1
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
837
Okunma
soğuk demirden çay bardağı elimize yapışıyor
memleket kadar sıcak,
arkadaş kokan çaylar yudumluyoruz yemekhanede
yudumlardık..
yirmibeş gram reçelin şekerli hüznünü tadardık...
geceler uzayıp giden bir türküye dönüşüyor dolunay çıkınca
etüt sıralarına yayılan iki adı meçhul
’seher yıldızı’nı mırıldanıyordu
mırıldanırdık....
okul yalnızlığı çekerdik haftasonları
cumartesi ve pazar resmi gurbet günleriydi
ve kar
daima kapatırdı yaraları ..
yaralar derken, yağmur mazgallarını diyorum
ne üşüyorlardır şimdi...
ikibinaltı sağanağı yağardı bazen
evini düşünen serçe gibi ıslanırdım
sırılsıklam bir tren geçerdi bakışlarımdan
dumanı üstünde....
herşey siliniyorda
bi akar borularındaki ’hoşçakal’ ilk günkü kadar eski
birde ikikırkbeş vasıtası..
keşke sana götürse beni
en azından bir postacı
ya da bir asker postalında....
sahi
bayadır nerdesin,,
şu, uzaktaki köyde mi ...?
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.