0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
52
Okunma
İçimde, asırlık çınarların kökünden sızan o serin sızı,
Her yaprağında senden kalma bir ayazın izi gizli.
Dilimde, sustukça büyüyen bir nehrin uğultusu,
Gözlerimde, ellerinle yıktığın o eski şehrin tozu.
Ben şimdi, bir ömrün son cümlesini noktalar gibi,
Kendi karanlığımı sırtlanıp, sessizce gidiyorum.
Dur deme; çünkü senin kalbinde bana ayrılacak tek bir köşe yoktu,
Aşk diye sunduğun ne varsa, içimde derin bir yara oldu.
"Geçer" demekten yoruldu sırtımdaki o dilsiz yük,
Senin kibirli dik duruşun karşısında, büküldü her büyük.
Ben kendi enkazımdan yeni bir gökyüzü doğurdum,
Tükenmenin de bir şerefi varmış, bunu anladım ve gidiyorum.
Bir masalda figüran olmakmış seninle yürümek,
Kendi evimde bir yabancı gibi, hep kapı eşiğinde beklemek.
Kırılmak anlıktı da, dökülen parçaları toplamak bir ömre bedel,
İnsan en çok, kalbini emanet ettiği elden alırmış ecel.
Meğer beni en çok, saçlarımı teğet geçen o soğuk rüzgarların yakmış,
Senden değil, yokluğunun koyu gölgesinden ruhum usanmış.
Artık ne bir yemin temize çeker bizi, ne de bir özür,
Aramızdaki bu uçurum, dokunduğumuz her kelimeyi öldürür.
Bu yüzden, yarım kalan ne varsa heybeme doldurup,
Hepsini, güneşi hiç görmeyecek gecelerin koynuna bırakıyorum.
Senin yolun senin olsun, ben kendi patikamda kaybolacağım,
Sen gölgeni başka iklimlere sat, ben artık kendi ışığımla yanacağım.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.