5
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
121
Okunma

Kuşlar uçup giderken bu hırçın iklimden,
Ruhum senin o hiç ayak basılmamış kıyına sığındı.
Bir avuç taze kor gibi süzülürken dilimden,
Bütün yalan yeminler bu vakur sessizlikte yıkandı.
Adımlarım yorulmuştu bu uçsuz çölden beri,
Gözlerinin o bilinmez efsunlu dergâhına yüz sürdüm.
Unuttum çoktan geride kalan o kurak günleri,
Ben o yangın yerinde ilk defa yeşeren bir filiz gördüm.
Kelimeler ki dar gelir artık bu büyük sevdaya,
Mürekkep utanır, kağıt erir dokunduğu o an.
Başımı kaldırıp baktığım şu lekesiz semaya,
Taptaze bir ömür bağışladı can evime asil zaman.
Kopup gelen o fırtına dursa da dağ başında,
İçimde hiç sönmeyen o mağrur volkan uyanır.
Kadim bir mühür vurulurken ömrün sabır taşında,
Gönül o eşsiz sarayın çelik surlarına dayanır.
Bırakıp her şeyi bir kenara, o eski sayfalardan,
Yepyeni bir gökyüzü çizdim bu pazar ufkuna.
Arınarak o bayat, o kirli, o sahte kavgalardan,
Ruhumu emanet ettim o duru sevdanın uykusuna.
Şimdi bu kuytu köşede, bu derin nehir yatağında,
Mısralar bir girdap gibi çağlayıp canda akacak.
Ölüm bile gölge düşüremez bu aşkın otağında,
Okuyan her vefakar dost bu saf ışıkla sarsılacak.
Tamer KARAKAŞ
6 Eylül 2026
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.