5
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
111
Okunma
Mevsimleri yıldırırken
İtikatla ikiyüzlülüğün becayişi,
Hırkasındaki leke züldür dervişe.
Çektiği çileyi mihman bilenlerdir,
Aşkın melanetiyle hemhal olanlar.
Mesnetsiz düşünceler visale tuzak kurup
Şaşaalı kabirlere defnedilirken ruhsuz bedenler,
Ak göğsünden süt emzirdiği çocuklarından
Merhametini esirger Gökyüzü Ana.
Manalar yüklenirken tüm din öğretilerine,
Telvesiz kahve fincanından bahtımıza karalar okurken falcılar,
Kendimizi arzın merkezine koymamıza saik hayallerimizse,
En kolayıdır günahlarımızı el sayfalarında hece hece dillendirmek.
Elindeki kalem allame-i cihan olsa ne fayda,
Çaresiz kalmışsa acıların şırasıyla şerbetlenmiş harfler?
Kanatları kırılmışsa sevgiyle çırpınan şiirlerin,
Tevellüdü kayıp imgelerle aşkın haritasını çizsen ne fayda?
Kökün, kökenin Âdem’le Havva diyorsan,
Unutulup bir köşede kalmayacak mı yazılan bütün şiirler?
Kırdığın bir kalbin vebalini ödesen de ödemesen de
Toprak olmayacak mı sonunda ismin de cismin de?
Zamana yenilmiş, sevda sözcüklerinin harflerle raks edişi.
Suskunluk ağacının zehir zıkkım meyvesi kan kustururken dillere,
Manasızdır kutsal mekânların ruhani rehaveti.
Tattıysan aşkı, unut gitsin Kevser ırmaklarından içeceğin şarabı!
Göğüs kafesinde gaipten gelmiş sari bir sızı,
Ödeyemeyeceğin kefaretin ilmeği boynunda...
Öbür tarafa götüreceğin tek sevabındır:
Sevgi yetimi bir faninin yüzünü güldürmek.
Ve şah beyit bir tutkuyla,
Sevdası sinende şahlanmış Şah’ının
Gönlünce aşk yarenliğine şehadet etmek.
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.