0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
54
Okunma
Gariban bir semtin gururlu çocuklarıydık biz...
Dünyanın en büyük serveti, cebimizdeki üç beş kuruş değil; sokaklarda kahkahalarla koşturduğumuz çocukluğumuzdu. En büyük hazinemiz eğlenmek, top peşinde koşmak, akşam ezanına kadar oyun oynamaktı.
Her gün okul çıkışı tozlu sokaklarda top oynar, sırılsıklam terledikten sonra mahalle çeşmesinden kana kana buz gibi su içerdik. Ardından hastalanınca da ailemizden işitmediğimiz azar kalmazdı. Ama ertesi gün yine aynı sokaklarda, aynı heyecanla koşmaya devam ederdik.
Bir gün mahallemizdeki boş eve bir kamyon yanaştı. Yeni bir aile taşınıyordu. Mahallede kısa sürede yayıldı haber: Taşınan kişi bir öğretmendi. Delikanlılığın verdiği heyecanla birbirimize baktık. Hiç düşünmeden koşup eşyalarını taşımaya yardım etmek istedik. Belki birkaç teşekkür, belki içten bir tebessüm… O gün bizi harekete geçiren tek şey, yoksul olsak da yüreğimizde taşıdığımız zenginlikti.
Birkaç eşyayı içeri taşıdıktan sonra yeniden kamyonetin yanına geldim. Sırtımı döndüm, çamaşır makinesini tek başıma indirmeye hazırlanıyordum.
Tam o sırada yukarıdan ince, utangaç bir ses duyuldu:
“Onu tek başına taşıyamazsın, çok ağır…”
Başımı kaldırdım.
Göz göze geldik.
O an zaman durmuş gibiydi. İçimden sanki coşkun bir nehir akıp geçti. Kalbim, daha önce hiç bilmediğim bir heyecanla çarpmaya başladı. Gözleri öyle masum, öyle derindi ki, bir an için etrafımdaki herkes kayboldu.
Yüzümün terini elimle sildim. Bir kez daha baktım. “Hayal mi görüyorum?” diye içimden geçirdim ama bu, hayal olamayacak kadar gerçekti.
Arkadaşlarım omzuma vurdu:
“Haydi kanka, dalıp gittin yine.”
“Tamam geliyorum,” dedim ama gözüm hâlâ ondaydı.
O da bana bakıyordu… ara ara gözleri benim üzerimde duruyor, sonra kaçıyordu.
İçimden sürekli aynı soru geçiyordu: İsmi neydi acaba?
Tam o sırada babası seslendi:
“Rüya kızım, siz annenize yardım edin. Biz gençlerle hallederiz burayı.”
O an donup kaldım.
Aman Allah’ım… ismi Rüya’ymış.
O gün sersem gibiydim. Eve nasıl gittiğimi bile hatırlamıyordum. Sofraya oturdum ama iştahım yoktu. Annem yüzüme baktı:
“Oğlum, hasta mısın?”
Başımı salladım.
“Yok… galiba ben aşık oldum.”
Annem güldü. Oysa ben içimden konuşmuştum.
Ertesi sabah ekmek almak için fırına indim. Ve oradaydı… Rüya.
“Merhaba,” dedim.
“Merhaba,” diye gülümsedi.
Ekmekleri aldık, dışarı çıktık.
“Nasılsın?” dedim.
“Teşekkür ederim, sen?” dedi.
“Ben iyiyim…” dedim. “İsmin ne?”
“Rüya,” dedi.
“Eşref,” dedim. “Memnun oldum.”
Derken günler haftaları, haftalar ayları kovaladı…
Ve Rüya ile Eşref’in hikâyesi başladı. İki kalp, aynı sokaklarda birbirini buldu. Sessizce, yavaşça ama gerçek bir aşkla…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.