(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Dizelerinizden sızan o sarsıcı ihanet ve ardından gelen hayatta kalma mücadelesi insanın içine işliyor. Kelimelerle adeta karanlık, masalsı ama bir o kadar da gerçek bir tablonu çizmişsiniz. Şiirinizde beni en çok etkileyen birkaç detayı paylaşmak isterim:
Güvenin Kırılganlığı: "ikirciksiz uzattın" ifadesi, sevginin getirdiği o mutlak ve savunmasız teslimiyeti çok iyi özetliyor. İhanetin büyüklüğü, düşülen uçurumun derinliğiyle değil, o uzatılan elin samimiyetiyle ölçülüyor zaten.
Dünyanın Sağır Sessizliği: "tınmadı gece / tınmadı dolunay ve yıldızlar" kısmı, insanın içindeki kıyamet koparken dış dünyanın, doğanın ve insanların kendi döngüsüne hiç istifini bozmadan devam etmesinin yarattığı o derin yalnızlık hissini çok güçlü aktarıyor.
Küllerinden Doğma / Sığınak: Parçalanan bir "ben"in, deliliğin sınırından dönüp hayata tutunması tam bir katarsis (duygusal boşalım/arınma) anı.
Dünyanın vahşiliğine (ustura gözlü kuşlar, yuvarlanan taşlar) karşı, düşüşü durduran o ağacın zamanla kutsal bir sığınağa, bir tapınağa dönüşmesi muazzam bir metafor. İnsan bazen tutunabildiği tek bir somut varlığı hayatın merkezine koyarak iyileşir.
Ruhumuz Mevlânâ Muhammed Celâleddin Bir hikayecik anlatır. Fıtrat üzerine. Akrep ile Kurbağanın hikâyesi. Akrep Ey mâhir yüzücü der. Beni şu gezen berrak suda gezdir. Ne olursun. Ocağına düştüm.
Kurbağa başımla berâber. Ama yolda akrepliğin aklına gelir de kötülük yaparsın. Ondan, düşünmekteyim.
Akrep yeminler eder. Ahitler ileri sürer.
Kurbağa iyiliğe sebep olmak iyi'dir. Der, yaradana sığınıp Kurbağanın sırtında akrep suya dalar. Kurbağa yüzerken şeytan-ı lain devreye girer der.
Sen akrepsin yaratan böyle yaratsın.
Seni böyle kabul etmeli herkes.
Kurbağanın yumuşaklığı, öz nitelikleriyle bir araya gelir. Kurbağayı sokmak sevdasına kapılıer Bunu farkeden Kurbağa Aniden suya dalar Akrebi mutlak sona atar Akreb sularda aciz aciz abondone olur Ve ölür
Enteresan bir fabl, Üstadım. Şimdi bu hikaye üzerine bi sürü varsayımda bulunmak mümkün... :)
İnsan ilişkileri ne yazık ki, verdiğiniz örnekteki gibi, kimin ne ve nasıl olduğunu önceden anlamak, bilmek kolay değil daha başından. Üstelik çoğu kez mantıkla değil, duyguyla haretek eder iinsan. Hem insana ihtiyaç duyduğu gibi, onunla yola çıkmayı, yaşamayı da beceremez, çünkü ihtiyaçlar, alışkanlıklar, vs duygular kesişmiyordur bir yerde, ya da insan sürekli (çevrenin ve bilincin de etkisiyle) değişme, gelilme halindedir vs. Fakat daha başından akrebin tehlikeli olduğu kurbağaca biliniyor burada; yine de iyilik mi yapmak istiyor gibi... Hmm! Aslında bir risk almış oluyor ta başından...
Düşündüm de, o şeytan olayını... Belki de kurbağa öngargıda bulundu, sokulmayacaktı belki. Belki gerçekten sadece gezmek istemiştir akrep; çünkü kurbağaya zarar vermesi halinde, kendisi de boğulacaktır. Bunu hesaplayamamış olamaz, dedim kendi kendime... :))
Ya da son bir kez, biraz manzara görüp ölmekti (Nasılsa kurbağanın onu yarı yolda bırakabileceği ihtimalini düşünmüştü ve öleceğini öngörebiliyordu (mu?).
Fabl'ları çok severim. Bu da çok güzeldi. Felsefidirler çoğu kez. Dedem, nenem çok anlatırdı, onlarla büyüdüm sayılır...
Enteresan bir fabl, Üstadım. Şimdi bu hikaye üzerine bi sürü varsayımda bulunmak mümkün... :)
İnsan ilişkileri ne yazık ki, verdiğiniz örnekteki gibi, kimin ne ve nasıl olduğunu önceden anlamak, bilmek kolay değil daha başından. Üstelik çoğu kez mantıkla değil, duyguyla haretek eder iinsan. Hem insana ihtiyaç duyduğu gibi, onunla yola çıkmayı, yaşamayı da beceremez, çünkü ihtiyaçlar, alışkanlıklar, vs duygular kesişmiyordur bir yerde, ya da insan sürekli (çevrenin ve bilincin de etkisiyle) değişme, gelilme halindedir vs. Fakat daha başından akrebin tehlikeli olduğu kurbağaca biliniyor burada; yine de iyilik mi yapmak istiyor gibi... Hmm! Aslında bir risk almış oluyor ta başından...
Düşündüm de, o şeytan olayını... Belki de kurbağa öngargıda bulundu, sokulmayacaktı belki. Belki gerçekten sadece gezmek istemiştir akrep; çünkü kurbağaya zarar vermesi halinde, kendisi de boğulacaktır. Bunu hesaplayamamış olamaz, dedim kendi kendime... :))
Ya da son bir kez, biraz manzara görüp ölmekti (Nasılsa kurbağanın onu yarı yolda bırakabileceği ihtimalini düşünmüştü ve öleceğini öngörebiliyordu (mu?).
Fabl'ları çok severim. Bu da çok güzeldi. Felsefidirler çoğu kez. Dedem, nenem çok anlatırdı, onlarla büyüdüm sayılır...
Neden mi? Çünkü kötülük, çoğu zaman güzelliğin en kusursuz makyajını sürer yüzüne. Işıldayan bir çift gözün içine gizlenir, gülüşün kıvrımına yerleşir, şefkat gibi uzanan bir ele sığınır. Çünkü kötülük hiçbir zaman kapıya boynuzlarıyla gelmez. Çünkü ihanet hiçbir zaman iki gözünü açarak gelmez. Mutlaka bir gözünü kapatır. Vicdanını ya da merhametini.. Hangisi önce ölürse artık.
İnsan işte o zaman kaybetmeye başlar
Sanırlar ki uçurumlar dağların kenarındadır. Hayır... Uçurum, bir insanın sana "gel" derken içinde sakladığı niyettir.
İşte bazı insanlar, sizi aşağı iterken bütün geçmişinizi bırakırlar boşluğa.
İnsan kendine olan inancını bir kez kaybetti mi, dünyanın bütün doktorları bir araya gelse de o kırığın alçısını bulamaz.
Sonra dünya çıkar sahneye. Ne ay durur., ne yıldızlar utanır ne gece beyaza keser. Kâinat, bizim acılarımıza saygı duruşunda bulunmaz ki.
Sen paramparça olurken mevsimler işlerine devam eder. Rüzgâr yine yaprak sayar. Irmaklar yine denize yürür. Gökyüzü, en sevdiğin maviyi giymekten vazgeçmez. Ay, senin karanlığını paylaşmak için ışığını eksiltmez. Yıldızlar yasına siyah kurdele takmaz. Çünkü kâinatın vicdanı yoktur. Sadece devam etme kabiliyeti vardır.
Sonra yırtıcı kuşlar çıkar sahneye İnsanın düşmesini bekleyen bütün yüzler. Başarınızı alkışlayan ama yıkılışınızı seyretmek için en ön sıraya oturan kalabalıklar. Yaranızın kokusunu kilometrelerce öteden alan aç gözlü meraklar. Merhameti yalnızca sözlükte okumuş vicdanlar...
Hayatın en korkunç yasasıdır bu.
.....
Yüce Yaratıcı ağaçları yürüyemeyecek şekilde yaratmıştır. Çünkü yürüyebilselerdi insanlar onları da kendilerine benzetirdi.
Oysa onlar kaçamaz. Oysa ionlar satmaz. İhanet etmez. Arkanıızdan konuşmaz. Sizi aşağı itmez. Yalnızca gölge olurlar Yalnızca beklerler. Yalnızca ayakta kalırlar.
Bazen bütün peygamberlerden daha uzun bir vaaz verirler. Tek kelime etmeden.. Onlar aslında insanın içinde unuttuğu direnme isteğini toprağın altından yukarı taşıyan damarlardır. O yüzden o ağaca duyulan minnet, bir gövdeye değildir. Kendi küllerinden yeniden doğrulabilen insana edilen bir saygı duruşudur.
İnsanın aynası, eline güç geçtiğinde ne yaptığıdır. Çünkü gözler yalan söyleyebilir. Eller rol yapabilir. diller yemin edebilir.
Zaten söylenecek ne varsa, söylemişsiniz, Ramazan bey. Çok teşekkür ederim bunun için.
Ve evet, biz insanlar kavranması, anlaşılması zor varlıklarız. Altın olmadığımız halde çokça ışıldadığımız, çekici olduğumuz aşikar... Ancak yarı yolda bırakmakda da tereddüt etmeyiz kişisel çıkarımlarımız, egomuz söz konusu olduğunda. Maalesef, bunun örnekleri çok var ve olacaktır yaşadığımız sürece.
Zaten söylenecek ne varsa, söylemişsiniz, Ramazan bey. Çok teşekkür ederim bunun için.
Ve evet, biz insanlar kavranması, anlaşılması zor varlıklarız. Altın olmadığımız halde çokça ışıldadığımız, çekici olduğumuz aşikar... Ancak yarı yolda bırakmakda da tereddüt etmeyiz kişisel çıkarımlarımız, egomuz söz konusu olduğunda. Maalesef, bunun örnekleri çok var ve olacaktır yaşadığımız sürece.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.