3
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
1133
Okunma

cemreyi bölünmüşlükten kurtarmak adına
tek bir cemre düşürüyorum
aşkın sansürsüz ağıtlarına....
yanı başına uzanırken
ki tenimde ıhlamur çiçekleri
saçlarına elimin dilsizliğini sürdüm
dışarda esen sağır rüzgar
kör gecenin sesinde duyuyor
etine ilk düşen terimi.....
kifayetsizce çarpan pencere
yüreğimin çarpışındaki tonda
buharlaşarak süzülüyor
kauçuktan renksiz zamana..
üstüne örttüğün edebi incelikteki göğü
yavaşça kaldırarak
kokun/daki ölümsüzlüğü raks ediyor
bencil ruhum
yüzüne iki ölçeklik deprem gibi bakıyorum
ressamın resmindeki
nü halinde açılan doğa bildirisi dudakların
ve ağları gözlerinin akıntısına bırakıyorum....
her ne kadar yüzyıldır sev/semde seni
ve parmaklarım
ne kadar doymuş olsa/da tenine
hala sevdana bir çırak boylamın/dayım
serenatlar senfonisi rengini
ustaca kavrayamıyor
utanıyor parmak ucu çömez/liğim...
şu baş dönmesi aşağılık bir çaresizlik
gözlerimi kapatıp öpecekken kirpiklerinin ucunu
başım kıblesinden geçiyor
zarıl zarıl utangaç bir çocuk besleniyor
nemrut heykellerinden ruhumda
kıskıvrak kelimeler açılıyor ufuk/larıma
bense geride çürük bir gemi gibi kala kalıyorum...
ve aşkı sorgulamasız
cemrenin tek halinde topluyorum
biraz utangaç
biraz çırak
kendimi senin dokunulmaz haline
iltica ediyorum
ilk ve son mültecin benim
sonsuzluk düşlerimin savaşsız topraklarına
merhaba diyerek
utandırsanda beni
yinede savrularak ruhuma
yağdır yağmurlu aşk cennetini....
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.