2
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
63
Okunma
Bir kız sevmiştim
zamanın sustuğu bir yerde,
adı Zerda’ydı…
Ömrümün en güzel yerine düşen
bir bahar yağmuru gibi.
İlk gördüğümde bilmiyordum
bir insanın tek bakışıyla
bir ömrün yön değiştireceğini.
Sıradan bir gündü sandım,
meğer bazı günler
ömür kapısının sessiz anahtarıymış.
Masumdu Zerda…
Gözlerinde kirlenmemiş sabahlar,
gülüşünde güneşin ilk ışığı vardı.
Sustuğunda akşam çökerdi yüreğime,
baktığında ise
kaybolduğum yerde kendimi bulurdum.
Bir bakışı yetmişti
gönlümün toprağına sevda ekmeye.
O günden sonra anladım;
kalp dediğin
insanın göğsünde taşıdığı
tek kişilik bir ev değilmiş.
Bazen bir başkası gelir,
anahtarını çevirmeden
bütün odalarına yerleşirmiş.
Küçücük hayaller kurardık
sokağın başında,
iki kelimenin arasına
koca bir ömür sığdırırdık.
Bazen konuşmazdık…
Ama sessizliğimiz
binlerce cümleden daha çok şey söylerdi.
Ben çocuklarımızın sesini
daha doğmadan duyardım.
Penceremizden içeri süzülecek güneşi,
aynı sofraya konacak iki yüreği,
aynı yastıkta dinlenecek
iki yalnızlığı düşlerdim.
İnsan sevince
geleceği bugünden yaşarmış.
Ben Zerda’yı severken
henüz gelmemiş yıllara bile
özlem duyardım.
Sonra bir gün…
Sokağın başında bir kamyon durdu.
Kapılar açıldı,
eşyalar taşındı,
bir ev yavaş yavaş
başka bir hayata söküldü.
Herkes için sıradan bir telaştı belki;
ama benim için
dünya yerinden oynadı.
Zerda çıktı kapının önüne…
Elinde küçücük bir çanta,
gözlerinde koca bir veda vardı.
Göz göze geldik.
O an
zaman sustu.
Kamyon sustu,
sokak sustu,
dünya sustu…
Bir tek kalbim konuşuyordu.
“Gitme…”
demek istedim.
Dilim sustu,
kelimeler boğazımda öldü.
Meğer insanın söyleyemediği
tek bir kelime,
bir ömür boyunca
içinde yankılanan
en uzun cümleymiş.
Zerda döndü…
Bir adım attı,
sonra bir adım daha.
Ben gözlerimle tuttum onu,
ellerim yetişemedi.
Sokağın köşesinde kayboldu.
O gün Zerda
yalnızca sokağımızdan gitmedi;
benim içimde kurduğum
bütün gelecek de
onun peşinden gitti.
Sonra yıllar geçti…
Aynı sokaktan yürüdüm defalarca.
Pencerelere baktım,
kapısının önünde
eski bir iz aradım.
Rüzgâr esse
saçlarının kokusunu getirecek sandım.
Bir kapı açılsa
Zerda çıkacak,
gülümseyip
“Buradayım…” diyecek sandım.
Ama hiçbir şey olmadı.
Sokak aynı sokaktı,
güneş yine doğdu,
çocuklar yine oynadı,
insanlar yine evlerine döndü.
Yalnız ben
aynı adam olarak kalamadım.
Nefes aldım…
Yürüdüm…
Güldüm belki…
Ama içimde bir yer
Zerda’nın gittiği gün
sonsuzluğa kapandı.
Çünkü bazı ayrılıklar
gözyaşıyla gelmez.
Bazıları insanın içine
sessiz bir mezar kazar;
sevdiği ne varsa
tek tek gömer.
Ben o gün Zerda’yı uğurladım,
ama bilmiyordum…
Aslında
kendi içimde yaşayan adamı da
onunla birlikte uğurluyordum.
Belki Zerda unuttu beni.
Belki başka sokaklarda
başka sabahlara uyandı.
Belki adımı bile
çoktan çıkardı kalbinden.
Ama ben
hâlâ o sokağın köşesindeyim.
Hâlâ onun ardından bakıyorum.
Çünkü bazı insanlar
hayatımızdan çıkıp gitmez.
Bir yer bulurlar içimizde,
orada sessizce yaşarlar.
Biz de ömrümüz boyunca
onların hatırasına
çiçek bırakır gibi
anılar bırakırız.
Benim Zerda’m da
öyle kaldı içimde…
Ömrümün en güzel yerinde,
bir bahar sabahının
ilk güneşi gibi.
Ve ben…
O güneş battığından beri
gecelere alıştım.
Karanlığı öğrendim,
sessizliği sevdim,
yalnızlığı omuzladım.
Ama ne zaman
bir bahar sabahı doğsa
gökyüzünde,
kalbim hâlâ
aynı sokağın köşesine döner.
Ve içimden
tek bir isim geçer:
Zerda…
Ben seni unutmadım.
Sadece
yokluğunda yaşamayı öğrendim.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.