9
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
3217
Okunma

koro halinde susuluyordu ve yalnızca yüksek sesle konuşanlara inanır olmuştu insanlar...
incelik yalnızlığa dönüşe dönüşe bitmişti...
şiddetin coğrafyasında elbette gökyüzü bir lükstü ve ancak yağmur yağınca anımsanıyordu...
’’şemsiye yapımcıları
ıslanmaktan tek kişiyi koruyacak genişlikte kesince kumaşları
yağmur değil
yalnızlıktır yağan!’’
büyük harfle ağladı gözlerim
baykuş sesleri geceye misafir
uykuya dalmadan boğuluyor düşlerim
cenazeme salâ okuyorum
bir lahza nefes alsam yaşayacağım
heybemde kahır
dikiş tutmaz otuz yıllık ağrılarım
kurşun gibi ağır bir hava
içime yağar arsız yağmurlar
kumaşı yıpranmış sevdamın
sandık lekesi cümleler sarı
ölüm serumu ruhumda damla damla
kaslarım kopuk
içimde acının orkestrası
maestro rüzgar savurur yapraklarımı
mavi gülüyor içimdeki çocuk
misket toplarken elleri kanıyor
etken maddesi piyasada yok özlemlerin
işporta malı bez bebekler
muadili üretilmiyor çocukluğun
tahta beşikleri yakmış kara adamlar
toprak yedim saçlarımdan sürüklenirken
nardan yapılır aşkın şurubu
ben hap yutamazdım oysa
şurupları da döktüm üstüme
çıplak ayaklı yürüdüm yarına
ömrümün duldalarına çarpıp üşüdüm
desen oldu gözlerime katreler
ateş oldum cürmüm kadar sustum...
5.0
100% (12)