0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
95
Okunma

Memleketin bağrında bir garip devran dönüyor,
Hakikatin üstüne bin perde, bin duman konuyor;
İçimizden bazıları düşmanın emeline koşarken,
Millet kendi yurdunda yoksul, yetim, biçare kalıyor.
Bir yanda saraylar yükselirken göğe doğru,
Bir yanda ocaklar sönüyor, ekmek oluyor kuru;
Korkuyu saltanat edip milleti susturanlar,
“Böyledir kader!” diyerek örtüyor her türlü suçu.
Ey millet! Sana biçilen bu kader değildir,
Zillet, alnına yazılmış mukadder sefer değildir;
Hakkı görüp susmak, zulme boyun eğmek değildir sabır,
Kulun kula kulluğu hiçbir kitapta değer değildir.
İçimizden çıkan zalim, dışarıdan gelen düşmandan
Daha tehlikelidir bazen; çünkü bilir seni içinden,
Senin duanı bilir, senin korkunu bilir,
Kutsalını kullanır da vurur seni kendi yerinden.
Bir zaman “vatan” der, bir zaman “din” der,
Bir zaman “millet” deyip gözünü yaşla siler;
Sonra o mukaddes kelimelerin gölgesinde
Milletin lokmasına uzanır, servetine el verir.
Ben buna razı değilim!
Varsın önümde dağlar, ardımda karanlık olsun;
Varsın yolum diken, gökyüzüm kurşunla dolsun;
Bir hakikat kaldıysa şu yorgun yüreğimde,
Ben yürürüm; yeter ki vicdanım ayakta olsun.
Korkma!
Cehennem ağzını açıp üzerime gelse de,
Dağlar başıma yıkılsa, dünya yüzüme dönse de,
Göğsümde taşıdığım iman bir kıvılcımsa eğer,
O ateş söner bir gün, hakikat sönmezse.
Ben korkuyu tanımam, korku bana yol vermez;
Hak yolunda yürüyene karanlık hükmedemez.
Bir insan Hakk’a dayanıp doğrulduğu zaman,
Dünyanın bütün devleri karşısında diz çökemez.
Yürü!
Fakat öfkeyle değil, aklınla yürü;
Kinle değil, adaletle göğsünü kabart yürü;
Bir zalimin yerine başka zalim koymak değil muradın,
İnsanı kula kul eden bütün düzenlere karşı yürü!
Yürü ki sesin dağlara vursun, yankılansın;
Yürü ki korkunun duvarları çatlasın, parçalansın;
Yürü ki senden sonra gelecek çocukların
Başlarını eğmeden yaşayacakları bir sabah doğsun.
Bak, gök kubbe sessiz sanma; her taşın bir şahidi var,
Her mazlumun ahında göğe yükselen bir feryat var;
Zulmün hesabı tutulur, hiçbir iz kaybolmaz,
Gecenin koynunda saklanan her suçun bir sabahı var.
Sen yalnız değilsin; toprağın altında yatanlar var,
Uğrunda can verenlerin susmayan duaları var;
Bir milletin hürriyeti yalnız bugünün değil,
Geçmişin emanet ettiği yarınları da var.
Ey korkuyla zincirlenmiş, ey suskun kalabalık!
Sana “sus” diyenlere karşı aklını kullan artık;
Kendi elinle ördüğün duvarı kader diye sevme,
Kapı açıksa çık dışarı; gökyüzü hâlâ sana açık!
Bırak, “ne yapabiliriz?” diye sorup durmayı;
Bir insan başlarsa değiştirmeye kendi dünyayı,
Bir kıvılcım yeter bazen koskoca gecenin içinde,
Bir doğru söz uyandırır bin yıllık uykuyu.
Kur’an, tozu dumana katanlara yemin ederken
Bir çağrı yükselir sanki göğün derinliklerinden:
Koşan, direnen, sabredenlerin şahitliğinde
Hakikat bir gün mutlaka çıkar karanlığın içinden.
Atların soluklarında nasıl bir seher varsa,
Fırtınanın ardından nasıl bir bahar varsa,
Bugün memleketin üstünü kaplayan kara bulut
Yarının güneşini söndürecek güçte değildir asla.
Yürü!
Yol uzun olsa da yürü;
Yalnız kalsan da yürü;
Kalabalık yanlış yöne dönse bile
Hak bildiğin yoldan dönme, yine yürü!
Çünkü korkakların kurduğu düzenler uzun sürse de,
Zulüm tahtı yüksek olsa da, sarayları göğe erse de,
Bir gün hakikatin ayak sesi duyulur uzaktan;
Ve o ses geldi mi, hiçbir duvar yerinde kalmaz.
O gün ne servet kurtarır, ne makam, ne saltanat,
Ne yalanın gölgesi kalır, ne korkunun hükmü, ne siyaset;
İnsan yalnız şahitliğiyle çıkar kendi karşısına:
“Hakikati gördüğünde nerede durdun?”
İşte bütün mesele budur!
Yıkılmak değil mesele;
Düşünce yeniden kalkabilmek;
Karanlığa lanet etmek değil yalnız,
Karanlığın içinde bir kandil olabilmek.
Ben o kandili taşırım, rüzgâr söndürse de;
Bir başka yürek yakar onu, benim elim düşse de;
Çünkü dava bir kişinin ömrüne sığmayacak kadar büyük,
Hakikat bir insan ölünce ölecek kadar küçük değildir.
Öyleyse ey memleket, artık kendine gel!
Korkunun saltanatına boyun eğme;
Yoksulluğu kader diye kabullenme;
Kutsalın adını kullanıp seni ezenlere
Kutsalın kendisiymiş gibi secde etme!
Başını kaldır!
Gök hâlâ gök,
Toprak hâlâ toprak,
Güneş hâlâ doğuyor.
Ve sen hâlâ buradasın.
Öyleyse yürü!
Tozu dumana katanların üzerine değil yalnız;
Kendi içindeki korkunun üzerine yürü!
Yürü ki korku senden korksun.
Yürü ki zulüm senden çekinsin.
Yürü ki çocukların senden cesaret öğrensin.
Yürü ki yarın, bugün verdiğin şahitliğe şahit olsun.
Ve unutma:
Cehennem olsa gelen, göğsündeki imanla durur;
Karanlık ne kadar büyürse büyüsün, sabah yine doğar.
Sen Hakk’ın yanında dimdik durduğun müddetçe,
Bir milletin alnına yazılmış en güzel kader:
Kendi iradesiyle ayağa kalkmasıdır.
Yürü!
Çünkü sen yürüdükçe
yalnız yollar değil,
korkular da açılır.
Sen yürüdükçe
yalnız toz değil,
zulmün kurduğu perdeler de dumana karışır.
Sen yürüdükçe şafak yaklaşır.
Ve hakka şahitlik eden bir milletin
üstüne doğan güneşi
hiçbir zalim sonsuza dek karartamaz...
Erol Kekeç/17.08.2026/Sancaktepe/İST
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.