0
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
1033
Okunma
Böyle bir ibadet işte yaprak aralarında utanarak gülüşmek
Sonra o dokunulmuş yapraktan yıllardır düşen damlaların sürprizi
Nasıl da sersemlemiş gece gözlerini bir kapayıp bir açmaktan
Çok zaman geçmiyor oysa
Derin bir kahkaha düşürüyoruz muzip kuyuya
Sonra ayaklarımızı bulutlara değdirmeden koşuyoruz
Bayan kelebekler son gülüşlerini dokunduruyorlar kulağımıza
Nefesimiz diken gibi batıyor düşsüzlüğümüze
Düşsüzlüğümüze
Düşsüzlüğümüze mi ?
Ne zaman nasırlaştı ki rüyalarımız?
Umutlarımız açlıktan gurulduyor mu ?
Ne güzel koşmuştuk oysa sızılarımızdan tebessümlerimize çıkan merdivenlerden
Ne güzel ağlamıştık çatlayan dalların karaltısında
Ne güzel ölecektik, göz kapaklarımızı kapayacak son perdede
Ne?
Düşsüzlüğümüz mü?
Tut tut!
Tut!
Daha daha da uzat arzularını göğe
Nasıl da düşüyorlar ’hatırla kristalleri’
Tut!
Topla!
Anlamlar savruluyor keder mavisi bir hikayenin içinde
Heyecanlarımın içinde bir balkon
Balkonumun içinde küçücük bir orman
Ormanımın içinde büyücek bir susuş
Dudaklarımın içinden geçemeyen düşsüzlüğüm
Düşsüzlüğüm mü?
Peki peki,
Uyudum uyudum
Kendimde uyudum
Kendime uyudum
Kendime uydum
Yine...
Oktay Coşar
5.0
100% (2)