0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
133
Okunma
Yarının kapısında beklemek değil,
bugünün o simsiyah çamuruna, o çetin kesiğine rağmen
eti tırnakla kazıyarak o dilsiz dehlizi açmaktır.
İnsan,
karanlığın boyundan ürktüğü için değil,
göğsünde taşıdığı o çiğ ışığı fırlatacak bir uçurum bulamadığı an kaybeder.
Çünkü aydınlık,
bir köşede pıhtılaşmayı bekleyenlere uğramaz;
kendi sularının zırhını delen o keskin yürüyüşleri bulur.
Kök,
görmez toprağın altından gökyüzünü,
bilmez o dilsiz üstünde parlayan o paslı güneşi.
Ama yırtar etini toprağın, sızar o kemikli karanlığa.
Çünkü inat,
gözün gördüğü o çocuksu masala değil,
avuçların içinde biriken o brüt ağırlığa inanmaktır.
Bir duvarın önünde durduğunda,
kader der ve kendi gölgeni gömersin o taşa.
Ama bir kez oynattın mı o ilk çıplak taşı yerinden,
akıntı seni hep o geri dönüşsüz dehlize çeker.
Belki o gün devrilmez o kale,
belki ertesi gün de ayakta kalır;
ama hiçbir duvar,
kendisine inen o ilk paslı neşteri, o ilk kırılmayı unutmaz.
İnsan da böyledir işte.
Bir kez doğruldun mu omurgandaki o çetin sızıyla,
yenilgi, o eski ve yorgun gücünü yitirir karşında.
Bir kez "yeniden" dedi mi o dilsiz dudaklar,
aynı kayaya çarparak dağılan o köpükler bile birer namluya dönüşür.
O yüzden,
boş bir avuntu değildir bu inat;
alnından sızan o zehirli ve sıcak terdir.
Yere kapansalar da o asfalta basan dizlerindir;
titrese de, o karanlığa doğru
fırlatmak zorunda olduğun o ilk çıplak adımdır.
Ve bil ki ömür,
en güçlü olanları yazmaz defterine;
her yıkımdan sonra, o çürümeyle sabrın etinden
kendi kaynak kodunu yeniden yazacak o deli cesaretini bulanları hatırlar.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.