124
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
3698
Okunma

Kurtlar sofrası imiş
Dünya denen gezegen
Yitirdin mi umudu
Param parça ediyor
Bedeni ve ruhu
Halil İbrahim sofrası değilmiş
Yaşadığımız dünya
Parası olan yermiş
Pasta börek,
Parasız olan ise bulamazmış,
Kuru ekmek
Güller serilmezmiş
Yürüdüğümüz yollara,
Doldurulmuş dikenli dallarla
Her adım atışta yırtarmış teni
Bazen kör edermiş batan dikenleri,
Düştüğünde insan
Tutup kaldırmak yerine
İndirirmiş bir bir darbeyi,
Türkü türkü esmezmiş
Sabah yellerinde rüzgâr
Ağıt ağıt olur
Acı olup ulaşırmış
Bir daha,
Bir daha yakarmış ağıtlar
Ulaştığında yüreklere
Keman sesi değilmiş
Uzaklardan duyulan,
Değdiğinde kemanın teline parmaklar
Boğarmış hüzünlere
Sevdaya hasret beyinleri
Baharları getirmezmiş
Erguvan kokuları, kuş cıvıltıları
Karışırmış ıhlamur kokularına
Martıların sesine
Ve anlaşılmaz Sesler
Kokular bırakırmış
Sevgiliye muhtaç bedenleri,
Hazan mevsimleri yaşanırmış
Üç yüz atmış beş günde
Hiç görünmezmiş cemreler
Ne havada, ne toprakta, ne suda
Hep kış olurmuş,
Yılın on iki ayı,
Ve
Acımasızca yağarmış kar
Önce saçlara, sonra tene
Hiç şikâyet etmezmiş seven
Sararıp solsa da
Asılıp kaldığı Kuru dallarda,
Yitirmezmiş umudunu
Hep beklermiş
Gelecek,
Kavuşacağım bir gün
Sevgiliye diye
Türkan DİNÇER
00:45
(Bittiğinde umutlar
Ölüm gelmiş demektir bedene)
Resim: Türkan DİNÇER
Yer: Sinop’a Tersane Yönünden Giriş
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.