0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
15
Okunma
Bak hele, sis çöker yine Boztepe’nin o dik yamaçlarına,
Hırçın bir rüzgâr eser de denizden, vurur sertçe yüzümüze.
Biz ki şu yemyeşil doğanın ortasında karardık kaldık sen herif,
Şu koca Karadeniz’in bitmek bilmeyen kahrı sinmiş üstümüze.
O dik fındık bahçelerinde al terimiz, gençliğimiz kaldı,
Sırtımızdaki yük ağır, gurbet dedikleri yuvamızdan daha yakın.
Sattılar alım terimizi üç kuruşluk tüccara bir çırpıda,
Bizim elimizde yine o bildik, o değişmeyen kırgınlık kaldı.
Melet Deresi akar gider kendi bildiğince, hiç arkasına bakmaz,
Ne duyar içimizdeki o sessiz çığlığı ne de bir an durur.
Biz bu haksız, bu kuralsız kavgada tükendik, yorulduk artık;
Bir akşam vakti göğsünden vurulmuş gibi devriliriz kıyıya.
Taş sokaklarda yankılanır gece yarısı yorgun ayak seslerimiz,
Köşedeki kahvehanede bir çay söyleriz hancıya, en demlisinden.
Gözlerimizde geçmişin o kırık dökük hatıraları birikir de,
Anlatsak kimse anlamaz sen herif, sussak göğsümüz daralır.
Geceleri martılar çığrışır durur hüzünlü deniz üstünde,
Limanın ışıkları süzülüp vurur simsiyah suların yüzüne.
Gidenler çoktan unuttu bu nemli sahil kasabasını,
Kalanların payına ise hep o aynı kimsesiz yalnızlık düştü.
Kaç defa yemin ettik bu şehri arkada bırakıp gitmeye,
Kaç defa kırdık kalemini bu kapkara, bu vefasız bahtın...
Yine de kopamadık bu topraktan, bu fındık kokan nemden;
Çünkü kökümüz buradaydı sen herif, çilemiz de burada.
Vakit gece yarısı artık, yağmur yağar ince ince üstümüze,
Dalgakıranı döver durur Karadeniz’in o dindiremediği öfkesi.
Söndürürüz son ışığı, kapatırız tahta kapıları dış dünyaya,
Biz de kendi derin içimize çekiliriz öylece, sessizce...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.