1
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1225
Okunma

ben suları bir kimlik gibi gezdirdim yitik camekanlarda
tüccarı değildim fakat özbe öz oğluydum tersine akar ırmağın
yani her çocuk merdivenleri tırmanamaz yaşam deyip adına
çün bir yanıtsız gül kasırganın ağzına kül tarihiyle sokulurken
kanla çizilmiş sokaklar hep bir duvarla noktalar incelen sesini
ben hep aynı sayfaya yazdım kendimi çok ağladım ertesi
belki bir imge ayini ırık kalmış pencere artlarında sessiz arınan
kusarak dikine isyanı ve kutsayıp yurtsuzluktan öksüzlüğümü
birazdan biter bu güzde ve bakarsın kınından sıyrılır çiçeğe kimi yokuş diyerek
hala nasılda yaşıyorum o an boynumda bir kement gıcırtıyla bükülürken
ben yaşama küflü bir çakıyla çizdim dişleri sızlayan gülüşümü
karanlıktan geliyordu şunun bunun içinde ulu kimsesizliğiyle umut
her suretimde bu derviş makamı ne arıyorum duru bir aşkı dercesine
saatini uçurumlara ayarlamış şimdi bir serçenin adını tekrarlıyoruz kendimizde
ve zaman birazdan çalacak tüm zilleri dallardan silinsin diye mavi kanatların
ki ben ne zaman şiir desem ateşe yön veriyorumdur yüce bir dorukta
ve ey dünü ağır ağır soyunan ironik felsefesi sonuçsuz güllerin
dedim ya her çocuğa göre değildir bir ucu karanlıkta giden dallara tünemek
burada çoğu kez tekrarlanır ölümün yontusu kendi gövdende
ve bir gelin yıldız ekerken tarlaya sütüne kanlı bir kılıçla dokunur örümcekler...
yirmidokuz eylül__istanbul__Ünal Yiğit