0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
29
Okunma
Yırtık bir takvim yaprağı gibi duruyor gövdem,
ne rüzgâra kapılıyor,
ne toprağa düşüyor.
Adımlarım:
iki adres arasında ezilen o çıplak karınca.
Odalar diyorum,
duvarlarını üstüme kustuğum o dik dökümler...
Hiçbirinin eşiğinde terlemedi adım.
Kentler arkamdan bir gölge fırlatıyor sokaklara,
"Kalmadın" diyorlar,
"söküldü çivin paslı direklerden."
Ben bu şafak vaktinde,
bu fabrika ıslıklarıyla bölünen uykunun tam ortasında,
zamanı şaşırmış bir yolcuyum.
Kalmaya geç kaldım,
gitmek ise henüz harita dışı.
İçimde rayından fırlayan o çocuk,
demir tozları döküyor şimdi sustuğum yerlere.
Ne deniz kabul ediyor bu bulanık suyu,
ne yatak tanıyor eski akışımı.
Söyle şimdi ey gecenin kurşuni sessizliği:
Ben ardımda bıraktığım o isli külün ağırlığı mıyım,
yoksa gözlerimi kör eden bu puslu yarın mı?
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.