1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
40
Okunma
Adını söylemeye dilim acele etmez;
çünkü bazı isimler, söylenmeden önce insanı temizler.
Sabah, henüz ışığı öğrenmemişken
bir serçenin kanadında dolaşan ürperti gibi
kalbime dokunur hatıran.
Ey rahmetin en ince sesi…
Çöl, seni görünce kum olmaktan vazgeçmedi;
ama susuzluğun adını değiştirdi.
Taş yine taştı,
yalnız sertliğini utançla taşıdı.
Ben, ömrünü kendi gölgesine yenilmiş biri;
her gün biraz daha eksilen bir kandil.
Avuçlarımda dünya kadar gürültü,
içimde bir damla sükût arıyorum.
Biliyorum,
senin kapına varan yol,
ayakla değil, kırılan gururla yürünür.
Bir yetimin başını okşayan elin
çağların alnındaki ateşi söndürdü.
Bir tebessümün,
kılıçlardan daha uzun ömürlü çıktı.
İnsan, kendini büyüttükçe küçülürmüş;
bunu senden öğrendi toprak.
Ve secde,
yalnız alnın yere değmesi değilmiş;
kalbin de kibirden vazgeçmesiymiş.
Ey son elçi…
Adını andığım her sefer
içimdeki taşlardan biri toprağa dönüşüyor.
Affın, kurak bir ağacın köklerine yürüyen su gibi
en gizli çatlakları buluyor.
Ne seni övmeye yeter kelimem,
ne susmaya razı olur gönlüm.
Öyleyse
şiirim bir gül olmasın;
çünkü güller solar.
Bir damla su olsun.
Susamış bir yüreğe değerse,
belki senden kalan rahmetten
bir iz taşır.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.