Okuduğunuz
şiir
29.1.2014 tarihinde günün şiiri olarak seçilmiştir.
Sonrası Koyuluk
.
Ah bir yara kabuğu üstünde solan yorgun şairler!
.
orada oturuyordum gökyüzünün hiç üzerinde uyuduğu yerde içimde bir rüzgar yükseliyordu kehribar ağlayan ağaçlara doğru bir tespihten dökülürken zaman kendi omurgasına katlanıyordu karanlık gördüm kafesli, manevi ve vahşi o kuşlar ölüleri terk etti
insandık tanrının çuha çiçeği
orada oturuyordum başka bir kader için çabalanan o yerde aşkın göğüsten beslendiği çorak sevindirdiğiydi zaman babam su ile evlendi annem toprak ne zamançiçek bilseler beni bahçelerinde bir el büyüdü içlerinde uzak bir kış yükseldi
başka bir yerde unutabilirdi tanrı beni dedim misal debisinde bir selin sığınabilirdim belki o zaman kendi dalgacığımla Mila’nın mağaralarına parmağımda su gerginliği inanç ötesinde bir mavi daha farklı iliştirebilirdim yakanıza bu halsiz ve gri duman çizgilerini
ama tanrının bana söylediği o defne ilahi ışıklarını yaksın artık dağlar suya çürüsün kıyamet her yerde canlı şeylerin bağı vakit bir haylice kim kalırsa yüksek ve esmer sesiyle karanfil bir sona büyüsün istedim içimde
ama benim adım gölge çiçeği ve ışıksız, şarap lekeli her gece
mç-jir-gnşk
Başta seçici kurul ve site yöneticilerimiz olmak üzere gününe değer kılan herkese sonsuz saygı ve sevgi ile.
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
şiirlerin gözükara çocuğu,kayıtsız bir tarihe girer gibi düştüm sayfana yine.. seni düşsüz kentlerin gölge çiçeği.. aysız bir gecede kaç gökyüzü edindim bir bilsen.. bütün imgelerin birbirlerine tutunmuş,ne verebilirim diye düşünüyorum şu an.. sana en güzel Cumartesiçiçeği'mden versem olur mu?.. sonrası,tıka basa düş bahçesi..sevgilerimle..
Evet şarap lekelidir geceler ama şaraplar mahsenlerde yıllarca bekleyerek olgunlaşırlar peki ya sen daha ne kadar bekleyebilirsin o mahsenlerde.........
.......................şiir özel ..............bilirsin benim için sen çok daha özelsin .............sevgimle cam gözlü kardeşim benim...
Açtım, dinliyorum şimdi böyle güzel hatırlatmanız üzere o türküyü. Bir türkünün kalbinden dokunabilmek insanlara.. Bir şiirin ciğerinden nefes alabilmek.. Ne mutlu ki bana iyi gelenmişim ben.. Çok teşekkür ederim hocam. Saygı ve her daim sevgi..
Açtım, dinliyorum şimdi böyle güzel hatırlatmanız üzere o türküyü. Bir türkünün kalbinden dokunabilmek insanlara.. Bir şiirin ciğerinden nefes alabilmek.. Ne mutlu ki bana iyi gelenmişim ben.. Çok teşekkür ederim hocam. Saygı ve her daim sevgi..
kafesli, manevi ve vahşi o kuşlar ölüleri terk etti
Tanrı, insan kızıllığında nefret doğuruyordu.
orada oturuyordum başka bir kader için çabalanan o yerde aşkın göğüsten beslendiği çorak sevindirdiğiydi zaman babam su ile evlendi annem toprak ne zaman çiçek bilseler beni bahçelerinde bir el büyüdü içlerinde uzak bir kış yükseldi
orada oturuyordum üstüme giydirilen elbise ağırlığında üstüme basılıyordu toprak oluyordum sen ise bulut pareleldik sadece eksene işte dinlere uzak kalışım bundandı..
parmağımda su gerginliği inanç ötesinde bir mavi daha farklı iliştirebilirdim yakanıza bu halsiz ve gri duman çizgilerini
gözümde insan sevgisi içimde sevda ateşi yaşamda cehennem döngüsü yağmursuz bir hayat işte cennete ırak kalışım belki de bundan dı..
Çok güzel bir şiirdi okuduğum yalnız netim gitti karıştı biraz sayfanız özür dilerim, güçlü bir beyin ve kalem olduğu ortadadır tebrik ediyor saygı ve sevgilerimi iletiyorum...
Ali Niyazi Gül tarafından 1/30/2014 12:52:13 PM zamanında düzenlenmiştir.
5 yıl oldu sanırım. Belki de daha fazla.. İnsandık ve neler neler yaşadık bu süreçte. Şüphesiz ki sen ve sevgili eşin en büyük tanığı oldunuz varoluş kaygım ya da kaygısızlığımın. Değişmeyen en güzel şeylerden biri sizin devasa sizin naif sizin her türlü güzel varlığınız ve sevginiz oldu canım abim. Allah utandırmasın ve daim kılsın son suyumuza kadar vefalı bu yoldaşlığı. Çok teşekkür ederim. İkinizi de kocaman öpüyorum. Saygı ve sevgi..
5 yıl oldu sanırım. Belki de daha fazla.. İnsandık ve neler neler yaşadık bu süreçte. Şüphesiz ki sen ve sevgili eşin en büyük tanığı oldunuz varoluş kaygım ya da kaygısızlığımın. Değişmeyen en güzel şeylerden biri sizin devasa sizin naif sizin her türlü güzel varlığınız ve sevginiz oldu canım abim. Allah utandırmasın ve daim kılsın son suyumuza kadar vefalı bu yoldaşlığı. Çok teşekkür ederim. İkinizi de kocaman öpüyorum. Saygı ve sevgi..
Sessizlik ve dinginlik içinde bir öte bir beri; ötesi sonsuzluk, berisi, olduğu yer, arasında , öyle bir kendini ve evreni gözlemiş ki kalem, yaşam ve anlamı dizelere sığdırılarak sorgulanabilmiş. Tebrikler..
Kafamdaki kimi soruları açıkladığın için teşekkürler JİR.
JİR Diyor ki:
"Bugün de söz konusu olan şey bir yazmak eylemi ise aynı şeyi düşünür, aynı şeyi söylerim. Demenin yolu değişir bir tek, söylemenin yolu.. Son zamanlarda şiirin duayenleri(!) "aşk, mavi, fahişe, heybe, jilet ve her neyse" gibi sözcüklerin şiirlerde sık kullanımının vermiş olduğu rahatsızlığı sıkça dile getiriyorlar. Haklılar da bir yönden ama beni rahatsız eden şey şiirlerde bu kelimeleri görmek değil bu kelimelerin aynı yolla kullanıldığını görmek.. Farkını yaratamamak ve o farkla yaşayamamak. Bir zaman sonra daha da benzeşmek. Misal bakıyorum şöyle bi azıcık İsmet Özel'den azıcık Necip Fazıl'dan biraz biraz da Kahraman Tazeoğlu, Nazan Bekiroğlu'ndan alıp, araya biraz da Cemal Süreya ve Ah Muhsin Ünlü'den katıp, Cahit Zarifoğlu'nu unutmayıp Küçük İskender'e de bir selam çakıp öyle koyuyorlar şuursuzca ürünlerini ortaya. Lakin bilmiyorlar devamlı satmaz o ürün zamanın ÖZGÜN pazarında. "
KUVVA tarafından 1/30/2014 11:09:09 PM zamanında düzenlenmiştir.
Öncelikle teşekkür ederim. Tanrının tribünü değil mi ki zaten dünya :) Siz hiç kafanızı oralara yormayın. Kavramlar ve onların alışılagelmiş ifadelerine takılmayın. Çünkü ben tanrı derken belki de babamdan bahsediyorum.. Belki de uzaydan...
Tekrar teşekkür ederim samimiyetinize. Saygı ve sevgi.
Öncelikle teşekkür ederim. Tanrının tribünü değil mi ki zaten dünya :) Siz hiç kafanızı oralara yormayın. Kavramlar ve onların alışılagelmiş ifadelerine takılmayın. Çünkü ben tanrı derken belki de babamdan bahsediyorum.. Belki de uzaydan...
Tekrar teşekkür ederim samimiyetinize. Saygı ve sevgi.
Büyüdükçe (yaşlandıkça demiyorum) :) daha da bi duygusallaşıyorum mucizem ben de seni çok seviyorum. Gerçekten de dağa taşa vurmak istiyorum bazen kendimi. Gidersem dönemem diye korkuyorum sonra. Bu şehirde dağ bilmek birini; zor..
Orada yaşasaydım takılırdım mucizem peşine. Birlikte yürürdük dağ bayır. Enerjine hayranım, nazara mı geldin ne :( Ya da bir dönemin yorgunluğu çıkmış üstünden diyelim.
Çok teşekkür ederim canımın içinin içi.. Öperim yorgunluğundan..
Büyüdükçe (yaşlandıkça demiyorum) :) daha da bi duygusallaşıyorum mucizem ben de seni çok seviyorum. Gerçekten de dağa taşa vurmak istiyorum bazen kendimi. Gidersem dönemem diye korkuyorum sonra. Bu şehirde dağ bilmek birini; zor..
Orada yaşasaydım takılırdım mucizem peşine. Birlikte yürürdük dağ bayır. Enerjine hayranım, nazara mı geldin ne :( Ya da bir dönemin yorgunluğu çıkmış üstünden diyelim.
Çok teşekkür ederim canımın içinin içi.. Öperim yorgunluğundan..
gidip gelip okuyorum. bugün tuhaf bir büyü var şiirinde.varlığını devam ettiren. bütünleştiren. üstelik işgalci bir şiir bu Jir. fakat ne olursa, nasıl olursa olsun çok iyi şiir.
insanız. doğru da bizim için yanlış da. söz konusu şiir olunca; taraf olmak gerek olmak. iyiden yana. sevemediğim şiirlerin de oldu elbet. ya da fazlaca özgür bulduklarım. özgürden kasıt nedir biliyorsun. ve fakat; okumaktan vazgeçmedim. ve tüm kâlbimle diyebilirim; bu şiir yazdığın en iyi şiir nazarımda.
gerçeği daha derinden anlatan bir cem var sayfada. suyun ve toprağın. ve insanın. ve kaderin cemi. aslında bu cem senin. ayrıntılardaki egemen rasyonellik adetâ anlayış ve estetiği vurguluyor. şovenizm değil bu söylem. öylesine rafine. öylesine ermiş bir söylem. işte bu sebepledir ki; çok iyi şiir bu.
şiirin iyiliği ezgisinde ise; büyülü bir ezgisi var işte az evvel dediğim gibi. ve bu büyü seni her dâim okunur kılacaktır.
Bunları senin gibi bir kalemden duymak benim için çok özel Sevgili Su Yolu. Tarzımız farklı, bunu biliyorum ama son birkaç aydır gözlerimde bir perde olmadan takip ediyorum seni. Ve görüyorum ki kalem ne yazdığını bilince okuyucusuna da kabul ettiriyor samimiyetini. Perde kalktı dedim ya aslında bir de özür borcum var sana; manzaran hep güzeldi, bunu bilip de kendi kendimi hastalıklı bir karanlığa sürüklemem özüme şirk idi. Şükür daha iyi şimdi çoğu şey ya da büyüyoruz işte böyle böyle şiirin ve varlığın eteklerinde. Hamdolsun zamanın bize verdiklerine. O dik duruşun, Orta Asya kokun daim olsun. Tekrar teşekkür ederim. Saygı ve sevgi.
insanız. doğru da bizim için yanlış da. söz konusu şiir olunca; taraf olmak gerek olmak. iyiden yana. sevemediğim şiirlerin de oldu elbet. ya da fazlaca özgür bulduklarım. özgürden kasıt nedir biliyorsun. ve fakat; okumaktan vazgeçmedim. ve tüm kâlbimle diyebilirim; bu şiir yazdığın en iyi şiir nazarımda.
gerçeği daha derinden anlatan bir cem var sayfada. suyun ve toprağın. ve insanın. ve kaderin cemi. aslında bu cem senin. ayrıntılardaki egemen rasyonellik adetâ anlayış ve estetiği vurguluyor. şovenizm değil bu söylem. öylesine rafine. öylesine ermiş bir söylem. işte bu sebepledir ki; çok iyi şiir bu.
şiirin iyiliği ezgisinde ise; büyülü bir ezgisi var işte az evvel dediğim gibi. ve bu büyü seni her dâim okunur kılacaktır.
Bunları senin gibi bir kalemden duymak benim için çok özel Sevgili Su Yolu. Tarzımız farklı, bunu biliyorum ama son birkaç aydır gözlerimde bir perde olmadan takip ediyorum seni. Ve görüyorum ki kalem ne yazdığını bilince okuyucusuna da kabul ettiriyor samimiyetini. Perde kalktı dedim ya aslında bir de özür borcum var sana; manzaran hep güzeldi, bunu bilip de kendi kendimi hastalıklı bir karanlığa sürüklemem özüme şirk idi. Şükür daha iyi şimdi çoğu şey ya da büyüyoruz işte böyle böyle şiirin ve varlığın eteklerinde. Hamdolsun zamanın bize verdiklerine. O dik duruşun, Orta Asya kokun daim olsun. Tekrar teşekkür ederim. Saygı ve sevgi.
:) onlar işlerini bilirler.. tıpkı benim yazdığımı bildiğim gibi.. karışmayalım bence bu işe.. biz yazalım, paylaşalım ve sonra yaşama tekrar akalım :) sevgiler..
şiirden anladığımı göreceksiniz gecenin bi yarısı ben bir şey biliyorum da konuşuyorum:) yanılırsam da ben değil kurul hata yapmış olacak kırmızı iyidir ayrıca
:) onlar işlerini bilirler.. tıpkı benim yazdığımı bildiğim gibi.. karışmayalım bence bu işe.. biz yazalım, paylaşalım ve sonra yaşama tekrar akalım :) sevgiler..
şiirden anladığımı göreceksiniz gecenin bi yarısı ben bir şey biliyorum da konuşuyorum:) yanılırsam da ben değil kurul hata yapmış olacak kırmızı iyidir ayrıca
Lise yıllarındaydı sanırım, hâlâ sanıyorsam bir tersliğin varlığından emin olmak hiç de zor değil. Filmin vizyon târihine bakmalıyım bu hâlde, tabîi bir sınavda çıkma olasılığı olan bir soru olsa idi bu bilgiye ihtiyaç duymamın sebebi.. Böyle bir şey yoksa eğer, biz konuşmaya devam edelim.
Birgün uyandığında yalnızca hüviyetine âit kanallardan yine yalnızca sana gelmesi muhtemel bir mesaj alıyorsun. Telefon demiyorum, çünkü henüz ne çağıydı çakıl mı taş mı.. İşte eski devirlerde olma olasılığını da hesaba katarsak güvercin kanadı mı duman yolu mu bilemeyeceğimiz bir şekilde sana ulaşan bir mesaj. Mesajın bizim dilimizdeki karşılığını düşünelim mi. Mesaj.. Haber. Aklım en çok bu kadarı ile uğraşabiliyor şimdilik. İlaçları yatağa düştükten sonra alırsan daha fazlasına çalışmasını beklemen biraz neyce olurdu Jir, bunu sen söyle..
Ad senin adın fakat soyadı ile hiçbir kan bağlantın yok. Fakat o soyadı sanki. Hani bir yerlere gidince kızlık soyadı gibi şeyler soruyorlar ya. İkinci soyadını öyle bir ihtimâl ile ilgin alâkan yokken öğreniyorsun. Yapabildiğin tek şey “bu nedir..” türünden sorular sormak ve inan herkes en çok senin bildiğin kadarını biliyor. Ne yaparsın, yeni soyadınla tekrar şiirler yazmak ister misin. Yazarsın, bu sefer farklı olur lâkin. Bilim-kurgu tarzında bir şeyler yazarsın. Öyle şiirler oluyor mu, benim bilgim yok. Ama öyle hikâyeler biliyorum. Bir kitabın son sayfalarındaydım ve hemen okuyup bitirmek istedim, uykusuzluktan gözlerim acıyordu.Sonrasında hatırladığım tek şey tüm satırlarda titrediğimdi. Çok sıradan bir öykü kitabıydı. Sıradan dediğim “giriş,gelişme ve sonuç” itibarı ile bir öykü, uzaya falan gitme hikâyesi değildi.. Gerek yoktu, o bile yetmişti.
Sen bizi şiirin yeni türüyle tanıştır.
Yukarıdaki cümlenin kâşifi ya da mûcidi benim lütfen, kayıtlara böyle geçsin. Nasıl mı, mûcit olmanın türlü yolları var. Ne bileyim “peçete”nin mendil gibi hiçbir şekilde eskimeyip kendi kendini yeniler türünden olanlarından icat edilebilir misâl. Tüm hastaların duâlarını alırlar, cennet hayâl değil hakîkat olur onlar için.. Bir şey daha diyeyim mi. Şimdi değil, bugün küsersin onu söylersem. Tüm bu yazdıklarım boyunca tek bir kelime kullanmamış olduğumu fark edersen, söylemiş sayılırım zâten. Ne diyordum, evet mûcit.
Şiir boyu kullandığın tüm kelimeler evvel vakit kullanılmıştı. Yanılıyorsam düzelt lütfen. Ki öyle değil midir zâten, bugün sıfır konuşan var mı? Yok. En çok tekrar edilen nedir peki, duyar gibiyim:
“seni seviyorum..”
Ağaç,gölge, parmak, su, çûha, çiçek, şarap, leke ve gece..”
Hepsinin bir söyleyeni vardır muhakkak fakat –bu söyleyeceğimi herkes biliyor- şiir, farklı söylem sanatıdır. Değil mi? Herkes en fazla “nefret-aşk-intikam-sevgi-saygı” falanı filanı demiştir. İnsan başka duygulardan haberdar değil çünkü. Bilse eminim gün doğmadan güneş batmadan onun da gereğini yapar.
Âdem ile Havva’yı kullanımına hayran kaldım ben. Ve su. Ve bahçe. Ne kullandım ne de böyle ilhamsı bir şeyler hissettiğimi hatırlamıyorum. Okudum çokça. Kullananı da görmedim. Kullananı derken, toprağı toprak gibi suyu su gibi kullanmaktan söz etmediğimi eklemeliyim sanırım.. Bugün câhil değilim, en fazla hasta..
Yeni türden kastım. Şöyle ki sen korkmak nedir, bu konuda hiç düşündün mü? Senin sayfalarında en çok bunu düşünüyorum ben. Ya ben bu kalemden korkuyorum ya da kalem bir şeylerden korkuyor (!) Parantez içi ünlem işâretini kullanma sebebim, gülmek.. İki nokta üst üste sağdan kapalı parantezin şekli var ya tebessüm, işte onun için..Le le velle ez nızanım (!)
Kim neyden dilerse ondan korksun ben en çok bedenimin takatsiz kalmasından korkuyorum, kabuslardan bir de.. Sen şiirden korkma ama. Söylenecek hep çok şey var, ne derler tadında bırakalım. Okunduğunu bilmen kâfi..
Zehir zehir.. Öyle derler hani, neye dediklerini inan hatırlamıyorum. Çok da mühim değil, sen nasılsa anladın ne demek istediğimi..
Tüm söylediklerine katılıyorum dersem, vaziyet "den den" i inkâr olmaz mı. Olur olur. Bir şeyi iki kere söylersen ve ola ki ikincisinde sehven farklı bir sözcük kullanırsan, battı balık..yan düz ne dersen ondan..
Kekeme kalemlerin varlığı da en az düşüncesizlik kadar yaygın. Sağ ile sol'un varlığından ziyâde o dediğin aşk ile hemhâl olanlarlayız biz. Belki değil yeni tür hiçbir şeyizdir, sesi tanımanın kâfi kârında kulaç atıp durmak en iyisi..
Kulaç demişken. Yüzmekle pek bir ilişim yoktur. Geçmedim yanından, yine de istersen aynı denizde boğulurum seninle ;)
Sevgili Havin, öncelikle geçmiş olsun dilerim. Göğsüne iyi bak.. O göğüsten yükselir her sabah güneş ve aşık kal, aşık ol, aşık yaşa.. Doktorların bilip de görmediği, reçetelere işlemediği bir ilaçtır aşk.. Yatağa da düşürecekse eğer çift kişi düşürür :)
Gelelim bu samimi yorumuna;
"Canım öyle istiyor
Siz bir kadınsınız. "Ah sahi mi?"
İşte tutucu sayısına bakacak olursak oldukça popüler bir kimlik olduğunuz da söylenebilir. "Çok yerinde bir tespit, siz mi buldunuz?" Eh her çeşidinden mesaj aldığınızı da varsayabilirim. "Haklılık payınız var muhakkak." Bu durumu biraz sitedeki erkek popülasyonuyla ilişkilendiriyorum. "Hımm, sizi dinliyorum can kulağıyla."Demem o ki, işte şu kalabalığın yaklaşımını az çok sezdiğim için gereğinden fazla incelikli ve saçma bir tutum sergiliyorum." "Bakın bu çok ilginç, siz farklısınız sanırım" Farklı olduğum iddiasındayım, daha iyi olduğum iddiasında değil, fazla incelmişlik çoğu zaman sırıtır ve sahtelikle benzeşir. "Lütfen devam edin." Aslında henüz size karşı nötr durumdayım. Sadece şiirlerinizden birinde küçük bir detay gözüme ilişti ve bunu sizinle paylaşmak istedim. "Öyleyse siz şiirler konusunda bir otorite olmalısınız." :):)
...
Popüler bir kimlik olmak adına bir çabam olmadı ki olsaydı zırp pırt yazmaz, yazdıklarım üzerinde çalışır ve yazdığımın çok daha iyisini yazabilir ve eklerdim.
Yazı yazmanın hele hele bunu bir şekilde kamusal alana taşımanın dinamikleri karanlıkta kalmıştır hep. Niye yazıyorum? Hatta bunun bir ötesi " Niye yazdıklarımı başkaları ile paylaşıyorum? "
Belirli bir yetkinliğe erişilen her sanatta; "Niye?" sorusunun ağır bastığı noktada keskin kararlar alınması zorunluluğu doğar. Eğer yanıtınız: "Ölümsüz olmak istiyorum. Benden daha önce kimseler söyleyeceklerimi akıl edememişti. Dünyayı değiştirmek istiyorum. Yazmadan duramıyorum ve bunlara başkalarının ihtiyacı var. İşim bu, ben böyle para kazanıyorum vb şeklinde ise bu durumda yazmaya ve yazdıklarınızı paylaşmaya devam edersiniz."
Pek tabi yanıtınız : "Canım öyle istedi" ise bu durumda başınızı ağrıttığı noktada yazmayı ve paylaşmayı bırakırsınız.
Sanırım neden-niçin yazıyorum ilişkisini kurmuş ve daha sonra kurduğum tüm ilişkiden kurtulmuşum :) Geçmiş ve gelecek arasındaki devinimde yer edinmek gibi bir kaygım da yok.
Nihayetinde yazmak; bir ormana girmeyi göze almaksa canımız istediğinde o ormanı kundaklama hakkına sahibiz. Farz edin ki yaktım ormanı. Bana bir kova suyla gelmeyiniz :) "
diye cevap vermiştim bir okuyucuma. Bugün de söz konusu olan şey bir yazmak eylemi ise aynı şeyi düşünür, aynı şeyi söylerim. Demenin yolu değişir bir tek, söylemenin yolu.. Son zamanlarda şiirin duayenleri(!) "aşk, mavi, fahişe, heybe, jilet ve her neyse" gibi sözcüklerin şiirlerde sık kullanımının vermiş olduğu rahatsızlığı sıkça dile getiriyorlar. Haklılar da bir yönden ama beni rahatsız eden şey şiirlerde bu kelimeleri görmek değil bu kelimelerin aynı yolla kullanıldığını görmek.. Farkını yaratamamak ve o farkla yaşayamamak. Bir zaman sonra daha da benzeşmek. Misal bakıyorum şöyle bi azıcık İsmet Özel'den azıcık Necip Fazıl'dan biraz biraz da Kahraman Tazeoğlu, Nazan Bekiroğlu'ndan alıp, araya biraz da Cemal Süreya ve Ah Muhsin Ünlü'den katıp, Cahit Zarifoğlu'nu unutmayıp Küçük İskender'e de bir selam çakıp öyle koyuyorlar şuursuzca ürünlerini ortaya. Lakin bilmiyorlar devamlı satmaz o ürün zamanın ÖZGÜN pazarında.
Bir de "şiirin yeni türü" demişsin ya her türlü tür'e karşıyım bilesin :) Çünkü her şey doğada zaten var. Hiçbir şey yeni olamaz bu hal üzere. Sadece var olanı farklı işleyip yeniymiş gibi yutturabilirim büyük bir ustalıkla sana. Ama sen de bunu sakın yine bana çaktırma :)
Çok çok sevgim, saygım ve beğenim ile. Öperim ağrıyan yerlerinden. Tekrar geçmiş olsun.
Zehir zehir.. Öyle derler hani, neye dediklerini inan hatırlamıyorum. Çok da mühim değil, sen nasılsa anladın ne demek istediğimi..
Tüm söylediklerine katılıyorum dersem, vaziyet "den den" i inkâr olmaz mı. Olur olur. Bir şeyi iki kere söylersen ve ola ki ikincisinde sehven farklı bir sözcük kullanırsan, battı balık..yan düz ne dersen ondan..
Kekeme kalemlerin varlığı da en az düşüncesizlik kadar yaygın. Sağ ile sol'un varlığından ziyâde o dediğin aşk ile hemhâl olanlarlayız biz. Belki değil yeni tür hiçbir şeyizdir, sesi tanımanın kâfi kârında kulaç atıp durmak en iyisi..
Kulaç demişken. Yüzmekle pek bir ilişim yoktur. Geçmedim yanından, yine de istersen aynı denizde boğulurum seninle ;)
Sevgili Havin, öncelikle geçmiş olsun dilerim. Göğsüne iyi bak.. O göğüsten yükselir her sabah güneş ve aşık kal, aşık ol, aşık yaşa.. Doktorların bilip de görmediği, reçetelere işlemediği bir ilaçtır aşk.. Yatağa da düşürecekse eğer çift kişi düşürür :)
Gelelim bu samimi yorumuna;
"Canım öyle istiyor
Siz bir kadınsınız. "Ah sahi mi?"
İşte tutucu sayısına bakacak olursak oldukça popüler bir kimlik olduğunuz da söylenebilir. "Çok yerinde bir tespit, siz mi buldunuz?" Eh her çeşidinden mesaj aldığınızı da varsayabilirim. "Haklılık payınız var muhakkak." Bu durumu biraz sitedeki erkek popülasyonuyla ilişkilendiriyorum. "Hımm, sizi dinliyorum can kulağıyla."Demem o ki, işte şu kalabalığın yaklaşımını az çok sezdiğim için gereğinden fazla incelikli ve saçma bir tutum sergiliyorum." "Bakın bu çok ilginç, siz farklısınız sanırım" Farklı olduğum iddiasındayım, daha iyi olduğum iddiasında değil, fazla incelmişlik çoğu zaman sırıtır ve sahtelikle benzeşir. "Lütfen devam edin." Aslında henüz size karşı nötr durumdayım. Sadece şiirlerinizden birinde küçük bir detay gözüme ilişti ve bunu sizinle paylaşmak istedim. "Öyleyse siz şiirler konusunda bir otorite olmalısınız." :):)
...
Popüler bir kimlik olmak adına bir çabam olmadı ki olsaydı zırp pırt yazmaz, yazdıklarım üzerinde çalışır ve yazdığımın çok daha iyisini yazabilir ve eklerdim.
Yazı yazmanın hele hele bunu bir şekilde kamusal alana taşımanın dinamikleri karanlıkta kalmıştır hep. Niye yazıyorum? Hatta bunun bir ötesi " Niye yazdıklarımı başkaları ile paylaşıyorum? "
Belirli bir yetkinliğe erişilen her sanatta; "Niye?" sorusunun ağır bastığı noktada keskin kararlar alınması zorunluluğu doğar. Eğer yanıtınız: "Ölümsüz olmak istiyorum. Benden daha önce kimseler söyleyeceklerimi akıl edememişti. Dünyayı değiştirmek istiyorum. Yazmadan duramıyorum ve bunlara başkalarının ihtiyacı var. İşim bu, ben böyle para kazanıyorum vb şeklinde ise bu durumda yazmaya ve yazdıklarınızı paylaşmaya devam edersiniz."
Pek tabi yanıtınız : "Canım öyle istedi" ise bu durumda başınızı ağrıttığı noktada yazmayı ve paylaşmayı bırakırsınız.
Sanırım neden-niçin yazıyorum ilişkisini kurmuş ve daha sonra kurduğum tüm ilişkiden kurtulmuşum :) Geçmiş ve gelecek arasındaki devinimde yer edinmek gibi bir kaygım da yok.
Nihayetinde yazmak; bir ormana girmeyi göze almaksa canımız istediğinde o ormanı kundaklama hakkına sahibiz. Farz edin ki yaktım ormanı. Bana bir kova suyla gelmeyiniz :) "
diye cevap vermiştim bir okuyucuma. Bugün de söz konusu olan şey bir yazmak eylemi ise aynı şeyi düşünür, aynı şeyi söylerim. Demenin yolu değişir bir tek, söylemenin yolu.. Son zamanlarda şiirin duayenleri(!) "aşk, mavi, fahişe, heybe, jilet ve her neyse" gibi sözcüklerin şiirlerde sık kullanımının vermiş olduğu rahatsızlığı sıkça dile getiriyorlar. Haklılar da bir yönden ama beni rahatsız eden şey şiirlerde bu kelimeleri görmek değil bu kelimelerin aynı yolla kullanıldığını görmek.. Farkını yaratamamak ve o farkla yaşayamamak. Bir zaman sonra daha da benzeşmek. Misal bakıyorum şöyle bi azıcık İsmet Özel'den azıcık Necip Fazıl'dan biraz biraz da Kahraman Tazeoğlu, Nazan Bekiroğlu'ndan alıp, araya biraz da Cemal Süreya ve Ah Muhsin Ünlü'den katıp, Cahit Zarifoğlu'nu unutmayıp Küçük İskender'e de bir selam çakıp öyle koyuyorlar şuursuzca ürünlerini ortaya. Lakin bilmiyorlar devamlı satmaz o ürün zamanın ÖZGÜN pazarında.
Bir de "şiirin yeni türü" demişsin ya her türlü tür'e karşıyım bilesin :) Çünkü her şey doğada zaten var. Hiçbir şey yeni olamaz bu hal üzere. Sadece var olanı farklı işleyip yeniymiş gibi yutturabilirim büyük bir ustalıkla sana. Ama sen de bunu sakın yine bana çaktırma :)
Çok çok sevgim, saygım ve beğenim ile. Öperim ağrıyan yerlerinden. Tekrar geçmiş olsun.
Çok teşekkür ederim Sevgili Glenay. Sen geldin gülümsedin ve ışıklarımız koca bir şehri aydınlattı eklenince birbirine, fark ettin mi :) Can'sın sen.. Annesinin naifi.. Her daim çokça saygı sevgi..
Çok teşekkür ederim Sevgili Glenay. Sen geldin gülümsedin ve ışıklarımız koca bir şehri aydınlattı eklenince birbirine, fark ettin mi :) Can'sın sen.. Annesinin naifi.. Her daim çokça saygı sevgi..
babam su ile evlendi annem toprak ne zaman çiçek bilseler beni bahçelerinde bir el büyüdü içlerinde uzak bir kış yükseldi
Şiiri okudum bir kez daha okudum ve ilk hissettiğim eyvahh Jir büyüyor oldu. Farklıydı bu şiir bana göre biraz daha diğerlerinden sorgulardan ziyade sonuçlar üzerinde duruyordu yargılar vardı nedenleri bulmak ve bulduğu nedenlerle tekrar tekrar kanıyordu şiir sanki kabuk bağlamak istemez gibi...Bazen korkarız gerçeklikten ve bir hayali yaşatmak isteriz öylece bizimdir çünkü onlar sevgimizi vermişizdir değer vermişizdir gerçeklikleri bizi acıtacaktır o yüzden bırakıveririz öylece ... Bu sefer bırakmamış benim minik jirim(yüreğimdeki duygusu minik kız ama kocaman bir şair) şöyle bakmış kanamak pahasına gerçeklikleri yansıtmış şiire bırak demiş şiirler kanasın...Şiirde hissettiğim bir başka şey ise kışlarda üşümekten yorulmuş artık sadece sıcacık birşeyler istiyor içini ısıtacak.. Geçen gün düşünmüştüm facee sayfanda çayla iliğil yine bir dize gördüğüm zaman atlasam gitsem ve sıcacık çay yapsam jire ısınır mı acaba üşüyen yüreği diye düşünüp enerjiyle sımsıcak sevgilerimi yollamıştım sana... Dahada büyüyeceksin jir birgün çayda istemiyeceksin çorbada ve tanrıdan birşeyde... Bir ben varım diyeceksin ve ben kendime yeterim.. Bunca sahteleğin arasında.. Düşünen soran sorgulayan insanın sonu bu ve böylede mutlu olacaksın sahteliktense kendi gerçekliğim diyeceksin ve verdiğin değer sadece gerçekten inandıklarına olacak şaşırmıyacaksın o zaman yarım yüzyıla gelen yaşamımın deneyimidir... Eee sabah sabah gene beni çok konuşturdun minik kız... seni seviyorum yüreğini seviyorum şiirini seviyorum bakışını sevgiiyle kal her dem ve şiirini yürekten kutlarken saygılarımıda gönderiyorum sana ..
Benim güzel annem.. Sen hiç merak etme hiç büyüyüp de zaman zaman sana ve hataya şımarabilme lüksümü kimsenin ellerimden almasına izin verir miyim ben :) Çok teşekkür ederim ki yine beni gül sevmişsin, kavak yüceltmişsin. Ne yazık ki tozlanmış üzerinde eğri bir anlayış hakim söz konusu samimiyet ve iyi niyet olduğunda. Dünyada bizim gibi insanlar çok. Ben bunun bilincindeyim ve bu konuda hep bir umut olacak içimde. Sana her bakışımda o umut tazeleniyor çay gibi :) Her daim çokça saygı ve sevgi. Öperim kardeşlerimi ve sıcacık yüreğini..
Benim güzel annem.. Sen hiç merak etme hiç büyüyüp de zaman zaman sana ve hataya şımarabilme lüksümü kimsenin ellerimden almasına izin verir miyim ben :) Çok teşekkür ederim ki yine beni gül sevmişsin, kavak yüceltmişsin. Ne yazık ki tozlanmış üzerinde eğri bir anlayış hakim söz konusu samimiyet ve iyi niyet olduğunda. Dünyada bizim gibi insanlar çok. Ben bunun bilincindeyim ve bu konuda hep bir umut olacak içimde. Sana her bakışımda o umut tazeleniyor çay gibi :) Her daim çokça saygı ve sevgi. Öperim kardeşlerimi ve sıcacık yüreğini..
Diş macunuyla kumdan pastalarını süsleyen o çocuk geldi yine gözümün önüne. Gülümsedim. Özel bir güne sakladığım gül rengi şarabı açtım. Uzun zamandır şarap içmemiştim. Ne kadar güzel olduğunu hatırladım. Sonra ışığın insanın içinde olduğunu da. Işık ateşten ve onu canlı tutmalı.
İnançsa en çok da ölümü inkar etmek içindir. Öyle bildim. Ölümün inkar edilemeyecek bir gerçek olduğunu bildiğim gibi. Onlar hep bedenin ölümlü, ruhunsa sonsuzluğu ait olduğuna inandılar. Ben ruhun yaşam süresince okyanusundan ayrı düşmüş bir damla olduğuna inandım. Ölümse damlanın okyanusa kavuşmasıydı benim nazarımda. Tek aidiyetim buydu.
Sevgili Sarper, yazık olsun ki içi boş ağaçlarda yaşayan kuşlara.. Resmiyeti evlerine taşıyıp her gün aynı sofraya aynı iştah ile oturanlara.. Kendi entelektüel birikimi ile egosunu şişirip insanlara tepeden bakanlara.. Yok'u bilmeyen ve var'ı hep bilecekmiş gibi yaşayan, anlayanlara. Demişti ki günün birnde büyük bir şair bana; "damla kendini tamamlamadan damlamaz" öyle işte.. Damlamadım daha. Ben sadece yazdım. Okyanusa kavuşmak için bile önce tamamlanmak gerekir, anladım. Çok çok sevgim ve saygım ile. Teşekkür ederim kalbine.
Sevgili Sarper, yazık olsun ki içi boş ağaçlarda yaşayan kuşlara.. Resmiyeti evlerine taşıyıp her gün aynı sofraya aynı iştah ile oturanlara.. Kendi entelektüel birikimi ile egosunu şişirip insanlara tepeden bakanlara.. Yok'u bilmeyen ve var'ı hep bilecekmiş gibi yaşayan, anlayanlara. Demişti ki günün birnde büyük bir şair bana; "damla kendini tamamlamadan damlamaz" öyle işte.. Damlamadım daha. Ben sadece yazdım. Okyanusa kavuşmak için bile önce tamamlanmak gerekir, anladım. Çok çok sevgim ve saygım ile. Teşekkür ederim kalbine.
belkide berbat bi şiir ama sevgi göreceli bi iş ben iyiye yakın görüyorum :)hem neden şair berbat bi şiir yazsın ki bilerek yazıyorsa çarmıha gerilmeli
belkide berbat bi şiir ama sevgi göreceli bi iş ben iyiye yakın görüyorum :)hem neden şair berbat bi şiir yazsın ki bilerek yazıyorsa çarmıha gerilmeli
Bir söz vardı, dindarların da günaha ihtiyaçları var diye. peki ama tanrı böyle bir şey ister miydi sahi? korkarım ki istemez, en nihayetinde müritlerini-kullarını o şekilde görmek istemez. hatta ve hatası beni ilgilendirmez sanırım. yani benim sınırlarımın haricinde bir yerde kalıyor. uzanmak istesem de yetişemem. takva noksanlığı.belki de bu yüzden şiir var. bilemiyorum; kendi günahlarımızdan arınmak için. mesela ben öyle görmek istiyorum ve görüyorum da. ki bu düşüncem, kimseyi ilgilendirmemeli:
‘’Orada oturmak’’
orada oturuyorsun ama kimse seni görmüyor. görmek istemiyor. oturmak durmanın yan anlamı olduğuna göre, o halde anlamaya çalışıyorsun. çünkü anlamak için durmak gerekir, diyordu dücane cündioğlu. o yüzden buradaki ‘’oturmak’’ fiili ya da kelimesi bizim için bir ipucudur. ben bunu da öyle yorumlamak istiyorum. itiliyorum.
Baba ve su Anne ve toprak.
burada iki şey karşımıza çıkıyor: baba durmayı bilmiyor, yani görmüyor. durmaktan aciz. durduğu an çürür çünkü. onu da biliyor; su çürür. fakat toprak, yani anne hem duruyor. hem anlıyor. dahası çürük olan baba, taze olan annenin içine karışarak çürütecektir kendisini. bunu günah olarak görmeliyiz. tanrı öyle istiyor olmalı zira.
‘’başka bir yerde unutabilirdi tanrı beni dedim’’
işte bize kalan günah da bu.
tanrı unuttu. oysa tanrının unutması demek her şeyin yok olup gitmesi demek. eğer hakikatten bahsedecek kadar kendimizi olduğumuzdan daha cesur görme cesaretinde bulunuyorsak, olacaklardan sorumlu olan da biz olmalıyız. ama yukarıda günahlarımızdan arınmak için şiir okuruz demiştim. kendimle çeliştim sanırım. durun düşünmem lazım biraz. şimdi ben desem ki tanrı hiçbir zaman unutmaz? cevabınız şu şekilde olurdu büyük ihtimalle: galiba delirdi.
e domenico’nun ifade ettiği gibi, deli bir adam size bunları söylüyorsa nasıl bir dünyadır bu, deme hakkını da elde etmiş olmuyor muyum? bununla birlikte bir yalan barındırıyor kabuğunda şiir. şiir hakikati anlattığına göre, o halde bizim derdimiz ne? biri açıklasın bizahmet.hem bu yüzden kalemi almadık mı elimize? kimler? hakikati arayan mücrimler; hadi biraz daha karizmatik bir ifade kullanayım sizin için: hakikati arayan mü’minler. Yine ne demiştik yukarıda: dindarların da günaha ihtiyacı olmalı.
şu sonuç ortaya çıkıyor: hepimiz yalancı olmalıyız. tanrı?
"seni tanrılaştırmak sorununa gelince, diyeceğim şu; insanoğlu tanrısını da öbür icatları gibi kendisi bulduğuna göre elbette kusursuz bir buluya ermiş sayılmaz. halbuki sen, kusursuzluğun bir yana, pratik olman gibi bir de üstünlüğün var. sonra zulum etmeğe kalksan, kahretmeğe kalksan, bana edersin bunları, kimseye değil. keşke gerçek olsaydı o dediğin. seni tanrı gibi değil, tanrı kavramını leyla gibi seviyorum. yoksa korkunç bir şey olurdu. ömrümce, kıyamete dek elimi bile değdiremeyeceğim tanrıyı neylerim ben?"
Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e mektuplar..
Şah damarım nerede bilmiyorum, yoklayayım bir yakını.. Ama parmaklarım.. Benim bu parmaklarım en çok yazarken dokunmak ister göğe ya da yere.. İhtiyaçlarımız hiç bitmeyecek ve sanırım bu doğrultuda tanrı asla ölmeyecek.. Her kalbin bir vücudu var. Her vücudun bir tanrısı.. Çok teşekkür ederim. Daha geniş yazabilmekti niyetim lakin denetimsiz gölgeler içindeyim..
"seni tanrılaştırmak sorununa gelince, diyeceğim şu; insanoğlu tanrısını da öbür icatları gibi kendisi bulduğuna göre elbette kusursuz bir buluya ermiş sayılmaz. halbuki sen, kusursuzluğun bir yana, pratik olman gibi bir de üstünlüğün var. sonra zulum etmeğe kalksan, kahretmeğe kalksan, bana edersin bunları, kimseye değil. keşke gerçek olsaydı o dediğin. seni tanrı gibi değil, tanrı kavramını leyla gibi seviyorum. yoksa korkunç bir şey olurdu. ömrümce, kıyamete dek elimi bile değdiremeyeceğim tanrıyı neylerim ben?"
Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e mektuplar..
Şah damarım nerede bilmiyorum, yoklayayım bir yakını.. Ama parmaklarım.. Benim bu parmaklarım en çok yazarken dokunmak ister göğe ya da yere.. İhtiyaçlarımız hiç bitmeyecek ve sanırım bu doğrultuda tanrı asla ölmeyecek.. Her kalbin bir vücudu var. Her vücudun bir tanrısı.. Çok teşekkür ederim. Daha geniş yazabilmekti niyetim lakin denetimsiz gölgeler içindeyim..
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.