1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
229
Okunma
Sevgili kendim,
Önce şunu itiraf edeyim: bu mektubu sana yazmak zorundayım. Çünkü başka kimse yok. Ve bu cümle, artık bir şikâyet değil, bir zafer.
En en kötü anını yalnız başına yaşadığın o geceyi hatırlıyor musun? Işıklar sönmüştü, telefon suskundu, kapı çalınmıyordu. O gece, içinde bir şeyler sonsuza dek değişti. Nasıl oldu biliyor musun? Sessizce. Bir camın çatlaması gibi değil, bir nehrin yatağını değiştirmesi gibi. Su aynı suydu ama artık başka yere akıyordu.
O gece öğrendin: insanlar gelip geçer. Gelirken “sonsuza kadar” derler, geçerken “nasılsın?” bile demezler. Sözlerin tutulmadığını gördün. O sözler ki bir zamanlar “seni asla bırakmam” diye başlamıştı, şimdi “seni zaten hiç istememiştim” diye bitiyor. Yardımların, en çok ihtiyaç duyduğun anda bıçak gibi kesildiğini öğrendin. Sanki evren, seni çıplak bırakmak için plan yapmış gibi. Ne garip değil mi? En çok tutunacak dal aradığın anda, bütün dallar geri çekiliyor.
Ama sonra bir şey oldu. O cehennemden çıktın. Çıkarken tırnakların kırıldı, dizlerin kanadı, sesin kısıldı. Ama çıktın. Ve o an fark ettin ki, kimin kaldığı ya da kimin gittiğinin hiçbir önemi yok. Çünkü kalan da giden de aynı kapıdan çıkıyor aslında. Gerçek olan tek şey vardı: o da sen. Sonunda her zaman orada olacak tek kişi, her savaşta, her düşüşte, her bitmeyen gecede sendin. İşte o an, gözlerindeki perde yırtıldı.
Duygusal bağımlılığın sadece bir yanılsama olduğunu keşfettin. Tıpkı bir serap gibi. Uzaktan göl, su, hayat gibi görünür; yanına gidersin, avuçların kumla dolar. Boşluklarını başkalarına bel bağlayarak doldurmaya çalışmanın zaman kaybı olduğunu anladın. Çünkü senin boşlukların, senin ellerinle dolmalıymış. Başkasının avucunda büyüyen çiçek, senin toprağına ait değilmiş.
Ve şimdi en önemli kısım: Yanında kimse olmadan en büyük acıyı aştığında, durdurulamaz hale gelirsin. Evet, durdurulamaz. Çünkü artık korkacak bir şeyin kalmaz. En kötüyü yaşadın, en yalnızı yaşadın, en karanlığı gördün. Ondan sonra gelen her şey, yanında bir ışık gibi olacak. Ne kadar az ışık olursa olsun, karanlığa alışmış gözler için parlaktır.
Artık onay ve takdir dilenmiyorsun. Ne güzel bir özgürlük değil mi? El açmıyorsun kimseye. “Aferin” beklemiyorsun. “Ne derler?” diye sormuyorsun. Çünkü asıl önemli olanı buldun: büyümen, amacın, içindeki güç. O güç ki, dağları delmese bile seni ayakta tutmaya yeter. Ve bazen ayakta kalmak, dağları dize getirmekten daha büyük bir mucizedir.
İşte bu yüzden şimdi biliyorsun: doğru insanlar hayatına, onları tutmaya çalışmadan girecekler. Kapını zorlamayacaklar, merhaba demek için davet beklemeyecekler. Gelirler, otururlar, bir çay içerler, belki kalırlar, belki gitmek zorunda kalırlar. Ama sen tutmayacaksın. Çünkü tutmak, kaybetmeye mahkûm etmektir sevdiğini. Ve orada yeri olmayanlar, kendi başlarına ayrılacaklar. Törensiz, veda etmeden, bir gece sessizce. Ve bu, yolunu asla etkilemeyecek. Çünkü senin yolun, senin ayaklarının altında çizilir. Başkasının gidişi, o çizgiyi silemez.
İşte, gerçek bir adam, gerçek bir insan böyle dövülür. Yalnızlıkta, sınavda, zorluğun ateşinin kalbinde. Demir nasıl ateşte dövülürse, insan da yalnızlıkta. Ve o ateşten çıktığında, için ışıldar. Kimsenin görmesi gerekmez o ışığı. Sen görürsün ya, o yeter.
Ve oradan çıktığında, içinde kimsenin asla elinden alamayacağı şeyi taşırsın: sarsılmaz bir zihniyet. Bu zihniyet, sana fısıldar her sabah: “Bugün de varsın. Bugün de ayaktasın. Bugün de yalnız ama yıkılmazsın.”
İşte bu mektubu sana, kendime yazdım. Hatırlaman için. Unuttuğun anlar olacak belki. Yine birine sığınmak isteyeceksin, yine “bir el uzansa” diye bekleyeceksin. O zaman bu mektubu oku. Oku ve gör: o el senden başkası değil. Hep öyleydi, hep öyle kalacak.
Sevgiyle, hayranlıkla ve minnetle,
Kendi kendine yeten, kendi kendini döven, kendi kendini iyileştiren adamlara/kadınlara selam olsun...
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.