2
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
174
Okunma

Ben...
Kimsenin eline güvenememiş bir camdım.
Dışarıdan bakınca saydam görünürdüm belki.
İnsanlar kendilerini bende görür, geçip giderdi.
Hiçbiri, içimde yıllardır dolaşan ince çatlakları fark etmezdi.
Çünkü bazı kırıklar ışığın altında değil,
insanın içinde büyür.
Beni ateşe tuttular...
"Sağlam ol," dediler.
Rüzgâra bıraktılar...
"Dayan," dediler.
Yere düşmeden yaşamayı marifet sandılar.
Oysa kimse,
bir camın yere düşmeden de bin parçaya ayrılabileceğini bilmiyordu.
Sonra sen geldin...
Sana baktığım ilk anda güzelliğini görmedim.
İnsan güzelliği zaten geçicidir.
Ben sende başka bir şey gördüm.
Sanki sen,
kendi kozasını örerken,
başkasının acısını da ilmik ilmik sarabilen
tek ipekböceğiydin.
İlk defa biri,
çatlaklarıma bakıp yüzünü çevirmedi.
İlk defa biri,
"Kırılmış..." demedi.
Hiçbir şey söylemeden,
ellerini kalbimin üzerine bıraktın.
Aslında anlıyorsun...
İpek sadece dokunmak için yaratılmamış.
Bazen bir insanın dağılmasını geciktirmek için de varmış.
Çatlaklarımı saklamayı bıraktığım gün,
ilk defa nefes aldım.
Ben,
yıllardır kimseye göstermediğim bütün kırıklarımı
önüne koydum.
O an,
bir camın
ipeğe emanet edilebileceğine inandım.
Şimdi biri bana,
"Aşk nedir?" diye sorsa...
Ne kalpten bahsederim,
ne özlemekten,
ne kavuşmaktan...
Aşk...
Bir ipekböceğinin,
kırılacağını bile bile
bir camı avuçlarının içine alacak kadar cesur olmasıdır.
Ve sevilmek...
Bir camın,
ilk defa düşmekten değil,
o avuçlardan ayrılmaktan korkmasıdır.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.