0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
13
Okunma
Sakarya Nehri bulanık akar, döver çamurlu kıyıyı,
Adapazarı’nın o nemli, o deprem görmüş yaralı bağrında.
Çark Caddesi’nde yürüdüm tek başıma bu gece yarısı,
Beni bıraktın ulan, o zalim yalnızlığın tam ortasında!
Çark Deresi’nin kenarındaki ahşap banklarda oturdum,
İslama köfte kokan o eski caddelerde aradım izini.
Biz seninle bu yeşil ovada bir ömür sürecektik,
Sen ellerin masalına sattın bizim o lekesiz sevdalığı.
Sapanca Gölü’nün durgun sularına vurur ay ışığı,
Sessizlik çöker kıyıya, buz tutar içimdeki o eski har.
Sen ellerin sıcak ikliminde baharları yaşarken gamsızca,
Ben bu nemli şehirde harcadım en güzel, en taze yılları.
Tarihi Justinianos Köprüsü’nün dilsiz taşlarına dayadım sırtımı,
Asırlardır ayakta durur da vermez içindeki o acı sırrı.
Hangi dost kapısını çalsam "Geçer" derler bilmezler ki,
Hiç kimse çıkaramadı benim gibi bu ayrılığın acı tadını.
Karasu’nun hırçın dalgaları vurur siyah kumsala,
Denizle nehrin birleştiği o yerde kaybettim ben yolumu.
Sen herif, bilmezsin bu Trakya’ya yakın bozkır ayazını,
Kendi ellerimle büktüm ben bu sevdalı boynumu.
Geyve’nin, Pamukova’nın dik yamaçlarına pus çökerken,
Bir cigara yaktım, dumanı saplandı gecenin zifir bağrına.
Sana bağırdım da, sen duymamazlıktan geldin hırsınla,
Ben yürüdüm kırık kalbimle, bu kimsesiz gecenin ayazına.
Söz bitti, Sakarya’nın suları taşır benim bu sessiz çığlığımı,
Adapazarı şahittir bu karşılıksız, bu vurucu siteme.
Sen unuttun o kanlı yeminleri, o dumanlı akşamları,
Ben ise içimde taşıdım mezara kadar bu kapkara matemi!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.