(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair, hayatın kıyısında bırakılan insanları gecenin ortasında kurulan bir pazar ve tezgâhlara dizilmiş suskun yüzler üzerinden güçlü bir toplumsal duyarlılıkla anlatmış. “Avuçlarında kırılmış bir gökyüzü” sözü, umudunu ve geleceğini kaybeden insanların çaresizliğini çarpıcı bir görüntüye dönüştürüyor. Bir evin içinden yükselerek bütün sokaklara yayılan çığlığa rağmen “kulakların duymamayı öğrenmesi”, acı karşısında alışkanlığa dönüşen toplumsal sessizliği yerinde sorguluyor. Karanlığın soğuk tezgâhına karşı avuçlarında ışık taşıyan çocuk ise şiirin umudunu temsil ediyor. “İnsan, en kırıldığı yerden doğrulur” düşüncesiyle başlayan final, hiçbir canın karanlıkta unutulacak kadar değersiz olmadığını insana yakışan güçlü bir sesle hatırlatıyor.
İmge ve betimlemeleriyle harika bir serbest vezin yürek serzenişini brğeniyle okudum.Şairini ve seçkiyi kutluyorum.Verilen mesaj çok önemli Toplumsal duyarsızlığı ve insanin kilo ile kişiliğinin ölçülenmiyeceğinin kanıtı gibiydi derin anlamlı dizeler.Daha güzel nice nice eserlere diyorum.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri bu defa salona girdiğinde kapının önüne kocaman bir terazi kurulmuştu. Bir kefesinde İnsan Hayatı, ötekinde Fiyatı yazıyordu. Kafası patlak, fikri çatlak sakinlerimizden biri elinde hesap makinesiyle bekliyordu: Efendim, Gülsüm Kuruoğlu Her can kendi ağırlığınca düşer hayatın terazisine demiş. Kaç kilo üzerinden hesaplayacağız? Kalburabastî hesap makinesini elinden aldı: Evladım, insan hayatını tartmaya kalktığın anda terazinin kendisi bozulur. Sakin itiraz etti: Ama şiirin ortasında pazar da kurulmuş! Efendi geceye açılan kapıyı gösterdi: Asıl mesele o zaten. Bazı pazarlarda mal satılmaz; insanlığın ne kadar ucuzlayabildiği görülür.
Ozan Çiçeklioğlu Köşesi
Bir pazar kurulmuş gecenin ortasında, tezgâhlarda suskun yüzler, avuçlarında kırılmış bir gökyüzü dizelerine gelindiğinde RUSAMER Zabıta Birimi harekete geçti. Görevli sordu: Efendim, ruhsatı olmayan gece pazarını kapatalım mı? Kalburabastî başını salladı: Keşke mesele ruhsat olsa evladım. Şairin pazarı gerçek bir alışveriş yeri olmaktan çok insan acısının seyredildiği dünyanın metaforu. Özellikle avuçlarında kırılmış bir gökyüzü ifadesi etkileyici; büyük bir yıkımı küçücük insan avuçlarına sığdırıyor. Gökyüzü herkesindir ama kırıldığında her insan kendi parçasını taşımak zorunda kalıyor.
Ozan Duranoğlu Köşesi
Ama kulaklar çoktan öğrenmiştir duymamayı dizesi okununca köşedeki sakin iki kulağını kapattı. Kalburabastî sordu: Ne yapıyorsun? Sakin cevap verdi: Efendim, şiirde çığlık var. Ruh sağlığımı koruyorum. Kalburabastî ellerini kulaklarından çekti: Başkasının çığlığını duymamak ruh sağlığı değil evladım; vicdan tembelliğidir. Sakin savunmaya geçti: Ben hiçbir şey duymadım zaten! Efendi başını salladı: İşte şairin yakaladığı hastalık tam da bu. İnsan bazen sağır değildir; duymamayı öğrenmiştir. Şiirin toplumsal eleştirisi en kuvvetli biçimde burada beliriyor. Sessizlik kimi zaman korunma biçimidir ama sürekli hâle geldiğinde acının devamına da alan açabilir.
Ozan Dermani Köşesi
Bir çocuk, avuçlarında küçük bir ışık taşır dizelerine gelindiğinde RUSAMER Elektrik Servisi çağrıldı. Görevli çocuğun ışığını ölçmek istedi: Kaç watt efendim? Kalburabastî cihazı geri itti: Ölçemezsin evladım. Sakin meraklandı: Bu küçücük ışık bütün bu karanlığa yeter mi? Efendi şiirin sonuna doğru baktı: Şair zaten güneş vermemiş; küçük bir ışık vermiş. Umudun inandırıcılığı da burada. Büyük karanlıkların karşısına büyük nutuklar değil, küçücük ama vazgeçmeyen bir ışık çıkarılıyor. Çocuğun seçilmesi de anlamlı; yetişkin dünyanın öğrenilmiş duyarsızlığının karşısına henüz karanlığa alışmamış bir vicdan konuluyor.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Gülsüm Kuruoğlu’nun KIYIDA KALANLAR şiiri, bireysel acıyla toplumsal duyarsızlığı aynı metaforik zeminde buluşturan güçlü bir serbest şiir. Pazar, terazi, deniz, dalga, kaya, kıyı, çığlık, çocuk ve ışık imgeleri birbirini besliyor. Şiirin başındaki karanlık giderek yoğunlaşırken çocukla birlikte ilk ışık beliriyor; denizin çekilmesi ve kıyıya vuranların yeniden adını bulmasıyla şiir karamsarlığa teslim olmadan tamamlanıyor.
Metnin en güçlü taraflarından biri, mesajını doğrudan sloganlaştırmak yerine imgeler üzerinden taşıması. Kulaklar çoktan öğrenmiştir duymamayı dizesi toplumsal duyarsızlığı oldukça yalın fakat sert biçimde özetliyor. Finaldeki hiçbir canın karanlıkta unutulacak kadar değersiz olmadığı düşüncesi ise şiirin etik merkezini açıkça ortaya koyuyor. Yer yer düzyazıya yaklaşan uzun cümleler şiirsel yoğunluğu biraz gevşetse de bütünlük bozulmuyor. Özellikle kıyıya vuran her şey / kendi adını yeniden bulur ifadesi, başlıktaki Kıyıda Kalanlar ile güçlü bir anlam bağı kuruyor.
Kalburabastî Efendi değerlendirmeyi bitirince gece pazarındaki tezgâhların kapatılmasını istedi.
Sakinimiz sordu:
Efendim, pazarı tamamen kaldırıyor muyuz?
Efendi cevap verdi:
Tezgâhları kaldırıyoruz evladım.
Peki teraziyi?
Kalburabastî İnsan Hayatı yazılı kefeyi eline aldı:
Onu da.
Niye efendim?
Efendi teraziyi duvara yasladı:
Çünkü bazı şeylerin değeri tartılmaz. İnsan onlardan biridir.
Sakin son kez denize baktı:
Peki kıyıda kalanlar?
Kalburabastî şiirin son sayfasını kapattı:
Onları unutmazsak artık kıyıda değillerdir evladım.
Sonra dosyanın altına iki cümle yazdı:
Bir toplumun vicdanı, en yüksek sesle konuşanlarında değil; en uzaktaki çığlığı hâlâ duyabilenlerinde yaşar.
Karanlığı yenmek için her zaman güneş gerekmez; bazen unutulmamış tek bir insan bile ışık olmaya yeter.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Merhaba değerli kalem Eser, gayet güzeldi Biz de okuduk, kutladık ve alkışladık yazdıran yüreği, yazan kalemi ve şiiri Nice güzel şiirlerde buluşmak dileklerimle Şiirle kal, sevgiyle kal, sağlıkla kal ve de hoşça kal
hayatın tüm acılarına, umursamazlığa ve karanlık zamanlara rağmen insan ruhundaki umudun yenilmezliği ve her canın paha biçilemez bir değere sahip olduğudur.kalemin daim olsun inşallah müsait olduğunda sayfama ziyaretiniz ziyadesiyle menmun edecektir.
Gecenin ortasındaki o karanlık pazar simgesiyle başlayan ve toplumsal duyarsızlığı müthiş bir derinlikle işleyen harika bir şiir okudum. Denizin hırçınlığını, yükselen çığlığın duyarsızlıkta kayboluşunu ve sessizliğin sığınağa dönüşünü mükemmel resmetmişsiniz. "Sessizlik, en eski sığınaktır bazen" diyerek finale mühür vuran o güçlü kaleminize sağlık şairm..
Kıymetli Gulsum Kuruoğlu Yazdığınız eser harika d sg fčrrdd Gece yarısı kurulmuş sessiz bir pazar metaforuyla başlayan şiir, insanın kırılganlığını, toplumsal duyarsızlığı ve umudundeee direnişini anlatır. Her can kendi ağırlığıyla hayata düşer; deniz, kayalar ve rüzgâr gibi doğa unsurları hem korkuyu hem de unutuluşu simgeler. Bir çığlık yükselir ama kulaklar duymaz; sessizlik en eski sığınak olmuştur. Yine de bir çocuğun avucundaki küçük ışık, karanlığa boyun eğmez. En sonunda deniz çekilir, dalgalar yorulur ve insan en kırıldığı yerden doğrulur: Çünkü hiçbir can, karanlıkta unutulacak kadar değersiz değildir. Bu anlamda. Sizi kutlarım.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.