2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
182
Okunma
"Delirmemek için yazanlar delirdiğinde de yazmaya devam edecek. Ne içten bir deliliğin bilgeliğidir bu. Kendimizle tanışma hâli"
Delirmemek için yazar insan. İçindeki kalabalığı susturmak, kafasının içinde büyüyen fırtınaları kağıda dökmek, çığlığını sessiz harflere emanet etmek için yazar. Kimi geceler uykusuzdur, kimi sabahlar mahmur. Ama yine de yazar. Çünkü yazmak, aklın ipidir; tutunmazsan düşersin. Ve düşmek, delirmektir.
Oysa ne garip: Delirmemek için yazanlar, delirdiklerinde de yazmaya devam eder. Çünkü yazmak, deliliğin de ötesinde bir şeydir. Delilik, aklın kaybolduğu an değil; aklın başka bir biçimde, başka bir hızda, başka bir renkte akmasıdır. Deli, aslında herkesin görmediğini gören, herkesin duymadığını duyan, herkesin anlamadığı bir dille konuşandır. İşte o zaman kalem elden düşmez. Tam tersine, daha sıkı sarılır. Çünkü yazmak, deliliğin değil, insanın kendini kaybetmeme savaşının adıdır. Yarasa olsan da yazarsın, kuş olsan da. Bir nehir olsan, akışını yazarsın mesela. Bir taş olsan, sessizliğini.
Ne içten bir deliliğin bilgeliğidir bu. Delilikle bilgeliğin aynı kuyudan su çektiğini bilmek. Akıl hastanesinde bir odada, duvara yazı yazan adamın elindeki tebeşir, en büyük filozofların kaleminden daha keskindir. Çünkü o, kendini kaybetmemek için yazar. Oysa çoğumuz, kendimizi bulmak için yazdığımızı sanırız. Halbuki yazmak bulmak değil, kaybolmamaktır. Zaten bulunacak bir şey yoksa, kaybolmamak yeterlidir.
Kendimizle tanışma hâli işte tam burada başlar. Aynaya baktığında "bu benim" diyebilmek değil, aynada gördüğün yabancıya "sen de benim bir parçamsın" diyebilmektir. Delilikle aramızdaki mesafe, aslında kendimize olan mesafemizdir. Çünkü her insanın içinde biraz deli, biraz âşık, biraz mecnun başka bir ben, başka bir hal vardır. O tarafı yok sayarak yaşamak, asıl deliliktir. Onu kucaklayıp, onunla konuşup, ona bir sayfa açmak ise bilgeliktir.
Yazmak, işte bu yüzden bir ibadettir. Ne din ne devlet ne millet bilir. Sadece insan bilir. İnsanın kendini unutmama çabasıdır yazmak. Unutursan delirdin demektir. Hatırlamak içinse bazen delirmek gerekir. Döngü budur. Ve bu döngünün içinde, en çılgın anında bile hiç durmadan yazanlar vardır. Onlar, aslında hiç delirmemiş olanlardır. Çünkü delirmek, yazmayı bırakmaktır. Yazıyorsan, hâlâ bağlantıdasındır. Hâlâ bir yerlerde, bir şekilde, kendinlesindir.
Kendimizle tanışma hâli işte bu: çatlamış ama dağılmamış olmak; akmış ama dökülmemiş olmak; bir o kadar mahzun, bir o kadar şen. Ne tam akıllı, ne tam deli. Uçurumun kenarındaki o ışıltılı yerde durmak. İşte orada yazmak, altın kıymetindedir. İşte orada yaşamak, bilgeliktir.
O halde yaz. Aklın yerindeyken yaz, yerinden oynadığında yaz. Çünkü yazdığın her satır, kendine attığın bir halattır. Ve o halat, seni hep kendine bağlar. Belki biraz sarsar, belki biraz boğar, ama asla bırakmaz. İşte bu yüzden, delirmemek için yazanlar, delirdiğinde de yazmaya devam eder. Ve onlar, aslında hiç delirmemiş olanlardır. Sadece herkesten daha cesurca, daha çıplak bir şekilde kendileriyle tanışmışlardır.
Şimdi kalemi eline al. Yaz. İster bir şiir, ister bir çizik ,ister bir küfür, ister bir isim. Yeter ki yaz. Çünkü yazmak, unutmamaktır. Unutmamak ise, delirmemektir. Ve delirmemek, belki de tek gerçek bilgeliktir.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.