1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
56
Okunma
Mülküm dediğin şu cihân bâkî diyâr değil,
Tahtın da tâcın da bu âlemde pâyidâr değil.
Bir katrede ummân gizli, bir zerrede mihr-i ezel;
Her zerre üstünden esip geçtiğin gubâr değil.
Gül sana açılmaz yalnız, bülbül sana söylemez;
Her cân senin hükmündeki bîçâre şikâr değil.
Kuşun da yuvası var, kurdun da bu dağda payı;
Kâinat insanoğlunun ördüğü hisâr değil.
Baltan inerken bir âlem sarsılır köklerine dek;
Her dal bir âşiyândır, her kök kuru damâr değil.
Suyun aynasında senden sonra doğacak yüzler var;
Bugünkü rahat, yarını yakmağa ihtiyâr değil.
Bir lokmayı sırf kendi alın terin sanıp böbürlenme;
Onda güneş, hâk ü yağmur var; yalnız kâr değil.
Kalbin sen uyurken dahi fermân-ı Hak’la vurur;
Nefes dediğin senin elindeki iktidâr değil.
Hakk’ı bilen öz varlığını mutlak mı sanır hiç?
Aczinle barış; kulluk insan için âr değil.
Târîhi yalnız zaferin altın nakşı sanma sen;
Her taşta yetimlerin âhı var, iftihâr değil.
Mazlûmun âhı varsa eğer kubbenin altında,
Adl ile kurulmamış saltanat itibâr değil.
Zulmün başı kılıç değil, bir canı eksik görmektir;
Zulme bakıp susmak tarafsız bir karâr değil.
İlim edepsiz elde nûr olmaz, zehr-i mâr olur;
Her keşf gelecek nesle güzel bir yâdigâr değil.
Her yüzde görünmez bir iklim, her dilde saklı yara;
Her suskunluk rızâ, her tebessüm bahâr değil.
Bir babanın sustuğu yerde oğluna duvar kalır;
Mîras yalnız altın, mücevher, bağ u bâr değil.
Ey dil, emanet bil bu cânı; ölüm erişince gör:
İnsan bu kervansaray içinde hünkâr değil.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.