3
Yorum
17
Beğeni
0,0
Puan
174
Okunma
"D/ün’ü güzel görmeli ki
çiçekli olsun ovası
dağları heybetli
ormanları gür olsun!" der,
sözde bilge biri.
(İyi de...
pratiğe nasıl uygulamalı
bu perspektifi?)
Kimliğini arayan her kimse;
kıyısında durduğu nehrin karşısını
Dün’e benzetır:
"İşte dün, işte orası!" der.
Mutlaka oraya varmak ister...
Hikaye bu ya;
"Dün"ün temsilcisidir artık
nehrin karşı kıyısı
ve fırsat buldukça,
başlar bas bas bağırmaya:
"Sakın unutma beni, gel bana; bekliyorum seni!"
- Nasıl tahrik olmasın
kimliksiz birinin
arayıştaki benliği? -
Paradoksal olan,
dününü özleyen herkes düşler
varmak o kıyıya
lakin aradaki köprü
çoktan sele kapılmış
nehirse derin
Merak bu
özlem bu
karşı kıyının ısrarına;
"hayır, olmaz; artık çok geç!" de denilmez
kolay kolay...
Uykusuzluğa son verilir bir şafak vakti
sıvanmadan paçalar
suyun akışına paldır küldür
teslim olunur...
Neticede...
ölümün kıyısından
zar zor da olsa dönülür
ve karşı kıyıya geçilir.
Bu da neyin nesi...?
Karşıdan yemyeşil
güllük gülistanlık görülen kıyı;
kuru otlarla
çalı çırpıyla kaplı
Ve sayısız yılan, çıyan
ayaklarına dolanır...
"Ey vah!" der,
dövünür dövünür
karşı kıyıdaki bizim meraklı:
"aldandım, düne aldandım...!"
Bitap düşmüş
döner yüzünü geldiği yere
bakar bakar bakar
ama... geldiği yeri tanımakta
güçlük çeker.
"Heyhat!", der!
bütünüyle buruk
bütünüyle kırık düşlümüz
ve iki gözü iki çeşme:
"Ahhh…
Ne Dün, dündeki gibi;
ne de Bugün, düşündüğüm gibi.”
H.K
22/26 Sthlm
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.