0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
16
Okunma
İçine çoktan gece çökmüş bir İstanbul’sun.
Kıyılarında pas tutmuş bekleyişler,
Köprülerinde yarım kalmış vedalar.
Bir tren sesi geçiyor içinden hâlâ,
Kimsenin inmediği bir istasyona doğru.
Ey yolunu yollarda kaybetmiş çocuk,
Hangi ayrılık sürdü seni
Bu kadar uzağa kendinden?
Hangi kırık takvim yaprağı
Ömrüne saplandı da
Her mevsim biraz eksik açtı?
Gittiğin şehirler
Arkandan kapılarını değil,
Hatıralarını kapattı.
Sen her meydanda…
Kendine geç kalmış birini buldun.
Her otelde bir başkasının yalnızlığına uyandın.
Yalnızlık kokuyorsun.
Kar değil bu üstüne yağan
Unutulmuş insanların küfü.
Zemheri, kemiklerine kadar inmiş eski bir haber gibi.
Bütün telefonlar sustu.
Sesini taşıyan kablolar çürüdü.
Bütün kapılar kapandı yüzüne.
Dünya, sana karşı çekilmiş ağır bir sürgü şimdi.
Bir zamanlar adına açılan pencereler vardı oysa.
Hatırlıyor musun?
Bir dostun sesiyle ısınan akşamları.
Körfezin üstüne bırakılmış turuncu bir ışığı.
Vapurların suyu değil zamanı yararak geçtiği günleri.
Şimdi onlar da,
Eski bir fotoğrafın yanmış kenarlarında.
Aşk kokuyorsun.
Ey yüreğini cebinde taşıyan çocuk,
Sen kayboldun.
Yağmur gibi yağmadın.
Yağmur toprağa kavuşur.
Oysa Sen hep havada asılı,
Bir yara ile bir şiir arasında.
Bir sürgün ile bir özlem arasında.
Rüzgâr seni her yerde tanıdı.
Kuytuların sabıkalısıydın sen.
Karanlık hangi sokağa çöktüyse
Orada buldu yüzünü.
Sonra bahar geldi dediler.
Ağaçlar çiçek açtı.
Kuşlar döndü.
Dünya yeniden kuruldu.
Ama sen, enkazını sırtında taşıyan bir şehir gibi
İçinden çıkamadın kendinin.
Acılarını daha derin yerlere gömdün.
Bir gün seni senden alacaklar çocuk.
Gülüşünden değil yalnız.
İnsan kalabilmiş yerlerinden.
Bir başkasının yarasını
Kendi yarası gibi taşıyışından.
Bir ekmeği bölüşürken
Eksilmeyen yanından.
Bir kuşu görünce
Hâlâ içi titreyen yerinden.
Ben ondan korkuyorum.
Seni susturacaklar çocuk.
En güzel çağında.
Uykusuz geceler
Güneşsiz yarınlar
Ne mahpusluklar geçti üstünden.
Demir geçti.
Pas geçti.
En çok insan geçti içinden.
Her geçen bir şey eksiltti senden.
Şimdi yüzünde kırılmış aynaların ışığı var.
Şimdi sesinde uzun yıllar susmuş rüzgarın uğultusu.
Soruyorum!
Bu kadar sevmeyi nereden öğrendin?
Hangi yangın, küllerini bile yakmadan bıraktı seni?
Sen bizim kaybettiğimiz tarafımızdın.
Bu yüzden korktular senden.
Şiirlerle vurmadılar seni.
Daha kötüsünü yaptılar.
Seni zamana bıraktılar.
Kalabalıklara.
Unutulmaya.
İnsanın içindeki yavaş çürümeye.
Şimdi göğsünde adı konmamış bir ülke taşıyorsun.
Sınırları hasret.
Bayrağı yalnızlık.
Başkenti çocukluk.
Kimsenin dönmediği bir ülke.
Seni vuracaklar çocuk.
Bir gün değil, her gün biraz biraz.
Ben en çok şundan korkuyorum
Bir sabah senin de gökyüzüne bakıp
Hiçbir şey hatırlamamandan.
01.06.1996
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.