3
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
70
Okunma
Zamanı geriye sarmıyor hiçbir takvim
Ve hiçbir eylül iyileştirmiyor hazanın açtığı yarayı.
Unutmak, insanın kendi gölgesinden kaçması gibi
Beyhude bir çaba, yorucu bir heves...
Ben o kaçışı çoktan bıraktım;
Sırtımı duvara dönüp, içimdeki o derin izle barıştım.
Her sabah yeni bir güne uyanır ya insan,
Ben her sabah o bitmeyen eksikliğe uyanıyorum.
Masadaki o tek kişilik çayın yalnızlığında,
Yanağıma sızan o ilk damlanın sıcaklığında,
Aynadaki o dalgın ve nemli bakışta,
Yarım kalmış bir cümlenin tam ortasında...
Zihnimin çıkmaz sokaklarında ansızın karşıma çıkıyor hasret;
Bir hayal gibi değil,
Et tırnaktan nasıl ayrılmazsa, öyle köklü.
Hafıza dediğin ev, odaları anıyla dolu bir kilit,
Anahtarını çoktan fırlatıp attığım...
İnsan kendi ördüğü duvardan nasıl kaçar?
Kumaş eskir, duvar çatlar, şehirler değişir belki
Ama kirpiklerde biriken o tuzlu sızı her saniye taze;
Yağmur gibi savaşıyor benle...
Şimdi hangi gözyaşı silebilir ki bu sessiz alınyazısını?
Seni unutmak;
Kendi sesimi, kendi yüzünü unutmak gibi bir sızı...
Mümkün mü?
İçimdeki adımların sesini bastıramıyor hiçbir gürültü.
İtiraf edilmemiş bir suç gibi saklıyorum bu yaşları,
Herkes geçtiği yollardan bir iz bırakıp gider oysa
Bazıları kapattığı kapıların ardında kendi yangınıyla kalır.
Bütün dillerde susuyorum şimdi,
Hece hece yarım kalmış bir şiirin intiharında...
Canımın en çok yandığı o gün,
Ona türküler söylerken;
Ben, sayfalar arasında kurumuş bir gül yaprağına sızan
O sitemkar gözyaşının hatrına susuyorum.
İçimdeki o tek hece hiç eskimiyor:
Unutamıyorum çünkü çok kırgınım...
Ayla kaya
07 07 2026
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.