0
Yorum
12
Beğeni
0,0
Puan
72
Okunma
Geceden kalan son ağırlık da çekiliyor içimden;
uzun süredir kıpırdamayan bir şey
sessizce yer değiştiriyor.
Sanki bedenim, benden habersiz,
yıllarca kapalı tuttuğu odaları boşaltmış;
acı, eşyasını toplamadan çıkıp gitmiş de
geride yalnızca duvarlardaki soluk izleri kalmış.
Dokunsam tanırım hepsini.
Bir yanım çocukluğumun sustuğu köşe,
bir yanım vakitsiz gidenlerin gölgesi,
göğsümün kuytusunda yıllarca asılı kalmış
söylenmemiş birkaç sözün izi...
Aslında hepsi yerli yerinde,
zamanın alıştırdığı acının kıyısında
öylece duruyorlar...
İnsan bazı şeylerden kurtulmuyor;
yalnızca birlikte yaşamayı öğreniyor.
İçim derinden çatlamış fay hattı gibi,
kırıldığım yerlerden genişliyor acılar.
Her sabah gidilmesi gereken iş,
her gece tutulması gereken nöbet misali
sana atılıyor, seni bekliyor
yıkıntılar arasındaki yetim ümidim...
Sesim duvardan duvara çarparak ilerliyor,
hatıralara basa basa yürüyorum
başımı çevirdiğimde geçmişin yüzü
farklı yüzlere rastlayabilecek kadar şaşkın.
Tam orada beliriyor ellerin.
Parmakların saçlarımda dolaşırken
hiçbir şeyi onarmaya çalışmıyorlar.
Belki bu yüzden
dokunduğun yer artık incinmiyor.
Başımı göğsünün kafesine bırakıyorum
Ensemde nefesin ve o ince ürperti
tenimde heyelan, kalbimde panik atak
uzun zamandır unuttuğum bir şeyi uyandırıyor.
Sonra yüzün yaklaşıyor.
Nefesinin sıcaklığı boynumda duruyor.
Aramızdaki sessizlik,
söylenecek söz bulamadığımız için değil;
kelimelerin girmesine gerek kalmayacak kadar
birbirimize yakın olduğumuz için büyüyor.
Göğsüne yaslandığımda
kulağımın altında hayatın en yalın sesi var.
Düzenli
Derin
İnatçı
Askıda ekmek gibi asılıp,
girdapta nefes gibi tutunuyorum
beynimin içinden geçip,
ruhumu gasp eden hayaline...
Aynı ritimde,
aynı yerden;
aynı sessizliğin içinde
bin kere ölüp,
binbir kere doğuyorum...
O anda anlıyorum:
yakınlık, birbirinde kaybolmak değilmiş.
İki ayrı varlığın
bir düşte saklanmaya ihtiyaç duymamasıymış.
İçimde boşalan odalara
seni yerleştirmiyorum bu yüzden.
Acının çıktığı yere aşkı koymak,
yalnızca eşyayı değiştirmek olurdu.
Sen bir boşluğu doldurmuyorsun.
Varlığın,
o boşluğun artık yara olmadığını gösteriyor.
Duvarlarda izler duruyor.
Çocukluğum hâlâ aynı köşede suskun,
gidenlerin gölgeleri hâlâ uzun,
söylenmemiş sözler yerlerini koruyor.
Fakat hiçbirinin sesi
içimdeki sesten daha yüksek değil artık.
Dışarıda sabah ağır ağır beliriyor.
Işık önce pencerenin kenarında toplanıyor,
sonra odaya usulca yayılıyor.
Hiçbir şeyi güzelleştirmiyor.
Hiçbir izi silmiyor.
Yalnızca saklanacak yer bırakmıyor geceye.
Başım narkozun etkisinde gibi yatıyor
Elin hâlâ saçlarımda,
kulağımın altında kalbin,
içimde uzun zamandır ilk kez
geçmişten daha büyük bir sessizlik var.
Ve o sessizliğin içinde
kendimi dinliyorum:
Bir zamanlar acının yerleştiği beden
şimdi hiçbir şeyi kovmadan,
hiçbir şeyi yerine koymadan
yeniden kendine yer açıyor.
Belki dirilmek tam da budur;
ölmüş olanı geri çağırmak değil,
senden eksilenlerin ardından
içinde kalan yere yeniden sığabilmek.
Güneş biraz daha yükseliyor.
Duvarlardaki soluk izlere bakıyorum.
Hepsi hâlâ orada.
Ama ilk kez
hangi acıdan kaldıklarını değil,
üzerlerinden ne kadar hayat geçtiğini
görüyorum.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.