0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
30
Okunma
"Git" dedin bana o gece...
Öyle kolay, öyle sıradan bir şeymiş gibi,
Bir sigara dumanını savurur gibi fırlattın beni uzağına.
Sanki hiç yaşanmamış gibi koskoca bir ömür,
Sanki hiç paylaşılmamış gibi o ekmek, o tuz, o çile...
Dudaklarının kenarındaki o buz gibi soğuklukla,
Beni o zifiri karanlığın ortasına bırakıp kapıyı kapattın.
Oysa ben senin kapına gelene kadar,
Dünyanın bütün yollarından vazgeçmiştim, anlamadın...
Ceketimi omuzlarıma attım, çöktüm kaldırımların kenarına.
İçimde bir yerde bir şeyler koptu, duyduk.
Bir şehir sustu o an, bir kentin bütün ışıkları bana küstü.
"Dönerim" dedim, "elbet bu öfke geçer, elbet şafak söker,
Bu yaralı yürek bir nebze olsun nefes alır..."
Ama yok be kirvem, ne mümkün!
Zaman denilen o acımasız çark, o saniyede durdu sanki.
Yelkovan akrebin boğazına sarılmış, ilerlemiyor.
Saatler geçiyor, ömür tükeniyor, takvimler esiyor,
Ama sabah olmuyor be kirvem, sabah olmuyor!
Hüsran dedikleri buymuş meğer;
İnsanın en güvendiği kapının eşiğinde, dımdılak kalmasıymış.
Hani sırtını dayarsın ya bir dağa, o dağın bir anda un ufak olup
Üstüne yıkılmasıymış hüsran...
Sokaklar sessiz, dertler dilsiz, gecenin koynu dipsiz bir kuyu.
Kime gitsem, kimin kapısını çalsam yalan.
Herkes kendi derdinin hamalı olmuş, kimse kimseyi duymuyor.
Bir ben kaldım bu amansız karanlığın ortasında,
Bir ben, bir de senin o zehir zemberek "git" deyişin...
Bak, koca şehir derin bir uykuya daldı şimdi,
Evlerin pencerelerinden sızan o son umutlar da söndü.
Kuşlar bile yuvasına çekildi, rüzgar bile yoruldu esmekten.
Ama benim içimdeki o kıyamet, o yangın bir an olsun dinmedi.
Sahi, nasıl bu kadar kolay oldu?
Hangi ara biriktirdin bu kadar öfkeyi, bu kadar vedayı?
Şimdi hangi köşeyi dönsem, karşımda o kırık dökük anılar,
Hangi taşa bassam, o lanet gecenin soğukluğu yalıyor ayaklarımı.
Uzayıp gidiyor bu karanlık, bitmek tükenmek bilmiyor.
Sanki kıyamet kopmuş da, hesabı bana kesilmiş gibi ağır.
Hani o deli şair der ya; "Hangi ayrılık var ki böyle diş gıcırdatan?"
İşte tam o sınırdayım, sabrın bittiği, canın çekildiği yerdeyim.
Ne şafak söküyor, ne bu ağır hüsran göğsümden kalkıyor.
Dilimde yarım kalmış bir türkü, yüreğimde koskoca bir hüsranla kaldım.
"Git" dedin ya bana o gece...
Sözünü ikiletmedim, gittim.
Gittim ama bittim be gülüm, bittim...
Ve yemin olsun, sen o kapıyı kapattığından beri bu şehirde sabah olmuyor.
Zemheri
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.