Zamanımız kurulu bir saat: içimizde tik tak, tik tak; kalbimizin yorgun sesine bağlanmış nefesimiz, çözülmez bir düğüm.
Her vuruşta biraz hayat, her susuşta biraz veda var.
Biz sevdiklerimizi yolcu ederken gökyüzü sessizce nöbet değiştirir. Bir kapı kapanır ardımızdan, başka bir dünyanın ışığı yanar.
Giden, karanlığa karışmaz bütünüyle; ardında bıraktığı izden yürürüz. Ey sesini zamana mühürleyen sanatçı, ellerinde ateş, dilinde kül, bakışında uzak yollar taşıdın.
Bir ezgi bıraktın taşların kalbine, bir renk bıraktın günlerin yüzüne, bir söz bıraktın susanların diline.
Şimdi adını rüzgâr söylüyor, eserlerin geceye kandil oluyor. Senden kalan ne varsa yüreğimizde çoğalıyor.
Çünkü sanatçı bütünüyle göçüp gitmez; Bıraktığı mirası taşıyan kalplerde sürer.
Sen yeni dünyanın eşiğinde başka bir nöbete vardın. Biz burada, eski saatimizin içinde, tik taklarla seni anarız. Her nefeste bir parça sen, her sessizlikte tamamlanmamış bir şarkı.
Bıraktığın sanat seni yolcu edenlere emanet bir mühür. Biz onu avuçlarımızda taşıyacağız, yalnızca unutulmasın diye değil, yaşasın diye.
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Gülsüm Kuruoğlu Şiir: MÜHÜR Tür: Lirik Ağıt Değerlendirildiği Salon: Kurulu Saatin Tik Takları Arasında Nöbet Değiştirenlerin, Sanatçıyı Toprağa Değil Hatıraya Teslim Edenlerin ve Ölümün Bile Silemediği Mührü Kalpte Taşıyanların Salonu
Gülsüm Kuruoğlu’nun MÜHÜRü RUSAMER’e ulaştığında Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri bu defa kapıdan biraz daha sessiz girdi. Çünkü şiirin daha ilk satırında bir saat kurulmuştu ve içimizden tik tak, tik tak diye ömür eksiltiyordu. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Saatçi Sıtkı, mekanizmayı durdurup ömrü biraz uzatabileceğini ileri sürünce kendisine bunun duvar saati olmadığı anlatıldı. Sıtkı yine de tornavidasını çıkardı; Kalburabastî Efendi elinden aldı. Bu saatin pili değişmiyor evladım; insana kurulurken verilmiş. Burada yapılacak iş saati durdurmak değil, tik takların arasını neyle doldurduğumuza bakmak. Nitekim Gülsüm Hanım’ın ağıdı da ölümün kendisinden çok, ölümden sonra insandan neyin kaldığını soruyor.
Ali Bakırcıoğlu Köşesi
Şiirin ilk bölümü Andırın Söz Yurdu Yazın Sitesi’ndeki Ali Bakırcıoğlu Köşesine ulaşınca Saatçi Sıtkı bu kez usulünce çalışmaya başladı: Zamanımız kurulu bir saat / içimizde tik tak, tik tak / kalbimizin yorgun sesine bağlanmış nefesimiz / çözülmez bir düğüm. Şiirin temel metaforu burada kuruluyor ve son bölüme kadar taşınıyor. Saat yalnız zamanı değil, insan bedenini de temsil ediyor; kalbin vuruşu saatin tik takına dönüşüyor. Ardından gelen Her vuruşta biraz hayat / her susuşta biraz veda var ise metnin en sade ve başarılı yerlerinden. Fazla kelime istemiyor. Kalp vurduğu müddetçe hayat, sustuğunda veda. Sıtkı bu noktada saatin geri alınmasını talep etti; dilekçesi RUSAMER tarafından reddedildi. Gerekçeye yalnızca şu yazıldı: Zamanın geri vitesi bugüne kadar hiçbir modelde bulunamamıştır.
Âşık Ata Canani Köşesi
Mesele Âşık Ata Canani Köşesine vardığında Nöbetçi Naci, Biz sevdiklerimizi yolcu ederken / gökyüzü sessizce nöbet değiştirir dizelerini nöbet çizelgesine geçirmek istedi. Şiirin güzel imgelerinden biri burada. Ölüm bir yok oluş olarak değil, nöbet değişimi olarak görülüyor. Bu düşünce ileride Sen yeni dünyanın eşiğinde / başka bir nöbete vardın biçiminde geri dönerek şiirin iç bütünlüğünü sağlıyor. Bir kapı kapanır ardımızdan / başka bir dünyanın ışığı yanar ise aynı düşünceyi daha bilinen bir ölüm metaforuyla sürdürüyor. Naci gökyüzündeki nöbet değişiminin saatini sorunca Kalburabastî Efendi çizelgeyi kapattı. Oranın vardiya amiri biz değiliz evladım; çağrı geldiğinde nöbetçi değişiyor, bize de ardından bakmak düşüyor.
Âşık Dermani – Mehmet Köse Köşesi
Ağıdın asıl sanatçı portresi Âşık Dermani Köşesine ulaşınca Mühürcü Mahir üç ifadeyi kırmızı kalemle işaretledi: ellerinde ateş / dilinde kül / bakışında uzak yollar taşıdın. Şiirin bana göre en şiirsel bölümlerinden biri bu. Ateş yaratma ve tutkuya, kül tükenişe ve yaşanmışlığa, uzak yollar ise sanatçının ufkuna açılıyor. Hemen ardından gelen Bir ezgi bıraktın taşların kalbine / bir renk bıraktın günlerin yüzüne / bir söz bıraktın susanların diline üçlemesi de ritmik olarak güçlü. Ezgi-renk-söz üzerinden sanatın farklı yüzleri aynı kişide toplanıyor. Yalnız burada şiirin kime yazıldığı belirtilmediği için sanatçı bilinçli olarak evrenselleşiyor; eğer belirli bir sanatçı için kaleme alınmışsa ona özgü bir veya iki somut ayrıntı şiiri çok daha kişisel ve unutulmaz hâle getirebilirdi. Mahir mührü basmak için sanatçının adını isteyince Kalburabastî Efendi bekletti: İsim gelmese de mühür çalışıyor evladım; ama isimle birlikte bir hatıra da gelseydi iz daha derine basardı.
Veysi Kabaca Köşesi
Söz Veysi Kabaca Köşesine geçtiğinde Kandilci Kazım, Şimdi adını rüzgâr söylüyor / eserlerin geceye kandil oluyor / Senden kalan ne varsa / yüreğimizde çoğalıyor bölümünde ışıkları kontrol etti. Bu bölüm ağıdın teselli tarafını oluşturuyor. Kaybedilen sanatçının bedensel yokluğu, eserlerinin devamlılığıyla dengeleniyor. Ardından gelen Çünkü sanatçı bütünüyle göçüp gitmez / Bıraktığı mirası taşıyan kalplerde sürer ise şiirin ana düşüncesini doğrudan söylüyor. Burada küçük ama önemli bir yazım noktası var: Önceki dize noktalı virgülle devam ettiği için Bıraktığı küçük harfle bıraktığı yazılmalı. Ayrıca bu iki dize şiirsel imgeden çok açıklayıcı hüküm niteliğinde. Düşünce güzel fakat önceki rüzgâr, kandil, iz imgeleri zaten bunu anlatmış durumda. Kazım açıklama levhası da asmak isteyince Kalburabastî Efendi kaldırttı: Kandil yanıyorsa altına ışık vardır diye yazmaya gerek yok evladım.
Ozan Duranoğlu – Mahmut Eynallı Köşesi
Son bölümler Ozan Duranoğlu Köşesine vardığında Emanetçi Ekrem şiirin başındaki saatin yeniden çalışmaya başladığını fark etti: Biz burada, eski saatimizin içinde / tik taklarla seni anarız. Bu dönüş şiirin kompozisyonu açısından başarılı. Başlangıçta kurulan saat metaforu finalde yeniden gelerek çemberi kapatıyor. Her nefeste bir parça sen / her sessizlikte tamamlanmamış bir şarkı da ağıt duygusunu iyi taşıyor. Ardından başlıktaki mühür nihayet anlamını tamamlıyor: Bıraktığın sanat / seni yolcu edenlere emanet bir mühür. Başlığın şiirin sonunda açıklığa kavuşması güzel bir tercih. Ve finaldeki Sen gitsen de ışığın bizde nöbet tutacak dizesi, şiirin iki temel imgesini — ışık ve nöbeti — bir araya getirerek metni kapatıyor. Ekrem mührü kasaya kaldırmak isteyince Kalburabastî Efendi geri aldı: Emanet dediğin saklanmak için değil evladım; Gülsüm Hanım zaten söylemiş, yaşasın diye taşınacak.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Gülsüm Kuruoğlu’nun MÜHÜRü gerçekten bir lirik ağıt karakteri taşıyor; fakat ağıdın geleneksel feryat tarafına değil, hatırlama ve yaşatma tarafına yaslanıyor. Şiirin en başarılı özelliği üç ana imgeyi metnin başından sonuna taşıması: saat, nöbet ve mühür. Saat ömrü; nöbet ölümle gerçekleşen geçişi; mühür ise sanatçının geride bıraktığı kalıcı izi temsil ediyor. Bu üçlü şiire dağılmayan bir omurga kazandırmış.
Özellikle Her vuruşta biraz hayat / her susuşta biraz veda var, gökyüzü sessizce nöbet değiştirir, ellerinde ateş / dilinde kül / bakışında uzak yollar taşıdın, bir söz bıraktın susanların diline ve her sessizlikte tamamlanmamış bir şarkı şiirin güçlü yerleri. Son dize Sen gitsen de ışığın bizde nöbet tutacak da iyi bir kapanış; daha önce kurulmuş imgeleri yeniden topluyor.
Kalburun eleğinde kalan taraf ise şiirin yer yer fazla açıklayıcı olması. Özellikle Çünkü sanatçı bütünüyle göçüp gitmez / bıraktığı mirası taşıyan kalplerde sürer ile yalnızca unutulmasın diye değil / yaşasın diye bölümlerinde şiir, imgelerin zaten söylediği şeyi ayrıca açıklıyor. Bir ağıtta duygu bunu kaldırır; fakat şiir sıkılaştırılmak istenirse ilk bakılacak yerler bunlardır. Bir başka husus da ağıdın muhatabının oldukça genel kalması. Eğer bu şiir gerçekten belirli bir sanatçının ardından yazıldıysa, o sanatçıya mahsus tek bir eşya, eser, ses, sahne veya hatıra eklense her sanatçı için yazılabilecek güzel bir ağıt olmaktan çıkıp yalnız o kişiye yazılabilecek bir ağıda dönüşür. Aradaki edebî fark önemlidir.
Andırın Söz Yurdu Yazın Sitesinde inceleme tamamlandığında Saatçi Sıtkı saati durduramamış, Nöbetçi Naci gökyüzünün vardiya çizelgesine ulaşamamış, Mühürcü Mahir mürekkebi hazırlamış, Kandilci Kazım ışığı söndürmemiş, Emanetçi Ekrem ise sanat mirasını kasaya kilitlemekten vazgeçmiştir.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri mührü dosyanın üzerine basmış ve kararını yazmıştır:
İnsan ölünce saat onun için susar; sanatçı ardında eser bırakmışsa tik tak başkalarının kalbinde devam eder.
Ölüm bedeni susturabilir; fakat iyi sanat, sessizliğin içine bile sahibinin sesini mühürler.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Merhaba değerli kalem Güzel bir şiir okuduk mahir kaleminizden Kutladım yürekten, yalansız ve riyasız Şiirle kal, sevgiyle kal, sağlıkla kal, hoşça kal
Gülsüm Hanım, bu lirik ağıtta ölümün hüznünü sanatın kalıcılığıyla buluşturmuşsunuz. “Bir söz bıraktın susanların diline” dizesi, sanatçının ardından kalan en güçlü mirası ne kadar da güzel anlatıyor. Saatin tik taklarıyla başlayan zaman duygusunun sonunda bir anma sesine dönüşmesi insanın içine dokunuyor. Ardında ışığını ve eserlerini bırakan sanatçıyı saygı ve rahmetle anıyorum.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.