1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
1293
Okunma
Sokağa yağmur gibi karanlık düşerken,
Sağa sola koşuşan ayak sesleri dışında bir şey duyulmuyordu
Kırık cam ve araba parçaları;
Ekmek kırıntıları, peynir kalıpları...
Kol, bacak, parmak ve hayaller serpilmişti;
Kara asfalt üzerine.
Gökyüzünü saran çığlıklar,
Yürekleri dağlıyordu.
Hüzünlüydü rüzgar.
Estikçe esiyor,
Ateşe " Dur..!"diyordu.
Ve ateş durmaya başlıyordu,
Korkusundan.
Ve çok geçmeden;
Ambulans, itfaiye, polis, gazeteciler..
Karanlık sokağa.
Akıyordu,
Sel gibi.
Karanlık dökülüyordu sokağa,
Hayaller yıkılıyordu,
Teker teker...!
Sabah kahvaltısı,
Piknik sefası,
Deniz keyfi...
Sonra;,
Bayramlık kıyafetlerin
Bankadaki birikintilerin.
Yani iki gözüm;
Saymakla bitiremem değil mi?
Ve yolculuk başlıyor artık.
Omuzlar üzerinde,
Gidiyorsun..!,
Geri dönüşü olmayan sessizlik içerisinde.
Sahip olduğun zaman doldu.
Karıştırma..!
Yarınların kalmadı,
Heybende.
Tam da bu sırada;
Bir çift göz seslenir,
"Nabzını ölçün zamanın."
Ozan, cevap verir usulca;
" Ölünün nabzı ölçülmez."
Saat: 22.01
Tarih: 09.09.2016
İbrahim Halil ÖZLÜ
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.