26
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
1672
Okunma
sazendeler sustu
bulutlar kesti ağlamayı
ve bir ses
ağır ağır
alemin yarılmış göğsüne düştü
şehre bir misk
yayıldı irem bağından
bir acı
hıçkıra hıçkıra güldü
zakkumların firakıydı bu
çöllerden
mevsimlerden güldü
yıldızların güneşte gözleri üşürdü
yokluğunda
yokluğum
ellerini düşünürdü
karıncalar kumdu ebabil dudağında
kılıçlar kıldı
örümceğin tunç ağında
ah.. o şahikayı
görseydi şu dünyalık
nardan nura koşardı
ağlarca balık
kalemler ne kıştır
ne zemheri, ne ayaz
telini anlatmaya
sayfalarca şiir az
bir gün batımı olmasa da
bir ikindi üstü gelseydim
gözlerim akşamsafası
gözlerimi yollarına serseydim
kudüs elimde
şehr-i istanbul yüzümde
dokunsam kumaşına
denizler ardından
yüküm incir ve zeytin
yolum sina tur dağından
çöllerimize dokunduğundan beri
ummanız
ne gölgesine günün
ne şimaline ayın
vaveyla yutar sesi
yoksan buhranız
dokunduğun zerreyi
idrakime nur saydım
her yol durağına taşır beni
geçtiğin bir yol,
gördüğün bir yolcu da
ben olsaydım
gölgem uzadıkça
boyum kısaldı
seni görmüş her göz
inan ki kutsaldı
yoksan
tayfalar rüsvadır ummanda
insanlık parya
sesinle yırtılır kafesler
susar aryalar
mevsimler gül açar,
bütün bahçeler kanarya..
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.