarırlar. Sanırlar ki affedilirlerse her şey düzelecek, eski günlere dönülecek. Oysa affedilmek, çoğu zaman bir sonun başlangıcıdır. Affeden taraf, artık o ilişkiye dair hiçbir duygu taşımadığı için rahatlamıştır belki, ama affedilen ise o soğuk duvarın karşısında sonsuza dek elinde bir özürle beklemeye mahkumdur. Çünkü affedilmiştir ama asla unutulmamıştır. Unutulmamakla birlikte, artık hiçbir anlamı da kalmamıştır.
Bu paradoks, belki de insan ilişkilerinin en acı yüzüdür. Bazen bir kavgayı sürdürmek, affetmekten daha umut vericidir. Çünkü kavga, hâlâ bir şeylerin olduğu anlamına gelir. Oysa affetmek, her şeyin bittiğine dair sessiz bir imzadır.
Yine de hayat öyle komplike ki, bazen affetmekten başka çare kalmaz. Ama o zaman da şu bilinmeli: affettiğimiz anda karşımızdakine son darbeyi vurmuş oluruz. Onu sonsuz bir hiçliğe, duygusal bir sürgüne göndeririz. Affetmek, “seni affediyorum” demek değil, “seni artık hiçbir şey olarak görmüyorum” demektir. Ve belki de bundan daha büyük bir ceza yoktur.
O halde, kimini affetmek yerine ona hâlâ kızmaya devam et. Çünkü kızgınlık, bir gün barışa dönüşebilir. Ama affetmek, dönüşü olmayan bir yoldur. O yolun sonunda ne sevgi vardır, ne nefret. Sadece bir boşluk. Ve boşluk, her şeyden beterdir.
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.