0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
68
Okunma
Bilmem beklediğimiz kaç bahar kaldı…
Sen söyle, bilmediğimiz kaç gece kaldı…
Kaç nefes kaldı, sen söyle…
Gecenin en sessiz yerinde bir gölge gibi duruyorum.
Bir yara bir yaraya nasıl içini döker—hem kabuk hem kabul bilip—
işte öyle eğildim hak darında.
Kendi kuyumdan fısıldadım kabuğun kulağına: dinle…
Surlarım yorgun, kapılarım mühürlüydü yıllardır;
şimdi bir el bekliyorum—sadece saçımı okşayıp “geçti” diyecek kadar sabırlı…
Bedenim ruhumun mühürlü zarfıdır,
sadece bir el açsın, bir ömür okusun diye…
Ne Leyla’dan uzağım, ne Mecnun’dan gayrı;
ben aşkı bir veda değil, bir bekleyiş bildim yar yolunda.
Ben bir kez dağıldım nâr gibi, bir daha savrulmam;
Göğsünden göğüme kurduğun o köprüde yürüyorum şimdi…
Ellerin yok belki avuçlarımda, ama sıcağın var—
ilmek ilmek sardın kalbimin üşüyen yerlerini.
Çağırdın, geldim.
Gökyüzü oldun, ev oldum sana.
Büyürken gözlerimizde her şey…
kanatlarımız değdi birbirine, aynı rüzgârda çırpındık.
Sen gökyüzü, ben göçebe kuş.
Ayrı yazılsak da aynı maviliğe uçtuk hep.
ben de her mısraya bir nefes bıraktım.
Hüzün dalgaların yüzümde kırıldı, tuzun dudağımda kaldı.
O dalgalar duruldu artık, bak.
Saçları ağarmış hayaller biriktirmişsin nemli kirpiklerinde.
Üfleyeyim mi? Savrulsunlar.
Ağarmış hayal de uçar—
Biz yanınca kül değil, ışık oluruz, sevdiğim…
Sen bakınca her şey anlam buluyor,
suskunluk bile dil oluyor içimde.
Bir bakışınla çözülüyor yılların düğümü
ve ben—yeniden, sana doğru doğuyorum.
Mahir 21
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.