0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
33
Okunma
Zaman, kemikleri ovulan bir hayvan gibi eskiyor kuytularda,
Gece, kendi gölgesini emen dilsiz ve kör bir kuyu.
Avucumuzda biriken o eski, tozlu dünya haritası,
Ne bir göçe kılavuz artık ne de bir nehrin uykusu.
Yüzümüz, sönen yıldızların geride bıraktığı kırık ayna,
Çizgilerinde saklar milyar yıllık o soğuk yangını.
Bir rüzgâr, suların göğsündeki ağır yazıyı silerken,
Toprak, et tırnaktan ayrılır gibi unutuyor adını.
Ruhlar, karanlık boşlukta asılı kalmış paslı çanlar,
Ne bir rüzgâr bekliyorlar vurmak için ne bir el.
Madde, kendi kuyusuna düşen bir çakıl taşının uğultusu;
Eriyor, susuyor ve teslim oluyor o muazzam sese.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.