1
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
164
Okunma
Ey benim akasya çiçeği kokulum
Ilgaz’ın yeşil yangınlarını yüreğimde tutuşturanım
Say ki her gece Kızılırmak süzülüşünle
Damla damla su taşıyorsun
Ateşler içinde yandığım rüyalarıma
Saçlarından kızılyapraklar dökülüyor
Kabirsiz bedenim sahipsiz ruhum üstüne
Bir Çankırı son baharıdır kapımı çalan
Ecel dediğin nedir ki senin yokluğunun yanında
Eyy benim türkü yüreklim
Bir Neşet Ertaş ezgisine eşlik edip
Adı Leyla olmasa da yazımı kışa çevirenim
Haydar dedemden icazet alıp
Kaç bahar yolunu beklemişim Çeşnigir köprüsünde
Kaç fırtına dağıtmış senli kurduğum hayallerimi
Lal ettiğin dillerim konuşsun diye
Bir pabucun tersiyle
Ağzımı ovmuşlar Hasan dede ocağında
Hacı Taşan ustam
Şimdi uzaklardan bakan ben oldum dedikçe
Kaç hançer rüştünü ispat etmiş yüreğimde
Ömrümü adamışım yüzüme dokunan tek nefesine
Can dediğinin ne kıymeti var ki canana kurban edilmedikçe
Eyy benim hak divanında yüz akım
Boynumu büküp duaya durmuşum Seyitgazi türbesinde
Yunusun dergâhında iki yüreği tek aşkla mühürleyip
Eskişehir semalarında uçan kuşlara anlatmışım ahvalimi
Bir Kırşehir sabahında kar yağarken kara bahtım üstüne
Aşık paşaya niyaz ederken görmüşüm düşlerim de seni
Ve bir Yozgat sürmelisinde
Nida Tüfekçi ustamın sesinden huzuru dinleyip
Ortaklık etmişim bozkırın yoksul hikayesine
Ey gönlümün gem almaz perisi
Nevşehir’in sevgi sancağında resmini görmüş
Suluca höyükte
Can suyu verip yüreğimdeki sevda tohumlarına
Canım da cananım da sana emanet deyip
Hanesinde konuk olmuşum Hacıbektaş’ı Veliye
Ve bizim için en güzel dilekleri dilemişim
Aklımdaki seninle delikli taştan aşkla süzülüp geçerken
Eyy benim can özüm
Göz göz olmuş yaralarım Banaz da
Bakırla demirin tunç,
Sevgisiz insanın hiç olduğunu dinlemişim
Pir Sultan Abdalın asırlardır susmayan sazından
Şarkışla da Veysel babanın kara toprağıyla yarenlik edip
Gemerek’te denizlerin mavisiyle selamlamışım evreni
Madımakta duman duman yanmış
Ateşleri içinde aşkın semahını dönmüşüm seninle
Hem de ellerini hiç bırakmadan
Ey benim son sözüm
Adım adım dolaşıp iç Anadolu’yu
İçimdeki senli yangınların harını
Erciyesin poyrazıyla soğutmamak olur mu?
Olur mu?
Niğde bağlarına sevdamızın nişanesini bırakmamak
Ve Konya’dan dünyaya
Kim olursan ol yine gel diye değil
Nefsimin nefesimin efendisi sensin diye
Sana seslenmeden olur mu?
Eyy benim hiç dinmeyecek ince sızım
Bir bayram sabahı kapını çalsam
Karanlıkları bayramlık gülüşlerimizle aydınlatıp
Kalbimizdeki ikilikleri silsek aklımızdan
Ve muhabbetle sığınıp Hacı bayram’ı veli divanına
El ele çıksak Mustafa kemalin huzuruna
Minnetimizi gözümüzden dökülenlerle değil
Özümüzden yüzümüze yansıyanlarla
Devretsek gelecek nesillere
Ve ben unutup Ankara’nın acılarımın başkenti olduğunu
Yüreğimdeki Ilgaz’ın yeşil yangınlarına eşlik etsem
Saçlarını koklayıp avuç içlerinden öperek
Eyy benim kara yazgım ben hallerimi arz ederken
Unutuldum sanmasın Hüseyin Gazi pirim
Bir şafak vakti gümüş kanatlı meleklerle avlusuna inip
Sen kokulu yediveren güller büyüteceğim pirimin ayak izlerinde
Ve gönüller çerağında mum niyetine kirpiklerimi yakıp
Son kez senin ismini sayıklayıp
Kör kıldıktan sonra kalbimin gözünü
Vaadi cennette kavuşmak umuduyla
Azrail’le kol kola gelişini bekleyeceğim
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.