0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
13
Okunma
Bak hele kardeşim, Fırtına Deresi yine coşmuş, köpük köpük döver o koca taşları...
Kaçkarların sisli, dumanlı başı var ya, yine bulutlara değdi değecek.
Biz ki bu hırçın, bu geçit vermez dağların bağrında kuruduk, dilsiz kaldık.
Rize’nin o dik yamaçlarında çay toplayan ellerimiz nasır tuttu bizim;
Şu yemyeşil doğanın tam ortasında karardı gitti bizim gençliğimiz.
Alın terimiz damla damla döküldü yeşil yaprağa da, şu çilemiz bir türlü bitmedi.
Tarihi kemer köprülerin altından akar akar gider zaman, hiç durmaz.
Ne duyan var içimizde biriken o sessiz, o yırtıcı haykırışı
Ne de bu boğazımızda düğüm olan kırık sevdalığın hesabını soran var...
Akşam olunca kahvehaneler tıklım tıklım dolar, bir tulum inler gecenin derinliğinde.
İnce belli bardaktaki bir yudum demli çayda erittik biz ömrün kalanını...
Sırtımızı verdik şu dik, soğuk kayalara, eyvallah dedik de sustuk öylece.
Sen herif, hiç bilmezsin Karadeniz’in o adamı iliklerine kadar donduran çetin poyrazını.
Dev dalgalar vurur kıyıya, tuz serpilir birer birer kanayan yaralarımıza;
Kimseden medet ummadık, kendi acımızın ağıdını yine kendi içimizde yaktık biz.
Ayder Yaylası’na koyu bir pus çöker seher vakti, yollar kapanır tek tek.
Gidenler vurup başını gitti de dönmedi bir daha bu dumanlı diyara;
Bize de bu nemli akşamların, bu sisli dağların kimsesiz yalnızlığı kaldı.
Gayrı vakit tamamdır kardeşim, ince bir yağmur vurur ahşap evlerin camlarına.
Ceketi omuzlayıp çıkmalı artık bu dumanı eksik olmayan dağların arasından;
Kendi zifiri gecemize çekilip, bu Karadeniz kahrına da eyvallah demeli...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.