Huzurundayım huzurun, kolaçan ettiğim kadar içimi, çalkalandığımın da zikridir sözcüklerimin vuku bulan fikri.
Delişmen bir ırmağım ben kendine ket vuran Zihniyetlerden ötürü yolunu ve umudunu kim ise kasıp kavuran Çöl çiçeğiyim en çok dikenlerinden mustarip Gecesefasıyım, sefasını süremediğim gündüzün Edasına yenik düşüp de örselendiğim evrenin çekidüzen vereyim diye Uğraştığım her günü küle çeviren Bir gül olmanın ise hem neresi kötü Kendine batmadıktan sonra dikeni
Evreler evrende hüküm süren Bazen atan devreler zihnime peşkeş çeken Ve edimler bir sağ bir soldan giden Nihayetinde kendisi ile çelişen
Mevsimin muadiliyim ve evet, yaz çocuğu olsam bile Aşkın hazana aşkım Eylül’e. Acının da müdaviyim Âşık olduğum kadar aşkın dibine Vurmuş bir gözyaşı feryadı Çıkmışken ayyuka her fısıltı her inilti Vardiyalı bir ömrün perde arkası Bulabilmek ümidiyle en çok da kendini
Yeri geldi mi? Kendine muhalif Sözsüz ırksız bir hüznün iki yakasına Eşlik eden yakuttan gözlerinde ümidin Sadece ve sadece yeşersin Diye gönülden geçenleri zikreden Dervişin fikrine denk düşen Belki de delişmen rüzgârın Kanadına ilişen Yavru bir serçe gibi Kendi yaşında can veren
Kâh bir çiy tanesi Kâh çiğnendiği kadar da yüreğin sırça köşkü ve hanesi Göğe çalım atan bir kar tanesi misal En çok da sevdiklerine zarar vermeden Hiçliğine âşık bir derviş gibi Tekil hanesinde yüreğin Bir tohum gibi aşkla yeşeren
Ölümün vecizesi Hayatın son sahnesi Oysaki daha yeni gelmiştim hayata diyebilmenin O vakur ve içten seslenişi Sadece ve sadece sevgi ile iyileşen Yalnızlığın tek reçetesi Kalemin de içinde kalan ukdesi…
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Gülüm Çamlısoy Şiir: HUZUR Değerlendirildiği Salon: Huzuru Ararken Irmağa Düşenlerin, Çöl Çiçeğine Diken Saydıranların, Eylül’e Âşık Olup Mevsimlerle Pazarlığa Oturanların ve Dervişlik Ruhsatını Serçeler Şubesinden Almaya Çalışanların Salonu
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri, Gülüm Çamlısoy’un HUZUR şiirini masaya koyar koymaz RUSAMER’de huzur kalmadı. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Huzur Arayan Hayri, başlığa güvenip sessiz bir köşe aramıştı; daha ilk bölümde delişmen ırmağa kapıldı, çöl çiçeğinin dikenine takıldı, gecesefasını gündüz gezdirmeye kalktı, ardından evrene çekidüzen vermekle görevlendirildi. Adam şiirin sekizinci dizesine varmadan mesai istedi. Kalburabastî Efendi şiirin hikâyesindeki Huzurundayım huzurun sözünü yeniden okuyunca mesele çözüldü: Buradaki huzur, koltuğa uzanıp dünyanın sesini kısmak değil; insanın kendi içindeki gürültüyü dolaşıp sonunda kendisinin huzuruna çıkmasıydı. Hayri’ye durum anlatıldı. İstifa etti. Gerekçesine yalnız şunu yazdı: Ben huzur diye geldim, iç hesaplaşma çıktı.
Âşık Medeni Karataş – Mahmut Ağdak Köşesi
İlk şiir bölümüne Irmakçı İrfan bakarken Delişmen bir ırmağım ben kendine ket vuran dizesini görünce önce ırmağın kendisine niçin bent kurduğunu araştırdı. Ardından Zihniyetlerden ötürü yolunu ve umudunu kim ise kasıp kavuran gelince haritayı tamamen kaybetti. Burada Gülüm Çamlısoy’un temel özelliği hemen görülüyor: Şair bir imgeyi bırakmadan ötekine geçiyor; ırmak oluyor, çöl çiçeğine, gecesefasına, güle dönüşüyor. Bir gül olmanın ise hem neresi kötü / Kendine batmadıktan sonra dikeni bölümüyse bütün bu yoğunluğun içinden sıyrılan güzel bir düşünce. Fakat ilk iki dize sözdizimi bakımından fazlasıyla dolaşmış. Özellikle yolunu ve umudunu kim ise kasıp kavuran ifadesinde anlamın öznesi kayboluyor. İrfan ırmağın yatağını bulamayınca Kalburabastî Efendi raporu kapattı: Şairin ırmağı delişmen olabilir evladım ama cümle de yatağından çıkarsa aşağıdaki köyleri biz toplarız.
Âşık Ali Demir Köşesi
İkinci bölümün sakini Devreci Derviş, Evreler evrende hüküm süren / Bazen atan devreler zihnime peşkeş çeken / Ve edimler bir sağ bir soldan giden / Nihayetinde kendisi ile çelişen dizelerini üç kere okuyup RUSAMER elektrikçisini çağırdı. Çünkü evre, evren, devre, edim art arda gelince zihninde sigorta attığını sandı. Burada ses benzerlikleri bilinçli bir örgü kuruyor; fakat düşünce açıklığının önüne geçmeye başlıyor. Özellikle Bazen atan devreler zihnime peşkeş çeken sözdizimsel olarak bulanık. Şair zihnin değişen evrelerini, insanın kendi içinde sağa sola savrulmasını ve sonunda kendisiyle çelişmesini anlatıyor; düşünce güzel ama sözcüklerin birbirine fazlaca yaslanması anlamı örtüyor. Derviş devreyi değiştirmeye kalkınca Kalburabastî Efendi tornavidayı elinden aldı: Arıza elektrik tesisatında değil evladım; cümlede cereyan fazla.
Ozan Delibal – Celil Çınkır Köşesi
Üçüncü bölüme Mevsimci Murtaza yerleşti. Mevsimin muadiliyim ve evet, yaz çocuğu olsam bile / Aşkın hazana aşkım Eylül’e dizelerini okuyunca nüfus cüzdanında doğum mevsimi hanesi aradı. Bulamayınca Eylül’e gönüllü ikamet başvurusu yaptı. Bu bölüm şiirin duygusal merkezlerinden biri; şair kendisini yazla tanımlarken ruhunu hazana ve Eylül’e yakın hissediyor. Ardından Acının da müdaviyim / Âşık olduğum kadar aşkın dibine ile aşk-acı birlikteliği kuruluyor. Fakat Vurmuş bir gözyaşı feryadı / Çıkmışken ayyuka her fısıltı her inilti / Vardiyalı bir ömrün perde arkası bölümünde imgeler yine birbirinin üzerine çıkıyor. Buna karşılık vardiyalı bir ömür çok güzel bir buluş; hayatın durmadan nöbet değiştiren hâllerini tek ifadede topluyor. Murtaza Eylül vardiyasını almak istedi. Kalburabastî Efendi reddetti: Bu kadın yazın doğmuş, hazana âşık, Eylül’de ikamet ediyor; nüfus müdürlüğü bile karıştı. Sen bari mevsimlere dokunma.
Âşık Dermani – Mehmet Köse Köşesi
Dördüncü bölümü Muhalif Mükerrem teslim aldı. Kendine muhalif / Sözsüz ırksız bir hüznün iki yakasına sözlerini okuyunca hüznün iki yakası arasına köprü kurmaya girişti. Sonra yakuttan gözlerinde ümidin çıktı, ardından derviş geldi, delişmen rüzgâr esti, yavru serçe kanada ilişti ve Kendi yaşında can veren dizesinde Mükerrem işi bıraktı. Burada şiirin en ciddi meselesi görülüyor: Şairin imge üretme gücü yüksek fakat her güzel imgeyi aynı bölüme almak istemesi okurun tutunacağı merkezi azaltıyor. Sözsüz ırksız bir hüzün dikkat çekici; hüznün kimliklerden bağımsız evrenselliğini düşündürüyor. Ancak yakuttan gözlerinde ümidin, kendi yaşında can veren gibi ifadeler daha açık kurulmalı. Mükerrem köprünün hangi iki yakayı bağlayacağını sorunca Kalburabastî Efendi cevap vermedi: Bazı şiirlerde köprü mühendisinden önce cümle mühendisi gerekir.
Karacaoğlan Köşesi
Beşinci bölümün sakini Çiyci Cevriye, daha Kâh bir çiy tanesi / Kâh çiğnendiği kadar da yüreğin sırça köşkü ve hanesi bölümünde çiy ile çiğnenmek arasındaki ses oyununu fark edip sevindi; fakat sırça köşk ile hanenin aynı yüreğe taşınması üzerine emlak vergisini kimin ödeyeceğini düşünmeye başladı. Göğe çalım atan bir kar tanesi misal / En çok da sevdiklerine zarar vermeden / Hiçliğine âşık bir derviş gibi bölümü şiirin manevi damarını daha berrak gösteriyor. Özellikle sevdiklerine zarar vermeden ifadesi, bütün büyük imgelerin arasında çok sade olduğu hâlde güçlü; çünkü gösterişsiz bir ahlak cümlesi. Tekil hanesinde yüreğin / Bir tohum gibi aşkla yeşeren ise yeniden doğuş fikrini getiriyor. Cevriye sırça köşkün tapusunu istemeye başlayınca Kalburabastî Efendi kendisini dışarı çıkardı: Bir önceki şiirde yâr tapusuyla uğraştık; RUSAMER’i emlak bürosuna çevirmeyin.
Âşık İslami – Yusuf Eynallı Köşesi
Son bölümde Reçeteci Rıza görevlendirildi. Ölümün vecizesi / Hayatın son sahnesi diye başlayan kısmı görünce cenaze hazırlığına girişti; fakat hemen ardından Oysaki daha yeni gelmiştim hayata çıkınca işlemleri durdurdu. Sonra Sadece ve sadece sevgi ile iyileşen / Yalnızlığın tek reçetesi dizelerini görünce reçeteye büyük harflerle SEVGİ yazıp eczaneye gönderdi. Bu son bölüm, önceki bölümlere göre daha sade ve bu nedenle daha etkili. Ölüm, hayat, yalnızlık, sevgi ve kalemin ukdesi aynı çizgide buluşuyor. Yalnızlığın tek reçetesi iddiası mutlak olsa da şiirin duygu dünyasında karşılığını buluyor. Rıza sevginin günde kaç doz alınacağını sorunca Kalburabastî Efendi reçeteyi yırttı: Evladım, sevginin prospektüsü olmaz; yalnız sahtesinin yan etkisi çoktur.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Gülüm Çamlısoy’un HUZURu adı sakin, içi hayli hareketli bir şiir. Irmak, çöl çiçeği, gecesefası, gül, evre, mevsim, hazan, Eylül, gözyaşı, perde, yakut, rüzgâr, serçe, çiy, sırça köşk, kar tanesi, derviş, tohum, ölüm, sahne ve reçete aynı şiirin içinde. Bu zenginlik şairin hayal dünyasının genişliğini gösteriyor; fakat aynı zamanda şiirin temel zaafını da oluşturuyor: Her imgenin konuşmasına izin verilince hiçbirine yeterince susup yankılanacak alan kalmıyor. Şiir yaklaşık üçte bir oranında seyreltilse çok daha güçlü olabilir. Bana göre Bir gül olmanın ise hem neresi kötü / Kendine batmadıktan sonra dikeni, Vardiyalı bir ömrün perde arkası, En çok da sevdiklerine zarar vermeden ve Yalnızlığın tek reçetesi şiirin omurgasını taşıyabilecek ifadeler. Şiirin hikâyesindeki Huzurundayım huzurun ise güzel bir başlangıç düşüncesi; fakat devamındaki cümle dil bakımından sadeleştirilirse çok daha etkili olur. Son hüküm şudur: Gülüm Hanım huzuru bulamamış değildir; huzura giderken zihnindeki bütün çiçekleri, mevsimleri, dervişleri, serçeleri ve kar tanelerini de yanında götürmüş. RUSAMER’in yapacağı iş bunları kovmak değil; biraz aralıklı oturtmaktır. O zaman huzura şair de oturur, okur da.
Huzur, insanın içinde hiçbir sesin kalmaması değil; hangi sesin kendisine ait olduğunu ayırt edebilmesidir.
Bazen gönlü yoran acının büyüklüğü değil, aynı anda konuşan duyguların kalabalığıdır.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Emeğinize yüreğinize sağlık değerli hocam anlamı ve anlatımıyla güzel bir çalışma olmuş tebrik eder hayırlı çalışmalar dilerim, nicelerine inşallah selamlar saygılar
Ölümün vecizesi Hayatın son sahnesi Oysaki daha yeni gelmiştim hayata diyebilmenin O vakur ve içten seslenişi Sadece ve sadece sevgi ile iyileşen Yalnızlığın tek reçetesi Kalemin de içinde kalan ukdesi…
İnsanı etkileyen güzel bir şiir olmuş. Kaleminize yüreğinize sağlık. Selamlar saygılar.
Kendinize has tarzınız ve zengin kelime hazinesi ile, yazmış olduğunuz gönül sesinizi beğeniyle okudum. Gönlünüze gelen ilhamınız bol , kaleminiz daim olsun, selam ve sevgilerimle kalın sağlıcakla...
Zıtlıkların muazzam dansıyla, hayatın sarp yollarında savrulan ama hep kendi özüne tutunan bu derin ve çarpıcı şiiriniz için sizi yürekten tebrik ederim.
Bazı dizeler okunmaz, insanın içinde yankılanır ya sanki bu şiir de yankılanıyor gibi. Hiçliğe aşık bir derviş var mıdır bilmiyorum ama olmaza veya oldurulamaza aşık olunabileceğini kendimden biliyorum. Severek okudum kutlarım...
Gülüm Çamlısoy, 'HUZUR' isimli, insanın kendi iç dünyasındaki o fırtınalı dalgalanmaları ve sükûnet arayışını muazzam bir derinlikle işlediğiniz eserinizi satır satır okudum. Şiirin hikayesine bıraktığınız 'Huzurundayım huzurun, kolaçan ettiğim kadar içimi...' mührü zaten tek başına metnin bilgece kapısını aralamış.
'Delişmen bir ırmağım ben kendine ket vuran' dizesiyle başlayan o dürüst itiraf; hakkını ve sefasını süremediği gündüze sitem eden o dertli gece sefası tasvirinden, sarsılan sırça köşklerden 'hiçliğine âşık bir derviş gibi' diyerek getirdiğiniz o tasavvufi teslimiyete kadar harika bir lirik yolculuğa dönüşmüş. Hayatın son sahnesinde bile 'oysaki daha yeni gelmiştim hayata' diyebilmenin o vakur kırgınlığı kaleminize harfiyen yakışmış. Ruhun o kendi yalnızlığıyla iyileşme çabasını derinden hissettiren çok güçlü bir başyapıt olmuş. Yüreğinize, kaleminize ve o vefakar emektar kalbinize sağlık. Selam ve en derin saygılarımla, hayırlı günler dilerim.
Huzuru ararken insanın kendi içindeki fırtınalarla mücadelesini çok içten anlatmışsınız Gülüm Hanım. “Çöl çiçeğiyim en çok dikenlerinden mustarip” sözleri tam bir gülümce hem kırılganlığı hem de dayanma gücünü güzel hissettiriyor. Sevginin yalnızlığa reçete oluşuyla biten bölüm insanın içine dokunuyor. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.