0
Yorum
3
Beğeni
3,0
Puan
36
Okunma

Son mektubuma hayatımı nakış nakış isledim, güveler kemirmesin diye sabunla tütsüledim; yarının kederini bugünün mis kokusuna sürdüm, gecenin alnına adını bir mühür gibi kondurdum.
Üçe varmış bir suskunlukta titremez elim artık;
gözüne perde çeken, kulağına kilit vuran bir vakit çoktan yerleşti içimin en ıssız odalarına.
Oradan geçer yalnızlığım, ince ve kanlı bir nehir gibi.
Gözünden süzülecek bir damla yaş serinletmez beni; çünkü bağrım, külle yoğrulmuş eski bir harabe şimdi.
Ateşin adı çoktan silinmiş dudaklarımdan, ama yanışım sürer - adını unuttuğum bir seherde.
Ben artık geri dönmeyen sözlerin avucundayım, yarım kalmış duaların paslı eşiğinde; ne bir sizı beni eski halime götürür ne de bir teselli, içimdeki o derin yarayı örtmeye yeter.
Eğer bir gün mektubum eline değerse bil ki: bu satırlar bir vedadan değil, bir iç yangınından doğdu.
Sevdanın en ağır yerini sessizce taşıdım,
ve susarak büyüttüm içimde, kimsenin görmediği bir gökkuşağını.
Ve şimdi anlıyorum ki, bazı mektuplar gönderilmek için değil; içimizde sessizce büyüyen yaraları adlandırmak için yazılır.
20/08/2026/GK
5.0
50% (1)
1.0
50% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.