0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
114
Okunma
Kayıp bir kentin gölgesinde, sessiz bir ürpertiyle uyandım...
Hatıralar, hırçın dalgalar gibi yüreğimi ıslatır bu kentte.
Gecenin ıslak yağmur damlaları tenime değil, içimdeki acılara dokunur.
Her damlanın dokunuşu,
geçmişin yaralarına merhem olabilir mi?
Bazı yaralar yalnızca insanın içinde konuşur;
yalnızca gecede kendini ele verir.
Bilirim ki;
her mevsimde yeniden kanayan yaralarım vardır.
Görülmeyen düşlerin bedeli ağırdır.
Herkes kendi rüyasında biraz ağlar aslında.
Bilirim ki;
göçebe bir şehirde, itirazın ve isyanın sesi
çığlık çığlığa yankılanırdı.
İşte bu şehirde,
hayat bir yağmur damlasında ıslanırdı.
Şehrin üzerine çöken vaftiz damlalarıyla
günahlar usulca toprağa karışır.
Sokaklar mahcup bir sessizliğe bürünür.
Duvarlardaki solgun portreler,
meçhul cinayetlerin çığlığını geceye fısıldar.
Bir kentin gözyaşı anlatır her şeyi...
Barut kokusunun sindiği bu şehirde
insan, karanlığa sığınır.
Herkes birbirinin gözlerinde
göçebe bir buluta dönüşür.
Bir çocuğun meraklı ve yoksul bakışlarında
bulurduk kendimizi.
Bazen bir bakış,
bir şehrin sessiz çığlığı olur.
Ve bütün masallar,
kendini en çok ıslanırken anlatır.
İnsanın içinde söylenmemiş ne kadar söz varsa,
kentin acılarına karışır.
Acılarımıza dokunsak,
sanki bu şehre yağmur yağacaktı.
Ve biz,
kentin gözyaşlarıyla
her sabah sırılsıklam uyanacaktık...
Mahir21
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.