0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
424
Okunma
İçine çoktan gece çökmüş bir İstanbul’sun.
Kıyılarında pas tutmuş bekleyişler,
Köprülerinde yarım kalmış vedalar.
Bir tren sesi geçiyor içinden hâlâ,
Kimsenin inmediği bir istasyona doğru.
Hangi ayrılık sürdü seni
Bu kadar uzağa kendinden?
Hangi kırık takvim yaprağı
Ömrüne saplandı da
Her mevsim biraz eksik açtı?
Ey yüreğini cebinde taşıyan çocuk…
Aşk kokuyorsun.
Sen her meydanda
Kendine geç kalmış birini buldun.
Her sabah bir başkasının yalnızlığına uyandın.
Üzerinde eski bir yalnızlığın kokusu…
Bir yara ile bir şiir arasında,
Bir sürgün ile bir özlem arasında.
Rüzgâr seni her yerde tanıdı.
Karanlık hangi sokağa çöktüyse
Orada buldu yüzünü.
Bir gün seni senden alacaklar çocuk.
İnsan kalabilmiş yerlerinden.
Bir başkasının yarasını
Kendi yarası gibi taşıyışından.
Bir ekmeği bölüşürken
Eksilmeyen yanından.
Bir kuşu görünce
Hâlâ içi titreyen yerinden.
Ben ondan korkuyorum.
Seni susturacaklar çocuk.
En güzel çağında.
Yüzünde kırılmış aynaların ışığı
Sesinde yıllarca susmuş
Bir rüzgârın uğultusu.
Bu kadar sevmeyi nereden öğrendin?
Hangi yangın!
Küllerini bile yakmadan bıraktı seni?
Seni vuracaklar çocuk,
Esmer gülüşünden.
Her gün azar azar.
En çok, içindeki masum çocuğu
Yitirmenden korkuyorum
01.06.1996
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.