0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
35
Okunma
Bir sabah güneş usulca doğarken,
Bir anne dua etti oğlunun ardından.
"Anne, ekmek alıp geleceğim." dedi,
Ne o biliyordu, ne de annesi...
Meğer o söz, son vedaymış.
Bir somun ekmek için çıktı evden,
Bir ömürlük hasret bıraktı geride.
Ne sofraya ekmek geldi o gün,
Ne de kapıyı evladın eli çaldı.
Kapıyı o gün acı çaldı...
Bir kavganın ortasında kaldı.
Ne öfkeyle yürüdü, ne kinle.
Yalnızca ayırmak istedi insanları,
Ama zalim bir bıçak,
Gençliğini toprağa emanet etti.
O günden sonra o evde
Çayın buharı bile hüzün koktu.
Anne her akşam kapıya baktı,
Her ayak sesinde yerinden fırladı.
"Belki oğlumdur..." dedi.
Ama gelen hep sessizlik oldu.
Altı yıl geçti...
Mevsimler değişti, takvimler eskidi.
Fakat bir annenin bekleyişi eskimedi.
Çünkü anneler,
Evlatlarının dönmeyeceğini bilseler bile
Kapıyı umutla beklemeye devam eder.
Kader bununla da yetinmedi.
Diğer evladı da acılara yenildi.
Demir kapılar ardında aklı yorgun düştü.
Şimdi bazen kendi kendine konuşuyor,
Bazen duvarlara dalıp gidiyor,
Bazen annesini bile tanıyamıyor.
Bir annenin yüreği
Kaç parçaya bölünür, bilen var mı?
Biri toprağın altında,
Diğeri yaşarken kaybolmuş...
Hava annenin artık büyük hayalleri yok.
Ne zenginlik ister, ne gösterişli bir ömür.
Tek istediği;
Sıcak bir yuva,
Huzurlu bir gece
Ve gözyaşı dökmeden uyanacağı bir sabah...
Ey hayat...
Bir annenin duasını neden yarım bıraktın?
Bir somun ekmeği neden bir tabuta çevirdin?
Şimdi o kapı hâlâ yerinde duruyor.
Ama artık herkes biliyor...
O kapıyı bir gün evlat değil,
Acı çaldı.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.