0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
59
Okunma

V. BÂB
Sadâ-yı medh ile dolmuş cihânın her tarafı,
Hakîkatin nefesi kaldı nihân u bî-sadâ.
Alkış ile ölçülmezmiş kemâl-i ehl-i dilin,
Nice cevâhir gizlenir harâbât-ı fenâda.
Her gür sadâ hak olmaz, her sükût acz değildir;
Şimşek çok nâra eyler, yağmur iner bî-riyâ.
Sözün libâsı parlaksa hükmün de parlak sanma;
Atlas içinde nice yalan gezer bî-hayâ.
Meth ile beslenen gönül hak sözü işitmez olur;
Nefis, övgü şarabından içer de mest kalır.
Kendi sesinden hoşlanan işitmez âh-ı garîbi;
Kulak kapanır alkışa, feryâd olur bî-nevâ.
Bir kavmi harâb eylemez yalnız kılıç ve ateş;
Evvel unutturulur ona hakkın kıymeti.
Meydân kurar ehl-i hevâ, nâra göğe yükselir;
Bir mazlumun sessizliği erişir Arş-ı A’lâ’ya.
Dillerde adâlet gezer, ellerde başka terâzî;
Bir kefe altın tartar, bir kefe kulun hakkını.
Sûretlere aldanan göz hakîkati seçemez;
Cilâya meftûn olan cevheri fark edemez.
Şöhret, sabâ yelidir; eser, geçer, unutulur.
İhlâs ise dağ misâli yerinde durur dâim.
Kürsîye çıkan çok olur, yükünü taşıyan azdır;
Tahtın süsü kolaydır da emânet müşkildir.
Bir ömür meth toplayan sanır ki ömür uzar;
Vaktin elinde herkes bir yaprak kadar hafîf.
Hak sözü ağır gelir nefsine kul olanlara;
Terâzi doğru tartınca yük görünür eğriye.
Ey dil! Sakın eğilme kalabalık önünde sen;
Mîzânı eğrilmişlerin doğrusu da eğridir.
Alkış ile büyüyen ad, rüzgârla savrulur;
Hak ile yazılan isim, zamâna hükm eyler.
Erol Kekeç/30.07.2026/Sancaktepe/İST
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.