3
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
115
Okunma

Sonu ıssızlığa uzanan caddelerde
Bir adam vardı. Yürüyordu.
Elinde bir buket gül
Sanki zamana meydan okurcasına
Nereye gittiğini bilmeden
Bir başına yürüyordu.
Her adımda
Göz pınarlarına dolan yaşlar taşıyor
Süzme bir sızıyla
Tekrar tekrar ıslatıyordu yanaklarını.
Öyle derin, öyle ağırdı ki nefesi
Soluk soluğa bir alemde
Yüzünden okunuyordu ruhunun darlığı.
Belli ki çok acı çekiyordu.
Üstü başı perperişan, darmadağındı saçları.
Yakışıklı mıydı, çirkin miydi, bi karardım.
Bilmiyordum ilini, dilini
Hangi dine mensup, hangi ırktandı, bilmiyordum.
Hiç konuşmuyor sadece susuyordu.
Bildiğim tek şey
Bakışlarındaki acının tarifiydi
Sadece ağlıyor ve yürüyordu.
Üstelik elindeki güller de solmak üzereydi.
Kâinat ile birlikte
Adamda akıp gidiyordu gözlerimin önünden.
Belli ki birileri üzmüştü onu.
Üzüntüden de öteydi aslında hâli.
Ya çok sevdiği birini kaybetmişti
Ya da ihanetin kahpe kurşunuyla
Sırtından vurulmuştu.
Bir an sendeledi.
Elindeki güller yere yığıldı.
O ise yıkılmamak için tek çaresi olan,
Gururuna yaslandı.
Aslına bakarsan çoktan yıkılmıştı.
Ama o gururu ah, o gururu!
Onu hâlâ dimdik ayakta tutuyordu.
Aslında onun hâlindeki acılar biraz tanıdıktı.
Sizden, bizden, biraz hepimizden.
Belki de aşk sürüsünden ayrılmış
Çaldığı kapılardan kovulmuş
Yalnız bir yolcuydu.
Demek ki duygunun da
Acının da izi aynıydı insanlarda.
Ki gözyaşının ne dili ne dini ne de ırkı vardı.
İnsan, nereden gelirse gelsin
Neye inanırsa inansın
Hangi dili konuşursa konuşsun
Canı yandığında aynı yerden kanıyordu.
İnsanlığa dur diyen ne kadar olgu varsa
Acı hepsini susturuyordu.
Ve tüm insanlığın
Ortak dili oluyordu
Acıyla gözyaşı yoldaşlığı.
18:22
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.