4
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
68
Okunma
Bilinen bir sınırın var mı?
Ufkun bittiği yerde
çıkarsın yeniden...
Ne zamana boyun eğersin,
ne unutmanın uyuşan
soğuğuna...
Bir nöbet olsan
geleceğin saat beklenir...
Sense
vakitsiz çöken
kara bir gökyüzü
kendi ağırlığınla
üzerime yıkılan...
Duyulan koku...
Görülen gölge...
Yarım bırakılan
konuşma
ya da bir solistin dilinden
düşen bir nakarat...
Yeter..!
İçimdeki bütün hazanların
yaprağını dökmesine...
Aklım
kendi duvarlarına çarparken
Sesini çıkarmaz
kalbim...
Toprağın altındaki
kök gibi
kesilirken...
Bir başka renkte
yeniden yürür
Bedenim...
Unutmayı öğrenemedim.
Sadece
hatırlamayı bir çalar saat gibi
ertelediğimi sanırım...
Zaman
cebimde saklanan
eski bir bıçak gibi...
Pas tutmaz
körleşmez
Ve
en beklenmedik anda
Kanatır...
Akarsu gibi
geçmez...
Uçurum gibi
durur...
Düşeceğim günü
sabırla sayarsın...
Sen ki
hafızam...
Merhametin yoktur.
Ne geceyi,
ne sabahı
tanırsın...
Sende zaman,
en savunmasız
olduğum an...
Sonra...
küllerimi
ellerimle toplar
doğrulurum...
Fakat
aynı insan değilim artık...
İçimde,
her dönüşünde
bir mezar daha açılır...
Ve
bu mezardan
daha uzağa
gidemem...
Turgay Kılıç
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.