0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
29
Okunma
Yolun düşerse bir gün gönül bağıma,
Güller açmış mı diye bakmadan geçme.
Uğrarsan eğer dertli sol yanıma,
Ateş sönmüş mü diye bakmadan geçme.
Zaman durmaksızın akıp giderken avuçlarımızdan, ömür dediğin aslında sadece tek bir nefes,
Oysa ne çok anlam yükleriz şu fani hayata, oysa şu koca dünya ruhumuzu hapseden süslü bir kafes.
Eğer bir gün derinden duyulursa içimde sakladığım o eski, o hiç susmayan yorgun ses,
Sırf o sesin hatırına dur ve eğil kalbime; gözüm arkanda kalıp yaş dökmüş mü diye bakmadan geçme.
Bir selam bırakıp geç şu kapıdan,
İnsan ne anlar ki sitemden, acıdan?
Yıllar sonra mazi olan anıdan,
Bir iz kalmış mı diye bakmadan geçme.
Gökyüzü kararıp gece hüzün serdiğinde, şu yalnız ve sessiz şehrin üzerine,
Sokak lambasının soluk ışığı vurduğunda, maziden kalan o kırık dökük hayallerin izine.
Yüreğimde biriken her bir sitem sessizce feryat ederken, senin o unutulmaz ismine,
Acılar kuşanmış bu yorgun fani, dertler karşısında diz çökmüş mü diye bakmadan geçme.
Umutlar tükenir, solar her çiçek,
Yalan olur her şey, ayrılık gerçek.
Bu garip dünyadan bir gün göçecek,
Bir can kalmış mı diye bakmadan geçme.
Zamanın acımasız eli dokunup da, simsiyah saçlarıma bembeyaz karlar yağdırdığı o kış gününde,
Artık ne bir heves ne de bir takat kalmadığında, şu yalan dünyanın o can alıcı çarkının önünde.
Toprak olmadan önce bu beden, son bir kez adını sayıklarken ömrümün en hüzünlü dününde,
Azrail canımı alırken ruhum, son defa senin yollarına düşmüş mü diye bakmadan geçme.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.