1
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1379
Okunma

Gecenin karanlığında sustum,
Tüm ayrılıklara, gidişlere rağmen sustum
Bir bardak çay, bir kalem ve bir sayfa ile
Yüreğime saplanan ateş ile sustum...
Bir şiir boyu yol aldım, kafiyede durdum.
Ardından gelen mürekkep ile döküldüm.
Göz yaşlarım döküldü sayfalara.
Kırılan hayallerimle sustum...
Bir zaman dilimi boyunca yürüdüm.
Sende bir saniye bende diyeyim bir asır...
Baharlar gördüm, yazlar gördüm.
Bir de sen gibi hatırladığım nasır acısını gördüm.
’’Sen sus’’ dedi, rüzgara yenik düşen dal,
Ben çekerim tüm ıstırabı, acıyı, kederi...
Sen konuşurken de tercih etmiştin, susmayı
Görürsün mutluluk kapısını araladığın o rüyayı,
Bir ses işitirsin, soluk tenli çınardan.
’’Şimdi sus!
Ve sadece onu dinle;
Sana sevdalı bir yüreğin haykırışını
İklimler boyu yola göğüs geren rüzgarı
Dağları aşıp geleni,
Kavurucu çölü gülzara çevireni,
Tacını bırakıp, sevda yoluna düşeni,
İşte o aşıkların gözyaşlarını dinle!
Aşk değil miydi, Mecnuna çölü gülzar eden?
Yakup Peygambere gözlerini açtıran,
Zülayha’ya, Yusuf’u gösteren,
İsmail’in ayakları altında Zemzemi çıkartan,
İbrahim’i ateşlerde yakmayan,
Aşk değil miydi?
Hangisi konuştu ki?
Sen konuşasın ey aciz İbrahim!
Sus gönül yansın,
Yansın ki susmak bilsin.
Yansın ki Aşk’ı bilsin...
İbrahim Halil ÖZLÜ