1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
43
Okunma
Bu kentin şakağında
Bir idam mahkûmu gibi sevdim soluğumu
O meyve kokulu bahçeler, çocukluğumun lekesiz üstü başı
İçimin o hiç kar yağmayan beyaz iklimi
Şimdi ılık bir bıçak gibi dokunur sabaha
Seyrederim yüreğimin yıkıntısını camdan
Biliyorum geceler uzadıkça
Kabuk bağlamaz şuramın eksik baharı
Tuz basılmış kumsaldır gülüşüm
Işığın kırıldığı yerde yeryüzü
Gölgem bile sırılsıklam bir sürgün
Seni bir yetim gibi
Gömdüm göğsümün en çorak yerine
Kirpikleri buz tutmuş kayalıklardan dökülür
Kalkar uykusundan yanık toprak, tırnaklarımın arasında
Kaç çeltik attı ömrüme
Martılar göğü yarar da kanamaz mı gökyüzü
Nal sesleri teper tarihi, göğsü köpüklü atlar
Savrulur tozun soluğunda
Ne devasa bir yalnızlık
Sen gözümün paslı pınarı
Şu darmadağın aklımın
İpte sallanan masalı
Yağmur yıkamasa bu sancıyı
Zaman dediğin ne ki, küflü bir zindan
Kader ilmeğini suyla attığında
Hep aynı kan rengiyle...
Ah Sen…
Gözümün kırık sırçası
Kemiklerime kadar işlerken derinliğin
İyi ki bu kâbustaki tek düşsün
Sırrını dağların tepesine vururken ışık
Uçurumun dibindeki garip neylesin zirveyi
Sen o sesin, o yankının derdindesin
Irmaklar kan revan içinde yatağını bulduğunda
Çekildiğinde sokaklardan insan kırıntıları
Zehir gibi bir dille
Gecenin kanatlarıyla
Tam kalbimdesin
23.11.2013
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.