Dün rüya, yarın hayaldir dünü mutlu, yarını umutlu yapan bugündür. onun için bugüne iyi bak, gülümse.. halil cibran
sahince
sahince

BESTE 1

Yorum

BESTE 1

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

41

Okunma

BESTE 1


+++
1-VUSLATA MAZİ MAHŞERE ARİFEYİM
O bakışını sevabım sanmıştım
Bir tatlı sözüne nasıl kanmıştım
Dünyalar benim oldu sanmıştım
Dünyamı yıktın haberin var mı?

Senle gezdiğim o yollar kapandı
Sensizken derdiğim güller utandı
Şerre dost sandığım eller uzandı
Çaresizim şimdi, haberin var mı?

Akrep yelkovana çoktan kitlendi
Yağlı urgan tezden düğümlendi
Vuslat kapılarım hepten kapandı
Mahşere arifeyim haberin var mı?

Gece gün ah-ı vah desen ne çıkar
Omzuma hasretliğin yükü çöker
Bu gönül gözü kapandı yol çeker
Yollarım boş kaldı, haberin var mı?

Şahinim gözyaşların dönmüş sele
Sızlayıp da malamat galma ele
Gapanır kalp yarası sabret hele
Derdi dermanımsın haberin var mı?

İbrahim ŞAHİN





++++

2-MURADA EREMEDİM

Ah neyleyim gurbet düştü payıma
Dem tuttum kara katransı çayıma
Boş şatafat söylem benim neyime
Zalim gurbet ben sılama gideyim

Düğün bayram gidemedim el gibi
Coştum aktım boz bulanık sel gibi
Seher vakti estim, kara yel gibi
Bırak gurbet ben sılama gideyim

Derelere ayağımı sokmadım
Mor sümbülle lale, kekik kokmadım
Yüce dağdan engine bakamadım
Bırak gurbet ben sılama gideyim

Gaya gölgelerinde hiç yatmadım
Güneş sırtıma vurmadan galkmadım
Garlı pekmezi bilen bir tatmadım
Bırak gurbet ben sılama gideyim

At ilen boz eşeğe binemedim
Binip de yaylalara süremedim
Bu dünyada murada eremedim
Bırak gurbet ben sılama gideyim

Şahin’im yine tütersin köz gibi
Öz sılanda yad ı yaban el gibi
Savrulup da gideceksin yel gibi
Bırak gurbet ben sılama gideyim

İbrahim ŞAHİN

+++
3-GURBET YOLUMU BAĞLADI ANAM

Ah anam, gül kokulu garip anam
Ekinler göğerdi gel, gel diyorsun
Havar vakti geldi geçti diyorsun
Gurbet yollarımı bağladı anam
Ah, gelemem anam, gelemem anam

Hep gözlerim yolda kalır diyorsun
Tavşan uykus’na dalarım diyorsun
Düşümü hayra yorarım diyorsun
Gurbet yollarımı bağladı anam
Ah, gelemem anam, gelemem anam

Sütleri kaymak bağladı diyorsun
Eyce hıfzedip saklarım diyorsun
Fareler yemeden gel ye diyorsun
Dişlerim döküldü yiyemem anam
Ah, gelemem anam, gelemem anam

Hatır gönül unutulmuş diyorsun
Gapımı çalan galmadı diyorsun
Desteyi gamaz savurur diyorsun
Tek umudum sensin topla diyorsun
Dizlerim büküldü deremem anam

Ah anam gül kokulu garip anam
Bal kaymak sofralar burnumda tüter
Andıkça aklımsa başımdan uçar
Gurbet yollarımı bağladı anam
Ah, gelemem anam, gelemem anam

Şahin’im kalmışım gurbet elde naçar
Kel başında sevda yelleri uçar
Ne yardan geçer ne de serden geçer
Gurbet yollarımı bağladı anam
Ah, gelemem anam, gelemem anam

İbrahim ŞAHİN






++++
GURBET
Gurbete savrulmuşuz yaprak yaprak
Gözümüzde tüter bir avuç toprak
Kaftani kostüme sarılmış beden
Zavallı gönglümüzse çırılçıplak

Görsen tenimiz nasıl başka başka
Dilimizi dersen dil başka başka
Debelendikçe hep battık batağa
Bir kez eremedik, vuslatı aşka

Demet çiçek dermedik, yazda kışta
Bir diremcik akıl kalmadı başta
Kısmette hasret görünür fallarda
Ceylani gözlerimiz her dem yaşta

Kelde saçlarımız tel tel dökülür
Beden yama tutmaz damar sökülür
Bizlere hasat harman hak getire
Hasadımıza hep hüzün dökülür

Şahin’im gel bırak gamı efkârı
Hoş sedaymış kısa günün tek kârı
Karnını doyurduğuna bi şükret
Basar bağrına seni gurbet diyarı

++++
4-KEŞE DÜŞKÜNÜM
Kuru keş ayrana öyle düşkünüm
Akıl almaz düşe her dem meşgulüm
Felek sillesinden şapa şaşkınım
Kıl çulun üstünde yatasım geldi

Değme felek bana, sana dargınım
Yediğim silleden sana kırgınım

Aybağam’dan sular çağlayıp akar
Ahırda öküzüm samana bakar
Boş kalmış obalar bağrımı yakar
Taşın üstünde hıçkırasım geldi

Değme felek bana, sana dargınım
Yediğim silleden sana kırgınım

Saban kaytı nerde arar bulamam
Bağıma kıyana hesap soramam
Olmayan duaya âmin diyemem
Kanlı gözyaşımı silesim geldi

Değme felek bana, sana dargınım
Yediğim silleden sana kırgınım

Hane halkındandı at ilen eşek
Hiç eksik olmazdı koç ilen şişek
Ocağın başında atılı döşek
Ocağın başına çömesim geldi

Değme felek bana, sana dargınım
Yediğim silleden sana kırgınım

Şahinim yüzün güldürmedi felek
Gurbet köşe bucak kıldı seni köçek
Gönül tahtına seremedin ki döşek
Onuncu köyden de kaçasım geldi

Değme felek bana, sana dargınım
Yediğim silleden sana kırgınım

İbrahim ŞAHİN
++++

5-KİN GARAZ SENİN NEYİNE KAZANCI xx

Ah, ah Kazancı’m kin garaz senin neyine
Aldırış etmezdin ağasına beyine
Kapı çalmadan girerdin komşu evine
Ah, ah kin garaz senin neyine, neyine

Hep buyur ederdin konu komşu ekine
Oy şükrederdin sarıeriğin kakına
Kibrit suyu mu döktün ahbabın köküne
Ah, ah kin garaz senin neyine, neyine

Gül oynaya göçerdin obadan obaya
Guyuya bakar muhtaç değildin aynaya
Cümbür cemaat gider olmuşsun kavgaya
Ah, ah kin garaz senin neyine, neyine

Çeşme başı fırın başı dolu olurdu
Kır at ilen boz eşek Dönme’de solurdu
Bozdağ’lanYümsekerik’inde kurt ulurdu
Ah, ah kin garaz senin neyine, neyine

Oysa kilit vurulmazdı kapı bacana
Söz her dem namustu gerek yoktu goçana
Ah dolaşmış galmış gibisin golaçana
Ah, ah kin garaz senin neyine, neyine

Sırtın gambur olmuş sırt çevire çevire
Sanki iman galmamış dönmüşsün gavura
Allah kin garaz sokanın boyun devire
Ah, ah kin garaz senin neyine, neyine

Şahin’im bil ki dostluktur her işin başı
Kavgaya hiç fırsat vermezdi iş telaşı
Dostluk halt getire kon komşu it dalaşı
Ah, ah kin garaz senin neyine, neyine


İbrahim ŞAHİN

++++
6- KÖYÜM NEŞELİ
Doyum olmaz senin yazın kışına
Köyümün dağında kurdu kuşuna
Kuru ekmek, pişen yağlı aşına
Esen efil yelin, soğuk suyuna

Ata emaneti yurdumuz bize
Tamamladık ömrü hep kona göçe

Goyakları lale sümbül bezeli
Güzelleri dersen dünya güzeli
Kınalı kilim, çuval dört köşeli
0y köyüm neşeli de yar neşeli

Ata emaneti yurdumuz bize
Tamamladık ömrü hep kona göçe

Sofrada pilav goruk üzüm cacık
Ekmek ilen bir avuç keşi azık
Yurdu bir daha görmeyene yazık
Kütük kaydında çok kellede azık

Ata emaneti yurdumuz bize
Tamamladık ömrü hep kona göçe

Şahin’im yine mi estin gürledin
Sıla türküleri çok mu dinledin
Yurdun dört bir yanına hiç sığmadın
Her dem ah köyüm, köyüm deyip durdun

Ata emaneti yurdumuz bize
Tamamladık ömrü hep kona göçe


+++++
7- ZALİM FELEK

Var yok ikicik kısmetimiz
Keş ilen yavan ekmeğimiz
Başımıza vurup tokmağı
Ekmeğimiz alma ey felek

Atamızdan iki yadigâr
Pir Mehmet’im bugüne şiar
Karacaoğlan’da türkümüz
Dilim lal eyleme ey felek

Arı bal verir, oğul verir
İnsanoğluysa soy sop verir
Kibrit suyu döküp oc’ğıma
Soyuma sövdürme ey felek

Taşeli’dir benim diyarım
Sırma saçlıdır bircik yârim
Yârimi tez elden alıp da
Belimi bükme zalim felek

Şahin’im yazamazsın ferman
Derdi yazan ki verir derman
Ömür denen bir saçım harman
Savurma beni zalim felek

İbrahim ŞAHİN
+++++
8-BİR DAHA MI GELECEĞİZ DÜNYAYA

Gızıldaş Gölarası’na bakınır
Ladin sedir inci gerdan takınır
Körün dili dönmez körüm demeye
Gözünü keskin budaktan sakınır

Bir daha mı geleceğiz dünyaya
Çalıverin de biraz oynayalım

Asar kalesi Dinek’i kıskanır
Alin tozlu yaylasına yaslanır
Ne kadardır işin o kadar köften
Darı ambarında ne hoş kışlanır

Bir daha mı geleceğiz dünyaya
Çalıverin de biraz oynayalım

Yağmur yağar damda sergim ıslanır
Yârim beni hep gölgemden kıskanır
Yörük neylesin sehilde darıyı
Yörük yaylada yavuktan hoşlanır

Bir daha mı geleceğiz dünyaya
Çalıverin de biraz oynayalım

Goltuk vermiş ise darı haşlanır
Yazın Bozdağ kışın köyde kışlanır
Bugünün işini dert etme sakın
Bugünün işi de yarın köstenir

Bir daha mı geleceğiz dünyaya
Çalıverin de biraz oynayalım

Şahinim akılsız başın uslanır
Derviş dediğin sabırda işlenir
Yalnızlık bir Allah’a mahsus
Âşık dediğin maşuka yaslanır


İbrahim ŞAHİN



+++++
10 - EZELİ YAR
Ezeli de yar ezeli
Domuz vurmuş gazalalı
Köyümüzü domuz basmış
Avcılar köyden tozalı

Yar yüzün al al gamzeli
Gönül vermişim ezeli
Dağlarım mor çiçek açmış
Elini tutup gezeli

Üzümüm aklı garalı
Eşeğim sırtı bereli
Yüzüm bir kere gülmemiş
Gönglüm derinden yaralı

Aslım sorarsan buralı
Yaban görenler naralı
Beni tanıyan kalmamış
Ben buralardan göçeli

İbrahim ŞAHİN
+++++
11-DAĞLARINA YURT KURASIM GELDİ
Gurbet elden geldim yorgunum
Bilsen şu dağlara vurgunum
Kırk yıldır gurbette sürgünüm
Oy toprağın öpesim geldi

Kuru keş ayrana düşkünüm
Akıl almaz düşle meşgulüm
Felek sillesinden şaşkınım
Kıl çul üstü yatasım geldi

Dereleri göresim geldi
Ayağımı sokasım geldi
Kabacığı dikesim geldi
Arığı böğesiyim geldi

Ah darıyı ütesim geldi
Tepelerde tütesim geldi
Obaları bulasım geldi
Yağlı ayran içesim geldi

At eşeğe binesim geldi
Dağlarını aşasım geldi
Soğuk suyu içesim geldi
Bir türkü söyleyesim geldi

Gülleri toplayasım geldi
Toplayıp koklayasım geldi
Dağlar beni yabancı bildi
Dağlara yurt kurasım geldi

İbrahim ŞAHİN
++++

12-HOR GÖRME GARDAŞIM


Beni ayrı gayrı sanma gardaşım
Yazda çimdiğimiz dereler aynı
Tarlada ekinlen destemiz aynı
Bir hararda yamalarımız ayrı

Beni ayrı gayrı sanma gardaşım
Ekmeğe dürülü keşimiz aynı
Guyuya saldığımız helke aynı
Goyun güttüğümüz goyaklar ayrı


Beni ayrı gayrı sanma gardaşım
Tuluğumuzlan bişeğimiz aynı
Yoğurdumuzlan köpüğümüz aynı
Bir oluklan teknelerimiz ayrı

Beni ayrı gayrı sanma be gardaşım
Babucumuzun yarığı hep aynı
Kırışıklan gün yanığımız aynı
Bir tırmandığımız dik yollar ayrı

Beni ayrı gayrı sanma gardaşım
Bindiğimiz at ilen eşek aynı
Yuları, palanı, heybesi aynı
Binip aştığımız belengler ayrı

Beni ayrı gayrı sanma gardaşım
Sürümüze dalan koca kurt aynı
Yokluğumuzdan varlığımız aynı
Bir evimizin gapıları ayrı



Şahinim der dinle sözümü gardaş
Vurursak bir birimize abayı
Bir araya zor getiririz yakayı
Yalnızca vadeyi ömrümüz ayrı

İbrahim ŞAHİN

+++++

KAZANCI GÜZELİ
Aybağam suyu dökülür dereden
Seni ne güzel yaratmış yaradan
Tuh tuh maşallah, maşallah, maşallah
Allah’ım seni korusun nazardan

Çalıçalıverin davul zurnayı
Gözünden vuruverelim turnayı

Vallahi yeni geldim Göbette’den
Er üzümü topladım harpıştadan
Ocakta pilav pişiyor maşallah
Soğan eksilmesin ha soframızdan

Çalıçalıverin davul zurnayı
Gözünden vuruverelim turnayı


Aştım şu Asar belinden, belinden
İçtim oluğun soğucak suyundan
Kınalı keklik şakıyor maşallah
Allah’ım ayırmasın palazından

Alıçdüz Garambıklı obasından
ladin püründe ballı kaymağından
Vaz geçemedim maşallah maşallah
Allahı’m ayırma beni yurdundan

Çalıçalıverin davul zurnayı
Gözünden vuruverelim turnayı


Yümsekeriğin yüce tepesinden
Goğanlığın daracık boğazından
Gelen geçene maşallah maşallah
Gelip gidek yaylamızın yolundan

Çalıçalıverin davul zurnayı
Gözünden vuruverelim turnayı


Xxx
+++++
İPE DİZİLİ BANDIRMA
İplere dizelim bandırma bandırma
Oğlan oğlan göz kırpıp beni kandırma
Yarı yolda koyup da el alem güldürme
Geliverin oynayalım oynayalım

Daha Dönme’in yolunu aşacağız
Yayığı kurup bişeğe vuracağız
Peynir keş edip ekmeğe düreceğiz
Geliverin oynayalım oynayalım

Ahırda inek bizi bekleye dursun
Tarlada deste azcık bekleye dursun
İkindi gölgesi Alinyaka’ya vursun
Geliverin oynayalım oynayalım

Kızlar hayden çeşme başına varalım
Laflayalım lafın belini kıralım
Herifleri de Zeyve’ye yollayalım
Geliverin oynayalım oynayalım
Piladan burnundan çıkalım yola
Derekahvesin’de verelim mola
Haydi kız kızan girelim kol kola
Aybağm şenlensin Asar şenlensin

Çalıçalıverin davul zurnayı
Gözünden vuruverelim turnayı

Göğostos’ta deste ekin biçelim
Gazanbugarda tas tas su içelim
Güzeller içinde bir yar seçelim
Maşat şenlensin Ayyan şenlensin

Çalıçalıverin davul zurnayı
Gözünden vuruverelim turnayı

Dönme yolu kıvrım kıvrım aşalım
Goğanlık’ta karlığa koşalım
Popas’ta köpüklü ayran içelim
Tuluk şenlensin çömçe şenlensin

Çalıçalıverin davul zurnayı
Gözünden vuruverelim turnayı

++++
KÖYÜM
Köyümün şırılar akar dereleri
Şakır da şakır kınalı bülbülleri
Ahu dilber güzelleri can yakar
Ballan kaymak damlar tatlı dilleri

Yazları gün yanığıdır tenleri
Oy bereket yüklüdür güz günleri
Altı okka çift yorgana sardırır
Yaylasının ayazlı geceleri

İncir ballanır, nar dalında çatlar
Düşman bir görse kesatından çatlar
Tavuk kedi köpek, iç içe yaşam
Boy verdikçe çıbık, alçalır katlar

Şahinim der derya denizde yatlar
Taşır uzaklara damakta yâdlar
Vay, musilaj olmuş ummanı deniz
Beni köyümün dereleri paklar

İbrahim ŞAHİN

++++
AH NEYLEYİM

Ah sora sora Bağdat bulunurmuş
Yâr ben seni sinemde bulamadım
Mevla’m sevenleri kavuştururmuş
Belini rüyamda bilen sarmadım

Koca dağ birbirine kavuşurmuş
Şehir kazan ben kepçe bulamadım
Can bedendeyse umut kesilmezmiş
Mevla’m günahım neydi soramadım

Seven gönüle samanlık saraymış
Bir türlü seven gönlü bulamadım
Nasiplen kısmet kulun bahtınaymış
Benim bahtım karaymış bilemedim


Şahinim ak düşmüş saçlar ağarmış
Üç günlük dünyadan tat alamadım
Tat alanlar dünyaya taht kurmamış
Nice tahtlar nerede soramadım

İbrahim ŞAHİN

KURU KEŞ AYRANA DÜŞKÜNÜM
Kuru keş ayrana / öyle düşkünüm
Akıl almaz düşe / her dem meşgulüm
Felek sillesinden / şapa şaşkınım
Kıl çulun üstünde / yatasım geldi

Değme felek bana / sana dargınım
Yediğim silleden / sana kırgınım

Aybağam’dan sular / gıdımcık akar
Ahırda öküzüm / samana bakar
Boş kalmış obalar / bağrımı yakar
Şu taşın üstünde / hıçkırasım geldi

Değme felek bana / sana dargınım
Yediğim silleden / sana kırgınım



felek bana / sana dargınım
Yediğim silleden / sana kırgınım

Saban kaytı nerde / arar bulamam
Bağıma kıyana / hesap soramam
Olmayan duaya / amin diyemem
Kanlı gözyaşımı / silesim geldi

Değme felek bana / sana dargınım
Yediğim silleden / sana kırgınım

Hane halkındandı / at ilen eşek
Hiç eksik olmazdı / koç ilen bişek
Ocağın başında / atı…
[10:43, 21.06.2024] IBRAHIM SAHIN:
Doyum olmaz senin / yazına kışına
Köyümün dağında / kurduna kuşuna
Kuru ekmek, pişen / yağlı aşına - 2
Esen efil yelin / soğuk suyuna

Ata emaneti / yurdumuz bize - 2
Tamamladık ömrü / hep kona göçe – 2

Goyakları lale / sümbül bezeli
Güzelleri dersen / dünya güzeli
Kınalı kilimler / çuval dört köşeli
Köyüm neşeli de / yarim neşeli

Ata emaneti / yurdumuz bize - 2
Tamamladık ömrü / hep kona göçe – 2

Soframızda pilav / goruk üzüm cacık
Ekmek ilen bir avuç / keşimiz azık
Yurdu bir daha gör / meyene yazık
Kütük kaydında çok / kellede azık

Ata emaneti / yurdumuz bize – 2
Tamamladık ömrü / hep kona göçe – 2

+++
ATA EMANETİ
Doyum olmaz senin yazına kışına
Köyümün dağında kurduna kuşuna
Kuru ekmek, pişen yağlı aşına
Esen efil yelin soğuk suyuna

Ata emaneti yurdumuz bize
Tamamladık ömrü hep kona göçe
Goyakları lale sümbül bezeli
Güzelleri dersen dünya güzeli
Kınalı kilimler çuval dört köşeli
Köyüm neşeli de yarim neşeli

Ata emaneti yurdumuz bize
Tamamladık ömrü hep kona göçe
Soframızda pilav goruk üzüm cacık
Ekmek ilen bir avuç keşimiz azık
Yurdu bir daha görmeyene yazık
Kütük kaydında çok kellede azık
Ata emaneti yurdumuz bize
Tamamladık ömrü hep kona göçe


xSOR HALLERİM NİCEDİR

Turna gibi uçmadım
Yaylalara göçmedim
Soğuk sular içmedim
Sor hallerim nicedir

Namerde sır vermedim
Ekmeğe keş dürmedim
Muradıma ermedim
Sor hallerim nicedir

İnce belin sarmadım
Yar beliğin örmedim
Gülüşünü görmedim
Sor hallerim nicedir

Şahinim ben zardayım
Aşkın için hardayım
Ben sevdadan zordayım
Sor hallerim nicedir

Turna gibi yücelere uçmadım
Yaz baharda yaylalara göçmedim
Tas tas soğuk sularından içmedim
Sor hallerimi nicedir, nicedir

Namerde bir kez olsun sır vermedim
Ekmeği bulup da keşi dürmedim
Naçar gönglüm muradıma ermedim
Sor hallerimi nicedir, nicedir

İnce belin doya doya sarmadım
Sırma saç zülüf beliğin örmedim
May yüzünlen gülüşünü görmedim
Sor hallerimi nicedir, nicedir

Şahinim aşkın ilen zardayım
Düştüm kemendine kor kor hardayım
Ah kadresiz ummanlarda zordayım
Sor hallerimi nicedir, nicedir

SOR HALİMİ NİCEDİR 3
Turna gibi yücelere uçmadım
Yaz baharda yaylalara göçmedim
Tas tas soğuk sularından içmedim
Sor hallerimi nicedir, nicedir
Yar diyeyim içim yana yana durur
Hasretin bağrımda kor gibi korur
Namerde bir kez olsun sır vermedim
Ekmeği bulup da keşi dürmedim
Naçar gönlüm muradıma ermedim
Sor hallerimi nicedir, nicedir
Yar diyeyim içim yana yana durur
Hasretin bağrımda kor gibi korur
İnce belin doya doya sarmadım
Sırma saç zülüf beliğin örmedim
May yüzünlen gülüşünü görmedim
Sor hallerimi nicedir, nicedir
Yar diyeyim içim yana yana durur
Hasretin bağrımda kor gibi korur
Şahinim aşkın ilen zardayım
Düştüm kemendine kor kor hardayım
Ah kadresiz ummanlarda zordayım
Sor hallerimi nicedir, nicedir
Yar diyeyim içim yana yana durur
Hasretin bağrımda kor gibi korur

DERDİM DEL EYLEDİ
Sanma gamzene vuran yağmur damlası
Döktüğüm her dem ecel teri damlası
Bir bilsen el ayağım nasıl kan revan
Çöllere döndü sensiz göngül tarlası

Kol ilen kanadım kırık uçamadım
Perçemine lale güller takamadım
Kapılmışım el gibin dermansız derde
Miski amber kokunu bir kokamadım

Kangren tenimi saran rüyaların
Her seher açar açtığın yaraların
Tabip neylesin derman kılmaz derdime
Bensiz kınasız kalacak avuçların

Şahinim derdim ateşlerde yandırır
Kahpe felek hep kandırdıkça kandırır
Salar beni susuz çöllere, çöllere
“Yar diye, diye” de beni dillendirir

DERDİM DEL EYLEDİ
Sanma gamzene vuran yağmur damlası
Döktüğüm her dem ecel teri damlası
Bir bilsen el ayağım nasıl kan revan
Çöllere döndü sensiz gönül tarlası
Yar diye diye içim yanar köz olur
Hasretin bağrımda sönmeyen iz olur
Kol ilen kanadım kırık uçamadım
Perçemine lale güller takamadım
Kapılmışım el gibin dermansız derde
Miski amber kokunu bir kokamadım
Yar diye diye içim yanar köz olur
Hasretin bağrımda sönmeyen iz olur
Kangren tenimi saran rüyaların
Her seher açar açtığın yaraların
Tabip neylesin derman kılmaz derdime
Bensiz kınasız kalacak avuçların
Yar diye diye içim yanar köz olur
Hasretin bağrımda sönmeyen iz olur
Şahinim derdim ateşlerde yandırır
Kahpe felek hep kandırdıkça kandırır
Salar beni susuz çöllere, çöllere
“Yar diye, diye” de beni dillendirir
Yar diye diye içim yanar köz olur
Hasretin bağrımda sönmeyen iz olur

İbrahim ŞAHİN

KÖRKUYU’DA BULUŞALIM
Körkuyu seni çağırır bilesin
Uzak demeyip yolara düşesin
Dağlara kuşlara selam veresin
Gahı ağlayı gahı da gülesin

Gel senede bir toplanalım
Hophop hoplaşalım gülelim

Derdi gark eyleyip candan gülelim
Kuru yavan ekmeği bölüşelim
Keşkeği çılbırı bolca yiyelim
Yadı yabancı hep tanış olalım

Gel senede bir toplanalım
Hophop hoplaşalım gülelim

Sağır sultanlar duysun sesimizi
Yüce Mevlam korusun hepimizi
Körkuyu’da ayırsın yerimizi
Dünya alem duyursun sesimizi

Gel senede bir toplanalım
Hophop hoplaşalım gülelim

Bayamlı’dan eser yayla yelleri
Akpınar’dan gelir sıla dilleri
Kaş Alanya komşu olmuş illeri
Yörük oba yine şenlik kurmuştu
Gel senede bir toplanalım
Hophop hoplaşalım gülelim
Dağ başında çoban kaval çalıyor
Ebeler yayıkla ayran yayıyor
Durmuş düdük, Ömer davul vuruyor
Zafer sazı ile gönül eğliyor, oy anam oy
Gel senede bir toplanalım
Hophop hoplaşalım gülelim

++++
NAÇAR EYLEDİN
Sırma saçımı kurban ettim tel tel
Daha kırkına basmadan kaldım kel
Ağzımda ikicik dişle tanır el
Beni gam yükünde naçar eyledin

Gurbetten gurbete sürgün eyledin
Ağlatıp ağlatıp gönlün eğledin
Ben nettim de yüzümü güldürmedin
Beni gam yükünde naçar eyledin

Şahinim kanatlanıp da uçmadım
Leyla ilen bade-i aşk tatmadım
Bu dünyada murada eremedim
Beni gam yükünde naçar eyledin

İbrahim ŞAHİN

++++
CANANIM
Yar enginden gel /enginden
Yar seveceksen /denginden
Kapısını çal/ garibin
Kıl koparaman/ zenginden

Naz edip beni/ çok yorma
Ben de takarım/ bir burma
Gönglüm saraydır/ cananım
Vurma yokluğu/ yüzüme

Zengin dediğin/ şiş balon
Dokuz odaylan/ bir salon
Gönggül dediğin/ bir avuç
Ne ister çatı/ ne kolon

Çok şatafat söz/ haybedir
Gönlün dermanı/ namedir
Derde gark etme/ kendini
Gönlün ilacı/ bendedir

Gel saçına ak/ düşmeden
Sırma saçını/ dökmeden
Ömür dediğin/ tez geçer
Gel gönül tenden/ uçmadan


++++
ÖLÜMÜN SELİ
Kapılmışım/ ölmün seline
Yüzme bilsem /olmaz ki çare
Dört bir yanım/ örülü duvar
Omuzuma/ molazlar yığar

Ah duyarım/ yırtınır anam
Ses’ni duysam/ olmaz ki fayda
Sesim çıkmaz kapandı ağzım
Of umuda/ düşsem ne fayda

Ah ölenle/ öln’mezmiş meğer
Benden önce/ öldü gül anam
Bıraktığım / hep gam hep keder
Hep ağlama/ can garip anam

Üzülme garip anam
Benim adımı da maden şehitleri diye narlar
Ermenek unutsa Göksu ağıdımızı yakar
Sen bilirim gara yazmalar bağladın

++++
SENSİZ GAMIM SAVRULMUYOR
Sensizlik ateşten gömlek
Giyilmiyor giyilmiyor
Düğmeleri vurulmuyor
Sensiz iken üşüyorum

Ah sensiz ekmeğim yavan
Sen olmadan yutulmuyor
Tadı tuzu tadılmıyor
Sensiz iken doyamıyom

Şahinim takma firakı
Mecnun da yaktı abayı
Savur gamı al yabayı
Sensiz gam savuramıyom

++++
Ol YÂR DUY SESİMİ
Dertli dertli çalar sazım
Bozdağlarda kalmış izim
Dinmiyor dinmiyor sızım
Ol yâre geçmiyor sözüm

Dertli dertli çalar sazım
Kütkütürüm olmuş dizim
Katarak olmuş sol gözüm
Ol yâre geçmiyor sözüm

Dertli dertli çalar sazım
İçin için yanar közüm
Tabip bulamadı çözüm
Ol yâre geçmiyor sözüm

Ol yâre düçar dediler
Obadan göçer dediler
Sevdadan kaçar dediler
Ol yâre geçmiyor sözüm


Şahinim avaz boğulu
Gapalı yolun sağı solu
Yüreğin gam keder dolu
Ol yâre geçmiyor sözün


İbrahim ŞAHİN

+++
COŞAR DELİ GÖNGLÜM
Coşar Göksu çağlarcasına
Öter bülbül çatlarcasına
Dağlar beni sesler durmadan
Yaz baharda ağlarcasına

Kurban olam gül goncasına
Rastlamadım hiç böylesine
Mevla’m nice güzellik vermiş
Dost düşman çatlatırcasına

Oy, oy nesine de nesine
Kurban olam ben böylesine
Kaptırmışım deli gönlümü
Güzellilerin hevesine

Oy, oy nesine de nesine
Vurulmuşum oy gamzesine
Çakıl taşı olaydım oy oy
Ala kilimden heybesine

Şahinim gönlün neler ister
Felek hep mi ayağın köster
Lal eyleme şeyda bülbülü
Al şu sazı hünerin göster

++++
ELENDİM ELEKTE
Umutlarımı eledim elekte
Hiç vicdan yokmuş şu zalim felekte
Umutların hepsi mi kavuz olur
Bir tenesi de mi kalmaz elekte

Gözüm yoktu karpuz ilen kelekte
Sırma saray ilen işli yelekte
Har vurup da harman mı savurmuşum
Bir tel sırma saç kalmadı kabakta

Şahinim suyu içerdin yalakta
Yatardın dokuz okka yün yatakta
Düşmüşsün sanki çöllere çöllere
Ne gül kalmış ne de gonca kucakta

İbrahim ŞAHİN

-++++
MÜŞKÜLPESENT HALDEYİM
Bakmayın şu müşkülpesent halime
Bulsaydım bağdaş kurardım kilime
Lafazan bildiği üç beş kelime
Rastlamadım ki daha pir âlime

Ben de biçare geldim bu âleme
Doladım dilime üç beş kelime
Rezil rüsva oldum cümle âleme
Rastlamadım ki daha pir âlime

Kızılcık şerbeti içmek neyime
Bir okka soğan koyaydım heybeme
Aç kalıp rezil olmazdım âleme
Rastlamadım ki daha pir âlime

Sırt çevirmedim bilimle âlime
Boyun bükmedim zulümle zalime
Söz söylemeyin şu düşkün halime
Rastlamadım ki daha pir âlime

Şahinim alsan kalemi eline
Düzen veremedin sazım teline
Kapıldın zamanın esen yeline
Rastlamadın ki daha pir âlime


xxx
KAZANCI’M
Aybaham’da çağlar/ suyun olam
Dönme’de kıvrım/ yolun olam
Bozdağ’da açan/gülün olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Bozdağ’da göçer/oban olam
Popas’ta suya/helken olam
Yayığa bişşek/ tuluk olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Çiftine çeker/ öküz olam
Evleğe sıra/ garık olam
Batırığa eksik/ gedik olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Tarlanda deste/yaban olam
Harmanda tene/ saman olam
Samana harar/ çuval olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Ocakta yanar/ közün olam
Bacanda tüten/ duman olam
Kapımda köpek/ itin olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Ağda tavasında/ şıran olam
Küpte pekmezin/ sirken olam
Çuvalda bulgur /unun olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Tarlaya yolun /izin olam
Bekçi korkuluk/ kölen olam
Asmaya tevek/ üzüm olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Çobana sürü/ kaval olam
Helkeye dolan/ sütün olam
Eğmeğe sür’len/ yağın olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Basılı keşe/ derin olam
Yağına ballan/ kaymak olam
Ağzında tadın/ tuzun olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Goyakta yayılır/ kuzun olam
Taşında öter/ keklik olam
Tepende eser/ yelin olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Zeyve’de içlen/ çayın olam
Angarada bulcan/ dayın olam
Gurbet kuşuna/ ulak olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Tarlanda ek’len/ tohum olam
Ekinde sarı/ başak olam
Ocağın başı/ döşek olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Akan damına/ yuvak olam
Göçen duvarına/ direk olam
Kokan tersine/ kürek olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Körkuyu’da halayda başın olam
Ağda ağda pişen keşkeğin olam
Deveye hamudun yuların olam
Al kollarına/ can Kazancı’m

Şahinim şiirlerde dizen olam
Mektup yazan kalemin pulun olam
Boz goyaklarda gonca gülün olam
Al kollarına/ can Kazancı’m




+++++
KULLAR TANIMADI
İnip çıktığım tepeler
Çimdiğim susuz dereler
Tekme yediğim eşekler
Şimdi beni tanımadı

Su içtiğim şu yalaklar
Yağsız yediğim börekler
Ekin biçtiğim oraklar
Şimdi beni tanımadı

Çok giydiğim gön çarıklar
Ayağımdaki yarıklar
Kel başımdaki sarıklar
Şimdi beni tanımadı

Selam verdiğim emmiler
Elin öptüğüm nineler
Sofradaki boş siniler
Şimdi beni tanımadı

Dalda çaldığım erikler
Fidelediğim garıklar
Su sıyırttığım arıklar
Şimdi beni tanımadı

Solgu vurduğum dibekler
İnip çıktığım kebekler
Yama vurduğum yelekler
Tuzladığım o şişekler
Şimdi beni tanımadı

Unluk döktüğüm yunaklar
Hep doladığım yumaklar
Damı yuğduğum yuvaklar
Şimdi beni tanımadı

Çömdüğüm fırın başları
Diktiğim sınır taşları
Kırktığım çocuk başları
Şimdi beni tanımadı

Şahinim çatma kaşları
Zar zor atlatın kışları
Çok kurarsın bu düşleri
Şimdi beni tanıma

++++
TIRSAN UTANSIN
Göçmüyorsa yaz bahar obaların
Tütmüyorsa obada dumanın
Niye gözü yaştasın söyle dağlar
Ayağını kesen kullar utansın

Tütmüyorsa goyakta kekiklerin
Kanadın çırpmıyorsa arıların
Bal tutmuyorsa sıra peteklerin
Kov’na çomak sokan kullar utansın

Başağa oturmuyorsa ekinin
Kıymet verilmez dinlemezse sözün
Daraya oturmuyorsa yekûnun
Tartan kullar, bozuk kantar utansın

Şahinim kendi kendini dinlersin
Başka dertte inim inim inlersin
Arada bir aslan olur kükrersin
Tavşan olup tırsan kullar utansın

SOSYALİST MUSTAFA
Köyümün gülen yüzüydün
Her daim doğruların sözüydün
Kavgaların orta yoluydun
Vakitsiz solan güle döndün
Kahveye girişin farklıydı
Masalara selamın farklıydı
Tütün sarışın farklıydı
Kor ateş küle döndün
Geçtiğin yollar gözyaşı döker
Su içtiğin çeşmeler gözyaşı döker
Burçakalanı, Bayamlı yas tutar
Savrulan kara bulutlara döndün
Sabahları horozdan önceydi kalkışın
Hayranlık uyandırırdı her şeyi bilişin
Yüzünden hiç eksik olmazdı gülüşün
Sonu kötü biten masala döndün
Gidişin kaç yüreği parçaladı Mustafa
Sensiz kahvede bir masa boş kaldı Mustafa
Gidişin hiç mi hiç hoş olmadı Mustafa
Bir hoşça kal demeden gitmek sana yakışır mıydı Mustafa
İbrahim ŞAHİN


++++
BAĞLANMIŞIM ZÜLFÜN TELİNE
Gocadönme’den/ aştım Abanoz’u
Erdim Kervanın/ alanı’nda düze
Bir ahu dilber /bal damlası her sözü
Eğildim baktım/sürme ceylan göze

Geçtim Tersyakan / aştım Akyokuş’u
Soluğu aldım /pazar Akpınar’da
Gitmez gözümden/ o tatlı gülüşü
Zül’fleri tüter/gözümde, gözümde

Çeşmede verdim/ üç beş dakka mola
Danalar gibi/ möledim, möledim
Dualar ettim/ sesim duymuş ola
Çokça aradım/da bir bulamadım

Sesim duymamış/halimi bilmemiş
Sevda çölüne/ düştüm vay halime
Halim nicedir/ sormamış, sormamış
Nerden rastladım/böyle bir zalime

Şahinim sen kur/ Bozdağ’a otağı
Varsın eserse/ essin sevda yeli
Ser kuş tüyünden/ yatağı, yatağı
Çözülür elbet/ bağlı zülfün teli

++++
FUKARAYIZ FUKARA


Dert çekmeye gelmişiz bu dünyaya
Sürülmüşüz gâh Konya gâh Hanya’ya
Bedeva yaşayan gitmiş nereye
Beden, kefen bizden fakir fukara


Ne uçkurları vardı ne kemeri
Şükür aldık semer, taktık kemeri
Kemerde deliği sırta yağırı
Semerimiz bizden fakir fukara

Asacak bir şey bulmadık duvara
Yalan dolandan galmadık avara
Yasak geldi dağımdaki davara
Düşlerimiz bizden fakir fukara


Ev vermiyorlar bizim gibi bekâra
Esir olduk kuru yavan şüküre
Az küfür, az da makara bakara
Dualar da bizden fakir fukara

İbrahim ŞAHİN

+++++
GELME SUNA’M

Suna’m,
Son mektubunu
İstanbul’un vapurunda okudum
meltemde savulan yaprak
sanki zülfün teliydi suratıma çarpan

daha ilk satırında hançerlendim
İstanbul’da arar seni bulurum” demişsin
gelme Suna’m, gelme

yedi tepeli şehrin
yedi katlı gökdelenlerin gölgesindeyim
mercekle arasan bulamazsın

caddeler iz tutmuyor
simalar karışmış bir birine
beni seçemezsin
gelme Suna’m, gelme

selam verdiğin sırtını döner
adres soramazsın
elindeki resmime benzer halim kalmadı
beni sen bile görsen tanımazsın
gelme Suna’m, gelme


çeşme başlarında bekleyemezsin
burada çeşmeler yok

yol çatlarında bekleyemezsin
yol çatları insan seli
sele kapılırsın
gelme Suna’m, gelme

İbrahim ŞAHİN



++++
HIDIR
Zalim bir kere binmiş ata
İlle eşeğe binmem diyor
Kesmesem doksan dokuz deve
Dokuz deveye doymam diyor

Ağzına atmış üç beş bakla
Hiç bekleme çıkarmam diyor
Dakkada atar dokuz takla
Ne yapam huyum böyle diyor

Asla eşeğe olmaz dayak
Dayak bulsak eşeğe diyor
Huysuza ne ede ki dayak
Ben huyumdan vaz geçmem diyor

Ne iniş iner ne yokuş çıkar
Benim işim hep yatmak diyor
Çobanın çanına ot tıkar
Benim adım hep Hıdır diyor

İbrahim ŞAHİN
++++
EVRİMLER DE ÖVGÜYE DEĞER
Bak, eğrim eğrim eğrildik
Göğerdik, ger ger gererdik
Vakit gelende kızardık
Sofrada yer açın bize

Hanım kız el atsın tuza
Gelmeyiz ha, cilve naza
Maruz bırakmayız gaza
Kulak veriverin bize

Sıra gelsin batırmaya
Toplanıverin sofraya
Şu biberdeki sükseye
Övgüler döktürün bize

Güze diziliriz ipe
Yatırın çöğertlen ota
Çeşni de oluruz ete
Mangalda yer açın bize

Şahinim bu nasıl övgü
Duymuş damda onca sergi
Duyup alacaklar vergi
Pusacak yer bulun bize

İbrahim ŞAHİN

+++++
BİLEN VAR MI
Hani nerde kaldı var mı görenler
Babuca yama vurup da giyenler
Hal hatır soran, hal hatır bilenler
Şerre ketum hayır dua edenler

Ardıç dibini yurt yuva edenler
Ekmeği ekmeğe katık edenler
Çul çuval dokuyup keçe tepenler
Deştiye ekin ekip de biçenler

Salıdan salıya havar edenler
Değişik edip süte çöp salanlar
Arık nöbeti bilip bekleyenler
Harman tepip yaba dirgen bilenler

Komşu eşeğine dayak olanlar
Ataş tuzuna imdat olanlar
Ölüde diride hep bir olanlar
Yaraylan bereye merhem olanlar

Şahinim gel yorma kendi kendini
Bak sonra yıkarsın kendi bendini
Kimse bilmez kimsenin tek derdini
Dünyada bir davul bulmuş dengini


+++
EY OĞUL
Dinle oğul, dinle!
İş bilmez ile gidersen yola
Sıkışınca evriliverir sağa sola
Ölüsü yük, biner kola…

Adım başı verir mola
Bir adım ileri iki adım geri
Çarpar bir sağa bir sola
Dizini dövdürür saç baş yola yola

Mihnet etme namert kula
Takatin varsa yalnız yürü yola
Meziyet nasip olmaz her kula
Urganı bile şan diye boynuna dola

Sinek ışığa sarar
Işık kendin sanar
Işık sönende köşe bucak siner
Öylesine fayda etmez iki okka tiner

Kendisini kurtaran kendini kaptan sanar
Yüklesen taşımaz iki tek harar
Varlığı bedenine zarar
Liva gömlek içinde kol kanat kırar

Dili döner iki sözcüğe
Cak, cek
Bir etten yana bir tuzdan yana
Çekilir köşeye ‘’ Yemekte tuzum yok ki” deyiverir

Devri dervan döner
Nasip varsa Kerbela’dan kervan döner
Mum dediğin sehere varmaz söner
Kimi attan iner eşeğe biner, kimi ata biner

At dediğin başında yular
Palanı çıkar niye yorar
Boş söz kafa yorar
Abdestte gözü olmayan Mekke’nin yolunu sorar

Şahin ozan
İnce elek ince eler
Ne altı ne üstü kârı
El avuçtaki ahu zarı



++++
SORMA BİZİM KÖYÜN HALİNİ
Siyaset dilpesent olmuş dillere
Bülbül konmaz olmuş gonca güllere
Düşmüşüz ne hallere ne hallere
Vay bizim köyün haline, haline

Damlara sermez olmuş kıl çulunu
Güpegün eşkıya kesmiş yolunu
Yen içinde saklar kırık kolunu
Vay bizim köyün haline, haline

Kimin ne olduğu beyan aşikâr
Kimi Dumbullu olmuş kimi Pişekâr
Üç beş yalan takla kalmış güne kâr
Vay bizim köyün haline, haline

Kavak söğüt dalı vermemiş ışkın
Kelsu, Aybaham’ın deresi taşkın
Oluk çeşmesi akar boşa şaşkın
Vay bizim köyün haline, haline

Genci yaşlısı bir birinden düşkün
Hepsi gelin görümce vari küskün
Zeytinyağı üstüne çıkan baskın
Vay bizim köyün haline, haline


Şahinim dert üstüne dert katarsın
Sağır sultana durmadan çatarsın
Şeyda bülbül müsün durmaz ötersin
Vay bizim köyün haline, haline

İbrahim ŞAHİN

++++
DELİ SANMA KENDİNİ
Bir şarkı dillerde o sizden bu bizden
Derimiz nasibini almadı tuzdan
Dost meclisleri kapıları kilitli
Söz edilmez kırık sazdan, tatlı sözden

Sözler dökülür dilden domdom kurşunu
Lanetlerler, dobra benlik duruşunu
Leyleği havada görürsün her daim
Rüyada görürsün dostun gülüşünü

Gölgeni bile sana düşman ederler
Dostu düşman, düşmanıysa dost ederler
Baykuş gibi tünersin kendi yuvana
Üç günlük dünyayı sana dar ederler

Şahinim doğruları elbet duyarlar
Söyleyeni onuncu köye kovarlar
Deli gömleği giydirirler sırtına
Dönüp dönüp bakarlar, bir de gülerler


SEN DE GEL ARAMIZA
Taşeli Edebiyattır otağımız
Gani ganidir ustaylan çırağımız
Bir enter tuşu kadar en ırağımız
Gel, çekinme sen de katıl aramıza

Öncü Taşeli Edebiyat Dergisi
Asla yoktur bir tek algısı vergisi
Kârımız paylaşımın bir beğenisi
Gel, çekinme sen de katıl aramıza

Türküylen bir dost selamı ikramımız
Taşeli kurduylan kuşu kelamımız
Beladan uzak dostlara selamımız
Gel, çekinme sen de katıl aramıza

An olur türer taze kekik mısrada
An olur damlar soğuk sular çeşmede
An olur keş, çomacı soğan heybede
Gel, çekinme sen de katıl aramıza

An olur Gabalak ardıç dibindeyiz
An olur Zeyve’ye pazar yolundayız
An olur kahvede yancı masadayız
Gel, çekinme sen de katıl aramıza

An olur sesi oluruz lal dillerin
Al bayrağı oluruz Yörük yurdunun
Umudu oluruz Toros gonca gül’nün
Gel, çekinme sen de katıl aramıza

Gâh ekindeyiz gâh davar peşindeyiz
Gâh düğünlerde halayın başındayız
Ne paranın ne de pulun peşindeyiz
Arada bir Youtube yayındayız
Gel, çekinme sen de katıl aramıza

İbrahim ŞAHİN

++++++
NEYLEYİM
Ovalar bostana bürünmüş benim neyime
Köşe bucak baykuş tünemiş benim ocağıma
Yavru domuz barikat kurmuş benim gül bağıma
Dost diye yüzüme güleni acep ben neyleyim

Dost bildiklerim hani nerde omzu başı serde
Aslanım kapanmış kafese debelenir yerde
Can çekişeni görmez hepsi çekmiş göze perde
Dost diye yüzüme güleni acep ben neyleyim

İblis’le dost olmuş feleğe oyun etmiş beni
Demleyvermiş kafayı almış koynuna yılanı
Kırmış kuskun golanı varıyalanı dolanı
Dost diye yüzüme güleni acep ben neyleyim

Şahinim sorsan yaş tahtaya çivi çakılır mı?
Şu üç günlük dünya içinse serden geçilir mi?
Gönlün tahtına yardan gayrı ol yar seçilir mi?
Dost diye yüzüme güleni acep ben neyleyim

İbrahim ŞAHİN
++++++
KÖRKUYU’DA BULUŞALIM
Gelin canlar Körkuyu’ya varalım
Yakını ırağı tanışıp biliş kılalım
Keşkeğe çilbire birlikte kaşık çalalım
Gelin bu yıl da Körkuyu’da birlik olalım

Aybaham’dan geçip Garin’i aşalım
Körkuyu’nun başında dolup taşalım
Keşkeğin üstüne batırma yeyip şişelim
Gelin bu yıl da Körkuyu’da birlik olalım

Kaş Antalya Anamur’dan düşülsün yola
Sartavul’da, Akmuğar’da verilsin mola
Körkuyu’da kadın kız girsin kol kola
Gelin bu yıl da Körkuyu’da birlik olalım

İlebadı Bayamlı’da koyun kuzu karışsın
Keşkek çilbir tabağında çatal kaşık yarışsın
Köylüsü yörüğe yörüğü köylüye karışsın
Gelin bu yıl da Körkuyu’da birlik olalım

Ne ağa ne paşa, yoktur ayrımız gayrımız
Dokunsun Körkuyu’da bir gula hayrımız
Gelemezsek söylensin Körkuyu’ya selamımız
Gelin bu yıl da Körkuyu’da birlik olalım
İbrahim ŞAHİN

+++++
ZAM GELİRSE NEYİME
Taralı kel başlı kekili
Kömürleşmiş lamba fitili
Demiş zam gelirse neyime
İki tuluk keşim basılı

Omzunda heybesi atılı
Kurbanlık tek koçu satılı
Evi de göçmeye yüz tutmuş
Ortadan bel vermiş hatılı

Evleğinde buğday ekili
Kısrak atı da kır sekili
Giyilmez olmuş kıl şalvarı
Dokuz yerinden çift yamalı

Ahırında saman dıkılı
Kimden aldıysa bu akılı
Su yürümüş saman altına
Samanlıksa mok kokulu


+++
BOSTAN TARLASI
Evlek evlek bostan ekili
Bostan miski amber kokulu
Erkekse talan etsin domuz
Ortasında korkuluk dikili
Kel başında taralıdır kekili,
Ağrır alnı, yazma çekili,
Yazdan basmış da tulukları;
Görsen köşede dikili.

Omzunda heybesi atılı,
Bir kurbanlık koçu satılı,
Çamurdan duvarı çatlamış
Ortadan bel vermiş hatılı.

Bir evleği buğday ekili,
Kısrağı var ayağı sekili,
Bacağında kıl şalvarı;
Yamaları üst üste dikili

Kimden aldın sen bu akılı,
Samanlığın saman dıkılı,
Su yürümüş saman altına;
Ahırıysa sadır [] kokulu

Üçten terk etmiş de okulu,
Bostan ekmiş amber kokulu,
Domuz için dikmiş korkuluk;
Onun için çok da coşkulu.

BOZDAĞLARA GÖÇELİM
Dağlarım kara cayırı bol verir
Karamık yeşil yapraklı dal verir.
Koç katılır, koyun kuzu döl verir,
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Göçelim de şu Bozdağ’ı aşalım,
Yurt yerini görünce hep koşalım.

Dağlarım karacayırı bol verir
Karamık piynar burcu verir dal verir.
Bahar gelir koyun kuzu döl verir.
Yükle yükü de Bozdağ’a göçelim

Suluğaradan on dönüm istemem
Şu dağkarda bir yurt verinde göçem

Geztim gabalağı ilabadı bozdağı.
İndim Çölmekçi sulu taştan yavşanı.
Bir yurt bulamadım ettim akşamı
Yurtsuz kalmış dertli garip çobanım.

Suluğaradan on dönüm istemem
Şu dağkarda bir yurt verinde göçem

Bir çıkaydım Yünsekeğrik kebene.
Ah Kapılıgağıl’dan döndüm gene.
Abdalım önce yurt kurmuş Garine.
Yurdu bu yıl da Saylıyurda kuram.

Suluğaradan on dönüm istemem
Şu dağkarda bir yurt verinde göçem

Kılçar ceket yün pontul kavalım.
Soran olmaz aç mı tok mu ahvalim
Bir keş dürüp yeyip yatan çobanım.
Bir tekeyi satıp pazara gidem


Suluğaradan on dönüm istemem
Şu dağkarda bir yurt verinde göçem

Perakende gelir olmuş obaya.
Elma Erik,çağla dolmuş kovaya
.Heves etmemz inmek için ovaya.
Kıral olmuş kırk kuyuda çobanım.

Suluğaradan on dönüm istemem
Şu dağkarda bir yurt verinde göçem

ZAM GELİRSE NEYİME
Taralı kel başlı kekili
Kömürleşmiş lamba fitili
Demiş zam gelirse neyime
İki tuluk keşim basılı
Omzunda heybesi atılı
Kurbanlık tek koçu satılı
Evi de göçmeye yüz tutmuş
Ortadan bel vermiş hatılı
Evleğinde buğday ekili
Kısrak atı da kır sekili
Giyilmez olmuş kıl şalvarı
Dokuz yerinden çift yamalı
Ahırında saman dıkılı
Kimden aldıysa bu akılı
Su yürümüş saman altına
Samanlıksa
ok kokulu
Evlek evlek bostan ekili
Bostan miski amber kokulu
Erkekse talan etsin domuz
Ortasında korkuluk dikili

+++
KÖRKUYU’DA BULUŞALIM
Diyarı gurbete habar salalım
Körkuyu’da düğün dernek kuralım
Her derdi tasayı sele verelim
Geli geli ver körkuyuya gelver

Gız geli geliver koluma giriver
Körkuyuda halay çekelim hey hey

Gız naz etme Aybağam’dan aş da gel
Buban görmeden peşime düş de gel
Benden iyisini pembe düşte gör
Geli geli ver körkuyuya gelver

Gız geli geliver koluma giriver
Körkuyuda halay çekelim hey hey

Çalyur’tan akşamdan düşmüşler yola
Kervanın düzünde vermişler mola
Üç beş el düşmemişse yola n’ola
Geli geli ver körkuyuya gelver

Gız geli geliver koluma giriver
Körkuyuda halay çekelim hey hey

Susuz yutamadım kuru keşini
Ben kurmuştum bu şenliğin düşünü
Unut al’cağın üçünü beşini
Geli geli ver körkuyuya gelver

Gız geli geliver koluma giriver
Körkuyuda halay çekelim hey hey

Yaylalarda goyun güdüp gezelim
Kini solguylan dibekte ezelim
Her dem halay çekip çekip bezelim
Geli geli ver körkuyuya gelver

Gız geli geliver koluma giriver
Körkuyuda halay çekelim hey hey
+++++

SALTANAT KOLTUĞUNDA BEN OLAM
Aybaham’dan akan suyun ben olam
Değirmanalanı’nda döken fiden ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Harmanında dolup taşan ben olam

Pelide ağan çıbığın ben olam
Sepette salkım salkım üzümün ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Ağda kazanında köpük köpük taşan ben olam

Dönmeden aşan yolun ben olam
Bozdağ’da esen yelin ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Obadan obaya göçen yükün ben olam

Derekahvede içilen çayın ben olam
Kumarda ütülen hep ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Deste deste karılan kâğıdın ben olam

Baharda çiçeğin, güzde narın ben olam
Narında yanıp kavrulan ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Külünde yaba yaba savrulan ben olam

Kırkuyu kepir taşında kekik kokun ben olam
Karakovanda petek petek balın ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Azığında ekmeğin, gabağında suyun ben olam

Sazda telin, akordun ben olam
Türküde sözün, besten ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Ağıtta yanan yüreğin, lal dilin ben olam

Kazancı diyarında seyyahın olam
Gurbet diyarında vurgun mecnunun olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Düş saltanat koltuğunda oturan ben olam
İbrahim ŞAHİN
++++
DAĞLARINA YASLANDIM
Toros dağlarına yasladım sırtımı
Boz eşeğe yükledim bohça göçümü
Yaylada yaylarım dert etmem geçimi
Sene de bir atarım kendimi Körkuyu’ya

Değmeyin ağalar paşalar keyfime
Kazancılı derler, bize her gün bayram

Günde beş kez Bozdağlardan aşarım
Vallahi kabuğuma sığmam taşarım
Her daim günümü gün eder yaşarım
Hafta bir atarım kendimi Zeyve’ye

Değmeyin ağalar paşalar keyfime
Kazancılı derler, bize her gün bayram

Derdimi bir kevkicik suya satarım
Bir avuç düğürcüğe bir tas su katarım
Batırmayı hazır eder kaşık çalarım
Değmeyin ağalar paşalar keyfime

Değmeyin ağalar paşalar keyfime
Kazancılı derler, bize her gün bayram

+++++
ATAM YURDU 5
Ben sessiz atayurduyum taşelinde
Koyun kuzu koyakta, kurdu ininde
Kimi aybağam kimi dönme yolunda
Kazancı sevdam yanar tüter şu bağrımda

Gel gel sen de gel yakın uzak diyarlardan
Senede bir hasreti bölelim Körkuyu’da

Ben atayurduyum destanlara sığmaz
Ben atayurduyum gönüllerden taşmaz
Kurda yetmez aşım, dostta kazan kazan
Kazancı sevdam yanar tüter şu bağrımda

Gel gel sen de gel yakın uzak diyarlardan
Senede bir hasreti bölelim Körkuyu’da

Çocuklar gezinir, dalımda salınır
Çiftçim Göbette’de harman savurur
Kilim dokunur tezgâhımda, mekik mekik
Kazancı sevdam yanar tüter şu bağrımda

Ömrü yetmişler salımda taşınır
Son duası okunur musalla taşında
Bağrıma yatar, iki kürek toprakta
Ölüler, diriler yurdu, atayurduyum

Gel gel sen de gel yakın uzak diyarlardan
Senede bir hasreti bölelim Körkuyu’da

Dağlarım kekik kokulu, bağlarım fesleğen
Bağlarımda ister ayva ister nar beğen
Kuru keş kese kese, hamı leğen leğen
Keş tadı eksik olmaz dilim damağımda
-

Sevdam gece düşüm, gündüz yadımda
Dağlarda tavşan keklik her bir adımda
Aybağam suyu bir tas içilir bir yudumda
Ben gönüllerin harmanı ata yurduyum


Bir gül ayrıldı gönül bahçemizden
Yüreğimiz hancerlenir dem be dem
Biliriz ki yeni bir gül bahçesi şenlenecektir
Ondandır gözlerimizdeki tatlı nem
Hayat suyu olsun gözlerimizdeki tebessümlü nemizdeeki





+++++


-BEN ANADOLUYUM

Ben Anadoluyum- 2

Binlerce yılda dokunmuş, kilim
Binlerce elde atılmış, düğüm
Binlerce düğüme saçılmış, renk
Binler renge sinmiş, ter kokusu

Ben Anadoluyum, cennet bahçesi
Dağlarım, taşı toprağı çiçeklerle bezeli
Eteklerimden pınarlar fışkırır, oluk oluk
Yeşerir fidelerim, bal damlar, damla damla

Ben Anadoluyum, destanlara sığmaz
Ben Anadoluyum, gönüllerden taşmaz
Kurda yetmaz aşım, dostta kazan kazan
Ben Anadoluyum bereketin yükü, kaynağı

Ben Anadoluyum, yeller eser belimde
Ağaçlar yeşerir sırtımda, kuşlar tüner
Kervanlar yiyecek taşır yolumda, şehrime
Kervanlar giyecek taşır yolumda, köyüme

Ben Anadoluyum, yavrular beşiğimde
Çocuklar, parkımda gezinir, dalımda salınır
Bağban gül derer, çiftçim harman savurur
Kınalı eller kilim dokur tezgâhımda, mekik mekik

Ömrü yetmişler salımda taşınır
Son duası okunur musalla taşında
Bağrıma yatırılır, iki kürek toprakta
Ben ölüler, diriler yurdu, Anadolu
+++++

YÜKLEYİP YÜKÜMÜZÜ GÖÇELİM

Dağlarım kara cayırı bol verir
Karamık yeşil yapraklı dal verir.
Koç katılır, koyun kuzu döl verir,
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Göçelim de şu Bozdağ’ı aşalım,
Yurt yerini görünce hep koşalım.

Gezeceğim Gabalığı, Bozdağı,
Engel istemem vermeyin gözdağı,
İlebadı, gözlerimin odağı,
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Göçelim de şu Bozdağ’ı aşalım,
Yurt yerini görünce hep koşalım.


Sulugara’dan on dönüm istemem,
Atlarımı salıverdim köstemem,
Geçmeyin önüme sizi dinlemem,
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Göçelim de şu Bozdağ’ı aşalım,
Yurt yerini görünce hep koşalım.


Bir çıkaydım Yünsekeğrik kebene.
Kapılıgağıl’dan döndüm ben gene.
Abdalım önce yurt kurmuş Garine.
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Göçelim de şu Bozdağ’ı aşalım,
Yurt yerini görünce hep koşalım.

Kılçar ceket yün pontul kavalım,
Soran olmaz aç mı tok mu ahvalim,
Bir keş dürüp yeyip yatan çobanım.
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Göçelim de şu Bozdağ’ı aşalım,
Yurt yerini görünce hep koşalım.

Elma, erik, çağla dolmuş kovaya,
Heves etmem inmek için ovaya,
Ala şerçe yumurtlamış yuvaya,
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Göçelim de şu Bozdağ’ı aşalım,
Yurt yerini görünce hep koşalım.


+++++
SANA DERİM KAZANCI SANA
Seni bana beni sana düşürenin
İki cambazı bir ipte oynatanın
Şerbet deyü cadı kazan kaynatanın
İşinedir hem çalıp hem oynatanın
Uyan dirlik birlikten doğar Kazancı

Kolay mıdır ayırmak etle tırnağı
Deli çözemez attıkları ilmiği
Yalan dolan beleş, yok dilin kemiği
Boyayıp sattıkları hep bit yeniği
Uyan dirlik birlikten doğar Kazancı

Önges suyu akmaz sana bana ayrı
Sen ben davası yetmez mi, bitsin gayrı
Kelin kendine bile dokunmaz hayrı
Dünkü yavru tavşan bile aştı bayrı
Uyan dirlik birlikten doğar Kazancı

Dağda komşunun sesine muhtaç sensin
Ocakta komşu külüne muhtaç sensin
Yolda eşek dayağına muhtaç sensin
Kendi derdine derman olan da sensin
Uyan dirlik birlikten doğar Kazancı

Ölü diride imdat. çığlığın komşuya
Ebette bir gün düşer işin komşuya
Oyuna gelip sırt çevirme komşuya
Bir zaman akıl danışırdın komşuya
Uyan dirlik birlikten doğar Kazancı
++++
ODUM KÜLE DÖNDÜ
Ol tabip el çekti tenimden
Kor eksik olmadı sinemden
Hepsi bir kerecik bakıştı
Akar kanlı yaşım gözümden

Yollarda izini ararım
Adım başı adını sorarım
Açılır her dem yeni yara
Yaralarımı sensiz sararım

Kokunu alırım yel ilen
Habarın alırım kuş ilen
Naçar düştüm aşkın oduna
Geliver ahşam bohçan ilen

Şahinim düşmüşsün bir derde
Güzüne çekilmiş kör perde
Gün vurmuyor mu pencerene
Küllen savrulmak vardır serde
+++++
SEMER
Belimiz tutmaz oldu kemeri
Sırlamışız sırta semeri
Anırmamıza ramak kaldı
Üç vakte duyulur haberi

Budanmış tüm dostluk dalları
Kimse hayra yorm’yor halları
Gülistan Cehennem’e dönmüş
Kimse kokmuyor mor gülleri


Hep Sırat köprüsü yolları
Sade ağızdan damlar balları
Gelmeydik Ademle Havva’dan
Biri paşa sen bense kulları

Doğarken kefenim biçilmiş
Bedenime bir bedel bilmiş
Görülmüş ki dostluk hatrına
Canan ilen serden geçilmiş

+++++
FELEK KIRGINIM SANA
Ey Felek denen usta,
Elden avuçtan alıp koysan da beni yasta
Ecel şerbetim sunsan da tasta
Önünde sayıyla eğiliyorum
Önünde ceketimi düğmelemediysem saygısızlık sanma
Göyneğimin iki yakasını koparan sendin
Kemiklerimi yekpare ceketimi teyyare kanadına çeviren sendin
Bana attığın kazık say say bitmez emme ustalığına diyeceğim yok
Beni demirci ustasından fazla bilemiş fazla çeliklemişsin
Artık sol yanım kanamıyor kalleş kazığı darbesinden
Böğrüme işlemiyor cellâdın hançeri
Seni övdüysem de kırgın değilim sanma
Gençliğimde kırılgan kılıp yetmişimde bilemen neyin nesi
İbrahim ŞAHİN

SUSTURMaYIN SAZIMI
Bırakın,
Bırakın kırmayın sazımın telini
Kalemimin ucunu
Irmak olup aksın dizeler
Çorak ovada açsın kozalar
Yel olup essin yücelerde
Dal olup salınsın ağaçta
Konsun kuşlar, kuşlar…
Bulut olup süzülsün
Dökülsün toprağa…
Ekmek olup konulsun sofraya
Türkü olup söylensin dilden dile
Bırakın kırmayın sazımın telini
Kalemimin ucunu
++++
NE SEYAHİYEM NE OZANIM
Ne seyahiyem ne ozanım
Kendimin derdini yazanım
Felekten bir güncük çalanda
Şu dağlarda gezen tozanım

Çoğu bulsam belki azarım
Bir gölge bulanda sızarım
Hep düz ovalar sizin olsun
Kendim dipsiz kuyu kazarım

Kimselere değmez nazarım
Beleşçilere boş mezarım
Bakmayın ha, kuru yavanım
Fili tezenede ezerim

Nerde güzel görsem süzerim
Arada bir ağzım büzerim
Adım atmam dikenli bağa
Çiçek çiçek konar tozarım

İbrahim ŞAHİN
++++
İNSANLIĞI ARIYORUM
İnsanlığı arıyorum, insanlığı
Sorgusuz sualsiz kapısını açan
Teklifsizce sofrasına buyur eden
İnsanlığı arıyorum, insanlığı

Behemehal her derdime ortak olan
Yarama merhem olup gözyaşımı silen
Benimle ağlayıp benim ile gülen
İnsanlığı arıyorum, insanlığı

Yemek yediği kabı tepelemeyen
Yüzüne tükürünce şükür çekmeyen
Rüzgâra meyil eğilip bükülmeyen
İnsanlığı arıyorum, insanlığı

Sabiye vur’ver tokmağı demeyen
Lokmasın elinden kapıp almayan
Körpecik canlara kurşun sıkmayan
İnsanlığı arıyorum, insanlığı

Zalim ilen zulme alkış tutmayan
Çare kapısına kilit vurmayan
Umut ilen çölde gonca gül deren
İnsanlığı arıyorum, insanlığı

Adım başı sinsi tuzak kurmayan
Üç günlük ömrüme ferman kılmayan
Göğü yorgan, kolumu yastık kılan
İnsanlığı arıyorum, insanlığı

İbrahim ŞAHİN
+++++
DİNLE SEVDİCEĞİM
Helke güğüm kolunda
Gök önceğin belinde
Kokun seher yelinde
Gözün Dönme yolunda

Gönlüm zülfün telinde
Sözüm sazın telinde
Duyar gelirsin diye
Durdum Asar yolunda

Kıl çulundan çadırım
Yontma taştan sedirim
Ben sensiz köskötürüm
Çöktüm bungar başında

Düşünme çift çıbığı
Çöz’ver sırma beliği
Kelim nohut yoluğu
Bir gün gönlün beyliği

İbrahim ŞAHİN

++++++
FELEK
Felek kor ateşinde piştim
Bilmem kimlere lokma aştım
Hep sırtımdan vurmana şaştım
Hikmetinde pür ü pak paklandım

Kin kırbacın ilen şahlandım
Yavru palazken kanatlandım
Yüce dağ başı otağlandım
Hikmetinde pür ü pak paklandım

Çemberinde bir bir elendim
İnsaf’na el aman dilendim
Arada bir ben de ilendim
Hikmetinde pür ü pak paklandım

Çözdün iki dizimde bağı
Aşırmadın yolluca dağı
Kokmadım lale sümbül bağı
Hikmetinde pür ü pak paklandım

Yamaya yer kalmadı hırkada
Ölsem gözüm kalmaz arkada
Sanmam marifetin markada
Hikmetinde pür ü pak paklandım


++++
HOR GÖRME GARDAŞIM

Beni ayrı gayrı sanma gardaşım
Ekmeğe dürülü keşimiz aynı
Guyuya saldığımız helke aynı
Goyun güttüğümüz goyaklar ayrı


Beni ayrı gayrı sanma gardaşım
Yazda çimdiğimiz dereler aynı
Tarlada ekinlen destemiz aynı
Bir hararda yamalarımız ayrı

Beni ayrı gayrı sanma gardaşım
Tuluğumuzlan bişeğimiz aynı
Yoğurdumuzlan köpüğümüz aynı
Bir oluklan teknelerimiz ayrı

Beni ayrı gayrı sanma be gardaşım
Babucumuzun yarığı hep aynı
Kırışıklan gün yanığımız aynı
Bir tırmandığımız dik yollar ayrı

Beni ayrı gayrı sanma gardaşım
Bindiğimiz at ilen eşek aynı
Yuları, palanı, heybesi aynı
Binip aştığımız belengler ayrı

Beni ayrı gayrı sanma gardaşım
Sürümüze dalan koca kurt aynı
Yokluğumuzdan varlığımız aynı
Bir evimizin gapıları ayrı







+++++

NASİP EYLE YAR
Dert tarlası yatak döşeğim
Karasinek binek eşeğim
Kahırdır hep ekip biçtiğim
Bitlen pire çifte koştuğum

Sırat köprüsüdür geçtiğim
Ahudur badeylen içtiğim
Cadıdır yar diye seçtiğim
Ömürdür durmadan tarttığım

Dikendir gül diye koktuğum
Yedi yama ceket giydiğim
Tabanvaydır binip sürdüğüm
Dört duvarcık dünyam bildiğim

Nefes al ver yaşam bildiğim
Böyle gelir gidermiş duyduğum
Çokçasına sövemediğim
Kervanın yolcusu sorduğum

Geceyi gün aydınlatır de
Beyni dimağı da bilgi de
Bal ilen kaymaktan sen de ye
Diy’nleri bana nasip eyle
NAKARAT: Nasip eyle yârim, nasip eyle bahtımı
Duman aldı gönlüm, duyar mısın ahımı

İbrahim ŞAHİN



++++++



BİZDEN SELAM OLSUN
Eli kalem tutup yazana
Okuyup gurbet el gezene
Bizi okuyup dinleyene
Bizden selam olsun, selam olsun

Torosların bağı dağına
Uçan kuş öten bülbülüne
Petekte bal ören arısına
Bizden selam olsun, selam olsun

Obaya göçen yörüğüne
Süt sağan koca ninesine
Kepir seken gonca güzeline
Bizden selam olsun, selam olsun

Gelin olup nazlı gidene
Gelin eli kına yakana
Davul zurna sazı çalana
Bizden selam olsun, selam olsun

Gizli gizli çalıp söyleyene
Kendi kabuğunda tüneyene
Kabuğunu kırıp bizle olana
Bizden selam olsun, selam olsun

++++
Eli kalem tutup yazana
Okuyup gurbet el gezene
Bizi okuyup dinleyene
Bizden selam olsun, selam olsun

Torosların bağı dağına
Uçan kuş öten bülbülüne
Petekte bal ören arısına
Bizden selam olsun, selam olsun

Obaya göçen yörüğüne
Süt sağan koca ninesine
Kepir seken gonca güzeline
Bizden selam olsun, selam olsun

Gelin olup nazlı gidene
Gelin eli kına yakana
Davul zurna sazı çalana
Bizden selam olsun, selam olsun

Kendince çalıp söyleyene
köşeye çekilip sinene
Lütfedip bizimle olana
Bizden selam olsun, selam olsun

++++
DERDİM
Bendeki dert derdin alası
Benzim sanki kömür karası
Karıncayı incitmez idim
Bu çektiğim kimin belası

Oy kapanmaz gönül yarası
Çektiğim gülmenin kirası
Topu çapaklı üç beş kirpik
Kaş ilen gözlerin arası

Hep giderim elin tersine
Gidemedim sevme kursuna
Kara kediye ciğer oldum
Takıldım feleğin arşına

İbrahim ŞAHİN

+++++
+++++
ŞAİR FERMANI
Beni pazarlarda göremezsin
Barda, diskoteklerde arama bulamazsın
Ben umudu dizerim ipe guytu köşelerde
Umudu dokurum gönül tezgâhımda

Beni duble yolarda
Dirift atarken göremezsin
Yedi kuleli balkonlarda
Selfie çekerken göremezsin
Yıldızlara merdiven kurarım geceleri
Yıldızları sağarım inceden inceden
Süzerim ince ince heceden, heceden
Bir ışık sızarım kör karanlık pencereden

Beni borsa kuyruklarında
Sarılı tomarlarda göremezsin
Ya yürüdüğün bir patikayımdır
Ya azgın suları geçtiğin köprü
Ya sarplarda geçit
Ya demir parmakçılar arasında kurduğun hayalin parçası

Beni işlek caddelerde göremezsin
Ya ovada salınan başağımdır
Ya kayasında öten bülbül
Ya da çobanın kavalında ezgi

Evliya değilsem de
Beni Karadeniz’de horan teperken görürsün
Ege’de zeybek çekerken
Güneydoğu’da zılgıt çekerken

Velhasıl,
Attığın adımdayımdır
Aldığın nefesteyimdir
Kurduğun hayaldeyimdir
Tanık oldun gerçeğindeyimdir

Velhasıl ben bir bedene bürülü
Evrene sığmayan şairimdir
Bedenim sığar demir parmakçıklara da
Zerrem bile sığmaz evrene
Evrenin resmini çizenimdir
Evrenin sınırını çizenimdir
Alıp sazı elime şaha erenimdir.
++++
İbrahim ŞAHİN

Eli kalem tutup yazana
Okuyup gurbet el gezene
Bizi okuyup dinleyene
Bizden selam olsun, selam olsun

Torosların bağı dağına
Uçan kuş öten bülbülüne
Petekte bal ören arısına
Bizden selam olsun, selam olsun

Obaya göçen yörüğüne
Süt sağan koca ninesine
Kepir seken gonca güzeline
Bizden selam olsun, selam olsun

Gelin olup nazlı gidene
Gelin eli kına yakana
Davul zurna sazı çalana
Bizden selam olsun, selam olsun



++++
NASİP EYLE
Dert tarlası yatak döşeğim
Karasinek binek eşeğim
Kahırdır hep ekip biçtiğim
Bitlen pire çifte koştuğum

Sırat köprüsüdür geçtiğim
Ahudur badeylen içtiğim
Cadıdır yar diye seçtiğim
Ömürdür durmadan tarttığım

Dikendir gül diye koktuğum
Yedi yama ceket giydiğim
Tabanvaydır binip sürdüğüm
Dört duvarcık dünyam bildiğim

Nefes al ver yaşam bildiğim
Böyle gelir gidermiş duyduğum
Çokçasına sövemediğim
Kervanın yolcusu sorduğum

Geceyi gün aydınlatır de
Beyni dimağı da bilgi de
Bal ilen kaymaktan sen de ye
Diy’nleri bana nasip eyle

İbrahim ŞAHİN
++++
UMUT
Sen kimsin diyen olmadı şükür
Sormaya da cesaret edemezler hani
Belki ben Madımak’da külde bir zerreyim
Akarsularda,Gültekinlerde,Nesimi’ de güfteyim

Börklücelide elim Betrettin’e verilen
Seccadeyim Mevlana’ya serilen
Ufukta doğan güneşim görülen
Tohumum toprağa serpilen

Nakışım desen desen kilime işlenen
Telim, sazda inim inim inleyen
Satır satır yazıyım kitaplarda uzayan
Belki rüyayım uykulara doymayan

Sabırım sübyan cana kıymayan
Dervişim yolundan sapmayan
Sihirbazım çöllerde gül açtıran
Dörtnala atım umuda koşturan

Yürünen yoldayımdır adım adım
Dilinen ekmekteyimdir dilim dilim
Alınan nefesteyimdir nefes nefes
Doğacak güneşteyimdir ışık ışık

Umuttur benim adım
Göbek adım sevgi
Arada bir kırılır kanadım
Senden bir adım öte bir adım beri
Beraber yaşadık senle Adem’le Havva’dan beri

Unutma beni beni
Avuç içi boyu eni

Ne kadar yenilersen yenile eskir yeni
Umut hep yeni, hep yeni

Umuttur yarınlara taşıyan
Umuttur yarınların resmini çizen
Umuttur yarınlarda doğan güneş
Umuttur yorgan olup bizi saran

Ben umudum ben umut
Bin can bin bedene bürülü
Bir ölür bin dirilir
Kurşun sıkanın kendi eline patlar silahı
Ben her tetikte dirilirim
Ben umudum ben umut

Ben ölseydim yıkılırdı dünyanın direği
Batardı güneşi
Susardı sazlar
Bayraklar bırak yarıyı unuturdu adını
Ben umudum ben umut






++++
ODUM KÜLE DÖNDÜ
Ol tabip el çekti tenimden
Kor eksik olmadı sinemden
Hepsi bir kerecik bakıştı
Akar kanlı yaşım gözümden

Yollarda izini ararım
Adım başı adını sorarım
Açılır her dem yeni yara
Yaralarımı sensiz sararım

Kokunu alırım yel ilen
Habarın alırım kuş ilen
Naçar düştüm aşkın oduna
Geliver ahşam bohçan ilen

Şahinim düşmüşsün bir derde
Güzüne çekilmiş kör perde
Gün vurmuyor mu pencerene
Küllen savrulmak vardır serde
++++
SEMER
Belimiz tutmaz oldu kemeri
Sırlamışız sırta semeri
Anırmamıza ramak kaldı
Üç vakte duyulur haberi

Budanmış tüm dostluk dalları
Kimse hayra yormuyor halları
Gülistan Cehennem’e dönmüş
Kimse kokmuyor mor gülleri


Hep Sırat köprüsü yolları
Sade ağızdan damlar balları
Gelmeydik Ademle Havva’dan
Biri paşa sen bense kulları

Doğarken kefenim biçilmiş
Bedenime bir bedel bilmiş
Görülmüş ki dostluk hatrına
Canan ilen serden geçilmiş





Serden geçilir mi geçilir mi
Yar üstüne yar seçilir mi
Gönğülde kara sevda ilen
Sırat köprüden geçilir mi

+++
HANGİSİNE YANAYIM
İki kemik bir deriye bürülü kulum
Bir kuru ekmeğe doyar karnım
Bir bardak suya güler yüzüm

Deryayı derde dalışıma mı yanayım
Üç günlük dünyanın cilvesine mi kanayım

Balçığa geçmez kazığım
Çölde dikili kazık oluşuma mı yanayım
Kuru dalda kediye ciğer olup salınışıma mı yanayım

Her adımda sarpa sarar yolum
Birbirini tutmuyor sağım solum
Sağıma mı yanayım soluma mı yanayım

Mazlumdan yanayım
Yağan kurşun perdeyim
Yediğim kurşuna mı yanayım
Mazlumdan yediğim tepiğe mi yanayım

Yel esmez tepelerin keliyim
İki tel başıma mı yanayım
Babucun vurduğu topuğa mı yanayım
Nasrettin Hoca hesabı
“Hangisine yanarsan yan
Kafamı şey etme deyişine mi yanayım”

Yoksa çıra olup yanışıma mı yanayım
Duman olup tütüşüme mi yanayım
De! Hangisine yanayım
++++
TABİP
Çek tabip elin sinemden
Ahı figanım derinden
Od eksik olmaz sinemden
Sevgide kor bana düştü

Yollarda izin ararım
Adım başında sorarım
Yaramı yarsız sararım
Neyleyim zor bana düştü

Sevda bağında gül ile
Alırım kokun yel ile
Ünlerim tatlı dil ile
Vefasız yar bana düştü

Şahin’im düşmüşüm derde
Sevda gitmiyor yar serde
Sen varsın baktığım yerde
Aşk ile kör bana düştü

+++++
MEMLEKETİM
Ey memleketim,
Memleketim
Yüce dağlarından dökülür suyun
Göksuyu inletirsin
Kınalı kekliklerin öter dinletirsin
Gücün bana mı yeter
Hasretinden inletirsin

Dört yanın çevrili dört dağın
Burnumda tüter bal ilen gaymağın
Zümrüt müdür yakut mudur her gıymığın
Öğrek sürüsü doyurur harmanda kesmiğin
Gücün bana mı yeter
Küflü keşine muhtaç kılarsın

Dağlarına ayak basanı beyliğe erdirirsin
Daş göngülleri köfne daşa çevirir
Asık suratını güldürürsün
İki tel saçını yeldirirsin
Gücün bana mı yeter
İki tel saçımı yoldurursun

+++++
MEMLEKETİM

Ey memleketim,
Memleketim
Yüce dağlarından dökülür suyun
Göksuyu inletirsin
Kınalı kekliklerin öter dinletirsin
Gücün bana mı yeter
Hasretinden inletirsin
Dört yanın çevrili dört dağın
Burnumda tüter bal ilen gaymağın
Zümrüt müdür yakut mudur her gıymığın
Öğrek sürüsü doyurur harmanda kesmiğin
Gücün bana mı yeter
Küflü keşine muhtaç kılarsın
Dağlarına ayak basanı beyliğe erdirirsin
Daş göngülleri köfne daşa çevirirsin
Asık suratını güldürürsün
İki tel saçını yeldirirsin
Gücün bana mı yeter
İki tel saçımı yoldurursun
Yaz gelende yaylaların çiçeğe bezenir
Güz gelende boz yellerin bağrıma dizenir
Her ayrılık gecesinde hayalin görünür
Garip gönlüm yollarında bir başına gezinir
Gücün bana mı yeter
Yıllarımı çaldırırsın

İbrahim ŞAHİN

+++++
YORULDUM

Kırk yıl dile kolay
kırk satır yemekten yoruldum
sorgu odalarında ter dökmekten
el ayak öpen
yalaka dudakların moruna bakmaktan yoruldum

kırk yıl sırtıma biri indi biri bindi
sırtımda taşımaktan, inim inim inlemekten yoruldum
dere tepe yol tepmekten
bir söğüt dibi bulup soluklasam demekten yoruldum

kemer sıkmaktan
her gün bir beden küçülmekten
itilip kakılmaktan
koyun olup güdülmekten yoruldum

deveye hendek atlatmaktan
suyu yokuşa akıtmaktan
ipe un sermekten
sivrisineğe saz çalıp dinletmekten yoruldum

İstanbul’un yollarında gelip gitmekten
küfür gibi işittiğim “ dit’”seslerinden
soluduğum egzoz kokularından
olur olmaz küfür etmekten yoruldum

Taşeli’nin sesi bülbül olup şakımadan
seyyah olup dağ bayır dolaşmaktan
oba oba göç edip köpük köpük ayran içmekten
goyun olup goyak goyak yayılmaktan yorulmadım

pazar günlerini iğle çekmekten
yayında sıra beklemekten
bağrı yanık ozanları dinlemekten
gamı kederi sele verip gülmekten
selam alıp selam salmaktan yorulmadım
yorulmadım
yorulmadım
yorulmayacağım!

İbrahim ŞAHİN





++++
NEYLEYİM
Ovalar bostana bürünmüş/ benim neyime
Köşe bucak baykuş tünemiş/ benim ocağıma
Yavru domuz barikat kurmuş/benim gül bağıma
Dost diye yüzüme güleni/ acep ben neyleyim

Dost bildiklerim hani nerde/ omzu başı serde
Aslanım kapanmış kafese/ debelenir yerde
Can çekişeni görmez hepsi/çekmiş göze perde
Dost diye yüzüme güleni/ acep ben neyleyim

İblis’le dost olmuş feleğe /oyun etmiş beni
Demleyvermiş kafayı almış/koynuna yılanı
Kırmış kuskun golanı varı/yalanı dolanı
Dost diye yüzüme güleni/ acep ben neyleyim

Şahinim sorsan yaş tahtaya/çivi çakılır mı?
Şu üç günlük dünya içinse/serden geçilir mi?
Gönlün tahtına yardan gayrı/ ol yar seçilir mi?
Dost diye yüzüme güleni/ acep ben neyleyim






KIL HEYBEM

Hep gönülden gönüle/ göç ederim
Kor tutmuş sevdaları/ çeç ederim
Ferhat’a yol verende/ dağ delerim
Gam ilen keder yoktur/ kıl heybemde

Kırılsa dertli sazım/teli kalır
İncinse naçar gönlüm/ahı kalır
İpe çekilse beden/ şanı kalır
Kin kusmak yoktur benim/ kıl heybemde


Dost sofrası kaymak olur bal olur
Dem aldıkça başka başka hal olur
Gönülden gönüle gizli yol olur
Çözülecek giz var benim heybemde

Sevda bahçesinde baharı yazı
Aşk ile edası coşturur sazı
Güzelin hoş olur cilvesi nazı
Yaşanacak haz var benim heybemde


Şahin’im sevdayı İnce elerim
Yar gel desin yüce dağlar delerim
Tatlı dille peşin sıra ünlerim
Muhabbetli söz var benim heybemde

CANANIM
Cananım, şer bakmışsam bir kez olsun
Yum iki gözün bir.ni görmezden gel
Eğer kem söylemişsem bir kez olsun
Tıka kulağın bir’ni duymazdan gel

Say ki dünyada bir tek senle ben var
Söyle iki odamızın nesi dar
Paraylan pul yoksa gülüşümüz var
Bir adım atsam sen iki adım gel

Say ki güneş hep bizim için doğar
Çiçekler bizim için koku saçar
Kuşlar bizim neşemiz için öter
Şu eteğindeki taşı dök de gel

Canım, ömür dediğin gelir geçer
Takarsan kafaya bed’ne dert saçar
Bir bilsen beterin de beteri var
Gam ilen kederi taşa çal da gel

Sevdiceğim söyle neme darıldın
Şeker şerbet dillerini çöz de gel
Nolur söyle yalvarmaktan yoruldum
Şeker şerbet dillerini çöz de gel

Şahinim der diz topal, başım yağır
Bir gözüm kör, bir kulağımsa sağır
Derde salıp etme sırtımı yağır
Derdini, tasanı sele sal da gel



Ozanlarımız var bir birinden güzel
Kimi türkü okur kimisi de gazel
Sazı sözünü, yüreğin alan gelsin
Gelecek olan kim varsa tezden gelsin


Taşeli’de bir zerreyim diyen gelsin
Sıla hasretiyle yanıp tutuşan gelsin
Taşeli’ye bir habar uçuran gelsin
Gelecek olan kim varsa tezden gelsin


Sevgiyi ilmik ilmik dokuyan gelsin
Bugünü yarınlara taşıyan gelsin
Bağrı yanık bülbül gibi şakıyan gelsin
Gelecek olan kim varsa tezden gelsin



Sazımız goyakları inletsin
Cossun zeyve
Antalya adana dinlesin
İnlesin de inlesin
Yer gök inlesin


CANANIM
Gönülden gel dedin de/ gelmedim mi
Zülfümü çöz dedin de/ çözmedim mi
Gözyaşım sil dedin de/ silmedim mi
Vur sineme sineme/ yar cananım

Düş peşime dedin de/ düşmedim mi
Del şu dağı dedin de/ delmedim mi
Göğsüne yasladın da/ yasl’madım mı
Vur sineme sineme/ yar cananım

Uğrumda öl dedin de/ ölmedim mi
Aç kolun sar dedin de/ sarmadım mı
Sinene bas dedin de/ basmadım mı
Vur sineme sineme/ yar cananım

Melül bakışın deler/ şu sinemi
Cilveylen nazın yoksa/ bir hile mi
Can katar gülüşünün/ bir dirhemi,
Vur sineme sinem/ yar cananım


İnce,
Ben Zeyve’yi,Çatalbadem’i tanımadan seni tanıdım
İncecik parmaklarından kekik kokusu dökülürdü
Zeyve çayı dökülürdü
Dolar taşardı Göksu
Susardı Göksu
Şaşkın bakınırdı Ermenek

İnce,
Ben Zeyve’yi,Çatalbadem’i tanımadan seni tanıdım
Çaresizliğin, boyun büküşleriydi notalar
Feryat figan çıkmazdı zurnanın son deliğinde
Gülüşlerin dökülürdü avuçlarıma

İnce,
Ben Zeyve’yi,Çatalbadem’i tanımadan seni tanıdım
Kımrım kıvrımdı çehren
Dik yamaçları tırmanırdım bakışlarımda
Bana ödüldü
Zurnanın son deliğine üflediğin
Bir umuttu, bir gülüştü hepsi

İnce,
Ben Zeyve’yi,Çatalbadem’i tanımadan seni tanıdım
Gittin unutuldun sanma sakın
Zeyve’de seni arar gözlerim
Tırmandığım yollarda senin
Gülüşlerin takılır gözlerine

İnce,
Ben Zeyve’yi,Çatalbadem’i tanımadan seni tanıdım
Sen neymişsin İnce
İnceliğin kadar upuzun
Git git bitmez yürüdün yollar

OZAN
Ozanın sözünü/ atma yabana
Kahır ilen zulmün / vurur tabana
Korkma saçsın umut /düşsün yabana
Ne nazı niyazı, varı/ bir tek sazı

Tezene maniv’la/ zorlu çabana
Vesvese kaşırsan/ döner çıbana
Kandilini fitil/ tak as tavana
Ozanın sermayesi ah ilen vah

Alma ozanın/ ahı vahını
Yer ilen bir eder / piri şahını
Bak susuz getirir/ feriştahını
Dostuna gonca güldür dertli sazı

Yüreğinde kordur / inceden sızı
Hep dobra dobradır/okkalı sözü
İsyana bürünür/ sussa avazı
Susturulmasın ha/ şu garip sazı


BİZİM OZANLAR
Doğan ölende ağıdın yazarlar
Yatak yorgansız dağ bayır gezerler
Kin nefreti tezenede ezerler
Dur durak bilmeyen bizim ozanlar

Aaşkın baş tacı fermanını yazanlar
Felek sillesi tuzağı bozanlar
Kadeh kadeh aşk şarabı içenler
Dur durak bilmeyen bizim ozanlar

Şaha feriştaha kafa tutanlar
Baldıranı bir yudumda içenler
Bir nefes ile cana can katanlar
Dur durak bilmeyen bizim ozanlar

Bizim ozanlar oy bizim ozanlar
Zulmü bir kelleye satanlar
Nota nota neşe umut saçanlar
Dur durak bilmeyen bizim ozanlar

İbrahim ŞAHİN

HALLER PERİŞAN
Kimse kimsenin halini bilmiyor
Halin nicedir deyip de sormuyor
Akan kanlı gözyaşın silmiyor
Haller perişan, haller perperişan

Omuz, sırtımıza binen inmiyor
Sırtımızda sancı sızı dinmiyor
Yükümüz semerde hiç denk tutmuyor
Boz eşekte guskun palan perişan

Virane ocakta duman tütmüyor
Mangalda et sucuk desen pişmiyor
Karın göbek gerinip pekişmiyor
Karınlan göbek perişan, perişan

Belde kemer delik melik tutmuyor
Kurumuş boğaz lokmayı yutmuyor
Ocağa tünemiş baykuş gitmiyor
Ocak perişan, kap kaçak perişan

Gözler desen bi kez uyku tutmuyor
Düşler bi kez olsun hayra yormuyor
Yatak yorgan gözyaşına doymuyor
Yatak perişan, yorgan perperişan

Kıvrılan yollar hep sarpa sarıyor
Yolun sonu ovaya uğramıyor
Ayaklara kara sular iniyor
Nasırlı ayak ilen yol perişan

İbrahim ŞAHİN

Sen kimsin diyen olmadı şükür
Sormaya da cesaret edemezler hani
Belki ben Madımak’da külde bir zerreyim
Akarsularda,Gültekinlerde,Nesimi’ de güfteyim

Börklücelide elim Betrettin’e verilen
Seccadeyim Mevlana’ya serilen
Ufukta doğan güneşim görülen
Tohumum toprağa serpilen

Nakışım desen desen kilime işlenen
Telim, sazda inim inim inleyen
Satır satır yazıyım kitaplarda uzayan
Belki rüyayım uykulara doymayan

Şefkatim sübyan cana kıymayan
Dervişim yolundan sapmayan
Sihirbazım çöllerde gül açtıran
Dörtnala atım umuda koşturan

Yürünen yoldayımdır adım adım
Dilinen ekmekteyimdir dilim dilim
Alınan nefesteyimdir nefes nefes
Doğacak güneşteyimdir ışık ışık

Umuttur benim adım
Göbek adım sevgi
Arada bir kırılır kanadım
Senden bir adım öte bir adım beri
Beraber yaşadık senle Adem’le Havva’dan beri

Unutma beni beni
Avuç içi boyu eni

Ne kadar yenilersen yenile eskir yeni
Umut hep yeni, hep yeni

Umuttur yarınlara taşıyan
Umuttur yarınların resmini çizen
Umuttur yarınlarda doğan güneş
Umuttur yorgan olup bizi saran






Eli kalem tutup yazana
Okuyup gurbet el gezene
Bizi okuyup dinleyene
Bizden selam olsun, selam olsun

Torosların bağı dağına
Uçan kuş öten bülbülüne
Petekte bal ören arısına
Bizden selam olsun, selam olsun

Obaya göçen yörüğüne
Süt sağan koca ninesine
Kepir seken gonca güzeline
Bizden selam olsun, selam olsun

Gelin olup nazlı gidene
Gelin eli kına yakana
Davul zurna sazı çalana
Bizden selam olsun, selam olsun




NASİP EYLE
Dert tarlası yatak döşeğim
Karasinek binek eşeğim
Kahırdır hep ekip biçtiğim
Bitlen pire çifte koştuğum

Sırat köprüsüdür geçtiğim
Ahudur badeylen içtiğim
Cadıdır yar diye seçtiğim
Ömürdür durmadan tarttığım

Dikendir gül diye koktuğum
Yedi yama ceket giydiğim
Tabanvaydır binip sürdüğüm
Dört duvarcık dünyam bildiğim

Nefes al ver yaşam bildiğim
Böyle gelir gidermiş duyduğum
Çokçasına sövemediğim
Kervanın yolcusu sorduğum

Geceyi gün aydınlatır de
Beyni dimağı da bilgi de
Bal ilen kaymaktan sen de ye
Diy’nleri bana nasip eyle

İbrahim ŞAHİN




BEN BİR OZANIM x

Dertli garip oğlu garip ozanım
Derdin nota nota dile dökenim
Senvincin inci inci ipe dizenim
Demir perdede bir avuç bedenim

Deniz deryada minnacık kadreyim
Mavi bulutlardaysa bir damlayım
Toprağa düşende sarı başağım
Dikenli dalda gül goncaya saranım

Kara sevda gece düşündeyimdir
Kavgada kör namlu ucundayımdır
Perdede sızan ışığındayımdır
Aşının biberi, tuzundayımdır

Dar geçit yolun köprüsündeyimdir
Akan çeşmenin oluğundayımdır
Molada hanın köşesindeyimdir
Heybende azık çıkınındayımdır

Yolda taşladığın hedefinimdir
Denizde sardığın yılanınımdır
Kadıda söylediğin yalanınımdır
Bedeninde gizem gölgeninimdir

İn cin değil gözünde ferdeyimdir
Aldığın her soluk nefesteyimdir
Velhasıl dünün, yarınındayımdır
Evrene sığmayan zerredeyimdir
Ben dertli garip oğlu ozanımdır


İbrahim ŞAHİN x

Sazda tele söz besteye bezendim
Yanakta gonca güllere bezendim
Istarda kınalı kil’me bezendim
Felek çarkında kalbura bezendim

Çayır çimende yeşile bezendim
Dalda ayvaylan nara bezendim
Buğdayda sarı başağa bezendim
Değirmen çarkında una bezendim

Demir kapıda kilide bezendim
Pencerede sızan ış’ğa bezendim
Tan yerlerinde umuda bezendim
Kale burcunda bayrağa bezendim

Çobanda dilli kavala bezendim
Seyiste yularlan geme bezendim
Kervanda tozan yola bezendim
Ölüp gedende üne bezendim


GÖTÜR BENİ x

Al götür beni bizim ellere
Hasret kaldım mor sümbül güllere
Hoş sohbet eden tatlı dillere
Bas beni toprağımın bağrına

Al götür beni bizim ellere
Kavuştur efil esen yellere
Buluştur coşkun akan sellere
Bas beni deremin yatağına

Al götür beni bizim ellere
Hasret kaldım akan pınarına
Fitil, gaz lamba, el fenerine
Sar beni yün atak yorganına

Al götür beni bizim ellere
Hasret kaldım ayran köpüğüne
Havlayan köpeklen eniğine
Yama beni yayın tuluğuna

Al götür beni bizim ellere
Hasret kaldım bazlama böreğ’ne
Yaba dirgen, çükür küreğine
As yabaylan evin direğine

Al götür beni bizim ellere
Hasret kaldım yoların tozuna
Her dem ocakta tüten közüne
Çömeltiver ocağın başucuna

Al götür beni bizim ellere
Hayret kaldım atına, tayına
Boz eşeğin sekili tüyüne
Oturtuver eşeğin palanına

Al götür beni bizim ellere
Düştüm gurbet elde dilden dile
Konup şakıyam bağımda güle
As’ver barana harpıştasına

İbrahim ŞAHİN
GÖNÜL TAHTINDA BEN OLAM x

Ben olam, yar ben olam, yar ben olam,
Yanağında açan gonca gülün olam
Belini saran al kuşağın olam
Ben olam yar ben olam, yar ben olam,

Ben olam yar ben olam, yar ben olam,
Başında tacın ben olam, ben olam
Gerdanda inci boncuğun ben olam
Ben olam, yar ben olam, yar ben olam,

Ben olam yar ben olam, yar ben olam,
Gece düşünde hep ben olam, ben olam
Sensiz saçını yolan hep ben olam
Ben olam, yar ben olam, yar ben olam,

Ben olam, yar ben olam, yar ben olam,
Ağzında tadın tuzun hep ben olam
Gönül tahtında ben olam, ben olam
Ben olam, yar ben olam, yar ben olam,

İbrahim ŞAHİN
GGÖRĞNDĞ X
Nevi bahara ermeden
Mevsimi hazan göründü
Vaslı Murada ermeden
Vakidi ecel göründü

Umut tomurcaklamadan
Ayakaltında göründü
Kendi derdin dindirmeden
Anam yas tutar göründü

Evin tapusun almadan
Sahip yavuz hırsız gör’ndü
Daha hesap sorulmadan
Yalan kılıfta göründü

Daha şubata girmeden
Mart kapılarda göründü
Adını bile duymadan
Hanya’ylan Konya göründü

Beyan ağızdan çıkmadan
Yalan dolan doğru gör’ndü
Doğru söz hiç duyulmadan
Boğazlandığı göründü

Daha urgan dokunmadan
İpe un seren göründü
Bor’dan Niğde’ye varmadan
Eşek boyayan göründü
At ölür, nalı kalır
Garip ölür delikli babucu
Bilmez garibi kimse
Babucu duyar dünyanın bir ucu


At vurmaz oldu azıya
Tavşan aldırmaz oldu tazıya
Beden yük oldu pazuya
Nesini söyleyim efendim
Gerçek yalan oldu
Yalan gerçek
İ. ŞAHİN
BENİ BENİ x

Umut, umut beze beni; beni, beni
Kuraklara tohum tohum serp beni
Dalda tomurcuğa sar beni beni
Gül kokularına bay beni, beni

İlmik, ilmik damıt ben beni, beni
Yanan ana yüreğ’ne damlat beni
Işık şık süz, topla beni, beni beni
Karanlık gecede sal beni beni

Nakış nakış, kilim kil’m doku beni
Yârin çeyizine koy beni beni
Satır satır yaz beni, yaz yaz beni
Koy zarfa yâre götür beni beni

İnci boncuk diz beni, beni beni
Yârin gerdanına tak beni beni
Beşik beşik bele ben beni, beni
Yârin göğsüne yasla beni beni

İbrahim ŞAHİN




BEZENDİM X

Sazda tele söz besteye bezendim
Yanakta gonca güllere bezendim
Istarda kınalı kil’me bezendim
Felek çarkında kalbura bezendim

Çayır çimende yeşile bezendim
Dalda ayvaylan nara bezendim
Buğdayda sarı başağa bezendim
Değirmen çarkında una bezendim

Demir kapıda kilide bezendim
Pencerede sızan ış’ğa bezendim
Tan yerlerinde umuda bezendim
Kale burcunda bayrağa bezendim

Çobanda dilli kavala bezendim
Seyiste yularlan geme bezendim
Kervanda tozan yola bezendim
Ölüp gedende üne bezendim


KULAK VER SÖZÜME X
Bağdaş kur naz etme gel, kulak ver sözüme
Kararırmış baka baka üzüm üzüme
Versen kafa kafaya erersin çözüme
Burnunun dikine gidenin boynu devrilir

Saygı sevgidir insan mayasının özü
Hep sendedir İblis ilen şeytanın gözü
Bir elinde gül bir elinde yakan közü
Tuzağına düşenin boynu tez devrilir

Sevgiyle dalda pembe gül gonca evrilir
Despot emirgahın köşkü tahtı devrilir
Gör yayından çıkan ok kınına çevrilir
Balçıkla sıvalı perdeler tez pörsünür

Şahin sorar saz teller neden ayrı çalar
Neden gonca güller açmadan dalda solar
Nicesinin başından hiç mi çıkmaz yular
Yular vurup yedenlerin boynu devrilir

İbrahim ŞAHİN

ÖZLEDİM
ÖZLEDİM XXX
İstemem bal kaymağı
Moda liva gömleği
Potinde copça bağı
Tozan yolu özledim

Kahve bade şarabı
Susuz çölde serabı
Gülşenlerde turabı
Ekşi ayranı özledim

Otoda seyri sefa
Şatolarda bol sofa
Fincan kahveye vefa
Soğ’n ekmeği özledim

Çarşı çarşı gezmeyi
Vitrin vitrin bakmayı
Eve el boş gelmeyi
Köyde bağı özledim

Köpük dolu jakuzi
Bol garnitürden suşi
Dinmez yürekte sızı
Keş dürmeyi özledim


GAMSIZ KÖYÜM X
Değmeyin benim köyümün keyfine
Tomofil yoksa biner eşeğine
Koltuk yoksa gaykılır döşeğine
Değmeyin benim köyümün keyfine

Değmeyin benim köyümün keyfine
Kır ata biner aşar koca dağı
Giyer çizmeyi sular koca bağı
Değmeyin benim köyümün keyfine

Değmeyin benim köyümün keyfine
Aksa tavan yuvaklan yuğar damı
Ayazda savurur efkârı gamı
Değmeyin benim köyümün keyfine

Değmeyin benim köyümün keyfine
Otlağı hazinede yok tapusu
Gelen gedene kapanmaz kapısı
Değmeyin benim köyümün keyfine

Değmeyin benim köyümün keyfine
Ekin tarlasını bıtırak basar
Umrunda mı domzun verdiği hasar
Değmeyin benim köyümün keyfine

Değmeyin benim köyümün keyfine
Köyüm köyüm gapı bacasız köyüm
Tüter bacası gamsız, gamsız köyüm
Değmeyin benim köyümün keyfine

İbrahim ŞAHİN

DALKAVUK X
Her davula tokmak dalkavuk
Kulak patlatır ahu zarı
Göne parmak atmak tek kârı
Goruk gelir gider dalkavuk

Ot yer saman sıçar ol inek
Ne et verir ne süt ol inek
Bas gitsin götüne bir kötek
Goruk gelir gider dalkavuk

Kovanda oğulsuz bir arı
Bostanda koltuksuz bir darı
Korkuluğa beden bir kârı
Goruk gelir gider dalkavuk

Suyu hiç akmaz kuru dere
Kafalarda kangren bere
Gönüllerde onulmaz yara
Goruk gelir gider dalkavuk

Çatılarda tütmeyen baca
Elifi mertek sanan hoca
Sürsen kaleye kaçar taca
Goruk gelir gider dalkavuk
DALKAVUK X
Her davula tokmak dalkavuk
Kulak patlatır ahu zarı
Göne parmak atmak tek kârı
Goruk gelir gider dalkavuk

Dalkavuk, sahte yalan dünya,
Yalan dolan içinde yaşar
Akıllısı peşinden koşar
Dalkavuk, sahte yalan dünya

Ot yer saman sıçar ol inek
Ne et verir ne süt ol inek
Bas gitsin götüne bir kötek
Goruk gelir gider dalkavuk

Dalkavuk, sahte yalan dünya,
Yalan dolan içinde yaşar
Akıllısı peşinden koşar
Dalkavuk, sahte yalan dünya


Kovanda oğulsuz bir arı
Bostanda koltuksuz bir darı
Korkuluğa beden bir kârı
Goruk gelir gider dalkavuk

Dalkavuk, sahte yalan dünya,
Yalan dolan içinde yaşar
Akıllısı peşinden koşar
Dalkavuk, sahte yalan dünya


Suyu hiç akmaz kuru dere
Kafalarda kangren bere
Gönüllerde onulmaz yara
Goruk gelir gider dalkavuk

Dalkavuk, sahte yalan dünya,
Yalan dolan içinde yaşar
Akıllısı peşinden koşar
Dalkavuk, sahte yalan dünya


Çatılarda tütmeyen baca
Elifi mertek sanan hoca
Sürsen kaleye kaçar taca
Goruk gelir gider dalkavuk

Dalkavuk, sahte yalan dünya,
Yalan dolan içinde yaşar
Akıllısı peşinden koşar
Dalkavuk, sahte yalan dünya

ÜÇÜN BİRİ X
Kimi üç kor alır beş
Kimi beş kor alır üçün biri
Kimine şans
Kimine Rövanş üçün biri

Kimi nazar boncuğu takar avunur
Kimi oyuncak edinir avunur üçün biri
üçten çıkarılmazüçe eklenmez
üçün biri..hep bir, hep bir
.bir , bir,.bir üçün biri

milli beka milli servet
vergiden muaf.kadıda hükümsüz
üçün biri, üçün biri, hep üçün biri,
uzak menzil mikro hedef üçün biri
tesellisi bir bardak su bulana
yalan gelir nasipsiz kalana üçün biri
kimine iş, aş.kimine kısmet
kimine rövanş .üçün biri
enflasyonda teğet
darbede kurşun paraşüt
depremde dikilen anıt
üçün biri
neden dikilmez üç adımda bir heykeli
üçün biri
neden anılmaz üç günde bir adı
üçün biri
üçe beş beşe üçün biri
Hep cepte .üçün biri.beşte bir
üçte beş ihtimal üçün biri
teselli avuntu üçün biri
elimizde oyuncak üçün biri
nazar boncuğu.şans meleği
.cepte metelik .yiğitlikte nitelik
üçün biri .üçün biri .üçün biri
İbrahim Şahin 2


BİZ ÇOCUKLARA KULAK VERİN X


Zamanı bize verin durduralım,
Parkları bize verin dolduralım.
Uçurtmalarımız yarışsın güvercin kanatlarında,
Korkmayın uçurtmalarımız barut kokmaz, can yakmaz.


Biz çocukları dinleyin, umut dolu sözlerimizi,
Gözlerimizdeki ışığı, yüreğimizdeki sevgiyi.
Koşalım sokaklarda, gezinelim kırlarda,
Kurşun değmesin bedenimize, yaşasın umutlarımız.



Gökleri yıldız süsler, parkları biz,
Balonlarımız çarpışsın, patlasın.
Patlatmaz kulak zarınızı, sadece eğlence,
Biz çocukları dinleyin, yaşasın hayallerimiz.



Sokaklarda koşalım, kırlarda gezinelim,
Düşelim, el veririz birbirimize.
Yeter ki kurşun değmesin bedenimize,
Biz çocukları dinleyin, yaşasın hayallerimiz.

Biz çocukları dinleyin, umut dolu sözlerimizi,
Gözlerimizdeki ışığı, yüreğimizdeki sevgiyi.
Koşalım sokaklarda, gezinelim kırlarda,
Kurşun değmesin bedenimize, yaşasın umutlarımız.


Kurşun sıkmayın umudumuza,
Biz ağlarsak anamız ağlar, yer gök ağlar.
Biz çocuklar güldürmeyi de biliriz ya siz?
Biz çocukları dinleyin, yaşasın hayallerimiz.


Biz çocukları dinleyin, umut dolu sözlerimizi,
Gözlerimizdeki ışığı, yüreğimizdeki sevgiyi.
Koşalım sokaklarda, gezinelim kırlarda,
Kurşun değmesin bedenimize, yaşasın umutlarımız


LAL OLDU DİLLERİM X

Yine kar yağdı tepelerime,
Don vurdu kemik iliklerime.
Vay tepelerim kar ilen boran,
Kilit vurdum pencere kapıma.


Çağlayıp çağlayıp akmaz oldum,
Gül kokmaz oldum, gül kokmaz oldum
Dillim lal oldu, dillim lal oldu,
Şimdi dut yemiş bülbüle döndüm.


Dondu içim, sustu dilim,
Kilit vurdu tüm hislerim.
Gül açmaz oldu gönül bahçemde,
Sanki içimden çekildi sevdam


Çağlayıp çağlayıp akmaz oldum,
Gül kokmaz oldum, gül kokmaz oldum
Dillim lal oldu, dillim lal oldu,
Şimdi dut yemiş bülbüle döndüm.


Yüreğimde fırtına, gönlümde kış,
Bir umudun peşinde koşar dururum.
Belki bir gün çözülür bu buz,
Dönüşür sıcak bir bahara, umarım.

Çağlayıp çağlayıp akmaz oldum,
Gül kokmaz oldum, gül kokmaz oldum
Dillim lal oldu, dillim lal oldu,
Şimdi dut yemiş bülbüle döndüm.


HERKES BİR ÂLEM X
Sazlar suskun, sözler suskun,
Karı kocaya küskün.
Herkes ayrı bir âlem,
Herkes ayrı bir âlem.

Herkes ayrı bir âlem,
Kimse duymaz, kimse bilmez.
Gönüller dar, umutlar harap,
Herkes ayrı bir âlem.

Gönül kafeste, horoz öter folsuz kümeste,
Kendini bir şey sanan yürür aheste aheste.
Herkes ayrı bir âlem,
Herkes ayrı bir âlem.

Herkes ayrı bir âlem,
Kimse duymaz, kimse bilmez.
Gönüller dar, umutlar harap,
Herkes ayrı bir âlem.

Yiyecek yok ekmeği, kafasına vurur tokmağı,
Haram helal yutar lokmayı.
Herkes ayrı bir âlem,
Herkes ayrı bir âlem.

Herkes ayrı bir âlem,
Kimse duymaz, kimse bilmez.
Gönüller dar, umutlar harap,
Herkes ayrı bir âlem.

İbrahim ŞAHİN

AVUÇLARIMDA İKİ DAMLA YAŞ X
Yine avuçlarımda iki damla yaş,
Gönlümde hüzün, bağrımda taş.
Her damlada bir anı, her yaşta bir sızı,
Biri hasret, biri acı hüzün

Avuçlarımda iki damla yaş,
Unutulmaz anılar, gözlerimde yaş.
Her biri, bir sevdaya hoş, bana çile
Avuçlarımda iki damla yaş, yüreğimde taş.

Sancır aşkın acısı, sevdanın sancısı,
Gece gündüz dinmeyen, kalbimin yangısı
Her damlada hiç bitmeyen bir tutam umut,
Avuçlarımda iki damla yaş, içimde kaygı

Avuçlarımda iki damla yaş,
Unutulmaz anılar, gözlerimde yaş.
Her biri, bir sevdaya hoş, bana çile
Avuçlarımda iki damla yaş, yüreğimde taş.

Geceler sensizlik, sensizlik yorgan
Ağustosta üşür beden, faydasız yorgan
Her dakika yalnızlık, hüzün;. gönlüm hazin
Vakit hazan, gönlümde açan çiçekler soldu,

Avuçlarımda iki damla yaş,
Unutulmaz anılar, gözlerimde yaş.
Her biri, bir sevdaya hoş, bana çile
Avuçlarımda iki damla yaş, yüreğimde taş.


HIYAR OĞLU X
Hıyar oğlu hıyar
İnce uzun boylu
Sorsan asil soylu
Hıyaroğlu hıyar

Üç dakida beş takla atar
Her doğruya on yalan katar
Anasını boyar babasına satar
Hıyaroğlu hıyar

Bir hindi bir mandayla doyar
Sırtında semer kayar
Şeytanla yatar cinle kalkar
Hıyaroğlu hıyar

Başımıza çorap örer
Yalakaya kırmızı halı serer
Göbeğine erişmez kemer
Hıyaroğlu hıyar


ZALİM FELEK X

Gül verdin de kokmadım mı
Bal verdin de tatmadım mı
Baca verdin de tütmedim mi
Verilmez hesabım var vermedim mi

Felek felek zalim felek
Eledin elek elek
Sırtıma giydirdin yensiz yelek
Ben seni neyleyim zalim felek

Köşk verdin de kışlamadım mı
Yayla verdin de yaylamadım mı
Hasat verdin de tırpan salmadım mı
Verilmez hesabım var vermedim mi

Felek felek zalim felek
Eledin elek elek
Sırtıma giydirdin yensiz yelek
Ben seni neyleyim zalim felek

Yâr verdin de sarmadım mı
Hülyalara dalmadım mı
Sevdalara doymadım mı
Verilmez hesabım var vermedim mi

Felek felek zalim felek
Eledin elek elek
Sırtıma giydirdin yensiz yelek
Ben seni neyleyim zalim felek

OY DAĞLAR X
Yurt yerlerinde bir enik havlar,
Ağlaması yüreğimi dağlar,
Oy dağlar, oy dağlar.
Mor sümbüle hasret bağlar


Oy dağlar, oy dağlar,
Gönlümde dinmeyen sancılar.
Nerede katar katar hancılar,
Yüreğimde bitmeyen anılar.

Ocaklar tütmez olmuş,
Lale sümbüller solmuş,
Oy dağlar, oy dağlar.
Çoban sürüsüne hasret dağlar

Oy dağlar, oy dağlar,
Gönlümde dinmeyen sancılar.
Nerede katar katar hancılar,
Yüreğimde bitmeyen anılar.

Kelbaşa şimşir tarak akıl veren hocalar
Yaban ellere gelin olmuş bacılar,
Oy dağlar, oy dağlar.
Köpek sesine hasret dağlar

Oy dağlar, oy dağlar,
Gönlümde dinmeyen sancılar.
Nerede katar katar hancılar,
Yüreğimde bitmeyen anılar.


Baharda eriyip giden karlar
Açıp solup giden güller
Tozup tozup giden yollar
At eşeğe hasret yollar

Oy dağlar, oy dağlar,
Gönlümde dinmeyen sancılar.
Nerede katar katar hancılar,
Yüreğimde bitmeyen anılar.

TOROSLAR X
A guzum diyen dillerin
Açıp solan mor sümbül güllerin
Yanık yanık öten bülbüllerin
Alır götürür beni Toroslara

Öten kınalı bülbülün olam
Açan mor sümbül gülün olam
Al götür beni Toroslara

Tulukta köpük köpük ayranın
Kırk kuyularda seyranın
Zeyve’de düğün bayramın
Alır götürür beni Toroslara

Öten kınalı bülbülün olam
Açan mor sümbül gülün olam
Al götür beni Toroslara

Hasret kaldım efil esen yeline
Kıvrım kıvrım Dönme yoluna
Sarıp öptüğüm kuluna
Al götür beni Toroslara

Öten kınalı bülbülün olam
Açan mor sümbül gülün olam
Al götür beni Toroslara

Gönlüme dermandı ekin harman
Sap saman savururdum yabaylan
Bahara ererdim bin bir çabaylan
Al götür beni Toroslara

Öten kınalı bülbülün olam
Açan mor sümbül gülün olam
Al götür beni Toroslara

UMUT X
Öyle vurma kendini dağ bayıra
Merhem olmaz kelde ol yağıra
Umut bağla, bel bağla yarına
Açar elbet bağrını yarın, yarına

Yarınlar, yarınlar senindir
Zulümden kurtarırsan başın serindir

Öyle eğme başını, dövme bağrın dizini
Suçlu sen değilsin dik dut başını
Diz çöksün zalim, eğsin başını
Elbet sana da ayıracaktır yarın köşe başını

Yarınlar, yarınlar senindir
Zulümden kurtarırsan başın serindir

Kır suskun kilidi, türkü çığır bağıra bağıra
Davul zurna duyur sultan sağıra
Yarın koşar gelir imdadına
Yarın sana da açar bir sayfasını


Yarınlar, yarınlar senindir
Zulümden kurtarırsan başın serindir

Yola umut ol, umuda yol
Tohum ekersen yeşerir çöl
Kuşa kanat ol, buluta yağmur
Yarın sana da açar nadasını


Yarınlar, yarınlar senindir
Zulümden kurtarırsan başın serindir

Umuda güneş ol, doğ şafakta
Nice umut beleli nice beşikte
Gün doğmaz yan gelip yatmakla döşekte
Yarın sana da ayırır elbet yatak yastığını


Yarınlar, yarınlar senindir
Zulümden kurtarırsan başın serindir

XXXXX

At ölür, kalır nalı
N’olacak garibin halı
Çulsuz yatar kalkar
Rüyada görür kırmızı halı

Karışmış sap samana
Doğru yalana
Gel de ayıkla pirinçte taşı

Açsa tokum der
Ekmeği çaya banar yer
Görsen acınacak hali
Rüyada görür ejderi balı

Karışmış sap samana
Doğru yalana
Gel de ayıkla pirinçte taşı


Başta iki tel, salınır
biri o yana, biri o yana
Döner değirmenin taşı
Gel de ayıkla pirinçte taşı
Sapla saman karışmış

Karışmış sap samana
Doğru yalana
Gel de ayıkla pirinçte taşı


ÇİLE XXX
Nesini sabredeyim gönül
Kelde saç kalmamış
Ağızda diş, dizde derman
Boşuna verdiğin ferman

Bitsin çile, kavuştur beni
Lale sümbül güle, öten bülbüle
Sür beni gurbet elden sılaya

Esen yele gamı kederi salam
Köyümün toprağına yüzümü sürem
Çeşmesinde teknede suya dalam
Fazla değil bir günlük gülem

Bitsin çile, kavuştur beni
Lale sümbül güle, öten bülbüle
Sür beni gurbet elden sılaya

Felekten bir gün çalam
Kendimi dağ bayıra vuram
Yaban güllere tanış olam
Güllerle açıp güllerle solam

Bitsin çile, kavuştur beni
Lale sümbül güle, öten bülbüle
Sür beni gurbet elden sılaya

Köyümün toprağına haşır neşir olam
Dalda çağla, kırda çiğdemine erem
Çiftçi çobanına bir selam verem
Hasbıhal edip hal hatrın soram

Bitsin çile, kavuştur beni
Lale sümbül güle, öten bülbüle
Sür beni gurbet elden sılaya


KAZANCI XXXX

Baharda coşar Aybaham’ın suyu
Açar Kırkkuyu’nun lale sümbül gülü
Taşta şakır kınalı bülbülü
Şakır da şakır kınalı bülbülü

Eğilir baş, dökülür taş, boşalır etek
Dostluğu kardeşliği çatlatır düşmanı
Anına şanına kurbanım Kazancı

Nasırlı kazma kürek tutan elleri
Bal kaymak damlar hoş sohbet dilleri
Bakmayın kambur beli yanık yüzleri
Hamarattır bizim göyün güzelleri

Eğilir baş, dökülür taş, boşalır etek
Dostluğu kardeşliği çatlatır düşmanı
Anına şanına kurbanım Kazancı

Yaz gelir tüter obaların dumanı
Orakçılar evlek evlek biçer ekini
Can hıraş kalsa da kan ter içinde
Cana can katar soğuk köpük ayranı

Eğilir baş, dökülür taş, boşalır etek
Dostluğu kardeşliği çatlatır düşmanı
Anına şanına kurbanım Kazancı

Kurulur Körkuyu’da düğün dernek
Kazan kazan pişer çilbir ilen keşkek
Eğilir baş dökülür taş boşalır etek
Dostluğu kardeşliği çatlatır düşmanı

Eğilir baş, dökülür taş, boşalır etek
Dostluğu kardeşliği çatlatır düşmanı
Anına şanına kurbanım Kazancı

GURBET XXXX
Bitsin bu gurbet
Gönlümde kalmadı cacık şerbet
Tenime sinmiş musibet, illet
Bitsin bu gurbet, bitsin bu gurbet

Göğer baş bağlamış keşe düremedim
Üzüm hevenk olmuş çatı bacaya asamadım
Tavşan palaz peşinde koşamadım
Bitsin bu gurbet, bitsin bu gurbet

Tenime sinmiş musibet, illet
Bitsin bu gurbet, bitsin bu gurbet


Ekin başak olmuş harman süremedim
Buğday un çuvala dolmuş taşıyamadım
Bazlama, börek pişmiş yağlayamadım
Bitsin bu gurbet, bitsin bu gurbet

Tenime sinmiş musibet, illet
Bitsin bu gurbet, bitsin bu gurbet


Ocakta közlenmiş badeğis soğan
Petek petek dolmuş kovan
Bahçelerde madünüz yeşil soğan
Ekmeğe keşle dürüp var mı doyan
Bitsin bu gurbet, bitsin bu gurbet

Tenime sinmiş musibet, illet
Bitsin bu gurbet, bitsin bu gurbet


TURKUAZ XXXX
Ladin sedir kokulu koyun
Nadire’den Silifke’ye uzanır boyun
Gök Tanrı’ya dayanır soyun
Bir gören hayran bir duyan Turkuaz

Aşılmaz dağları aş da gel
Gel gel sen de gel
Turkuaz’ı görmek ömre bedel
Gel gel bir daha bir daha gel

Ermenek Torosların eteği zümrüt inci takınır
İki yaka bir Turkuaz, bir birbirine bakınır
Bakan seni nazardan sakınır
Göksu Turkuaz sana bin methiye dizsem az

Aşılmaz dağları aş da gel
Gel gel sen de gel
Turkuaz’ı görmek ömre bedel
Gel gel bir daha, bir daha gel

Bir yanın sarp kaya ladin kokulu
Bir yanın Ceneti İrem lale sümbül kokulu
Beyaz gerdanında zümrüt inci takılı
Göksu Turkuaz sana bin methiye dizsem az

Aşılmaz dağları aş da gel
Gel gel sen de gel
Turkuaz’ı görmek ömre bedel
Gel gel bir daha bir daha gel

Suyuna vurmuş Ermenek’in aksi
Ufkunda mavi bulutlar tütsü
Girdabında saklı mutluluğun bahsi
Göksu Turkuaz sana bin methiye dizsem az

Aşılmaz dağları aş da gel
Gel gel sen de gel
Turkuaz’ı görmek ömre bedel
Gel gel bir daha bir daha gel

Yosun tutmaz çakıl taşların
Çatılmaz kirman kaşların
Süzülür uçar kuşların
Göksu Turkuaz sana bin methiye dizsem az

Aşılmaz dağları aş da gel
Gel gel sen de gel
Turkuaz’ı görmek ömre bedel
Gel gel bir daha bir daha gel

DÜNYA XXXXX
Anasına yandığım dünya
Tütmez baca
Boşa akıl verir hoca

Anasına yandığım dünya
Hak hukuk aut
Arz talep taca

Anasına yandığım dünya
Onur şeref gider güce
Arsızlık ursuzluk yüce

Anasına yandığım dünya
Fil cüce
Fare zürafa

Anasına yandığım dünya
Keser sap durur
Tersine döner dünya

ŞÜKÜRXXXX
Sırtta semer
Belde uşkur kemer
Sırtta yağır belde yağır
Tamamladık ömrü şükür

Sen istediğin kadar bağır
Göbek atıyor sultan sağır

Alıştık inişe yokuşa
Çüş çüş zıpçığa
bir avuç arpacığa
Sırta semer başta yulara
Tamamladık ömrü şükür

Sen istediğin kadar bağır
Göbek atıyor sultan sağır

Şükürden bir hal olduk
Arpadan geçtik samandan olduk
Ahır ilen yavru sıpadan olduk
Abbasla Ayvaz kaldık şükür

Tökezledikçe bastık firene
Komşunun çimenine imrene imrene
Arpadan önce tamamladık ömrü
Kefenimiz hazır şükür

Sen istediğin kadar bağır
Göbek atıyor sultan sağır


ŞÜKÜR XXX
Sırtta semer
Belde uşkur kemer
Sırtta yağır belde yağır
Tamamladık ömrü şükür

Sen istediğin kadar bağır
Göbek atıyor sultan sağır

Alıştık inişe yokuşa
Çüş çüş zıpçığa
bir avuç arpacığa
Sırta semer başta yulara
Tamamladık ömrü şükür

Sen istediğin kadar bağır
Göbek atıyor sultan sağır

Şükürden bir hal olduk
Arpadan geçtik samandan olduk
Ahır ilen yavru sıpadan olduk
Abbasla Ayvaz kaldık şükür

Tökezledikçe bastık firene
Komşunun çimenine imrene imrene
Arpadan önce tamamladık ömrü
Kefenimiz hazır şükür

Sen istediğin kadar bağır
Göbek atıyor sultan sağır

XXXX
FELEK 7
Felek yırttırma bana kefeni
Burnumda tütüyor yârin teni
Yârin göğsüne yasla beni
Oy beni beni yâr beni beni

Oy beni beni yâr beni beni
Yârin göğsüne yasla beni

Felek çöllere salma beni
Yârin gül kokusuna bay beni
Yâr dizine köste beni beni
Oy beni beni yâr beni beni

Felek yârin zülfüne dola beni
Yar beline sar beni beni
Yar kaşına sür beni beni
Oy beni beni yâr beni beni

Oy beni beni yâr beni beni
Yârin göğsüne yasla beni

Felek yârin aşkına yaz beni
Yârin gözlerine çiz beni beni
Yârin umuduna çöz beni
Oy beni beni yâr beni beni

Felek bağlama elimi kolumu
Pusu kurup kesme yolumu
Yâre kavuştur beni beni
Oy beni beni yâr beni beni

Oy beni beni yâr beni beni
Yârin göğsüne yasla beni

Felek yıkma dünyamı başıma
Kurban değilim kara göz karakaşına
Ne geldiyse senden geldi başıma
Felek felek zalim felek, zalim felek

Felek felek zalim felek, zalim felek
Çemberinde eledin elek elek

Su kattın pişmiş aşıma
Burnunu soktun yazıma kışıma
Var git öte, var var git öte
Burnunu sokma işime

Felek felek zalim felek, zalim felek
Çemberinde eledin elek elek


Düz ovada sarpa sardın
Üzümün çöpünü elime verdin
Gençliğimi yere serdin
Felek felek var git başımdan

Felek felek zalim felek, zalim felek
Çemberinde eledin elek elek


++++
ZART ZURT KIRMIZI KART XXXX
Zart zurt kırmızı kart
Çarşıda pazarda
Zart zurt kırmızı kart
Kart kart kırmızı kart

Elleyebilir alamazsın
Zart zurt kırmızı kart

Etikete bakınabilirsin
Elleyip okşayabilirsin
Alamazsın kardeşim
Zart zurt kırmızı kart

Manavda kasapta
Zart zurt kırmızı kart
Elmayı iki almazsın
Armudu zaten ayılar yer
Kürkü desen dayılar giyer
Alamazsın alamazsın kardeşim

Alamazsın kardeşim
Zart zurt kırmızı kart

Balı tadamazsın
Bonfileyi yutamazsın
Balığın kılçığı ümüğüne takılır
Alamazsın kardeşim
Alamazsın kardeşim
Zart zurt kırmızı kart

Mezra imamdan icazet alamazsın giremezsin
Sakın ha emirsiz hortlayamazsın kardeşim

Alamazsın kardeşim
Zart zurt kırmızı kart


++++++
YARINLAR
Emek, emek bizim
Umut, umut bizim
Bahar bizi bekler
Umut bizi bekler

Umut bizim emek bizim
Yarınlar yarınlar bizi bekler


Bahara, bahara ereceğiz
Tohumu toprağa serpeceğiz
Toprağı, toprağı süreceğiz
Orak orak salıp biçeceğiz

Umut bizim emek bizim
Yarınlar, yarınlar bizi bekler

Baharda yayla, yayla göçeceğiz
Çömçe, çömçe soğuk ayran içeceğiz
Istarı çözeceğiz ipi mekiğe vereceğiz
Desen, desen kilimler dokuyacağız

Umut bizim emek bizim
Yarınlar, yarınlar bizi bekler

Gökler bizimdir bizim
Kanatlanıp uçacağız yarına
Yoksul yetime kucak açacağız
Koşacağız bugünden yarına

Umut bizim emek bizim
Yarınlar, yarınlar bizi bekler

Gonca gül açacağız
Dağa bayıra koku saçacağız
Dikeni ayrı, gülü ayrı seveceğiz
Yarınlar, yarınlar bizimdir, bizim

Umut bizim emek bizim
Yarınlar, yarınlar bizi bekler

+++++
AĞLADIMXXX
Eşeğimi Zeyve’ye bağladım ağladım
Saçımı başımı yolup yolup ağladım
Zeyve suyunda yüzümü yuyup ağladım
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar

Yanmaz olmuş ocaklar tütmüyor bacalar
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar

Tütmez ocak bacalara baktım ağladım
Boş merdivenlerden indim indim ağladım
Boş yollarda dolandım dolandım ağladım
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar

Yanmaz olmuş ocaklar tütmüyor bacalar
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar

Domuz meskeni bağımı gezdim ağladım
Kuru üzüm asmasına baktım ağladım
Sarı çingil hayalini kurup ağladım
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar

Yanmaz olmuş ocaklar tütmüyor bacalar
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar

Kapı bacasız evlere bakıp ağladım
Gözyaşı döküp ağladım, döküp ağladım
Ağlayıp ağlayıp yüreğimi dağladım
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar

Yanmaz olmuş ocaklar tütmüyor bacalar
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar


+++++
ALIP BAŞIMI DAĞLARA GİDESİM GELİR xxxx
Zincirleri çat çat kırasım gelir
Boz eşeği dağa süresim gelir
Zeyve’de yüzümü yuyasım gelir
O y oy dağlar, ağlarsa anam ağlar

Oy dağlar hasretin ciğerim dağlar
O y oy dağlar, ağlarsa anam ağlar

Kanatlanıp dağa uçasım gelir
Taşlarına konup ötesim gelir
Ardıç dallarına konasım gelir
O y oy dağlar, ağlarsa anam ağlar

Oy dağlar hasretin ciğerim dağlar
O y oy dağlar, ağlarsa anam ağlar

Koyun kuzuylan yayılasım gelir
Oğlak kuzuylan meleyesim gelir
Gece guzluklara dolasım gelir
O y oy dağlar, ağlarsa anam ağlar

Oy dağlar hasretin ciğerim dağlar
O y oy dağlar, ağlarsa anam ağlar

Tarla tapanda derilesim gelir
Harmanda tene savrulasım gelir
At eşek ilen taşınasım gelir
O y oy dağlar, ağlarsa anam ağlar

Oy dağlar hasretin ciğerim dağlar
O y oy dağlar, ağlarsa anam ağlar

++++
YİNE Mİ KAR YAĞDI xx
Ne zaman kar yağsa dışarıda
Bedenim üşür içerde


İşlek caddelerde akar
son model arabalar
Bir yanda eriyen kar
Dar sokaklarda
evsiz barkız çocuklara takılır gözüm
Yüreğim buz keser
Donar bakışlarım
Sızlar yüreğim


Ne zaman kar yağsa dışarıda
Bedenim üşür içerde


İçtiğim sıcak çorba kaçırır dadını
Dar sokakların boş çocuk avuçlarına
Ne zaman atılır kartopu elden ele
Bir kurşun sıkılır
Sokaklarda sersefil çocuğun bağrına


Ne zaman kar yağsa dışarıda
Bükülür bir çocuğun boynu
Solar dalında açmamış bir gül
Ne zaman bir kar yasa dışarıda
Yüreğimde dolu yağar


İbrahim ŞAHİN
++++++
KAZANCILI xxx
Sevdiğimi sevdiğimi sorarsan
İnce, ince uzun boylu
Asil, asil soylu Kazancı köylü
Ölürüm uğruna yar yar

Olmazsa olmaz cilve naz
Gel kaçma yanaş biraz
Ölürüm uğruna yar yar


Sırma kaş örgü belikli
Keklik sekişli
Melül bakışlı
Ölürüm uğruna yar yar

Olmazsa olmaz cilve naz
Gel kaçma yanaş biraz
Ölürüm uğruna yar yar


Olmazsa olmaz cilve naz
Gülüşü ömrüme ömür katar biraz biraz
Ey yar mezarımı kazacaksan sen kaz
Ölürüm uğruna yar yar

Olmazsa olmaz cilve naz
Gel kaçma yanaş biraz
Ölürüm uğruna yar yar

+++++
YARINLAR BİZİMDİR xxx

Emek, emek bizim
Umut, umut bizim
Bahar bizi bekler
Umut bizi bekler

Umut bizim emek bizim
Yarınlar yarınlar bizi bekler


Bahara, bahara ereceğiz
Tohumu toprağa serpeceğiz
Toprağı, toprağı süreceğiz
Orak orak salıp biçeceğiz

Umut bizim emek bizim
Yarınlar, yarınlar bizi bekler

Baharda yayla, yayla göçeceğiz
Çömçe, çömçe soğuk ayran içeceğiz
Istarı çözeceğiz ipi mekiğe vereceğiz
Desen, desen kilimler dokuyacağız

Umut bizim emek bizim
Yarınlar, yarınlar bizi bekler

Gökler bizimdir bizim
Kanatlanıp uçacağız yarına
Yoksul yetime kucak açacağız
Koşacağız bugünden yarına

Umut bizim emek bizim
Yarınlar, yarınlar bizi bekler

Gonca gül açacağız
Dağa bayıra koku saçacağız
Dikeni ayrı, gülü ayrı seveceğiz
Yarınlar, yarınlar bizimdir bizim

Umut bizim emek bizim
Yarınlar, yarınlar bizi bekler


+++++
KEFEN xxx
Felek yırttırma bana kefeni
Burnumda tütüyor yârin teni
Yârin göğsüne yasla beni
Oy beni beni yâr beni beni

Oy beni beni yâr beni beni
Yârin göğsüne yasla beni

Felek çöllere salma beni
Yârin gül kokusuna bay beni
Yâr dizine köste beni beni
Oy beni beni yâr beni beni

Felek yârin zülfüne dola beni
Yar beline sar beni beni
Yar kaşına sür beni beni
Oy beni beni yâr beni beni

Oy beni beni yâr beni beni
Yârin göğsüne yasla beni

Felek yârin aşkına yaz beni
Yârin gözlerine çiz beni beni
Yârin umuduna çöz beni
Oy beni beni yâr beni beni

Felek bağlama elimi kolumu
Pusu kurup kesme yolumu
Yâre kavuştur beni beni
Oy beni beni yâr beni beni

Oy beni beni yâr beni beni
Yârin göğsüne yasla beni

Felek yıkma dünyamı başıma
Kurban değilim kara göz karakaşına
Ne geldiyse senden geldi başıma
Felek felek zalim felek, zalim felek

Felek felek zalim felek, zalim felek
Çemberinde eledin elek elek

Su kattın pişmiş aşıma
Burnunu soktun yazıma kışıma
Var git öte, var var git öte
Burnunu sokma işime

Felek felek zalim felek, zalim felek
Çemberinde eledin elek elek


Düz ovada sarpa sardın
Üzümün çöpünü elime verdin
Gençliğimi yere serdin
Felek felek var git başımdan

Felek felek zalim felek, zalim felek
Çemberinde eledin elek elek


++++++
NAL xxxx
İşi hallayalım
Eşeği nallayalım
Sürelim pazara
Tüh tüh diyelim
Gelmeyelim nazara

Boş tencere kaynamaz
Aç ayı oynamaz
Züğürt kız tavlamaz
Oluverelim biraz hallice
Tüh tüh maşallah

Yormayalım ağzı
Züğürt malına
Herkesin malı şanına
Kim ne götürmüş mezarına
Şanımız olur inşallah inşallah


++++
KURTLAR SOFRASI xx

Kurulmuş kurtlar sofrası, kurtlar sofrası
Kimi etin peşinde kimi kemiğin peşinde
Kimi bir lokma ekmeğin düşü peşinde
Üstüne üstlük dost düşman olmuş
Düşman dost; kurtlar, kurtlar sofrasında

Kurulmuş kurtlar sofrası kurtlar sofrası
Adalet kasap olmuş, can koyun kuzu
Doğrar lime lime kurtlar sofrası, kurtlar sofrası

Kurulmuş kurtlar sofrası kurtlar sofrası
Adalet kasap olmuş can koyun kuzu
Satır şakırdar, meler koyun kuzu
Gülmüyor, gülmüyor garibin yüzü


Kurulmuş kurtlar sofrası kurtlar sofrası
Çilingir sofrası şatafat alengirli
Garibin sofrası tam takır
Kurulmuş kurtlar sofrası kurtlar sofrası


Kurulmuş kurtlar sofrası kurtlar sofrası
Adalet kasap olmuş, can koyun kuzu
Doğrar lime lime kurtlar sofrası, kurtlar sofrası


Kurulmuş kurtlar sofrası kurtlar sofrası
Kadehler tokuşur, nefes kokuşur
Dilde türkü altta kalanın canı çıksın
Üste kalanın canı çıksın da kopsun kıyamet

Kurulmuş kurtlar sofrası kurtlar sofrası
Adalet kasap olmuş, can koyun kuzu
Doğrar lime lime kurtlar sofrası, kurtlar sofrası

+++++
KAFAYI SIYIRDIK xx
Kulağımız kapıda gözümüz pencerede
Ak fasulye kaynamıyor toprak tencerede
Kuyruğumuz tilkide canımız mengenede
Sıyırdık kafayı, kayışlan kemer bahane

Sıyırdık sıyırdık, kafayı hepten sıyırdık
Pasta börek halt getire, hep taşı kemirdik

Paçamız yerde sürünür, başımız havada
Sucuk yumurta çoktan pişmez oldu tavada
Biz büzüldük, fareler cirit atar yuvada
Sıyırdık kafayı, kayışlan kemer bahane

Sıyırdık sıyırdık, kafayı hepten sıyırdık
Pasta börek halt getire, hep taşı kemirdik

Zam yastık yorgan, zamla yattık, zamla uyandık
Ette kemiğe dayandık, kemiğe dayandık
Düştük bir düş batağına, yalana bulandık
Sıyırdık kafayı, kayışlan kemer bahane

Sıyırdık sıyırdık, kafayı hepten sıyırdık
Pasta börek halt getire, hep taşı kemirdik

Attan indik bindik eşeğe, bindik eşeğe
Kırk yama vurduk habaylan döşeğe, döşeğe
Cepken delik, kefensiz gideceğiz mezara
Sıyırdık kafayı kayışlan kemer bahane

Sıyırdık sıyırdık, kafayı hepten sıyırdık
Pasta börek halt getire, hep taşı kemirdik


++++++
DÜNYA TERSİNE DÖNMÜŞ
Ekmeği tırnağı ile kazanana
Sen ben dedik deli, deli; zır zır deli
İpe un seren, kovana çomak sokana
Sen ben dedik dedik veli, dedik veli

Anasına yandığım dünya dönmüş tersine
Delisine mi şaşayım, velisine mi şaşayım

Hırkaylan habasına yama vurana
Sen ben dedik deli, deli; zır zır deli
Doğmamış çocuğa fistan don dikene
Sen ben dedik dedik veli, dedik veli
[
Anasına yandığım dünya dönmüş tersine
Delisine mi şaşayım, velisine mi şaşayım

Doğru söyleyip dokuz köy kovulana
Sen ben dedik deli, deli; zır zır deli
Eşeği boyayıp babasına satana
Sen ben dedik dedik veli, dedik veli

Anasına yandığım dünya dönmüş tersine
Delisine mi şaşayım, velisine mi şaşayım


Ar namus boyun büken bükene
Sen ben dedik deli, deli; zır zır deli
El ayak yalayıp öpen, alkış tutana
Sen ben dedik dedik veli, dedik veli

Anasına yandığım dünya dönmüş tersine
Delisine mi şaşayım, velisine mi şaşayım
+++
YALAN
Tarla tapan domuza talan
Kalmamış eşeğe vuran palan
Ummanda gemi yüzdürürüz
Yalan üstüne yalan, yalan

Yaşamak haram, sürünmek helal
Hepimiz Cennetlik bu da külliyen yalan

Satır arası dünden hatırda kalan
Dert batağında sağ kalan
Feyzada şato kurarız kırk odalı
Yalan üstüne yalan, yalan

Yaşamak haram, sürünmek helal
Hepimiz Cennetlik bu da külliyen yalan

Sıktıkça kalmadı kemerde delik
Cebimiz görmedi metelik
Ağıla doldu emmi dayı uşağı
Arada bul bulabilirsen nitelik

Yaşamak haram, sürünmek helal
Hepimiz Cennetlik bu da külliyen yalan

Kimin eli kimin cebinde belli değil
Cepken belli değil, cep belli değil
Başımız yükseldikçe yükselir yalanı
Başın arşa değecek birazdık eğil

Yaşamak haram, sürünmek helal
Hepimiz Cennetlik bu da külliyen yalan

TAŞELİ OZANLARI
Koyun keçiler sağdık
Koyun keçi aynıydı
Helke sitil aynıydı
Süt aynıydı
Yayıklar yaydık
Yayıklar aynıydı
Bişekler aynı
Bir köpüğün tadı ayrıydı
Bir yağın
Bıyıklarımız ilk kez bulanmış gibi ayrana şaştı
Dil damağımız şaştı
Çömçeyi yannığa bir daha bir daha saldık


Taşeli Yayında katılımcılar aynı
Sazları aynı
Her defasında
İlk kez dinler gibi dinleriz pür dikkat
Çalsalar bir daha, bir daha dinleriz

Onlardaki şevk onlardaki coşku
Göksu kütürtüsü
Tepelerde esen tatlı toros yeli
Alır götürür bizi beleng beleng

Ne çok belenglerimiz varmış
git git bitmez beleng beleng
Ne çok ozanlarımız varmış say say bitmez
Elleri dert görmeyesi ozanlarımız
Çal çal götür bizi beleng beleng
Elbet olacaktır bizimle ağlayıp bizimle gülen

Çalsın ozanlarımız
Gülsün yüreğine taş basan analarımız
Oynasın gelinlik kızlarımız
Çalın, çalın hey ozanlarımız
Bir daha bir daha çalın

+++++
SERİMİZ YERLE YEKSAN


Serimiz yerle yeksan, yerle yeksan
Ne olur gözlüğü çıkarıp baksan
Yokluk sofrasından bir lokma tatsan
Serimiz yerle yeksan, yerle yeksan

Nesine alkış tutarsın ağam paşam
Batağa sarmış kıyı köşem
Serimiz yerle yeksan, yerle yeksan

Akıl veren birbiri ile yarışır
Lokmamıza hep zehir karışır
Yalan ayuka çıkmış gülüşür
Serimiz yerle yeksan, yerle yeksan

Nesine alkış tutarsın ağam paşam
Batağa sarmış kıyı köşem
Serimiz yerle yeksan, yerle yeksan

Hırkamız yama tutmaz oldu
Gül benzimiz sarardı soldu
Sudan eşeğimiz gelmez oldu
Serimiz yerle yeksan, yerle yeksan

Nesine alkış tutarsın ağam paşam
Batağa sarmış kıyı köşem
Serimiz yerle yeksan, yerle yeksan

Biletimiz kesilir öbür dünyaya
Kefen biçeriz ohlaya pohlaya
Pulsuz mektup yazarız Mevleya
Serimiz yerle yeksan, yerle yeksan

Nesine alkış tutarsın ağam paşam
Batağa sarmış kıyı köşem
Serimiz yerle yeksan, yerle yeksan

++++
ZAM GELİRSE NEYİME
Taralı kel başlı kekili
Kömürleşmiş lamba fitili
Demiş zam gelirse neyime
İki tuluk keşim basılı

Omzunda heybesi atılı
Kurbanlık tek koçu satılı
Evi de göçmeye yüz tutmuş
Ortadan bel vermiş hatılı

Evleğinde buğday ekili
Kısrak atı da kır sekili
Giyilmez olmuş kıl şalvarı
Dokuz yerinden çift yamalı

Ahırında saman dıkılı
Kimden aldıysa bu akılı
Su yürümüş saman altına
Samanlıksa ok kokulu

Evlek evlek bostan ekili
Bostan miski amber kokulu
Erkekse talan etsin domuz
Ortasında korkuluk dikili
+++++
KÖRKUYU’DA BULUŞALIM
Gelin canlar Körkuyu’ya varalım
Yakını ırağı tanışıp biliş kılalım
Keşkeğe çilbire birlikte kaşık çalalım
Gelin bu yıl da Körkuyu’da birlik olalım

Aybaham’dan geçip Garin’i aşalım
Körkuyu’nun başında dolup taşalım
Keşkeğin üstüne batırma yeyip şişelim
Gelin bu yıl da Körkuyu’da birlik olalım

Kaş Antalya Anamur’dan düşülsün yola
Sartavul’da, Akmuğar’da verilsin mola
Körkuyu’da kadın kız girsin kol kola
Gelin bu yıl da Körkuyu’da birlik olalım

İlebadı Bayamlı’da koyun kuzu karışsın
Keşkek çilbir tabağında çatal kaşık yarışsın
Köylüsü yörüğe yörüğü köylüye karışsın
Gelin bu yıl da Körkuyu’da birlik olalım

Ne ağa ne paşa, yoktur ayrımız gayrımız
Dokunsun Körkuyu’da bir gula hayrımız
Gelemezsek söylensin Körkuyu’ya selamımız
Gelin bu yıl da Körkuyu’da birlik olalım

++++
İbrahim ŞAHİN
Kel başında taralıdır kekili,
Ağrır alnı, yazma çekili,
Yazdan basmış da tulukları;
Görsen köşede dikili.

Omzunda heybesi atılı,
Bir kurbanlık koçu satılı,
Çamurdan duvarı çatlamış
Ortadan bel vermiş hatılı.

Bir evleği buğday ekili,
Kısrağı var ayağı sekili,
Bacağında kıl şalvarı;
Yamaları üst üste dikili

Kimden aldın sen bu akılı,
Samanlığın saman dıkılı,
Su yürümüş saman altına;

Diyarı gurbete habar salalım
Körkuyu’da düğün dernek kuralım
Her derdi tasayı sele verelim
Geli geli ver körkuyuya gelver

Gız geli geliver koluma giriver
Körkuyuda halay çekelim hey hey

Gız naz etme Aybağam’dan aş da gel
Buban görmeden peşime düş de gel
Benden iyisini pembe düşte gör
Geli geliver körkuyuya geliver

Gız geli geliver koluma giriver
Körkuyuda halay çekelim hey hey

Çalyur’tan akşamdan düşmüşler yola
Kervanın düzünde vermişler mola
Üç beş el düşmemişse yola n’ola
Geli geliver körkuyuya gelver

Gız geli geliver koluma giriver
Körkuyuda halay çekelim hey hey

Susuz yutamadım kuru keşini
Ben kurmuştum bu şenliğin düşünü
Unut al’cağın üçünü beşini
Geli geli ver körkuyuya gelver

Gız geli geliver koluma giriver
Körkuyuda halay çekelim hey hey

Yaylalarda goyun güdüp gezelim
Kini solguylan dibekte ezelim
Her dem halay çekip çekip bezelim
Geli geliver körkuyuya geliver

Gız geli geliver koluma giriver
Körkuyuda halay çekelim hey hey
+++++
SALTANAT KOLTUĞUNDA BEN OLAM
Aybaham’dan akan suyun ben olam
Değirmanalanı’nda döken fiden ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Harmanında dolup taşan ben olam

Pelide ağan çıbığın ben olam
Sepette salkım salkım üzümün ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Ağda kazanında köpük köpük taşan ben olam

Dönmeden aşan yolun ben olam
Bozdağ’da esen yelin ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Obadan obaya göçen yükün ben olam

Derekahvede içilen çayın ben olam
Kumarda ütülen hep ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Deste deste karılan kâğıdın ben olam

Baharda çiçeğin, güzde narın ben olam
Narında yanıp kavrulan ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Külünde yaba yaba savrulan ben olam

Kırkuyu kepir taşında kekik kokun ben olam
Karakovanda petek petek balın ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Azığında ekmeğin, gabağında suyun ben olam

Sazda telin, akordun ben olam
Türküde sözün, besten ben olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Ağıtta yanan yüreğin, lal dilin ben olam

Kazancı diyarında seyyahın olam
Gurbet diyarında vurgun mecnunun olam
Ben olam, ben olam, vallahi ben olam
Düş saltanat koltuğunda oturan ben olam
İbrahim ŞAHİN

++++++
Toros dağlarına yasladım sırtımı
Boz eşeğe yükledim bohça göçümü
Yaylada yaylarım dert etmem geçimi
Sene de bir atarım kendimi Körkuyu’ya

Değmeyin ağalar paşalar keyfime
Kazancılı derler, bize her gün bayram

Günde beş kez Bozdağlardan aşarım
Vallahi kabuğuma sığmam taşarım
Her daim günümü gün eder yaşarım
Hafta bir atarım kendimi Zeyve’ye

Değmeyin ağalar paşalar keyfime
Kazancılı derler, bize her gün bayram

Derdimi bir kevkicik suya satarım
Bir avuç düğürcüğe bir tas su katarım
Batırmayı hazır eder kaşık çalarım
Değmeyin ağalar paşalar keyfime

Değmeyin ağalar paşalar keyfime
Kazancılı derler, bize her gün bayram

Ben sessiz atayurduyum taşelinde
Koyun kuzu koyakta, kurdu ininde
Kimi aybağam kimi dönme yolunda
Kazancı sevdam yanar tüter şu bağrımda

Gel gel sen de gel yakın uzak diyarlardan
Senede bir hasreti bölelim Körkuyu’da

Ben atayurduyum destanlara sığmaz
Ben atayurduyum gönüllerden taşmaz
Kurda yetmez aşım, dostta kazan kazan
Kazancı sevdam yanar tüter şu bağrımda

Gel gel sen de gel yakın uzak diyarlardan
Senede bir hasreti bölelim Körkuyu’da

Çocuklar gezinir, dalımda salınır
Çiftçim Göbette’de harman savurur
Kilim dokunur tezgâhımda, mekik mekik
Kazancı sevdam yanar tüter şu bağrımda

Ömrü yetmişler salımda taşınır
Son duası okunur musalla taşında
Bağrıma yatar, iki kürek toprakta
Ölüler, diriler yurdu, atayurduyum

Gel gel sen de gel yakın uzak diyarlardan
Senede bir hasreti bölelim Körkuyu’da

++++++
Dağlarım kekik kokulu, bağlarım fesleğen
Bağlarımda ister ayva ister nar beğen
Kuru keş kese kese, hamı leğen leğen
Keş tadı eksik olmaz dilim damağımda
-
Sevdam gece düşüm, gündüz yadımda
Dağlarda tavşan keklik her bir adımda
Aybağam suyu bir tas içilir bir yudumda
Ben gönüllerin harmanı ata yurduyum


Bir gül ayrıldı gönül bahçemizden
Yüreğimiz hancerlenir dem be dem
Biliriz ki yeni bir gül bahçesi şenlenecektir
Ondandır gözlerimizdeki tatlı nem
Hayat suyu olsun gözlerimizdeki tebessümlü nemizdeeki


+++++

-BEN ANADOLUYUM

Ben Anadoluyum- 2

Binlerce yılda dokunmuş, kilim
Binlerce elde atılmış, düğüm
Binlerce düğüme saçılmış, renk
Binler renge sinmiş, ter kokusu

Ben Anadoluyum, cennet bahçesi
Dağlarım, taşı toprağı çiçeklerle bezeli
Eteklerimden pınarlar fışkırır, oluk oluk
Yeşerir fidelerim, bal damlar, damla damla

Ben Anadoluyum, destanlara sığmaz
Ben Anadoluyum, gönüllerden taşmaz
Kurda yetmaz aşım, dostta kazan kazan
Ben Anadoluyum bereketin yükü, kaynağı

Ben Anadoluyum, yeller eser belimde
Ağaçlar yeşerir sırtımda, kuşlar tüner
Kervanlar yiyecek taşır yolumda, şehrime
Kervanlar giyecek taşır yolumda, köyüme

Ben Anadoluyum, yavrular beşiğimde
Çocuklar, parkımda gezinir, dalımda salınır
Bağban gül derer, çiftçim harman savurur
Kınalı eller kilim dokur tezgâhımda, mekik mekik

Ömrü yetmişler salımda taşınır
Son duası okunur musalla taşında
Bağrıma yatırılır, iki kürek toprakta
Ben ölüler, diriler yurdu, Anadolu

TAŞELİ’YİZ
Taşeli’yiz biz Taşeli
Nasırlı ellerin kiri
Yanık yüzlülerin nuru
Taşeli’yiz biz Taşeli

Bağlarının gonca gülü
Dağların lale sümbülü
Kültüre meşale şanlı
Taşeli’yiz biz Taşeli

Dağların akar pınarı
Tarlanın altın başağı
Obaların kılavuzu
Taşeli’yiz biz Taşeli

Gurbetten sılaya ulak
Sılada gurbete kulak
Yüz yılara taşan mihenk
Taşeli’yiz biz Taşeli


ÇAVUŞ
Baharın müjdesi
Badılcanın tadıydın Çavuşun
Suçun neydi de söküldü rütben
Gömüldün suyun altına

Köprüye ayaktın
Çaya akak
Şimdi seni nerde bulup kokak çavuşum

Gabakla kavunu takas ederdik
Ermeneğe geliş gedişte uğrardık
Piladın dibinde hasbıhal ederdik
Unuttuk sanama adını

Adın dalga dalga köpürür gölde
Adın yankır şu goca dağda
Sen yasına gara yazmalar bağla çavuşun
Adın taht kurdu gönüllerde çavuşum


XXXXXXXXXXXXXX

Taşeli taşıyla kurduk yuvamızı
Sizinle ettik hayır duamızı
Savdık savuşturduk tüm belamızı
Taşeli zirvesi kurduk otağı

Gelin derdimizi sele berelim
Beraber ağlayıp beraber gülelim
Mazlumun derdine merhem olalım
Taşeli zirvesi kurak otağı

Gelin ırağı hep yakın kılalım
Yedi yabanı da tanış kalalım
Kara sevdayı şahadet bilelim
Taşeli zirvesi kurak otağı

Tımarlı atı sürelim zirveye
Keşi soğanı koyalım heybeye
Arada bir uğrayalım Zeyve’ye
Taşeli zirvesi kurak otağı
+++
FELEK
Felek kor ateşinde piştim
Bilmem kimlere lokma aştım
Hep sırtımdan vurmana şaştım
Hikmetinde pür ü pak paklandım

Kin kırbacın ilen şahlandım
Yavru palazken kanatlandım
Yüce dağ başı otağlandım
Hikmetinde pür ü pak paklandım

Çemberinde bir bir elendim
İnsaf’na el aman dilendim
Arada bir ben de ilendim
Hikmetinde pür ü pak paklandım

Çözdün iki dizimde bağı
Aşırmadın yolluca dağı
Kokmadım lale sümbül bağı
Hikmetinde pür ü pak paklandım

Yamaya yer kalmadı hırkada
Ölsem gözüm kalmaz arkada
Sanmam marifetin markada
Hikmetinde pür ü pak paklandım

+++++

++++
KIL HEYBEM

Hep gönülden gönüle/ göç ederim
Kor tutmuş sevdaları/ çeç ederim
Ferhat’a yol veririr/ dağ deldirim
Gam ilen keder yoktur/ kıl heybemde

Kırılsa dertli sazım/teli kalır
İncinse naçar gönlüm/ahı kalır
İpe çekilse beden/ şanı kalır
Kin kusmak yoktur benim/ kıl heybemde

Hoş sohbet meçlisinde/ bal eylerim
Baldıran zehri sofra/ben neylerim
Bırakın da şu gönlü/az eğleyim
Karalar bağı yoktur/ kıl heybemde

Şahinim sevdayı/ hep elersin
Sedasızken kuzu gibi/bi melersin
Söz üst’ne söz koymaya/ bi hünersin
Sağır kulak kör göz yok// kıl heybemde

DAĞLARI AŞDIM DA GELDİM
Goca Dönmeyi aştım da geldim
Oluğun suyundan itçim de geldim
Çulumu ardıç dibine serdim de geldim
Kendimi dağlara verdim de geldim

Kendimi dağlara dağlara vurasım gelir
Başımı pınarda yalağa sokasım gelir

Popas Kebeni aştım da geldim
Kekliği taş başında gördüm de geldim
Kekliğin sesinde coştum da geldim
Kendimi dağlara verdim de geldim

Kendimi dağlara dağlara vurasım gelir
Başımı pınarda yalağa sokasım gelir

Hemit Seydiye yüzümü sürdüm de geldim
Heymit Seydi sırrına erdim de geldim
Sarı yaylada türkümü çığırdım da geldim
Kendimi dağlara verdim de geldim

Kendimi dağlara dağlara vurasım gelir
Başımı pınarda yalağa sokasım gelir


Obalara uğrayıp da geldim
Bal kaymağı dürdüm de geldim
Ayranın köpüğünden içtim de geldim
Kendimi dağlara verdim de geldim


Kendimi dağlara dağlara vurasım gelir
Başımı pınarda yalağa sokasım gelir

+++++
DAĞLARI AŞDIM DA GELDİM
Goca Dönmeyi aştım da geldim
Oluğun suyundan itçim de geldim
Çulumu ardıç dibine serdim de geldim
Kendimi dağlara verdim de geldim

Kendimi dağlara dağlara vurasım gelir
Başımı pınarda yalağa sokasım gelir

Popas Kebeni aştım da geldim
Kekliği taş başında gördüm de geldim
Kekliğin sesinde coştum da geldim
Kendimi dağlara verdim de geldim

Kendimi dağlara dağlara vurasım gelir
Başımı pınarda yalağa sokasım gelir

Hemit Seydiye yüzümü sürdüm de geldim
Heymit Seydi sırrına erdim de geldim
Sarı yaylada türkümü çığırdım da geldim
Kendimi dağlara verdim de geldim

Kendimi dağlara dağlara vurasım gelir
Başımı pınarda yalağa sokasım gelir

Obalara uğrayıp da geldim
Bal kaymağı dürdüm de geldim
Ayranın köpüğünden içtim de geldim
Kendimi dağlara verdim de geldim
Kendimi dağlara dağlara vurasım gelir
Başımı pınarda yalağa sokasım gelir

+++++
YÜKLEYİP YÜKÜMÜZÜ GÖÇELİM

Dağlarım kara cayırı bol verir
Karamık yeşil yapraklı dal verir.
Koç katılır, koyun kuzu döl verir,
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Deh deh eşeğimizi bozdağlarara sürelim
Obamızı Boğdağlara kuralım, kuralım
Deh deh eşeğim deh deh, çüş çüş eşeğim çüş

Gezeceğim Gabalığı, Bozdağı,
Engel istemem vermeyin gözdağı,
İlebadı, gözlerimin odağı,
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Deh deh eşeğimizi bozdağlarara sürelim
Obamızı Boğdağlara kuralım, kuralım
Deh deh eşeğim deh deh, çüş çüş eşeğim çüş

Sulugara’dan on dönüm istemem,
Atlarımı salıverdim köstemem,
Geçmeyin önüme sizi dinlemem,
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Deh deh eşeğimizi bozdağlarara sürelim
Obamızı Boğdağlara kuralım, kuralım
Deh deh eşeğim deh deh, çüş çüş eşeğim çüş


Bir çıkaydım Yünsekeğrik kebene.
Kapılıgağıl’dan döndüm ben gene.
Abdalım önce yurt kurmuş Garine.
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Deh deh eşeğimizi bozdağlarara sürelim
Obamızı Boğdağlara kuralım, kuralım
Deh deh eşeğim deh deh, çüş çüş eşeğim çüş


Kılçar ceket yün pontul kavalım,
Soran olmaz aç mı tok mu ahvalim,
Bir keş dürüp yeyip yatan çobanım.
Yükleyip yükümüzü göçelim.


Deh deh eşeğimizi bozdağlarara sürelim
Obamızı Boğdağlara kuralım, kuralım
Deh deh eşeğim deh deh, çüş çüş eşeğim çüş


Elma, erik, çağla dolmuş kovaya,
Heves etmem inmek için ovaya,
Ala serçe yumurtlamış yuvaya,
Yükleyip yükümüzü göçelim.

Deh deh eşeğimizi bozdağlarara sürelim
Obamızı Boğdağlara kuralım, kuralım
Deh deh eşeğim deh deh, çüş çüş eşeğim çüş


+++++++
YOKLUK
Başımıza bela yokluk
İster mi tokluk
Varı yoğu bokluk
Yoğolası, yoğolası yokluk

Yok yok yok olası yokluk
Varı yoğu bok, bok, bokluk

Boş köşe bulsa çöreklenir
Yamalı hırka bulsa sahiplenir
Nalsız topal eşeğe imrenir
Yoğolası, yoğolası yokluk

Yok yok yok olası yokluk
Varı yoğu bok, bok, bokluk

Azı dişini kerpetensiz söker
Sırtına semersiz, palansız biner
Uşkuru sanır kopçalı kemer
Yoğolası, yoğolası yokluk

Yok yok yok olası yokluk
Varı yoğu bok, bok, bokluk

Leyleği havada görür
Darıyı düş ambarında
Darında göbek atar, kıvırır
Varında süt dökmüş kedi

Yok yok yok olası yokluk
Varı yoğu bok, bok, bokluk


++++++++
YOKLUK
Başımıza bela
yokluk, yokluk denen illet
Ne halden anlar ne var yoktan
Başımızda yok takke, eksik olmaz musibet
Bizimle yatar bizimle kalkar musibet
Kör olmayasın musibet, var git öte
Benimle mi geldin askere
Benimle gidersin nöbete
var git öte, var git öte

yokluk musibet illet
İster mi tokluk
Varı yoğu bokluk
Yoğolası, yoğolası yokluk

Yok yok yok olası yokluk
Varı yoğu bok, bok, bokluk

Boş köşe bulsa çöreklenir
Yamalı hırka bulsa sahiplenir
Nalsız topal eşeğe imrenir
Yoğolası, yoğolası yokluk

Yok yok yok olası yokluk
Varı yoğu bok, bok, bokluk

Azı dişini kerpetensiz söker
Sırtına semersiz, palansız biner
Uşkuru sanır kopçalı kemer
Yoğolası, yoğolası yokluk

Yok yok yok olası yokluk
Varı yoğu bok, bok, bokluk

Leyleği havada görür
Darıyı düş ambarında
Darında göbek atar, kıvırır
Varında süt dökmüş kedi

Yok yok yok olası yokluk
Varı yoğu bok, bok, bokluk

Ekin ekeriz yarıya
Keş basarız deriye
Alış veriş yaparız veresiye
Beş dağ aşarız yörüye yörüye

Hoh hoh öküzüm hoh hoh
Çüş çüş eşeğim çüş

Geceden kalkarız örüye
Koç katarız sürüye
Oyalı mendil koruz dürüye
Tarlayı tapanlarız sürgü sürüye sürüye

Hoh hoh öküzüm hoh hoh
Çüş çüş eşeğim çüş

El atarız galbur gözere
Kazma kürekle dağ deviririz
Umut bağlamayız dozere
Kulak asmayız ezbere

Hoh hoh öküzüm hoh hoh
Çüş çüş eşeğim çüş

++++
OBAMIZI BOZDAĞLARA KURALIM,
Obamızı Bozdağlara kuralım, kuralım
Bozdağlar şenlensin, obamız şenlensin
Sütü sağıp sağıp yayığımızı yayalım
Tuluk yannık şenlensin, bişek şenlensin

Vur vur bişeğe, ayranımız köpürsün
Vur vur bişeğe yağımız topaklansın

Sürelim koyun kuzu boz goyaklara
Boz goyaklar, goyun guzu şenlensin
Sürelim goyun guzu oluğa, oluğa
Olukta oluk, tekne şenlensin, şenlensin

Sür sür goyun guzuyu oluğa, oluğa
Olukta oluk, tekne şenlensin, şenlensin

Biçelim ekini deste deste, biçelim, biçelim
Harmanda düğen yaba şenlensin, şenlensin
Dökelim unluğu bulgurumuzu değirmene
Değirmen çarkı, değirmen taşı şenlensin

Sür sür eşeği değirmene, değirmene
Yollar şenlensin, yollar şenlensin

Sürelim bazlamayı ocakta saca
Ocak şenlensin sac şenlensin
Dürelim yeşil soğan keşi ekmeğe
Ekmek şenlensin, keş şenlensin

Sür sür sacı ocağa, sür kömbeyi saca
Çevir çevir kömbe yanmasın, yanmasın

Yoğuruverelim batırmayı, sıkalım sıkma
Sofra şenlensin, gonu gomşu şenlensin
Doysun,doysun çolçacuk gülsün yüzü
Çatal kaşık şenlensin tastabak şenlensin

Çal çal kaşık, batırmaya amanin amanin
Oturmaya mı geldik buraya amanin amanin

+++++++
GÖNÜL ADAMIYIZ
Aybahamdan gelir suyumuz
Boş kalmaz dönme yolumuz
Varlıkta değişmez huyumuz
Bize gönül adamı kazancılı derler

Uzun hava çekmeden çıkmayız yola
Bize gönül adamı kazancılı derler

Garıkta badılcan bostan kıvrılsın
Soğan keş ekmeğe dürülsün
Ekine dikine geceden yürünsün
İşten kaçmayız bize iş erbabı kazancılı derler

Uzun hava çekmeden çıkmayız yola
Bize gönül adamı kazancılı derler
++++
BOŞ DURMAYALIM
Çatılsın çat taşı
Hazır ediverelim aşı
Suya gideverelim bi koşu
Bize ekmeğini bölen Kazancılı derler.

Ömür geçmez avara avara
Sırt verilmez bel vermiş duvara
Çarpı çarpıverelim üç beş mala
Bize ekmeğini taştan çıkaran Kazancılı derler

Uzun hava çekmeden çıkmayız yola
Bize gönül adamı kazancılı derler


+++++++
BİR BAKIŞIN BANA GEL EYLER
Sarıova’dan duman kalkar oy oy,
Kırkkuyu’nun yolu bana görünür.
Develer çöker de oba dinlenir,
Bir bakışın bana gel eyler güzelim.

At nallanır, yiğit namlanır,
Yürük gızı şal açar, zülüfleri sallanır.
Oba göçmeyen obadan duman tütmez,
Obalar yiğitle, yürük gızıyla şenlenir.
Gaysan yaylasında koyun yayılır,
Katır yüklenirken yollar ayrılır.
Yürük gızın göz ucundan bir bakışı,
Deli gönlüm yollara düş eyler.
Aman oy oy...
Bir bakışın bana gel eyler,
Bir gülüşün beni kul eyler.
Saç üstünde börek pişer obada,
Yayık yayar gelinler hep sırada.
Ben uzaktan seni gördüm bir ara,
Gönül kuşum kanatlanıp göç eyler.
At nallanır, yiğit namlanır,
Yürük gızı şal açar, zülüfleri sallanır.
Oba göçmeyen obadan duman tütmez,
Obalar yiğitle, yürük gızıyla şenlenir.
Yüklenmiş develer aşarken beli,
Gizli gizli arar seni bu deli.
Bir selamın yeter bana yar benim,
Bir bakışın bana ömür eyler gayrı.
Aman oy...
Oba göçer, izler kalır düzlerde,
Adın kaldı benim yanık sözlerde.
Ay doğarken Tersyakan yüzlerinde,
Bir bakışın bana gel eyler güzelim.


++++
SEN DÜŞERSİN YADIMA
Dağlara bahar gelende, karı eriyende
Mor sümbül gül açıp kokanda, kokanda
Sular çağlayıp akanda, tohum toprağa saçanda
Sen düşersin yadıma, sen düşersin yadıma

Obacılar obasına göçende, obalar dolup taşanda
Çoban sürüsüsünü dağa vuranda, kavalını çalanda
Keklik taş başına konup ötende, ötende
Sen düşersin yadıma, sen düşersin yadıma

Ayşe- Fatma süt sağanda, yoğurdu çalanda
Sütler kaymak bağlayanda, ekmeğe dürende
Yayığa bişek vuranda, ayran köpürende
Sen düşersin yadıma, sen düşersin yadıma

Çıbık teveğe saranda, üzüm dala vuranda
Goruk cacık olanda, cacığa kaşık salanda
Pilavın yanında soğana yumruk vuranda
Sen düşersin yadıma, sen düşersin yadıma

Ağda kazan galaynanıp fırına konanda
Kestirme döküp pekmez köpüğe dönende
Akıda olanda, tevekle akıda tadı bakanda
Sen düşersin yadıma, sen düşersin yadıma

İbrahim ŞAHİN

++++++
AHNEYLEYİM
Göçemedim ekinliğe, biçemedim ekini
Göçemedim yaylaya, kokamadım gülünü
İçemedim aybahamın soğuk suyunu
Ben senin sevdana doyamadım kazancı

Kürümedim karını,yuğamadım akar damını
Tadamadım muşmalanın yemişin hamını
Böğrüme vurup dert etmedim senin gamını
Ben senin sevdana doyamadım kazancı

Ah neyleyim sekemedim goyak kepiri
Kırmadım kürek sapını, yülemedim çükürü
Dolanamadım Kazanpınar ilen patçukuru
Ben senin sevdana doyamadım kazancı

Salıdan salıya tarla bırakmadım nadasa
Susam pamuk ekemedim bük gögostosa
El gibin deste salamadım kara patoza
Ben senin sevdana doyamadım kazancı


+++
YÖRÜK KIZI
Köylüoğlu tepelerden el eder
Göz kırpsam köylü duyar söz eder
Bubam duysa dünyamı dar eder
Ah köylüoğlu sevda ateşine attın beni

Ah köylüoğlu sevda ateşine attın beni
Çeyiz bohçam ardıçta takılı kaçır beni beni

Köylüoğlu kaçır beni beni
Ceyizim iki yastık bir yorgan hazır
İstemem vitrin, kanepe, koltuk ,takım
İkimize yeter bir çul bir sedir

Ah köylüoğlu sevda ateşine attın beni
Çeyiz bohçam ardıçta takılı kaçır beni beni

Ah köylü oğlu keklik gibi kepirlerde sekinirim
Seni bir görem deyi ikide bir tepelere bakınırım
Seni göremediğim gün böğelekli dana gibi eşkiririm
Palazın olam tut beni, koy kafese, koy kafese

Ah köylü oğlu oğlak kuzu melese sen sanıraram
Ara sıra ben de oğlak kuzu gibi melirem
Sen de öküz gibi böğürüsen bilerim, bilirem
Her şeyi bilirem bir sonumuz ne olacak bilmirem

Ah köylüoğlu sevda ateşine attın beni
Çeyiz bohçam ardıçta takılı kaçır beni beni


+++++
AĞLADIM
Virane olmuş evlere baktım baktım ağladım
Gözyaşımı döktüm döktüm ağladım
Bağrıma vurdum ağladım, vurdum ağladım
Ağladım, ağladım ciğerimi dağladım, ciğerimi dağladım

Yanmayan ocaklara baktın ağladım
Ocağın başına çömdüm ağladım
Kuru derelere pınarlara baktım ağladım
, Ağladım, ağladım ciğerimi dağladım, ciğerimi dağladım

Çıkılmayan merdivenleri çıktım ağladım
İnilmeyen merdivenleri indim ağladım
Dizlerime vurdum vurdum ağladım
, Ağladım, ağladım ciğerimi dağladım, ciğerimi dağladım

Sürüsüz çobanlara baktım ağladım
Dilsiz kavalı çaldım ağladım çaldım ağladım
İledin kozağını sağdım ağladım sağdım ağladım
, Ağladım, ağladım ciğerimi dağladım, ciğerimi dağladım

Kokusuz gülü koktum ağladım, eşeğin nalına baktım ağladım
Çıbıksız baranalara tırmandın ağladım tırmandın ağladım
Yıkık duvarlara sırtımı yasladım ağladım, yasladım ağladım
, Ağladım, ağladım ciğerimi dağladım, ciğerimi dağladım


+++++
UŞKUR VERGİSİ

Donsuz kaldım, uşkursuz kaldım
Çizilmedi kestane, kestane,
Donlu donsuz farkı ne
Altı üstü kestane, kestane
Dedim ondaki kestane bendeki kestane
Altı üstü iki kabak bir kestane, bir kestane

Altı üstü bir kestane
Kıvırta kıvırta attım gabağı göbeği
Kıvırdı kıvırdıver altı üstü bir kestane

Göçmeden tahtalıköye, pamuk dıkılmadan daha
Cobu dayayı dayayıverdiler bayağa bayağa
Neymiş uşkur vergisi kaçırmış kestane
Parasızlıktan don giymemek bahane, bahane
Coplayana cop şahane, şahane, cop şahane

Altı üstü bir kestane
Kıvırta kıvırta attım gabağı göbeği
Kıvırdı kıvırdıver altı üstü bir kestane

Kibrit çöpü görürken darı ambarında
Boy boy kazık kestane ambarında
Unuttum cepte deliği, sırtta yamayı
Yandı gülüm keten helva, keten helva

Altı üstü bir kestane
Kıvırta kıvırta attım gabağı göbeği
Kıvırdı kıvırdıver altı üstü bir kestane


Altı üstü bir kestane diyemen, yandı ağzım
Uşkur vergisine gelirse bir de kestane
Tahtalı köye göçürürler beni osuruk bahane
Varsın yanarsa yansın keten helva, helva

Altı üstü bir kestane
Kıvırta kıvırta attım gabağı göbeği
Kıvırdı kıvırdıver altı üstü bir kestane

++++
Verdiğiniz dörtlük çok güzel bir çekirdek oluşturuyor. Onu bozlak üslubunda, Yörük dokuması ve kader temasını büyüterek şöyle işleyebiliriz:
Önerdiğim türkü metni:
++++++
ALA KİLİMDE KÖRDÜĞÜM
Aşkı dokudum sözde hece hece,
Ala kilimde düğüm düğüm.
Ben erim sen göğüm yar benim,
Zalım felek atar kördüğüm.
Aman oy oy oy...
Çadır kurdum yelin estiği yere,
Hasret düştü gönül denen çöllere.
Bir bakışın düştü garip bağrıma,
Kor ateşler döndü kül düğüm.
Aşkı dokudum sözde hece hece,
Ala kilimde düğüm düğüm.
Ben erim sen göğüm yar benim,
Zalım felek atar kördüğüm.
Develer göç eder dumanlı bele,
Katar katar yollar gider gurbete.
Gözlerin değince kurumuş dala,
Yeşil verir dağlar bölüm bölüm.
Ay doğarken oba konargoyaklara
Yıldız düşer kara kara gözlere.
Bir selamın yeter benim ömrüme,
Dertlerimi söker ilmik ilmik.
Aman oy...
Ben erim sen göğüm yar benim,
Ayrı düşsek ne yazar ölümden.
Bir kilimin iki renk ipliği,
Birleşmezse eksik kalır düğüm.
Aşkı dokudum sözde hece hece,
Ala kilimde düğüm düğüm.
Ben erim sen göğüm yar benim,
Zalım felek atar kördüğüm.


BEN DÜNYAYA NİYE GELDİM
Ben bu dünyaya niye geldim niye geldim
Soluğum barut kokusu dışkım mayın
Bilyelerim boş kovan uçurtmam pilanör
Ben bu dünyaya niye geldim niye geldim

Ben bu dünyaya niye geldim niye geldim
Salıncağım secdede dört duvar
Beşiğim dersen cendere açılmaz pencere
Ben bu dünyaya niye geldim niye geldim

Ben bu dünyaya niye geldim niye geldim
Yaslanmadım ana kucağına
Kaşık çalmadım yemeğin sıcağına
Ben bu dünyaya niye geldim niye geldim

Ben bu dünyaya niye geldim niye geldim
El ayağım oyuncak parçası, başım seyyar
Savrulur biri bir yere, biri bir yere
Ben bu dünyaya niye geldim niye geldim

Ben bu dünyaya niye geldim niye geldim
N e ağlamayı becerdim ne gülmeyi
Apalamadan öğrendim vücudumu bölmeyi
Ben bu dünyaya niye geldim niye geldim

+++++
ÖĞRETMEN MARŞI
Sanma ki kara tahta başı varlığın
Yurdumun her dağı taşında dirliğin
Atılan her adım her bir nefestesin
Tarih seninle yazılır öğretmenim

Yaşamayı sevdirensin öğretmenim
Ozanda bitmeyen söz, sazda bestesin
Özgürlük türküsü seninle söylenir

Hasan Tahsin’de alev alev kurşunsun,
Nene Hatun omzunda, sessiz mermisin
Cephede umudu taşıyan kağnısın
Er meydanında özgürlük türküsüsün

Halide’de yürekli, keskin kalemsin
Nefer Sütçü İmam’da, yanık sedasın
Yiğit Karayılan’da, çakmak çakmak gözsün
Çakırcalı’da, bükülmeyen bileksin

Kalede bayrağı çeken, senin elin
Elinin eli, gözünün nuru senin
Bu vatan şanı, ay yıldız bayrağısın
Özgürlük türküleri senle yazılır,

Sen, yargıçta vicdanın dinmeyen sesi
Doktorda, yeni doğuşların sevinci
Mimarda mühendiste, kazınmaz çizgi
Ozanda bitmeyen söz, sazda bestesin

Yaşamayı sevdirensin öğretmenim
Ozanda bitmeyen söz, sazda bestesin
Özgürlük türküsü seninle söylenir


Sen, ’’Çalı kuşu’’ nda, körpecik kuzusun
’’Yaban’’da, şanlı onur abidesisin
’’Dağ Çiçeklerim’’deyse, gönül neferisin
’’Hababam’’da, babaların babasısın,
Makinede, çarkta dişli tarak tarak
Gökdelenlerde merdiven, basamak basamak
Okyanusderinliklerinde, güverte
Sen düşler icadı uçakta, kanatsın
Sen, yargıçta vicdanın dinmeyen sesi
Doktorda, yeni doğuşların sevinci
Mimarda mühendiste, kazınmaz çizgi
Ozanda bitmeyen söz, sazda bestesin

ÖĞRETMEN MARŞI 2
Öyle sessiz dağ başlarında şırıltın
Ovalarda dolar taşar bereketin
başta Efkâr dağıdır esen rüzgârın
Rüzgârınla savrulur, gam bulutları
Ufkuna düşen cemre bezer vatanı
canlanır bu toprak
Ufkunun cemresiyle canlanır toprak
+++
OBALAR
Kapısını çalmadan girerdik obalara
Davetsiz otururduk serili sofraya
Kin kibir, izirap hiç mi hiç bilmezdik
Önümüze ne konsa yer içerdik

Hele Dağ bayırda bir rastlasak ele
Kaşla göz arası katardık ele güne
Gabağımızdaki suyu paylaşır ekmeğimizi bölerdik
Hasbıhal eder vururduk lafın dibine gülerdik

Derdimizi bildirmezdik ele güne
Güle oynaya giderdik düğüne
Saygı sevgi esirgemezdik küçüğüne büyüne
Koyun kuzu bizi eğler biz koyun kuzuyu eğlerdik

Xxxx
BU VATANI KANLA SULADIK
Oluk oluk kanla suladık
Bu vatanın her karış toprağını
Gelincik açıyorsa Afyon Ovası
Gelincik kokuyorsa Varto ovası
Ondandır ondandır, ondandır

Oluk oluk kanla suladık
Bu vatanın her karış toprağını
Salınıyorsa al bayrak gökte
Kanat çıpırsa beyaz güvercinler semada
Ondandır ondandır, ondandır

Oluk oluk kanla suladık
Bu vatanın her karış toprağını
Özgürlük türküleri çalınıp
Söyleniyorsa sazda sözde
Ondandır ondandır, ondandır

Oluk oluk kanla suladık
Bu vatanın her karış toprağını
Aydın’da Zeybek çökertme
Kastamonu’da köçek tepiliyorsa
Ondandır ondandır, ondandır

Oluk oluk kanla suladık
Bu vatanın her karış toprağını
Fatiha okunuyorsam yatanın mezarında
Mutluluk akıyorsa gözyaşında
Ondandır ondandır, ondandır

++++
ÇATLA AVRUPA
Çatır çatır çatırda ey Avrupa
Akıyor dam, tütmüyor bacamız
Havanda su döver hocamız
Çatır çatır çatırda ey Avrupa

Çatır çatır çatırda ey Avrupa
Dik kuyruk dersen bizde
Kaşık havası göbek atan bizde
Çatır çatır çatırda ey Avrupa

Çatır çatır çatırda ey Avrupa
Kemer tutmaz bel bizde
Çanak tabağın küçüğü bizde
Çatır çatır çatırda ey Avrupa

Çatır çatır çatırda ey Avrupa
Dokuz yama atarız habaya
Üç beş tezek atarız sobaya
Çatır çatır çatırda ey Avrupa

Çatır çatır çatırda ey Avrupa
Ekmeğimiz yedi katın altında
Canımız dersen burnumuzda
Çatır çatır çatırda ey Avrupa

Çatır çatır çatırda ey Avrupa
Gözümüzün üstünde kaşımız var
Şükür tatsız tuzsuz aşımız var
Çatır çatır çatırda ey Avrupa

Çatır çatır çatırda ey Avrupa
Boy boy sivri kazığın ucu bizde
Feryat figana şak şak alkış bizde
Çatır çatır çatırda ey Avrupa

Çatır çatır çatırda ey Avrupa
Bahçemizde ekili yaz kış bakla
Saniyede atarız bin bir takla
Çatır çatır çatırda ey Avrupa

Çatır çatır çatırda ey Avrupa
Emekler rüyada geçeriz apara
Hızımızı alamaz çarparız duvara
Çatır çatır çatırda ey Avrupa

Çatır çatır çatırda ey Avrupa
İt ürür yürür kervanımız
Çoktur karaya ak diyenimiz
Çatır çatır çatırda ey Avrupa


+++
EŞEK
Attım yuları palanı
Affetmem yalanı dolanı
Kırarım guskun kolanı
Tepi tepiverim ben eşek oğlu eşeğim hey

İnek değilem boynuza özenem
Deve kuşu değilem başımı kuma gömem
Deve değilem dikene geviş getirem
Bir avuç arpaya düğün bayram eden eşek oğlu eşeğim hey

At değilem dörtnala koşamam
Eşeksem de enişe yokuşa gelemem
Ne semerde ne ne palanda hilem
Eşek oğlu eşeğim dolmaz çilem

+++
BAHTI KARA
Şahinim bahtı kara şahinim
Bozdağlara yurt yuva kuransın
Boş obaların yasını tutansın
Ayağımızı dağlardan kesen utansın

Şahinim bahtı kara şahinim
Baharda tohumu toprağa saçansın
Tarlada çifti, harmanda düveni sürensin
Yabamızı diğrenimizi kıran utansın

Şahinim bahtı kara şahinim
Gurbet elleri mesken tutansın
Kahır yutup kahır kusansın
Gurbet ele salan kullar utansın

+++++
ÇAL BENİ
Türkü türkü çal beni
Yarin yanağında aç beni
Gözyaşında dök beni
Beni beni yar beni

Beni beni yar beni
Yar beline sar beni

ince belik çöz beni
Kalem kaş çiz beni
Göz altından süz beni
Beni beni yar beni

Beni beni yar beni
Yar beline sar beni

İnci mercan diz beni
Yarıin gerdanına tak beni
Yar göğsüne yaşla beni
Beni beni yar beni

Kem gözden sakı beni
Nazar boncuğu taşı beni
Başköşeye oturt beni
Beni beni yar beni

Beni beni yar beni
Yar beline sar beni
+++
KİME NE
Para pulumuz yoksa yok kime ne
Düşte ķuraŕız çilingir sofrası
Ĥesap ödemeyiz hiç kimene

Kime ne. Kime ne
Tokĺuğumuz yalan sözümüz yaĺan dolan
Allah ɓeĺamızı verecekmiş Kime ne

Éşeği sattk âldık hödük
Pantolonu kestik kalðı güdük
Bulamadıysak bostana giŕeçek gedik

Kime ne. Kime ne
Tokĺuğumuz yalan sözümüz yalan dolan
Allah ɓeĺamızı verecekmiş Kime ne kime ne

Köprü kurduk kuru dereye
Geçenden beş bakandan on
hiç geçmeyendn on ɓeş aldıysak kime ne

Ayıya dayı dediysek
ķul yetim hakkı yediyşek
Tövbe bismillah dediysek

Kime ne. Kime ne
Tokĺuğumuz yalan sözümüz yalan dolan
Allah beĺamızı verecekmiş Kime ne

++++
DAVUL ZURNAYLA GİDERİZ KAVGAYA
Davul zurnayla cümbür cemaat gideriz kavgaya
Bela kazada topu atarız taca mevlaya
Çobu görende kuyruk kısarız havlaya havlayan
Tokluğumuzyalan doğrumuz yaĺan
Ömrümüz geçti. Geçiyor talan
Allah belamızı verði verecek

++++
YAYA
El alem gitmişken aya aya
Ata binen sürmüş dörtnala
Biz kalmışız kervana yaya

Tokluğumuz yalan doğrumuz yaĺan
Ömrümüz geçti. Geçiyor talan
Allah belamızı verði verecek

Ayran neyimize tattaravelli düşümüze
Yamaĺı dön giyeriz gıçımıza
Birtek yalan yeter artar hepimize

Tokluğumuz yalan doğrumuz yaĺan
Ömrümüz geçti. Geçiyor talan
Allah belamızı verði verecek

Leyleğin hep havada görürüz
Kızarmış tavuğu vitrin camında
Nasırı elde gorürz jöleyi düşte

Tokluğunuz yalan doğrumuz yaĺan
Ömrümüz geçti. Geçiyor talan
Allah belamızı verdi verecek
+++
ÖMRÜMÜZ YALAN
Kuru ekmek üstüne gazık yeriz Ömrümüz çile
Yün bulmaz çorap öreriz işimiz gücümüz hile
Gülü geç bir dikeni çok görürüz bülbüle

Tokluğunuz yalan doğrumuz yaĺan
Ömrümüz geçti. Geçiyor talan
Allah belamızı verði verecek

Toprağımıza sevdalıyız sevda
Kara saban sarı öküze nikâhlıyız
Gönlümüzün kâhyası, paşasıyız
Sultanların kölesi değiliz, biline

Döktüğümüz alnımızın teri
Kokladığımız toprağımızın gülü
Gönlümüzün kâhyası, paşasıyız
Sultanların kölesi değiliz, biline

Dağ bayırda toprağımızın kölesiyiz
Çift çıbıkta öküzlerin yoldaşıyız
Gönlümüzün kâhyası, paşasıyız
Sultanların kölesi değiliz, biline




Xxxx
Bugün bir ayrı çalıyor teller
Coştukça coşuyor gönüller
Taşeli’de toplanmış da toplamış
Ozanlar ozanlar bizim ozanlar,

Güneş doğmadan bir yıldızımız doğuyor
Duyan duymayan onu övüyor
Taşeli’nin ününü dünyaya yayıyor
Kubat’a Kazancı’nın gururu diyor

Bugün Aybaham coştukça coşuyor
Goganlık boğazından yel vuruyor
Uyu yavrum uyu Uyu yavrum uyu
Ozan emmilerin ne güzel çalıyor

Ozanlar Taşeli Dergiye otağ kuruyor
Köklerini buluyor, kökler dal budağa sarıyor
Sedeları arşı dövüyor, inledikçe inliyor yer gök
Ozanlar ozanlar bizim ozanlar, gel, gel Taşeli’ye gel diyor.
Ozanlar ozanlar bizim ozanlar,
Xxxx


SELAM OLSUN SELAM

Selam olsun, selam olsun
Su içtiğim yalaklara
Yün sardığım yumaklara
Selam olsun selam olsun

Selam, olsun selam olsun
Sıla gurbet ulaklara
Telli duvaklı gelinlere
Selam olsun, selam olsun


Selam olsun selam olsun
Kalem tutup yazanlara
Dertli sazı çalanlara
Selam olsun selam olsun

Selam olsun selam olsun
Nal vurduğum eşeklere
Yama vurduğum döşeklere
Selam olsun selam olsun

Selam olsun selam olsun
Yurt kurduğum obalara
Duman tüten bacalara
Selam olsun selam olsun

Selam olsun selam olsun
Elik orağa, bağda garığa
Giydiğim yırtık çarığa
Selam olsun selam olsun

Selam olsun selam olsun
Aştığım o belenglere
Benle gelip gidenlere
Selam olsun selam olsun

Selam olsun selam olsun
Aybağam’dan akan sulara
Ata vurduğum yulara
Selam olsun selam olsun

Selam olsun selam olsun
Yaslandığım her duvara
Tuz çilediğim davara
Selam olsun selam olsun

Selam olsun selam olsun
Dam kürüdüğüm küreğe
Azık astığım direğe
Selam olsun selam olsun

Selam olsun selam olsun
Bir bir göçüp gidenlere
Bu kim diye soranlara
Selam olsun selam olsun

İbrahim Şahin
+++++++
YÖRÜK KIZI
Kepirde gördüm yüzünü
Goyakta kaybettim izini
Aşk ateşi saldın yüreğime
Güldür yüzümü Yörük kızı

Elime aldım kırık sazımı
Bir edemedim iki sözümü
Seni gördüm lal oldu dilim
Gel de dilimi çöz Yörük kızı

Sensiz neyleyim kırk koyun davarı
Köye gelin gel senle edelim havarı
Kurban olam yazımı kışa çevirme
Kışımı bahara çevir Yörük kızı


xxxx
Koca Pırım bırak hayal kurmayı
Sabah akşam havanda su dövmeyi
Güttüğün davar bile unuttu burmayı
Vakit yakınken gel devşir aklı başa
+++
ZEYVEDE
Gel kuralım Zeyve’de masayı
Taşa çalalım tüm derdi tasayı
Nasıl olsa dönemedik köşeyi
Azıcık, azıcık bulalım kafayı

Dolaşmayalım haybe haybe
Omuzumuza atalım bir heybe
Turlayalım haftada bir Zeyve
Kim götürmüş bu dünya

Çalsın davul zurna oynayalım
Arada bir Göksu’yu boylayalım
Lafı hep orta yere söyleyelim
Bir tek var mı balçıklayan güneşi

Ömür geçmez oflaya poflaya
Kıyıp bıçak atalım tokluya
Bir et kokusu sinsin sofraya
Dünya malı götüren var mı

Şu sazımız akort tutmaz
Kalbur eleğimiz tene tutmaz
Gursağımız haram yutmaz
Sazımızı kıralım mı kıralım mı

Sırtımızı verelim esen yele
Soralım ören var mı sele
Keşi ekmeğe dürelim bir hele
İçeceğimiz ayran olsun mesele

DERT EŞEĞİM
Eşeğimiz yokuş aşar
Dost bildiğin sırdaş şaşar
Kimi güler kimi taşlar
Garibe yol verilir mi, verilir mi
Eşek oğlu eşeğim hey
Dert ortağım eşeğim hey
Gidemedik Hanya’ya Konya’ya
Bu yollarda çok kaldık yaya
Gölümüz tutmadı maya
Yaraya tuz basılır mı, basılır mı
Eşek oğlu eşeğim hey
Dert ortağım eşeğim hey
Şu sazımız akort tutmaz
Kalbur eleğimiz tene tutmaz
Gursağımız haram yutmaz
Sazımızı kıralım mı kıralım mı
Yoldaş benim eşeğim hey
Darda kalan eşeğim hey
Çıktık gurbet kervanına
Düştük feleğin ağına
Kimse bakmaz fukarana
Gönül böyle kırılır mı, kırılır mı
Eşek oğlu eşeğim hey
Yoldaş benim eşeğim hey
Dağ başında duman olduk
Yel vurdukça harman olduk
Bir lokmaya kurban olduk
Bu düzene darılır mı, darılır mı
Eşek oğlu eşeğim hey
Can yoldaşım eşeğim hey
Yükümüzü çektin yıllar
Aştın dereler uçurumlar
Senden vefalı mı kullar
Böyle dosta kıyılır mı, kıyılır mı
Eşek oğlu eşeğim hey
Dert ortağım eşeğim hey
++++
SANA DOYULUR MU
Eteklerin var çam kokusu
Tepelerin kekik kokusu
Ocakların pelit tütüsü
Sana doyulur mu Kazancı

Kuyu suyun tadı bir başka
Pınarların suyu bir başka
Bir tas içen gelir pir aşka
Sana doyulur mu Kazancı

Bağında üzüm hevenk hevenk
Güz gelince sararır tevenk
Garıkta boy boy bostan kelek
Sana doyulur mu Kazancı

Ben sensiz neyleyim, neyleyim
Bir kez dağ’nda odun eyleyim
Şu gönlümü azcık eğleyim
Sana doyulur mu Kazancı

Şapkamı önüme eğeyim
Dizimi dövdükçe döveyim
Senden el amanım dileyim
Sana doyulur mu Kazancı

++++
BİR BAŞKADIR BİZİM ELİN KIŞI
Bizim bullara kış kar bereketiyle gelir
Sofra arabaşı bereketiyle
Çocuklar sabaha uyanır kartopu neşesiyle
Köy meydanı dolar taşar köşesiyle

Dama tırmanır Hasan Emmi srgısıyla
Mehmet emmi dereye suya gider ineğiyle
Dibeğe oturur Hatice nine elinde eğirtmeciyle
Dağa oduna gider Davut emmi baltasıyla

Bizim bullarda kar kışta bir kuşlar çaresiz
Bir kovukta sincap, kar altında tavşan
Dal bile salınır kar yükü bohçasıyla
Sessizliğe bürünür goyaklar dalar derin uykuya


Bizim bullara bahar bir başka gelir
Salınır ağaç bindallı gelinliğiyle
Coşar sular kütürtüsüyle
Meleşir koyun kuzu, neşesiyle

İbrahim ŞAHİN
+++
GÖNLÜM NEDEN SIZLAR
Döktürdüm arabaşını
Çaldım kaşığı
Unuttum salladığım beşiği
Uyandırdım gönlümdeki aşığı

Çağırdım konu komşuyu
Tattırdım turşuyu
Defettim gönülerden kuşkuyu
Uyandırdım gönlümdeki aşığı

Çaldı söyledi sazlar
Kaş altından göz etti nazlar
Bilmem yüreğim neden sızlar
Uyandırdım gönlümdeki aşığı

İbrahim ŞAHİN

+++++
VAY HALİMİZE
Bir nesil bir nesili tanımadı
Keseyi köseyi, öğseyi püseyi
Tahılı düğülü, küncüyü kümülü
Çağ atlar gibi sildik süpürdük

Bir nesil bir nesili tanımadı
Uşkuru, yamayı, yongayı, gamayı
Nalı çiviyi, palanı yuları
Çağ atlar gibi sildik süpürdük

Bir nesil bir nesili tanımadı
Solguyu, dibeği, diğreni, yabayı
Erik hoşafı, tahrana çorbayı
Çağ atlar gibi sildik süpürdük

Bir nesil bir nesili tanımadı
Çifti çıbığı, obayı
Deste, harmanı
Çağ atlar gibi sildik süpürdük


Bir nesil bir nesili tanımadı
Derede çimmeyi, sipsi kavlatmayı
Küle badeğis gömmeyi, ekşi ayran içmeyi
Çağ atlar gibi sildik süpürdük

Bir nesil bir nesili tanımadı
Dam yuğmayı, dam kürümeyi
Dağdan dağa yalın ayak yürümeyi
Çağ atlar gibi sildik süpürdük

Bir nesil bir nesili tanımadı
Kapısına kilit vurmayan nesil varmış
Dertleri, sevinçleri paylaşan bir nesil varmış
Adlarını bile anmaya utanır olduk vay halimize

İbrahim ŞAHİN
++++
ANAMUR
Elbalak’ta bal süz beni beni
Ekmeğe yağlan sür beni beni
Oy beni beni yar beni beni
Sevdam Anamur sevdam Anamur

Dönmeden aşır beni beni
Sualmaz’a oturt beni beni
Oy beni beni yar beni beni
Sevdam Anamur sevdam Anamur

Sarı ovada güt beni beni
Ardıç dibinde sağ beni beni
Oy beni beni yar beni beni
Sevdam Anamur sevdam Anamur

İskeleye kazık dik beni beni
Kumsala yatır beni beni
Oy beni beni yar beni beni
Sevdam Anamur sevdam Anamur

Xxxxx
+++++
YÜREĞİM BURKULUR
Ne zaman bir kara bulut çökse
Duysam bir garip ölmüş
Ne ağlayanı var ne ağıt yakanı
Yüreğim burkulur yüreğim

Ne zaman görsem körpe bedende gözyaşı
Oynamaz kirpiği kaşı
Öne eğilmiş başı
Yüreğim burkulur yüreğim

Ne zaman düşer baba ocağına ateş
Kor bağlar yüreği
Tüter bacadan duman acı acı
Yüreğim burkulur yüreğim


MURADA EREMEDİM
Yine esti başımda kavak yelleri
Ah neyleyim aşamadım belleri
Oy deremedim mor sümbül gülleri
Yine ermedi gönlüm muradına

Bir süzeydim süt sağan güzelleri
Şakıyan o kınalı bülbülleri
Terki viran ardıç dibi yurtları
Belki ererdi gönlüm muradına

Düreydim yağlı ham keş böreğini
Bir dikeydim kefkide ayranı
Bir dolanaydım kuytu seyranını
Belki ererdi gönlüm muradına

Ayağımı salaydım Zeyve suyuna
Dalaydım güzelin selvi boyuna
Yüzüm süreydim toprağın taşına
Belki ererdi gönlüm muradına

Alıp başımı gidemedim dağlarına
Hiç dalamadım İrem bağlarına
Düştü, ak düştü kel baş saçlarıma
Bir kez olsun ermedim muradıma

İbrahim ŞAHİN
Bak yine hasreti saldım sılaya
Dilerim uğramaz kaza belaya
Geçer dereyi, aşar dağları
Kekikten toplayıp gele bohçaya

Bak yine hasreti saldım sılaya
Gerdeme toplaya inip dereye
Badeğisten koyup gele heybeye
İyi gelir gönlümdeki bereye

Bak yine hasreti saldım sılaya
Çıkıp yüce dağ başına uluya
İnip çeşmede elin yüzün yuya
Şifa olur gönlümdeki sızıya

Bak yine hasreti saldım sılaya
Birki ardıçladin dalı sallaya
Bir iki kucak pür bileyip gele
Şu gönlümü biraz olsun eğleye

Bak yine hasreti saldım sılaya
Arıklardan suyu garığa bağlaya
Heybeyi doldura badılcan bostan
Bayram gele gönlümdeki sofraya

YÖRÜK KIZI
Kınalı ellaneriyle dokur kilimi
Şakıyan dili kıskandırır bülbülü
Göğüs gerdannan zülfün teline takar
Miski amber mor sümbül lale gülü

Ardıç diplerine kurar obasını
Kâkülün üstüne takar tokasını
Gününü gün eder yaşar Yörük kızı
Yükün yükler çeker gider devesini

Oy, kepir kepir sekişi kekliğe benzer
Vallahi kokusu dersen kekiğe benzer
Gerdan kıvırması beni deli eder
Dudacığıysa anzer balına benzer

Yel olur tepeden delice eser gider
Gün olur dağın ardına batar gider
Bileydim gönlünde yatan aslan kimdir
Beni böyle dertten derde sokar gider

Ay doğar gökte yıldızlar parlar iken
Sen derin uykuda pembe düş kurar iken
Bilsen ben ne haldeyim, ben ne haldeyim
Kara haber salma umudum var iken

İbrahim ŞAHİN

Saraçhane doldu taştı
Olup bitene cümle âlem şaştı
Senin sofrada kuş sütü ejder
Benim sofrada borana aştı

Çevrilen dolaplar ayuka çıktı
Dolar aldı başını, Tl’nin cılkı çıktı
Ekonomistim diyenin yazdığı reçeteyle
Ekonomi kriz rekoru kıra kıra dibe çöktü

Hani kardeştik Havva’dan yaşamak ikimize de haktı
Seninki kürktü, bizde tuzladın derimiz koktu
Şatafat kervanında lokomotiften gayrı vagonlar zebil
Salya sümük alkışlayanın meydanlarda bir hayli çoktu

Ölümü gösterip sıtmaya ettin razı
Bir türlü akorte edemedin sazı
Başa çorap sebep, takke sonuç
Yalan dolan dindirmiyor yürekte sızı

Baharda boran fırtına
Bir bindin inmiyon milletin sırtına
Ar namus olmuş geçmez akçe
Yarabbi şükür dersin, tükürsem suratına
Xxx
Sanma ki üç günlük dünyayı üç günde yaşarım
İç saniyede bin takla atar şaşarım
Saniyede milyon milyon çalınır kapım
Yokluk çalar, çile çalar, aşk hasret çalar….

Saniyede yetmiş bedene bürünürüm
Pakistan’da Malala olurum
İşkencelerde ezilir hücrelere sürülürüm
Gazze’de çocuk olur kurşuna dizilirim

Saniyede milyon çileyi damıtır süzerim
Bir tebessüm bulur besteye romana dökerim
Şat yat kat almadım okyanuslara dalmadım
Umudumun peşinden bir adım geri kalmadım

Karanlıkta bir mum olurum, yanar sönerim
Bir kitap sayfasında özgürlük diye direnirim
Kız çocuklarının gözünde ışık olur süzülürüm
Bir harf uğruna zincirleri kırar, yeniden yürürüm

Bir çığlık olur dağlardan yankılanırım
Bir ağıt olur anaların dilinde çoğalırım
Adalet diye haykırır, meydanlarda dalgalanırım
Hak bedeli ödeyenlerin yolunda kanatlanırım

Zengin sofrasında bağdaş kurmadım
Garibin ekmeğini böldüm, derdine ortak oldum
Bebeden önce ağladım, gelinden önce halaya durdum
Şahin’im daldan dala kondum, bir kanadım hep kırık

BİZİM ELLER
Seyran eyledim bizim elleri
Tütmez olmuş yanan ocakları
Kapılara paslı kilit vurulmuş
Yıkılıp yakılmış merdivenleri

Üç evden birinde yaşlı dedeylen nine
Eskisi gibi gidemez olmuş ekine dikine
Şimdi elden ayaktan kesilmiş gün sayar
Sanki son nokta konmuş amel defterine

Çocuklar çelik çomak oynamaz olmuş
At ilen eşek yollara sürülmez olmuş
Canım tarlalar olmuş terki viran
Her biri domuzlara yurt yuva olmuş

Ninelere tek tek obaların yerini sordum
Keşke hiç sormaz olaydım bin ah işittim
Obaların yerinde kara yeller, yeller eser
Çoktandır kuyulara helke salınmaz olmuş

Obaların, evlerin romanını yazayım dediydim
Oy ben demez olaydım, dertten derde büründüm
Sorma, aklım tarumar, üstüm dersen perperişan
Kel başımda iki tel ak saçımı yoldum, yoldum…

-AH NEYLEYİM-
Yine esti gönlümün yeli
Burnumda tüttü Kırkkuyu’nun gülü
Ah neyleyim gönlümü, gönlüm naçar
Hasretle uzadıkça uzar gurbet yolu

Tazı içmez olmuş teknede yalı
Tay bilmez olmuş tozlu yolu
Ah neyleyim gönlümü, gönlüm naçar
İşgüveyisinden halliceymiş gönlümün hali

Dürüp ekmeğe yiyemedim kaymağı balı
Hayalimdeki oba gönlümde olurdu yalı
Ah neyleyim gönlümü, gönlüm naçar
Mektubu yazsam yâre bulamadım pulu

Çalmışlar duvardaki iki çift nalı
Galmamış gediklerde harpışta, çalı
Ah neyleyim gönlümü, gönlüm naçar
Satsam üç beş kuruş ederdi bulamadım çulu

Çoğşurula galmış bağda cevizin dalı
Ambarda çürümüş canım güllü halı
Ah neyleyim gönlümü, gönlüm naçar
Sevenim olaydı gönlüm olurdu duble yalı

Anılarımı götürmüş Kelsu’un seli
Halimi görenler sanır sanki deli
Ah neyleyim gönlümü, gönlüm naçar
Dost bildiğim düşman, arattırır eli

Koca şehirlerde olmasaydım vali
Köyümde olaydım ipi kopuk deli
Ah neyleyim gönlümü, gönlüm naçar
Kısmet dedikleri yoldurur kel başta iki teli

SILAMDA SIZLADIM
Gurbetten döndüm sılaya
Seyreledim ağlaya ağlaya
Ne tanıdık bir eş ne tanıdık dost
Hıçkırdım yüreğimi dağlaya dağlaya

Kavaklar eski şarkısını söylemedi
Sular azaldı, çeşme sus dedi
Kara toprak, başka kokuyordu
Hani o sıcak eller, nerdeydi?

Köyün çocukları büyümüştü artık
Sesler solmuş, neşeler kısıktı
Mezarlıkta unuttuğum dostlar
Bir rüzgârda seslendiler uzaktan

Ah o eski yayla yolları…
Şimdi taşlı, sessiz, kimsesiz kaldı
Ocaklar sönmüş, duman yükselmez
Köyüm biraz daha sessizleşmiş

Yıllar aldı, değiştirdi her yanı
Gönlümde kırgın, yüreğim yaralı
Gelirken umut, dönerken hüzün
Yükledim gurbet yüküme sıla yükümü
xxxx
Eski sevdiğim sırtını döndü
Dostlarım hem sövdü hem övdü
Gittiğime bin pişman oldum
Kendi köyüm cehenneme dönmüş



BOZDAĞLARI DÜŞLERİM
Bahar gelir obadan obaya göçerim
Kuyulardan soğuk sular içerim
Koyaklarda arpa nohut biçerim
Sevdaya kapılır kendimden geçerim

Kırkkuyu’da koyun kuzu güderim
Buzluca’da Yörük kızını süzerim
Ayağıma nasır vurur bezerim
Derdi tasayı dibekte ezerim

Baharda Göksu gibi gürler akarım
Guyu başında güzellere bakarım
Gönülden gönüle pınar gibi akarım
Lale sümbülü başıma takarım

Sabah olur tepelere ağarım
Koyunumu keçimi sağarım
Göbette’de evlek evlek havarım
Yere sığmam göklere taşarım

Güz gelir sahillere doğru göçerim
Pilav üstü yanına sirke içerim
Sıkıntıdan tuluk gibi patlarım
Gece gündüz Bozdağları düşlerim

ÖMRÜM HAZAN
Hazana benzer
He mi yazım he mi kışım
Sızım sızım sızlar içimde sızım
Katlanacak dert değil bendeki alın yazım

Oldum olası düzen tutmuyor sazım
Vallahi gölgeme bile geçmez sözüm
Gece gün içten içe yanar tüter közüm
Güzeli görmez ama olmuş iki gözüm

Gurbet eli mesken kılmışım
Hem ağlayıp hem gülmüşüm
Kel başımda iki tel saçımı yolmuşum
Neyleyim tomurcuk açmadan solmuşum

Taş üstüne taş koymamışım
Ne gönül almışım ne de gül taşımışım
Her dem ömrü yokuş yokuş aşmışım
Bir sevdaya bir de derde yaslanmışım

Gönül kırığıyım, dermanı yok
Bir mendil gibi buruşturulmuş çok
Yar demeye dilim varmıyor, dermanım yok
Aşktan yana yüküm ağır, çilemse hayli çok

İstersem dağlar taşır derdimi
Ama ben bile saklamışım kendimi
Duyar mı ki rüzgâr içimin bendini
Ben sustukça daha çok yakar bendeki beni

Yana yana küle dönmüş her yanım
Tutunacak dal değil, kırık her canım
Bir gam yüküyle dolmuş her zamanım
Gel de sorma, ne baharım ne de hazanım

Sözün bittiği yerde susmuş heceler
Aynaya küskün bakar olmuş geceler
Ne selam var ne de umut içre elçiler
Bir ben kaldım, bir de yitik geceler…

Oldum olası düzen tutmuyor sazım
Vallahi gölgeme bile geçmez sözüm
Gece gün içten içe yanar tüter közüm
Güzeli görmez ama olmuş iki gözüm

Gurbet eli mesken kılmışım
Hem ağlayıp hem gülmüşüm
Kel başımda iki tel saçımı yolmuşum
Neyleyim tomurcuk açmadan solmuşum

Taş üstüne taş koymamışım
Ne gönül almışım ne de gül taşımışım
Her dem ömrü yokuş yokuş aşmışım
Bir sevdaya bir de derde yaslanmışım

Gönül kırığıyım, dermanı yok
Bir mendil gibi buruşturulmuş çok
Yar demeye dilim varmıyor, dermanım yok
Aşktan yana yüküm ağır, çilemse hayli çok

İstersem dağlar taşır derdimi
Ama ben bile saklamışım kendimi
Duyar mı ki rüzgâr içimin bendini
Ben sustukça daha çok yakar bendeki beni

Yana yana küle dönmüş her yanım
Tutunacak dal değil, kırık her canım
Bir gam yüküyle dolmuş her zamanım
Gel de sorma, ne baharım ne de hazanım

Sözün bittiği yerde susmuş heceler
Aynaya küskün bakar olmuş geceler
Ne selam var ne de umut içre elçiler
Bir ben kaldım, bir de yitik geceler…

MASAL DEĞİL GERÇEKTİ
Koyun kuzu doluşurdu ağıla
Dokuz çocuk bir yorgan altına
Pilava kaşık çalardık gerile gerile
Babamız aşardı dağları biner atına

Anamız sabahın köründe kalkardı
Sacda ekmek pişer, gözümüz dalardı
Ayaz vururdu camlara, içimiz üşürdü
Bir tas tahrana çorbası içimizi ısıtırdı

Evimiz taş duvar, sobalıydı
Şalvar ceketimiz yamalıydı
Atımız taylı, ineğimiz danalıydı
Tek tasamız atın arpası, ineğin samanıydı

Kışın ocak başıydı tek eğlencemiz
Masal anlatırdı ebem, düş kurardık sessiz
Yorgan altında gülüşürdük büyük, küçük
Zenginliğimiz oydu; fakirdik ama neşeliydik

Mangal yakanda yoktu
Küle badeğis gömme keyfimiz
Yazın ayran, kışın hoşaf doluydu kevkimiz
Hey gidi günler, ağada paşada yoktu keyfimiz

DÜŞLERİME DON VURDU
Baharda Bozdağlara göçeydim
Kuyulardan soğuk su içeydim
Lale sümbül koklayıp koklayıp
Kendimden iyicene geçeydim

Sabahtan soframı taşa sereydim
Keşimi kuru ekmeğime düreydim
Ardıcın dibinde yayımı yayaydım
Yağlı ayranımı köpük köpük içeydim

Yükseklerden enginlere dalaydım
Bahçalardan alma erik çalaydım
Çocuk gibi sipsi kaval çalaydım
Bu dünyadan ben de haz alaydım

Davarımı kepirlere salaydım
Yürük kızını görüp dalaydım
Benim ilen olmaya söz alaydım
Üç beş teke satıp düğün edeydim

SANMA Kİ ETE KEMİĞE BÜRÜLÜ BEDENİM
Ben,
Ağlayan çocuğun gözyaşında dökülürüm
Gülen kızın yanağında tomurcuk gibi açılırım
Kavgada yumruk gibi gerilir
Hedefe on ikiden çivilenirim

Çayda şeker gibi eririm
Kahvede köpük köpük köpürürüm
Yağmurda sel olur, akarım
Tarlada tohum olur, ekilirim
Ekin oluru, biçilirim
Başak olur, değirmende öğütülürüm

Kömbe olur, saçta pişirilirim
Yol olur, dağlarda kervanları aşırırım
Çadır olur, dağ başında otağ kurulurum
Meydanda yiğit olur, naralarda şahlanırım

Beste olur, sazda çalınırım
Mendil olur, halayda elden ele dolaşırım
Şiir olur, defterlerde çoğalırım
Söz olur, dillere dolanırım

Ağıt olur, yüreklere çöreklenirim
Göz olur, yaşla kararırım
Gece olur, sessizliğe bürünürüm
Rüya olur, düşlerde gezinirim

Duak olur, gelin başına takılırım
Kına olur, avuçlarda yakılırım
Sevda olur, gözlerde parıldarım
Dilek olur, yıldızlara adanırım

Hasret olur, mektuplarda yazılırım
Yol olur, gözlerde uzanırım
Saat olur, bekleyişte dururum
Özlem olur, kalplerde kururum

Müjde olur, güvercin kanadında taşınırım
Sevinç olur, çocuk sesinde yankılanırım
Gül olur, bahçelerde açarım
Bayram olur, sokaklarda taşarım

Güneş olur, ufuklarda doğarım
Yıldız olur, geceleri süslerim
Ay olur, karanlığa umut sererim
Işık olur, karanlın böğründe şavkırım

Masal olur, dilden dile aktarılırım
Cin olur, şişelerden çıkarım
Oyun olur, çocukların neşesinde yaşarım
Hayal olur, gözlerde uçarım

Aş olur, ocakta pişerim
Duman olur, bacalarda tüterim
Ekmek olur, sofralarda bölünürüm
Bereket olur, dualarda büyürüm

Müjde olur, güvercin kanadında taşınırım,
Sevda olur, nazlı nazlı salınırım.
Ninni olur, bebek uykusunda mırıldanırım
Destan olur mayalanırım

Bayrak olur
Rüzgârda dalgalanırım
Vatan olur, yüreklerde taşınırım
Can olur, uğruna verilirim

MURADA ERECEĞİZ DEMESEYDİK
Al yanağına bin bakıp bir gülemediğim yar
Kırkında bükülmüş belin düşmüş saçlarına kar
Belik belik örerdim saçın, çözülürdü düğüm
Erken düğümlemişsin gönlünü getirmez ki kâr

Seherde tırmanırdık kepir kepir
Süt sağılır, ayran köpürürdü köpür köpür
Uyduk sosyeteye koyun kuzu sattık fakırık şükür
Kredi kartına icra geldi murada erdik mi yar

Gün doğmadan koşardık öküzü çifte
Kahırı yutar umudu serperdik evleğe
Öküzü sattık, sabanı odun ettik yaktık
Aval aval baktık, şimdi erdik mi murada

Atın nalını sattık aldık dört kesme şeker
Hep yolda kaldık benzinsiz dönmedi teker
Semer palan nerde ahır ambar tam takır
Obalara göçmez olduk erdik mi murada

Murada erdik dedik, çıktı icra kapısı
Sosyete güldü bize, kaldı boş kahkahası
Belik saçın çözüldü, gönül yandı pası
Murat değilmiş yar, hayatın tokat acısı

AĞLAMA YAR
Pınar sanırdım, selmişim
Kor sanırdım, külmüşüm
Ağlama yar, ağlama
Yüreğimi dağlama

Sırma sanırdım kelmişim
Öz sılamda elmişim
Ağlama yar, ağlama
Yüreğimi dağlama

Çileye amade kulmuşum
Gurbete uzak yolmuşum
Ağlama yar, ağlama
Yüreğimi dağlama

Sırma saç sanırdım kelmişim
Yaban harmana savuran yelmişim
Ağlama yar, ağlama
Yüreğimi dağlama

++
BENDEN SELAM OLSUN
Tenime toprak kokusu sinmiş
yayla rüzgârı gibi,
tenim toprak kokar,
kekik kokar
şehrin klorlu suları
söküp atamadı.
Kepir taşları vurmuş nasırlarıma,
neşterin keskinliği yetmedi
kazımaya.
Şehirde bulduğum
bir avuç toprakta
yeniden yeşerdi ten kokum,
dindi nasırın sızısı.
Atalarımız derdi:
“Ne ekersen, onu biçersin.”
Bulaydım bir avuç toprak,
onu eker,
onu biçerdim.
Benden selam olsun
toprak kokan ellere,
ekin biçen nasırlı ellere.
+++
NELERE BEDEL ÖDEMEDİK Kİ…
Kepirde çakıl taşıyla sınandık
Goyakta boz ot püskülüyle yoğrulduk
Ardıcın giliğinde sabır bulduk
Goyunun bokunda bereket gördük
Bungarın damla suyunda ömür sakladık

Garıncanın yuvasına göz diktik
Ayinın ininde korkusuz durduk
Kekliğin tüneğinde sesimizi bıraktık
Arının kovanında balımızı koruduk

Ekinin başağında alın teri
Kekiğin kokusunda hatıra
Çamın kozalağında umut
Garambığın kökünde direniş vardı.

Atın nalında kepir rayları gördük
Palanında gökkuşağı
Yularında hırçınlığı sabrı
Ardıç gölgesinde sarayı

Kurşunda hedefi gördük
Hedefte zaferi
Kurşunumuz bazen bir küfürdü
Bazen yaba, diğren darbesi

Bugün esen yayla yeli
Buzluca’nın soğuk suyu
Sarıyaylam’ın ezgisi
++++
YAYLARIMIZ AĞIT TUTAR BİDENEM
Bakmayın kepir taşlarının yosun tutmuşluğuna
Her biri kaç aşığın, kaç maşuğun koltuğuydu
Her birinde keklik gibi seken kızların ayak izi
Bülbül öterken taşlara konar, âşıklara eşlikti
Bakmayın pınarda suyun sessiz sessiz şırıltısına
Kaç kızın yününü yıkamış, kaçı vurulmuştu parıltısına
Kaç tavşan yuvası taşınmıştı öpüşlerin gürültüsüne
At köpek yalaktan sulanır, aşklara duran eşlikti

Bakmayın ardıç diplerinin sessizliğine, dalların durgunluğuna
Kaç dal, kaç yaprak şahit olmuştu aşkların vurgunluğuna
Kaç kese, kaç helke, kaç salıncak bağlanmıştı her bir dalına
Dallarına kuşlar konar, dudakta öpüşe, tencerede aşa eşlikti

Bakmayın tavşanın topallığına, bülbüllerin suskunluğuna
Nice şahitlik etmişti doluya, yağmura, fırtınanın azgınlığına
Nicesi tat vermişti arabaşıya, pilava; yumurtası çocuk azığına
Seherde tepede koyun güdene, çeşmede su içene eşlikti

Bakmayın taşların yosunlu, ardıç diplerinin boşluğuna
Ardıç dallarının durgun, kepirlerin terk, yaylanın suskunluğuna
Kepirlerin sürüsüz, goyakların ekinsiz, tüneklerin bülbülsüzlüğüne
Şimdi çeşme çeşmede, bülbül kovukta, ardıç yalnız, ağıtlara eşlikti

Bakmayın taşların yosunlu, ardıç diplerinin boşluğuna
Bakmayın oba çadırlarının sökülmüş ipliğine
Kaç düğün, kaç bayram sönmüş ateşin közlüğüne
Kaç davul, kaç zurna susmuş yaylanın sessizliğine eşlikti

Bakmayın bu dağların hâlâ yerinde durduğuna
Bakmayın bu dağların hâlâ yerinde durduğuna
İnsan çekilince dağ da küser, taş da yorulur
Bir yayla terk edilmez sadece, bir ömür dağılır
++++
BANA ÖYLE BAKMAYIN
Bakmayın yaşımın yitmişe merdiven dayamışlığına
Kaç beygir boz eşek sürmüştüm yaylanın enişine, yokuşuna
Kaç gençliğimi vermiştim Yörük güzelin bir bakışına
Şimdi merdivenlerden itilen, yüzüne tükürülen oldum

Güzeller bakmaz odu, gül benzim soldu
Kendi elim başımı kel saçımı yoldu
Avucumdaki ocaktaki bir avuç küldü
Şimdi merdivenlerden itilen, yüzüne tükürülen oldum

Köyümün yaylalarına varamaz oldum
Bağımın asmalarına ağamaz oldum
Bir baltaya sap olamaz oldum
Şimdi merdivenlerden itilen, yüzüne tükürülen oldum

Bindiğim at eşek tanımaz oldu
Süzdüğüm güzel kızlar tanımaz oldu
Gölgemden gayrısı selam vermez oldu
Şimdi merdivenlerden itilen, yüzüne tükürülen oldum

Yaşadım demeye dilim bir türlü varmaz oldu
Adım anılınca yüzler bir türlü dönmez oldu
Bir selamı çok gören hayli hayli zamanlar oldu
Şimdi merdivenlerden itilen, yüzüne tükürülen oldum
Ne suçum soran olmadı, bilen olmadı
Bir gün olsun halimden anlayan olmadı
Düştüğüm yerden tutup kaldıran olmadı
Şimdi merdivenlerden itilen, yüzüne tükürülen oldum
Bir ömür verdiğim eşim sırtını döner oldu
Mutfakta merdane, tava kafama vurur oldu
Tepem yayla tepesi gibi tepe tepe yağır oldu
Şimdi merdivenlerden itilen, yüzüne tükürülen oldum

Dost bildiğim dost dedikçe sağır oldu
İnsan sandığım saygı duydukça sığır oldu
Gözüm yaşlı gecem gündüzüm Cehennem oldu
Şimdi merdivenlerden itilen, yüzüne tükürülen oldum
İşte senin verdiğin dizeleri halk şiiri üslubuyla, geçmiş özlem ve nostaljiyle yeniden düzenledim:

++++
ÖZLEMİMSİ SEN BENİM
Sanma ki şehirde gezer tozarım
Adımladığım yollar sensin
Sanma ki cafelerde çay içerim
Yudumladığım yudum sensin
Gördüğüm güzellerde avunmam
Gece gün düşlediğim düş, hep sensin.
Özlemin gölgesinde yanar gönlüm
Özlediğim, sayıkladığım özlem sensin.
Köy yollarında toz duman içinde
Hatırladığım bitmez hatıra sensin.
Bayramlarda davul zurna çalınca
Dinlediğim yanık yanık ezgi sensin.
Yıllar geçti, saçlar ağardı
Ama gönlümde bahar sensin
Sanma ki unuttum eski günleri
Nostaljide yaşayan sevgilim sensin.
+++
BU OYUNU ÖZEN VAR MI
Güderdim dağlarında kuzu koyunu
Pınarından içerdim soğuk suyunu
Şimdi kuzu dağlarına küsmüş, unutmuş
Çeşmeler boş, tekneler yosun tutmuş
Çözemedim ben bu oyunu, tuzağı bozan var mı

Öküz çifte koşulmaz, ahırda böğürür
Boyunduruk boyuna değse çiftçi susar, sevinir
Tarlanın yolunu, izini unutmuş öküz
Tarlalar viran, domuz yuva kurmuş düz
Çözemedim ben bu oyunu, tuzağı bozan var mı

Atlar ahırda tepişir, kişnerdi
Dörtnala koşmasa tökezler düşerdi
Semerini, palanını tanımaz olmuş
Yollara, yulara, geme hasret kalmış
Çözemedim ben bu oyunu, tuzağı bozan var mı

Nenem direzi çözer, ala kilim dokurdu
Mekiğin, sömeğin yerini bir bir bilirdi
Mekik ipsiz kalmış, ipler boyasız
Çurfalık sökülmüş, ambar fareye yuvasız
Çözemedim ben bu oyunu, tuzağı bozan var mı

Yanık bir gün yoğurtsuz kalsa çatlardı
Köpüklü ayran içen çocuk hoplar, zıplardı
Yoğurt yok, bişek tavanda asılı kalmış
Peynirin tadı kaçmış, sofralar boş kalmış
Çözemedim ben bu oyunu, tuzağı bozan var mı

Çocuk bağdan bağa koşar, çağlayı çalardı
Söğüt, kavak dalı sipsiyle salınır,yankılanırdı
Çağla dalda çürümüş, sipsiler ötmez olmuş
Çocuklar gülmez somurtuk, oyunlar susmuş
Çözemedim ben bu oyunu, tuzağı bozan var mı

Çocuklar ağaçtan ağaca ağardı
Kızlar boyundan büyük ineği sağardı
Şimdi çocuklar caddede düşer olmuş
Kızlar sütü fabrikadan sanır olmuş
Çözemedim ben bu oyunu, tuzağı bozan var mı
++++
KÖYÜN GÜLÜŞÜ
Bir bakışımız cilt cilt romandan fazlaydı
Yüreğimiz küt küt hoplardı
Omuzumuza cıngıldak kurard,
Kuru ekmeğin yanında yağlı gülüşümüz vardı
Bulutları gülüşümüz süslerdi
Doğan güneş gülüşümüzdü
Ormanlarda hışırdı gülüşümüzdü
Derede su şırltısı gülüşümüzdü
Köyün yolları tozdu
Ama gülüşümüz gökyüzünü arındırırdı
Evler kerpiçti
Ama gülüşümüz duvarları ışığa boyardı
Bir bakışımız romanlardan fazlaydı
Bir kahkahamız destanlardan uzun
Köyde ekmeğimiz kuru yavandı
Ama gülüşümüz dünyayı doyururdu
++++
BU DİYAR OZANLAR DİYARI
Pınarlar su fışkırır, toprağımız ozan
Ne ezanımız susar ne sazımız
Koyun sürüsü destanlarımızı yazar
Bu diyar gönüllerin harman olduğu ozanlar diyarı
Kervanalanı düzde Karacaoğlan’ın izi
Gabalak obada çadır direği, ayranın köpüğü
Semerde yükün kendiri, direzide çul çuvalın söküğü
Bu diyar gönüllerin harman olduğu ozanlar diyarı
Tozlu’da yayla yeli, ozan Etem’in sesi
Tarlada ellikte orak sesi
Başında bağlı eşarptan terli fesi
Bu diyar gönüllerin harman olduğu ozanlar diyarı
Körkuyuda Ömer’in davul tokmağı
Kürtlübelen’de bülbülün kaklığı
Yaylada koyun, ahırda öküzün tokluğu
Bu diyar gönüllerin harman olduğu ozanlar diyarı
Zeyve’de Düdükçü’nün yankısı
Derede İnce’nin utangaç korkusu
Derede taşlarda yosun tortusu
Bu diyar gönüllerin harman olduğu ozanlar diyarı
Dünya konçertosunda Hayretin namesi
Yaşlı nenemin omzunda heybesi
Kahve köşelerinde yancıların haybesi
Bu diyar gönüllerin harman olduğu ozanlar diyarı
Şahin ozanın gurbetten sılaya ulağı
Derede kaynar haranı, tokuçlu yunağı
Anaların ağıdı, kızların telli duvağı
Ve Zafer’in sesi bu diyarın kalbinde çalar
Bu diyar gönüllerin harman olduğu ozanlar diyarı
++++
GAVSARAM SAYIKLIYOR
Gavsaram sayıklıyor yine
Köylüm dağılmış ekine dikine
Kimi kahve köşesinde pinekler
Nenem beline dolamış şal kuşağı

Bir göreydim Kazankoyağı
Koklayaydım ladin kozağı
Marka gömlekler tutmuyor
Anamın ördüğü yün kazağı

Bir içeydim Aybağam suyu
Hiç değişmiyor insanın huyu
Şehirler bana dar geliyor
Dönüp de sarsaydım şal kuşağı

Aradım Kırkkuyu yolunu
Goyakların sağını solunu
Beton değil bana lazım
Her köşesi kurar tuzağı

Bir duyaydım davar sesini
Yayla yeli, kuş nefesini
Pembe mor gürler kokardı
Egzoz kokusu vurur kaşağı

Bir göreydim harman yerini
Savuraydım samanını, tenesini
Altın gümüş değil bana lazım
Yeterdi köyümde tek bir buzağı

Bir oturayım dam başına
Bakaydım yıldızına, ayına
Ne şehirde vitrin ne lambası
Bir başkaydı bizim nesil kuşağı

Bir varaydım eski evlere
Bir selam vereydim ninelere
Fazla değil bir günlük sohbet
Belki bir asırlık dünya beyliği

Dağında yığamadım odunu
Ocakta közleyemedim közünü
İstese de özünü unutamıyor insan
Gözünde tüter bir evlek havarlığı

Bir geçeydim Önges suyundan
Ayşa Ebem’in eski huyundan
Söz azdı, ekmek bereketti
Durmaz sallanırdı masal beşiği

Bir bakaydım çufralık yere
Kadın dokurdu sere sere
Şehir bilmez bu ağır yükü
Omuza yük değil, gönül küreği

Bir soraydım Hacı Muhtar’a
Adalet nasıl sığar dağlara
Tavuk kavgası büyümezdi
Söz bozardı yasa, tüzüğü

Bir görseydim Plattin, Hasan’ı
Gazeteden okur insanı, zamanı
Radyo sussa bile konuşurdu
Meydana dikerdi anten direği

Kapılaydım Kelsu’da sele
Muhtaç kalmasaydım kele
Kursağı bir lokma doyurur
Bulsam keşi, dürerdim eğmeği

Bir dönsem yine o taş yola
Ayak izim karışsa sele, çala
Ne telefon, ne ekran isterim
Geçmişe taşırdı tek bir soluğu

TAŞELİ’DE BAYRAMLAR BÖYLE KUTLANSA
23 NİSAN
Gıvşırık topladık, börek pişirdik ocakta
Hoşafı götürdük çömçeylen ağaç kaşıkta
El ele verdik halay oynadık hep birlikte
Gelin coşalım bugün bize yirmi üç Nisan

Ecdadımızı yad edelim gönlümüzü şad
Coşalım bu bayram atamızdan verilmiş hak

Goca darıyı öğüttük sulu değirmende
Gavurmalı kapamamız pişti küllü sacta
Goyunumuz guzlukta, toplandık bu meydanda
Gelin coşalım bugün bize yirmi üç Nisan

Ecdadımızı yad edelim gönlümüzü şad
Coşalım bu bayram atamızdan verilmiş hak

Alışveriş ettik biz, veresiye de aldık
Dostluk baki kaldı, hep ölesiye sevindik
Coştuk oynadık, hep birliğimizle övündük
Gelin coşalım bugün bize yirmi üç Nisan

Ecdadımızı yad edelim gönlümüzü şad
Coşalım bu bayram atamızdan verilmiş hak



23 Nisan Marşı – Düzenlenmiş Hali
1. Kıta
Kafkaslarda Kasım Ali adına )
Yemen’de Tımbıl Hüseyin anı da
Beşikte çocuklar kalmaz tasada
Bugün Yirmi Üç Nisan kutlu olsun
2. Kıta
Yörük garı yalnız kaldı dağlarda
Gazi Çavuş yattı eski çağlarda
Cephelerden dönen hatıralarla
Bugün Yirmi Üç Nisan kutlu olsun
3. Kıta
Tunca kıyılarında Gazi Hasan Ali
Yemen çöllünde deli Hacı Ali
Sibirya sırtlarında Halil Bıyıklı
Bugün Yirmi Üç Nisan kutlu olsun
4. Kıta
Kazancı’dan yükselir bir ses bugün
Bayramlarla dolu Kazancı her gün
Dumbul’un Mehmet der ki “unutma dün”
Bugün Yirmi Üç Nisan kutlu olsun
5. Kıta
Aybaham’ım coşup aksın ovaya
Çift koşup tohum serpilsin tarlaya
Kuru keşlen soğan konsun sofraya
BugünYirmi üç Nisan kutlu olsun
6. Kıta
Kovanda arılar hep oğul versin
Küs olan gönüller barışa ersin
Göçler umut ile yola dizilsin
Bugün Yirmi üç Nisan kutlu olsun
+++++
BEN SUSAYIM ŞİİRİM KONUŞSU
Şair dostlarım var
kelimeleri ipek gibi dokuyan
cümleleri parlatıp süsleyen
gelir sataşırlar şiirlerime
derler ki
çerçöpten başka söz bilmez
tezekten başka koku tanımaz
bilseler susarlardı
benim oyuncağım çakıl taşları
yastığım çerçöp
yorganım rüzgâr
tezek kokusu parfümüm
tenim yağmur görmüş toprak
yüzüm isli soba bacası
yün yanığı bir akşam
şiir yalnız kitapta gezinmez
kaval da ister sesini
dağın başında bir çoban
kendi hikâyesini duymak ister
ineğini sağan genç kız
bir mısrada tezek koklar
çünkü hayat orada saklı
köyüm dile geliyorsa
yoksulluğunu örtemem
süslü cümlelerle
ayağımı dereden çekemem
göğe basıyormuş gibi yapamam
varsın tökezlesin dizelerim
ayağım çakıllara değsin
yemeyen bilmez
soğanla yavan ekmeği
bilen için
hamburger tadı yabandır
boğazda kalır
öksürtür insanı

++++
ÇALSIN DAVUL ZURNALAR
Essin körkuyu’nun efil efil yeli
Kıvrılıversin göyneğimizin yeni
Bugün şenlik günümüz eğlenelim hey
Haydi, çalsın davullar, zurnalar gayrı

Kartal kaya kaklıkta keklikler ötsün
Körkuyu’ya güzel kızlar suya gelsin
Haydi, çalsın davullar zurnalar gayrı
Bugün şenlik günümüz eğlenelim hey

Çoban salsın sürüsünü morkoyağa
Obacı yoğurdunu çalsın kovaya
Haydi, çalsın davullar zurnalar gayrı
Bugün şenlik günümüz eğlenelim hey

Kırkkuyu’da koyunlan keçi yayılsın
İnek sağılsın tuluk yayık yayılsın
Haydi, çalsın davullar zurnalar gayrı
Bugün şenlik günümüz eğlenelim hey

Göksu gönglümüz gibi köpürüp taşsın
Sesimiz sağır kulakları çınlatsın
Haydi, çalsın davullar zurnalar gayrı
Bugün şenlik günümüz eğlenelim hey



++++
AĞA DA BENİM PAŞA DA
Oy evlek evlek ekili ekinim
Başımda taralı tel tel kekilim
Dünyada ağa da benim paşa da
Bozdağlarda gezer öfke kederim
Garga bokunu yemeden galkarım
Kepirlerde dörtnala eşkiririm
Öğlen uyurum ardıç gölgesinde
İkindi göklere isyan çırparım
Pitilimi Körkuyu’ya atarım
Sözümü eğmem, doğru satarım
Kefenin bir tek cebi yok vallahi
Dünya malına yüz çevir atarım
Keşi et diye ekmeğe dürerim
Haram lokmayı boğazdan geçirmem
Götüreceğin üç metrelik bezdir
Sanma dünyayı yedim de yutarım
Ağalık taslayan kofun çok olur
İçi çürüklerin sözü tok olur
Üç kuruşluk akla dünya dar gelir
Hakikat gelince dilleri kör olur
Yüksekten uçanın boyu ölçülür
Gün gelir terazi doğru tartılır
Saltanat dediğin üç günlük yalan
Sonunda herkes bir bezle örtülür
+++
NAZLI YÂR
Körkuyu’nun suyunu bir içeydim
Selvi boylu yârimi bir göreydim
Cilve nazı beni candan ederdi
Nerden almış o bu tatlı huyunu
Bayamlı’da üteyim nohudumu
Kartalkaya yörük bekler yolumu
Sürümüzden koyun çalan olur mu
Kendin bilmez üç beş haydut oyunu
Naz edersin gız olur olmaz yere
Patavatsız sözün gönlüme yâre
Köyüm başıma yıkılır sen bilme
Beni senden eder sokma kedere
Dam başında otur ele ununu
Gönül eyleyen hiç bilmez sonunu
Kimsenin yalan sözüne aldanma
Gelir geçer dünya bırak gamını
Akşam olur duman çöker dağlara
Hasret düşer ince ince bağlara
Yâr yolunu gözlerim her sabahta
Gözlerimden yaş dökülür çağlara
Cananım, salın salın da bakayım
Kâkülüne lale sümbül takayım
Sen öte yaka ben beri yakayım
Naz etme sığarız bir bedene yar
+++
TÜRKÜMÜZÜ ÇIĞIRALIM
Aşamadım Gabalak’ın düzünü
Ah basamadım sarı ak keşini
Kendime bir şalvar tütün alaydım

Aman dağlar duman çöker başıma
Yâr deyince ateş düşer döşüme
Gelin gardaş omuz verin işime
Yel alır derdimi vurur taşına

Goyaklarda goyun guzu yayılır
Helke helke bolca südü sağılır
El el tutmaz yayamadım yayığı
Keş basılsa deri ağzı boğulur

Aman dağlar duman çöker başıma
Yâr deyince ateş düşer döşüme
Gelin gardaş omuz verin işime
Yel alır derdimi vurur taşına

Coşalım desteyi saçıp harmana
İçelim ayranı gelelim dermana
Girin kol kola çekelim halayı
Biçare boyun bükmeyin fermana

Aman dağlar duman çöker başıma
Yâr deyince ateş düşer döşüme
Gelin gardaş omuz verin işime
Yel alır derdimi vurur taşına

Yaz gelince göçelim Göbette’ye
Heybemizi asalım harpıştaya
Ayının postunu yere sereriz
Domuz için başlamayız çağrışmaya

Aman dağlar duman çöker başıma
Yâr deyince ateş düşer döşüme
Gelin gardaş omuz verin işime
Yel alır derdimi vurur taşına

+++
KÖRKUYUDA HALAYA DURALIM
Aman dağlar duman çöker başıma
Yâr deyince ateş düşer döşüme
Gelin gardaş omuz verin işime
Yel alır derdimi vurur taşına
Haydi gardaş vur davula coşalım
Körkuyu’da halay kurup taşalım
Körkuyu sıla çağırır düşüne
Festival kurulur gönül coşuna
İmeceyle dostluk, kardeşlik büyür
Yoklukta direnç var köyün aşına
Haydi gardaş vur davula coşalım
Körkuyu’da halay kurup taşalım
Tahıl ol Körkuyu keşkek aşına
Fazla güven olmaz köyün kışına
Bizi kazma kürekten etse iyi
Pundunu bulsa vurur tuşuna
Haydi gardaş vur davula coşalım
Körkuyu’da halay kurup taşalım
Tazı düşer durmaz avın peşine
Biz düşelim alın teri işine
Düşmana el veren koldan da olur
Kuzgun çöker düşkün malın leşine

++++
ESSİN TOROSLARIN YELİ

Toros’tan bir yel eser, duman düşer yaylaya
Kuyudan su içerdim, hasret kaldım sılaya

Körkuyu’dan duman kalkar yaz olur
Toros başı kekik kokar haz olur
Yayık çalkar, keş basarız deriye
Harman döner, çeç savrulur toz olur

Gel gel dönmeden gel, dönmeden
Koklayayım gülün solmadan

Gönlüm çiçek açar seni görünce
Gönlüme aş olur keşkek pişince
Bozdağlarda yurt yerler bayram olur
Baharda obalarımız göçünce

Gel gel dönmeden gel, dönmeden
Kaç da gel bana sözünden dönmeden

Kırkkuyu’da inek sağılır erken
Çeşme başı yüzün güler dururken
Değirmende buğday un olur ince
Kepek savur, yel götürür eserken

Gel gel esme deli yel, savurma
Sevda düşmüş yüreğime kavurma

Popas yolu taşlı, ayak yorulur
Oluklardan buz gibi su durulur
Pekmez kaynar, kazan taşar ateşte
Keşkek pişer; çömçe, kaşık salınır

Gel gel yârim ince bel, naz etme
Kapı açık gönlüm sana kilitlenme

Aybaham taş gögesinde yaz serin
Garık açar fide diker ellerin
Ekin biçip deste yapar yiğitler
Havar eder, imeceyle köy yerin

Gel gel dönmeden gel, gecikme
Ölmeden bir sarıl bana, esirgeme

ESSİN TOROSLARIN YELİ
Toros’tan bir yel eser, duman düşer yaylaya
Kuyudan su içerdim, hasret kaldım sılaya
Körkuyu’dan duman kalkar yaz olur
Toros başı kekik kokar haz olur

Yayık çalkar, keş basarız deriye
Harman döner, çeç savrulur toz olur
Gel dönmeden gel, fazla oyalanma
Koklayayım gülün seni solmadan

Gönlüm çiçek açar seni görünce
Gönlüme aş olur keşkek pişince
Bozdağlarda yurt yerler bayram olur
Baharda obalarımız göçünce

Gel dönmeden gel, fazla oyalanma
Kaç da gel bana, sözünden cayma

Kırkkuyu’da inek sağılır erken
Çeşme başı yüzün güler dururken
Değirmende buğday un olur ince
Kepek savur, yel götürür eserken

Esme deli yel, kelimi savurma
Sevda düşmüş yüreğime, kavurma

Popas yolu taşlı, ayak yorulur
Oluklardan buz gibi su durulur
Pekmez kaynar, kazan taşar ateşte
Keşkek pişer; çömçe, kaşık salınır

Gel ince belli yârim gel, nazlanma
Gönül kapım açık, kapalı sanma

Aybaham taş gögesinde yaz serin
Garık açar fide diker ellerin
Ekin biçip deste yapar yiğitler
Havar eder, imeceyle köy yerin

Gel dönmeden gel, fazla oyalanma
Ölmeden bir sarıl bana, sakınma


DİREN İŞÇİ GARDAŞ
Mayısta alan dolacak
Emek sesi yükselecek
Dağlar taşlar yankı tutar
İşçi hakkın, hakkın alacak
Diren işçi, birlik ol!
Hakkını al, boyun eğme!
Alanlarda ses büyür
Zincir kırılır, yol yürür
Bilek vurur, demir çöker
Emek kazanır, gün doğar
Diren işçi, birlik ol!
Hakkını al, boyun eğme!
İşçinin sesi gür çıkar
Karanlığı yırtar yakar
Birlik olan geri durmaz
Bu düzen böyle sürmez
Diren işçi, birlik ol!
Hakkını al, boyun eğme!
Ekmek ağır, yük ağır
Ama umut dimdik durur
Omuz omuza verince
Yarın bizim olur, bizim olur

Diren işçi, birlik ol!
Hakkını al, boyun eğme!
++++
COŞSUN AYBAHAM’IN SUYU
Coşar da coşar Aybaham’ın suyu
Gudurur Gölarası’nın havarı
Ayşa ebem küreği almış eline
Bekler garık suyun nöbet sırası

Of of yandım da dağlar duysun beni
Coşar yüreğim, tutamazsın beni

Of of delice eser asar yeli
Aşkın ateşi eder beni deli
Yokluk girmiş de araya girmiş
Ah göyneğimin iki yaka yeni

Of of yandım da dağlar duysun beni
Coşar yüreğim, tutamazsın beni
Of of sarı öküz kırdı zelveyi
Yarıda bıraktım son evleği

Başımdan aşağı boşanır terim
Yeni giymiştim sırtıma göyneği
Of of yandım da dağlar duysun beni
Coşar yüreğim, tutamazsın beni

Popas’ta vurdum bişeği yayığa
Bozdağ’da yükledim gamı kayığa
Yırtılsa da hiç dert etmem gayrı
Vuruveririm yamayı çarığa

Of of yandım da dağlar inlesin
Bu deli gönül sevdanla dinlesin
Teke yöresi “Teke zortlatması / gurbet havası” tavrı) daha kıvrak, kesik ve içten yanık


Coşar da coşar Aybaham suyu
Gudurur Gölarası havarı
Ayşa ebem kürek almış eline
Bekler garık suyun sırası

Of of yandım anam, köz düştü bağrıma
Sekti yüreğim, döndüm dağlarıma

Of of eser de asar deli yeli
Aşkın ateşi etti beni deli
Yokluk girdi de araya girdi
Ah göyneğimin iki yaka yeni

Of of yandım anam, köz düştü bağrıma
Sekti yüreğim, döndüm dağlarıma

Sarı öküz gelmiş kırmış zevleyi
Yarıda bıraktım ben evleği
Terim boşanır baştan aşağı
Yeni giymiştim sırtıma göyneği

Of of yandım anam, köz düştü bağrıma
Sekti yüreğim, döndüm dağlarıma

Popas’ta vurdum bişeği yayığa
Bozdağ’da yükledim gamı kayığa
Yırtılsa da hiç dert etmem ben
Yama vururum eski çarığa
Of of yandım anam, dayanmaz bu can
Sekti yüreğim, oynar her zaman

++++
MUHTAÇ ETTİ BENİ
Yar eline muhtaç etti bu düzen
İki parça yaratmışlar ah neden
Kendi kendim olsam çekmezdim çile
Derdim damla damla doldu bu bedene

Yar eline muhtaç etme beni
Eksik koyup yakma böyle beni
Doğa vermiş arzuyu, dermiş doyur
Kapı kapı gezdirip boynum eğdirir

Bir başkası iznin verir sevdaya
Kul eyleyip gönlümü de kandırır
Yar eline muhtaç etme beni
Eksik koyup yakma böyle beni

Tam olamam, yarım kaldım içimde
Hasret ateş düştü yanar közümde
Birleşmekken muradım bu dünyada
Ayrı düştüm kendi özüm özümde

Yar eline muhtaç etme beni
Eksik koyup yakma böyle beni
Şahin der ki bu dert beni söyletir
Eksik olan her kul böyle inletir

Bir tam olsak susar mıydı türküler
Bu acıdan yanık sesim yükseltir
Yar eline muhtaç etme beni
Eksik koyup yakma böyle beni
++++
Kırmızı Entari Koçaklaması
Şahin ozan der ki: Dağ başı dumanlıdır,
Yel eser yüreğime, içim pek yamanlıdır.
Uzakta bir al entari, bir kor gibi yanlıdır,
Görmeden tutuşurum, bu nasıl bir hâl ola!

Bozdağ’ın dağın göğsünde sessizlik kılıç çeker,
Bir gölge düşse yere, gönül ona can döker.
Hayalin atı şahlanır, dizgin tutmaz, kan döker,
Gerçek elde toprak gibi, soğur bir gün, kül ola!

Al entari dalgalanır, gözümde bir cenk açar,
İçimde Yörük ateşi, dağdan dağa göç saçar.
Görmeden sevda büyür, ateş beni harpa çağır,
Erişince durulur da, ocağında yol bula!

Yiğit olan bilir işi: Ateşi ocağa koy,
Şahlanan gönül atın, yavaş yavaş yola soy.
Hayal ile gerçek arası, ince uzun bir boy,
Varan er muradına, varamayan kul ola!

Ben derim ki Şahin ozan bu sır erde gizlidir,
Uzak olan al kızıl, yakında sır düzlüdür.
Gönül kendi yangınıyla her dem yine bizlidir,
Yanan anlar bu sözü, anlamayan el ola!


++++
ÇARK DİŞLİSİ

Şahin Ozan der ki: Çark döner dişli,
Biri kopar ise, düzenim dışlı.
Kalburdan geçmemiş, dağların aslı,
Serttir ama doğru, bölünmez bilgin!

Şehir günü bölüp dilimlemiş,
Bizim dağda töre, tek nefes imiş.
Kılıktan kılığa ne haller girmiş,
Bizde bütün haktır, parça bilinmez!

Davarın sütüyle ekinin başı,
Ocakta köz olur, bedenin aşı.
Ayrı gayrı yoktur, yoldaş kardaşı,
Bölenin boynuna, urgan çekilmez!

Orakta ter döker, sıcakta yanar,
Bir solukta mola, cana can katar.
Tütün ile çay, o anı anar,
Yük değil nefes bu, darılan bilmez!

Dağ konuşur rüzgâr, kuş ile insan,
İlkel dediğin o, özdür en yaman.
Maskeyle yaşayan, kendini yoran,
Bizde yüz açıktır, söz hiç gizlenmez!

Şahin Ozan der ki: Hayat bir bütündür,
Ayıp diyenlerin boynu büküktür.
Bozkırın sırrını, yaşayan döker,
Sırrını saklayan, el olur gider!


Kesintisiz Ritmin Koçaklaması (Sert Söyleyiş)
Şahin ozan der ki: Çark döner dağda,
Bir diş eksilirse durur bu bağda.
Kalburdan geçmemiş sözümüz çağda,
Eğilmez bu başlar, bükülmez dizler!

Şehir bölmüş günü, parçalamışlar,
İnsanı kendinden koparamışlar.
Her vakti bir kalıp yapıp sarmışlar,
Bizde gün bir bütündür, bölünmez izler!

Davarın sütüyle ekinin aşı,
Ocağın ateşi, beden yoldaşı.
Aynı ritim tutar dağın her taşı,
Ayrı düşenlere bizden söz düşmez!

Orakta ter akar, güneş tepede,
Bir solukluk mola can verir dede.
Çay ile sigara neyse bu yolda,
Yük değil bu hâller, bilenler sezler!

Dağ ile konuşur insan dediğin,
Rüzgârla yoğrulur içten yediğin.
İlkel diye hor görüp de sildiğin,
Aslında özündür, inkâr edilmez!

Odunu atarsın ocağa yanar,
İhtiyaç dediğin candan doğan var.
Maskeyle gezenin yüzü ne kadar?
Bizde söz açıktır, gizli söz gezmez!

Yayla yolu uzun, yokuşu çetin,
Beş saat yük çeken yorulur çetin.
O kısa molada dirilir metin,
Tenine dönenin yüreği ezilmez!

Şahin ozan der ki: Hayat bir bütündür,
Ayıp diyenlerin gönlü dardır, kördür.
Bozkırın koynunda yaşanan haktır,
Yaşamak dedikleri gizle örtülmez!

++++
Bozdağ Türküsü (Yörük Havası)
Boz dağlara varamadım,
Obamı kurup duramadım,
Bir yar sevdim alamadım,
İnce belin saramadım.

Ah neyleyim, neyleyim,
Murada eremedim…

Göç yolunda izim kaldı,
Yüreğimin sızı kaldı,
Ne bir otağ kurabildim,
Ne de gönlüm razı kaldı.

Ah neyleyim, neyleyim,
Murada eremedim…

Davar iner serin suya,
Duman tüter kara yaya,
Benim gönlüm düşmüş yâre,
Derman yoktur bu sevdaya.

Ah neyleyim, neyleyim,
Murada eremedim…

Yörük der ki dağ başında,
Ömür geçer göç yaşında,
Ne yar kaldı ne de oba,
Yel eserim orta yaşta.
Ah neyleyim, neyleyim,
Murada eremedim…
++++
CANANIM
Yar, yar taramışım zülfün telini
Coşturmuşum gönlün paslı telini
Naz candan eder, gam beden çürütür
Gel naz etme sarayım ince belini

Yâr diye diye, dağları delerim
Adını çağırır gülerim yar yar

Yar öreyim ince ince beliğin
Gel peri kızına dönsün kılığın
Yağmur olup serpeyim kurağına
Bereket bürüsün gönül yokluğun

Yâr diye diye, dağları delerim
Adını çağırır gülerim yar yar

Şal bağlayım yar yar ince beline
Kapıldım yar gönlün taşkın seline
Dere yatağın bulur, sel durulur
Sürme beni beni, hasret çölüne

Hasret bırakma yar gonca gülüne
Vurma beni yar yar sevda çölüne
Sensiz şakır dilim lal olur, yar yar
Sürme beni beni, hasret çölüne

Yâr diye diye, dağları delerim
Adını çağırır gülerim yar yar

Yâr diye diye, dağları delerim
Adını çağırır gülerim yar yar

Çöle salıp başıma yağdırma kar
Şu naçar, naçar gönlüme ol bir yar
Sensizlik Cehennem azabı ey yar
Baki kalır gülüşümüz bize kâr

Yâr diye diye, dağları delerim
Adını çağırır gülerim yar yar
Xxxxx

++++
DAĞLARIN KIRALI ÇOBAN
Oy çobanım çabanım
Sana hayranım
Goyaklarda sürün yayılır
Ardıç dibi yayığın yayılır

Hop çek hele zortlat da meydan yansın ha!
Teke gibi sek babam, davul çalsın ha!
Tulukta ayranın köpürür
Bir kevki ayran seni bir gün götürür

Çayır yiyen oğlak ötürür
Yayla sesi dağdan geri döner durur
Hop çek hele zortlat da meydan yansın ha!
Teke gibi sek babam, davul çalsın ha!

Bir oy çeksen tepeler selama durur
Tekenin çanı davula tokmağı vurur
Köşeyi dönmezsin, dağ yolu kıvrım kıvrım
Ağayı paşayı gömersin adım adım

Hop çek hele zortlat da meydan yansın ha!
Teke gibi sek babam, davul çalsın ha!
Sırtında ölü kütük taşırsın
Yüreğinde gam keder taşımazsın
Şifa sende mutluluk sende
Neşe sende saltanat sende

Hop çek hele zortlat da meydan yansın ha!
Teke gibi sek babam, davul çalsın ha!
Dert kapın çalınmaz
Harmanda sapın savrulmaz
Tepelerde türkülerin çalınır
Adın rüzgârla her yana yayılır

Hop çek hele zortlat da meydan yansın ha!
Teke gibi sek babam, davul çalsın ha!
+++++
BOZ EŞEĞE YÜKLEDİM YÜKÜMÜ
Boz eşeğe yine yükledim yükümü
Boz ardıcın dibine indirdim yükümü
Taş üstüne taş koyup ördüm duvarı
Boz ardıcın dibine kurdum yurdumu

Bozdağ çağırır dağdan daşa sesimi
Yar diye inlerim, duyar mı sesimi

Yannığa kazan kazan döktüm yoğurdu
Alın teriyle döve döve vurdum yoğruğu

Vurdukça köpürdü, coştu beyaz ayran
Çömçeyle çektim, birikti yağın nuru
Bozdağ çağırır dağdan daşa sesimi
Yar diye inlerim, duyar mı sesimi

Eğeledim baltayla körelmiş nacağı
Tüttürdüm ardıç dibinde yanan ocağı
Ayrılık dedikleri öyle büyük dert değil
Sarı ova nedir ki, yarin kucağı

Bozdağ çağırır dağdan daşa sesimi
Yar diye inlerim, duyar mı sesimi

Ardıç dibine serdim boy boy deriyi
Güz yakaya sürdüm yorgun eşeği

Kurt pusuda gezer, sürüye ansızın dalar
Gözüm dört döner, beklerim geriyi
Bozdağ çağırır dağdan daşa sesimi
Yar diye inlerim, duyar mı sesimi

++++
Körkuyu’ya Varamadım
(Bozlak tavrında)
Göçemedim Gabalağın eline
Dertli düştüm gurbetinin yoluna
Ah burnumda tüter ardıç kokusu
Felek vurdu garibimin beline

Nedeyim de varamadım yurduma
Oy halaya duramadım derdime

Kaşık salıp keşkek yiyemedim ben
Yâr yüzüne doya doya bakamadım
Hasret yaktı gurbet beni kavurdu
Bir tas ayran içip de doyamadım

Nedeyim de varamadım yurduma
Oy halaya duramadım derdime
Yağlı köpük ayran kaldı düşümde
Sıla türkü söyler garip peşimde

Dağ yolları vurulmuş da geçilmez
Turna kaldı bizim köyün başında
Nedeyim de varamadım yurduma
Oy halaya duramadım derdime

Binip ata aşamadım dağı taşı
Dinmez oldu şu yüreğin ataşı
Yurt talansa tüter mi hiç garibin
Virân olmuş bağçası da bahçesi

Nedeyim de varamadım yurduma
Oy halaya duramadım derdime
+++
Körkuyuya Varamadım
(Politik taşlama / bozlak tavrı)
Göçemedim Gabalağın yurduna
Duman çökmüş dağlarına ardına
Yiyip içen doymuş beyler sofrası
Garip kalmış ekmeğinin derdine

Nedeyim de varamadım yurduma
Oy meydanda halaya duramadım

Bey efendi gezer gezer ballıda
Garip yatar kuru taşın üstünde
Adaletin terazisi bozulmuş
Doğru söyleyenin başı dertte

Oy yurdumu talan etmiş düzenler
Garip olan derdini kime söyler

Kaşık salıp keşkek yiyemedik biz
Hak diyene bir tas su veremedik biz
Üç beş kişi parsellemiş yurtluğu
Kendi köyümüzde yer bulamadık biz

Oy garibin yükü ağır çekilmez
Hak yenirse bu dünya da dönülmez
Yağlı ayran düştü şimdi düşlere
Kulak vermez oldular garip sese

Koca dağın başı maden oyulmuş
Turna konmaz olmuş bizim tepelere
Nedeyim de varamadım yurduma
Oy meydanda halaya duramadım

Binip ata aşamadım yolları
Beton yutmuş bağ bahçe kırları
Yurt talansa tütmez olmuş ocaklar
Parayla satmışlar pınar başları

Körkuyunun yolu duman içinde
Doğru olan yanar zaman içinde
Şahin der ki haram ile kurulan
Bir gün gelir yıkılırmış saraylar

Garip ağlar duyulmazsa sesleri
Dağ taş dile gelir elbet bir zaman
Nedeyim de varamadım yurduma
Oy meydanda halaya duramadım
++++
KÖYÜME VARAMADIM
“Vargel çiçekleri açmış mı ola?
Sarı Yayla duman saçmış mı ola?
Bunca yılın derdi, gurbet yasası,
Şu garip gönlümden geçmiş mi ola?

Of of gurbet elde yandım da kaldım,
Sarı Yayla yollarında adını andım.
Nedeyim de varamadım yurduma,
Taş duvarlar çöktü garip sırtıma,

Koyun kuzu ile söyleşen ozandım,
Hasret koydular şu bozkurt canıma...
Of of gurbet elde yandım da kaldım,
Sarı Yayla yollarında adını andım.

Çeşme başı kurur, turna dönemez,
Yârin yaktığına gönül dayanmaz,
Bir ince yol düşer gurbet üstüne,
Giden geri dönüp hâlin soramaz...

Of of gurbet elde yandım da kaldım,
Sarı Yayla yollarında adını andım.

Dağlar duman olmuş, yollar seçilmez,
Yiğit ağlamayınca derdi açılmaz,
Benim sadık yârim kara topraktır,
Sıladan ayrılan bir gün gülmez..
.
Of of gurbet elde yandım da kaldım,
Sarı Yayla yollarında adını andım.
Yel eser ardımdan bozlak söylenir,
Garip bağrım ince ince eğlenir,

Bir gün döner miyim Sarı Yayla’ya,
Şahin ozan der ki ömür tükenir...”
Of of gurbet elde yandım da kaldım,
Sarı Yayla yollarında adını andım.
YİĞİT NAÇAR
Yiğitlik boğulmuş borç batağında
Duman eksik olmaz garip dağında
Aç gezer uşağı yoksul obanın
Kurtlar hökümdar olmuş otağında
Nakarat:
Vur sazını teller yansın ozanım
Yiğit ağlar olmuş gülmez düzenim
Ekin kurur olmuş kıraç tarlada
Haklı boyun büker kalmış arada
Çalışanın lokmasını çalmışlar
Namerd sefa sürer yüksek sırada
XXXXXXXXXXXXXXXX
Yiğitlik boğulmuş borç batağında
Duman eksik olmaz garip dağında
Aç gezer uşağı yoksul obanın
Kurtlar hökümdar olmuş otağında

Vur sazını teller yansın ozanım
Yiğit ağlar, tutmaz olmuş dizlerim
Ekin kurur olmuş kıraç tarlada
Haklı boyun büker kalmış arada

Çalışanın lokmasını çalmışlar
Namerd sefa sürer yüksek sırada
Vur sazını teller yansın ozanım
Yiğit ağlar,gurbette yar yolu gözlerim

Çarşı pazar yanar ateş içinde
Fukara tükenmiş ahu içinde
Doğru söyleyenin başın eğerler
Eğri gezen beyler taht içinde

Vur sazını teller yansın ozanım
Dinleyenim yok geçmez akçe sözlerim
Yel vurdukça savruluyor harmanım
Dinmez oldu yüreğimin dumanı

Yiğit ekmek için gurbet gezerken
Namerd bölüşüyor yalan dolanı
Vur sazını teller yansın ozanım
Gayrı katlanmaya yok dermanım
++++
Obacı Kızlar Halaya Dursun
Oy, obalar kurduk Ardıçlı yurda
Yaydık sürümüzü Kırkkuyu kırda
Yümseğin erikten kalktı dumanı
Kırkkuyu yaylası dursun gönlümde

Çalsın davul zurna, coşsun obalar
Dönsün obacı kızlar, oynasın dağlar

Gel aşıverelim tozlu beleni
Seyrediverelim suya geleni
Vallah billah keyfime yok diyecek
Ayağıma bir babuç aldım yeni

Gel hele yiğidim halaya durak
Tozu dumana kat, oynasın obak
Geli geliver yarim, dönmeden gel

Of, asardan eser efil efil yel
Kel başımda galmış iki tel aman

Gönlümün içinden akıyor bulanık sel

Oy, efil efil essin asar yeli
Varsın dökülsün başımın kel teli

Davar iner oluk başı düzene
Koyunu kırktılar bahar güzüne
Yayığı yaydılar keben yurdunda
Keş bastı gelinler yağı içinde

Kırkkuyu yolundan kalkınca duman
Popas tepesinde meleşir davar
++++++
KEYFİM HOŞ
Yine vurdum sürüyü goyaklara
Çakır diken battı kara şalvara
Kahır yutsam da kan kusmam gönlüm hoş
Sırtım yaslarım asırlık dağlara
Körkuyu oluğu buz gibi akar
Kınalı bülbül seherde şen öter

Ardıç gölgesinde uyur kuzular
Yörüğün derdin ancak saz sızılar
Bir tas ayran koymuş gamzeli yârim
İçtikçe gönlüme serinlik dolar
Kavalımı çalsam dinler turnalar
Yaylanın kokusu içime siner
Çalsın davul zurnalar, çalasın gön
Coşsun obacı kız gülsün çobanlar

Şu fani dünyada muradım budur
Yaylaya göçünce tütsün ocaklar

Başta eser ardıç yeli deli deli
Varsın dağılsın başın iki kel teli
Yine efkâr bastı, gamlı yüreğim
Beni vakitsiz çağırır sıla eli

Çalsın zurna,davullar güm güm vursun
Beni bekleye dursun sıla eli
++++
EKİNCİLER
Ekinciler sıra sıra dizilir
Oraklardan türlü sesler süzülür
Orak çalınır deste yere serilir
Bilek bel tutmaz da can üzülür

Vur orakçı harman yeri tozlansın
Davul çalsın yüreklerin hızlansın
Ha gayret yarıladık evleği
Gızımız hazır ediversin yemeği
Öğleye çevirdik serin kuşluğu
Baranaya asalım terli işliği

Çek harmanı goşsun köyün uşağı
Duman tüttür sıcak sıcak ocağı

Hazır ediverin tas tas cacığı
Aç bırakmayalım çoluk çocuğu
Pilavın yanında ne hoş da gider
Soğanın gücücük körpecik cücüğü

Ayran içek serinlesin yürekler
Halay çeksin gelin kızla yiğitler

Taşlayalım desteyi dağılmasın
Gamaz vurup eller bize gülmesin
Ayrılık ölümden beter dediler
Sevenleri mevlam ayırmasın

Güm güm vursun davul ile zurnalar
Bereketle dolsun bizim ovalar
++++

VARDIM BİZİM ELLERE
Vardım bizim ele, yeller ağladı
Kurumuş pınarlar, güller ağladı
Ben yâri sorunca yollar ağladı

Aman anam oy, yandım anam oy
Çıktım Kızılırmak boyun boyunca
Dert döktüm ardıçla çamın ucunca
Bir garip bülbülün figânınca

Aman anam oy, yandım anam oy
Dağlar yüksek, yollar çamur içinde

Kader yazın okur ömür içinde
Bir kor düşmüş garip gönül içinde
Aman anam oy, yandım anam oy
Turnalar göç etti güz erişince

Benim dertler coşar gece düşünce
Yârin hayâli de düşe düşünce
Aman anam oy, yandım anam oy
Ne bir haber geldi gurbet elinden

Ne bir selâm esti yârin yelinden
Tut elimden, tut da Hakk’ın elinden
Aman anam oy, yandım anam oy
Sazım söyler bozlak uzun havada

Derdim kaldı ıssız kalan ovada
Garip kulum, murat kaldı duada
Aman anam oy, yandım anam oy
+++
GÖNÜL AĞACI
Boz şeğimizi sürelim çayıra
Püse sürelim baştaki yağıra
Gız dilemde tüy bitti inan
Sana her gün çağıra çağıra

Gel otur da gönlüm şen olsun
Dağlar duysun yeller dinlesin

Tavşan gitsin dağın dikine
Biz gidelim tarlada ekine
Gız kibrit suyu mu döktün
Gönül ağacımın köküne

Kaşın yayı bağrım deliyor
Bakışların cana işliyor

Ahırda inek bekleye dursun
Gönlüme bakış tokmağın vursun
Kıyamet kopmaz biriksin bulaşık
Elbet bir fırsatını bulur yursun

Acep neydi gönül yarası
Yaktı beni gözün karası

Çıktım yayla yolun ardıcına
Selam verdim dağların ucuna
Bir gülüşün yetti be gız bana
Derman oldun gönül sancıma

Çalsın kaval bozlak söylensin
Sevda dediğin gizli büyüsün
++++
NAÇAR EYLERSİN
Ekinime vurdu dolu
Açlık mı geçinmenin yolu
Neden naçar eylersin
Yok mudur bunun sonu

Felek vurur eğilmem
Yıkılsam da dağılmam
Yamar yamar giyerim donu
Yen içinde saklarım kırık kolu
Neden naçar eylersin
Yok mudur çaresinin yolu

Yel savurursa savursun
Yiğit olan dimdik dursun

Felek çeker hıncını
Zalim çeker kılıncını
Neden naçar eylersin
Yok mudur dik gezmenin yolu

Gam yükünü yüklesin felek
Yiğit başın eğme, tut dimdik

Dağ başında boran oldum
Kimi zaman duman oldum
Bir lokmaya tamah ettim
Ben bu yolda yoran oldum

Dert dediğin geçer gider
Kul dediğin ile direnir

Gözün kör olsun felek
Heybeme koyamadım kelek
Gönül heybem dolu
Kıl heybem boş

Umudun peşinden koş babam koş
Umuda ramak kala çüş çüş babam çüş

Beni koşu atı eyledin
Adımlarım rahvan
Samanım arpasız
Yoruldum bu yolun virajında
Kendimle kavga var iç savaşımda
Bir yanım “devam” der inatla
Bir yanım düşer aynı inatta

Geceler uzun, sabahlar uzak
Hayaller cebimde yırtık bir yaprak
Ne verdiysen aldım kaderden
Ne kaldıysa saklı içimde kurak

Koş dedin, koştum iz bilmeden
Düştüm kalktım kimse görmeden
Yine de vazgeçmek yok dedim
Bu yolda ben kendimle sözleşmedim

Umut mu? O hâlâ peşimde
Kimi zaman dost, kimi zaman hengâme içinde
Ama ben yine de yürürüm inatla
Kül olsam da dönerim hayata tekrarla
++++

ZALİM FELEK (Dörtlük düzeninde)
Gözün kör olsun felek
Heybeme koyamadım kelek
Gönül heybem dolu
Kıl heybem boş
Senin gönlün hoş, benimki keş
Umudun peşinden koş babam koş
Umuda ramak kala çüş çüş
Beni koşu atı eyledin
Adımlarım rahvan
Samanım arpasız
Bu şehir dişli, ben dişsiz değil
Yutkunmam kolay, yıkılmam değil
Kafamın içinde sirenler çalar
Gerçekler yüzüme geceyi çalar
Sokaklar öğretir merhametsiz dersi
Ya ayakta kalırsın ya yersin gerisi
Ben düştümse kalktım, alıştım dara
Kaderle pazarlık, elimde yara
Beni yormaz artık hiçbir söz
İçimde buz, dışımda köz
Kimi dost sandım, hepsi maska
Gölge gibi dolaşır aynı tasla
Koş dedin koştum, zincir boynumda
Kırdım zinciri, kaldım yolumda
Artık geri yok, çizgi kalın
Ya kazanırım ya da yanım
YURT YERLERİ TALAN (Dörtlük düzeninde)
Yurt yerleri talan olmuş
Yörük kızıyla bakışımız yalan olmuş
Andıkça yüreğim sızlar
Oy anam oy ki ne oy
Göç katarı kalktı gitti yayladan
Bir iz kaldı kuruyan şu pınardan
Ben yârimi ayıramam hayâlden
Oy anam oy ki ne oy
Dağ başında duman gezer eğlenir
Garibin gözyaşı sel olup iner
Yâr dediğim bir çift söze gücenir
Oy anam oy ki ne oy
Kara çadır sökülmüş de yerinden
Ayrılık vurmuş gönlümün derinden
Bir selâm beklerim yârin elinden
Oy anam oy ki ne oy
Turna geçti Avşar elin üstünden
Bir haber getirmedi sevdiğimden
Yandım gurbet elde kendi derdimden
Oy anam oy ki ne oy
Geceleri yıldız sayar dururum
Eski günleri anar ağlarım
Yörük kızım, seni diye yanarım
Oy anam oy ki ne oy
Yel vurdukça hatıralar savrulur
Issız kalan oba içim kavrulur
Bir gün döner diye gözüm yol bulur
Oy anam oy ki ne oy

+++++

HEYBEYİ ASTIK TAVANA (Dörtlük düzeninde)
Heybeyi attık ata, şehre geldik sükse
Serdik başa yastık, ayağa ince döşek
Duvara astık yorgunluğu bizden önce
Asıldı tavana umut, bizden önce emekli
Lokmamız dünden kalma hesap içinde
Açlık büyür, ekran ışığı dibinde
Doymak değil, beklemek oldu işimiz
Bir ömür geçer “şimdi”nin peşinde
Yiyeceğimiz heybe dibinde saklıydı
Köyde kalan ekmek, hatır gibi aklıydı
Şimdi her lokma kart limitine bağlı
Lokma boğazda düğüm, şehir aklı çaldı
Dönüp bakıyoruz eski sofralara
Tahta masa, bereketli dualara
Ne toprağın kokusu kaldı elimizde
Ne de sabahın sesi eski evimizde
Beton büyürken küçüldü içimiz
Sessiz bir şehirde kayboldu izimiz
Kalabalık içinde çoğaldı yalnızlık
Yabancılaştı yüzümüze kendi çizimiz
Bacası tüten evler düştü geride
Hatıralar bekler hâlâ bir derede
Heybeyi astık tavana, sustu zaman
Ömrümüz asılı kaldı bir çivide.


KÖYDEN ŞEHRE AĞIT (Dörtlük düzeninde)
Heybeyi attık ata
Şehre düştük yola
Gönlümüz kaldı köyde
Beton sardı sola
Hey gidi eski günler
Gözümde tütüyor
Köyüm uzak kaldıkça
İçim hep büyüyor
Yastık taş oldu bize
Yorgan dar gecede
Annemin sesi yoktur
Uzak bir hecede
Hey gidi eski günler
Gözümde tütüyor
Köyüm uzak kaldıkça
İçim hep büyüyor
Heybe dibinde ekmek
Kokusu kaldı orda
Şehirde açlık değil
Bir eksik var yolda
Bir dere vardı köyde
Sesi hâlâ kulağımda
Bir ağaç vardı gölge
Şimdi yok hatıramda
Köyün sabahı başka
Dumanı ayrı tüter
Şehirde günler uzun
İçimiz sessiz biter
Hey gidi eski günler
Gözümde tütüyor
Köyüm uzak kaldıkça
İçim hep büyüyor
Toprağa değen ayak
Bilirdi her patika
Şimdi yabancı yollar
Uzanır kapı kapı
Çocukluğumun sesi
Rüzgârda gezer hâlâ
Bir yanım şehir oldu
Bir yanım kaldı yayla
Hey gidi eski günler
Gözümde tütüyor
Köyüm uzak kaldıkça
İçim hep büyüyor.

++++++
Toprak Türküsü


HEY HEY GÜZEL ANADOLU (Dörtlük düzeninde)
Düven döner, yaba savrulur
Kazanda da et kavrulur
Bereketin özü topraktır
Saban tutan el övünür
Hey hey güzel Anadolu
Toprağında can övünür
Dağında taşında umut var
Emekle insan övünür
Yol kıvrılır, dağ aşılır
Yorulsa da ayak yürür
Taş üstünde soluklanır
Alın terli kul övünür
Hey hey güzel Anadolu
Toprağında can övünür
Her ovanda ayrı güzellik
Her mevsimde gün övünür
Toprak çamur değil candır
Yağmur yağar, bağlar şendir
Tozlu ceket düğünlüdür
Emek süren ten övünür
Kara saban iz bırakır
O izi süren övünür
Tohum düşer ana bağra
Başak veren gün övünür
Güneş vurur harman yere
Türkü düşer ince yele
Bir lokmada bin şükür var
Emeğe doyan övünür
Hey hey güzel Anadolu
Toprağında can övünür
Birlik ile dirlik bulan
Yurdu seven övünür.

+++
++++
GOYAKLARDA GEZER TOZARIM

Goyaklarda gezer tozarım
Bol para bulsam yozlaşırım
Varsın çarığım yırtık olsun
Kepirlerde keklik gibi sekerim
Hey bire gönül duman olur
Garip gezer yalan olur
Bir çömçe ayranda kafa bulurum
Terden yanık yanık solurum
Varsın boz eşeğim kayıp olsun
Bozdağın ardında bulurum
Hey bire gönül duman olur
Garip gezer yalan olur
Çalı dibin kendim yayarım
Kaval çalıp dağda ağlarım
Varsın üstüm başım toprak
Yıldızlarla gece bağlarım
Hey bire gönül duman olur
Garip gezer yalan olur
Yörük obam duman içinde
Kara sevda benim içimde
Bir tas çorba bir dilim ekmek
Saltanat var garip gönülde
Hey bire gönül duman olur
Garip gezer yalan olur


OBACI KIZIN AĞIDI (Dörtlük düzeninde)
Güneş doğar tarlalarda başlarım
Omuzumda odun, elde yaşlarım
Yük indirsem biraz soluk taşırım
Yürek yükü dinmez böyle ey felek
Vur sazını teller yansın ozanım
Kadın ağlar içe akar dumanım
Dert ateşi bağrım deler geceden
Yanar gider gizli gizli feryadım
Çalı dibi saklar gizli ahları
İçime gömdüler kara vahları
Namertlerin altın dolu şahları
Garibana düşmez payı ey felek
Vur sazını teller yansın ozanım
Kadın ağlar içe akar dumanım
Söz söylemem, yüreğimde fırtına
Sessizliğim vurur derin yarama
Ayşe susar, Elif gece ağlarmış
Kader diye nice gençler solarmış
Taşra der ki kadın çile çalarmış
Sessiz ölmek bizim yazı ey felek
Vur sazını teller yansın ozanım
Kadın ağlar içe akar dumanım
Kırık düşler eşiğinde beklerim
Geceleri yıldızlarla dertleşim
Bir su olsam dağ başından akaydım
Şu düzenin zincirini yakaydım
Bir çift sözle gönül evin yıkaydım
Dert dediğin korlu közmüş ey felek
Vur sazını teller yansın ozanım
Kadın ağlar içe akar dumanım
Yüreğime düşen ateş sönmedi
Ne baharlar geldi geçti dinmedi
Karanlığın sabahı yok dediler
Kız kısmına susmak gerek dediler
Genç ömrümü ele güne verdiler
Ben derdimi dağa sardım ey felek
Vur sazını teller yansın ozanım
Kadın ağlar içe akar dumanım
Bir avuç düş kaldı elimde şimdi
Yolum uzun, gözlerimde ikindi
Oba göçer duman kalır ardında
Kızın ahı saklı kalır yurdunda
Bir çift turna döner iken ardımda
Ben yârimi bulmaz oldum ey felek
Vur sazını teller yansın ozanım
Kadın ağlar içe akar dumanım
Göç yolları toza kattı izimi
Rüzgâr aldı yıllar boyu sözümü
Bir gün gelir boz yel diner dediler
Garip gönle sabır gerek dediler
Kadın dediğin yük çeker dediler
Ben yük oldum kendi ömrüme ey felek
Vur sazını teller yansın ozanım
Kadın ağlar içe akar dumanım
Bir gün elbet duyulur bu figânım
Kadın ağlar, içe akar dumanım…

++++
BOZ EŞEĞİM YOLUNU ŞAŞIRDI

HEY BRE FELEK (Dörtlük düzeninde)
Boz eşeğim yolunu şaşırdı
Dönmede semerini aşırdı
Kırkımda bir yâre tutuldum
Aklımı başımdan taşırdı
Hey bre felek yavaş vur bana
Garip gönül düştü dumana
Bir yandan aşk bir yandan yokluk
Dayan derler bu zamana
Sattım davarı boş avlağı
Sarı öküz kırdı zevleyi
Çoluk çocuk gözüme bakar
Getiremem iki göyneği
Hey bre felek yavaş vur bana
Garip gönül düştü dumana
Aş kapısı duman tüttürmez
Yoksulluk çöktü haneme
Çilem tomak tomak kıl yumağı
Felek vurur elindeki tokmağı
Başım kepir taşına döndü
Kepi açsam görünür dağım
Hey bre felek yavaş vur bana
Garip gönül düştü dumana
Ne yana varsam yolum çetin
Dert bağlamış dört bir yana
Su tutmayan damın çörtleği
Söndürdü evimdeki ocağı
Dörtnala kaçsam kurtulamam
Haydut sarmış köşe bucağı
Hey bre felek yavaş vur bana
Garip gönül düştü dumana
Kara gece uzun sürüyor
Sabah varmıyor meydâna
Dağ başında yeller savrulur
Garip olan derde kavrulur
Şahinim der dünya fanidir
Yiğit olan çileye durur
Hey bre felek yavaş vur bana
Garip gönül düştü dumana
Bir gün döner bahtın çarkı da
Gül açılır kuru dalına.

++++
ESKİDEN BEREKET VARDI
Ekinimiz başak verir
Arımız oğul verirdi
Yanık yüzümüz hep güler
Cebimiz para görürdü

Hey hey eski günler nerde
Dert büyüdü garip serde

Tuluk ayran ekşi olur
Pilavımıza tat verirdi
Garık içinde bostan biter
Soframıza bereketti

Hey hey eski günler nerde
Dert büyüdü garip serde

Ateş yanar baca tüter
Göç yükümüz kat kat gider
Yağ unumuza denk düşer
Şimdi gönül derde düşer

Hey hey eski günler nerde
Dert büyüdü garip serde

Dağ başında koyun meler
Kaval sesi ovadan geçer
Yokluk geldi ince ince
Felek bize çile biçer


Hey hey eski günler nerde
Dert büyüdü garip serde

Şahinim der yıllar yordu
Nice ocağı kül vurdu
Bir lokmaya şükür vardı
Şimdi dünya tamah doldu

Hey hey eski günler nerde
Dert büyüdü garip serde
+++

BAKMA YÜZÜME (Dörtlük düzeninde)
Bakma yüzüm pare pare
Yüreğim olmuş yekpare
Bir yâr için düştüm derde
Gece yanar hane hane
Küllerimden duman kalkar
Dağlar bile adın saklar
Sözüm sazdan ağır gelir
Deli gönül seni yoklar
Yar yar aman düştüm yola
Karacaoğlan döndü küle
Bir çift göze kul olmuşum
Derman olmaz başka ele
Yollar uzun izim sensin
Gönül bağım sözüm sensin
Bir selâmın ömre bedel
Bahar sensin güzüm sensin
Ay doğarken seni andım
Yıldız sayıp derde kandım
Bir gülüşün yeter idi
Ben ayrılık ateş yandım
Yar yar aman düştüm yola
Karacaoğlan döndü küle
Bir çift göze kul olmuşum
Derman olmaz başka ele
Pınar başı sessiz şimdi
Turna göçmüş ıssız şimdi
Sen gideli gönül evim
Viran olmuş sensiz şimdi
Bakma yüzüm pare pare
Yüreğim olmuş yekpare
Ölsem dahi unutamam
Yazın sensin kışın yâre.
+++
TÜRKÜ


GÖNÜL BAĞLAMIŞIM OL YÂRE (Dörtlük düzeninde)
Gönül bağlamışım ol yâre
Kimi olmuş teyare
Saz çalar her telden
Dert dökülür dillere
Kırdığı fındık çıkmış ayuka
Tuzak kurar her yare
Sükse alır sükse satar
Deli gönül divane
Kader ince iplik gibi
Çözüldükçe düğüm olur
Sevda dedin ateş olur
Yanar içim közüm olur
Ben yürürüm boz dağlarda
Adın kalır gönüllerde
Bir türküden bir rap doğar
Yâr sesi var kulaklarda
Yar yar aman düştüm yola
Şahinim döndü küle
Bir çift göze kul olmuşum
Derman olmaz başka ele
Gece iner dere tepe
Hasret çöker ince ince
Bir selâmın yeter bana
Derman olur gizlice
Turna geçer gök yüzünden
Haber getirir mi senden
Bir avuç düş kaldı elde
Savrulurken şu rüzgârda
Sazın teli ince sızlar
Dertli olan bizi anlar
Sevda yükü ağır gelir
Taşıyana ömür bağlar
Yar yar aman düştüm yola
Şahinim döndü küle
Bir çift göze kul olmuşum
Derman olmaz başka ele.

YAR YAR 1

Dağ başında duman gezer ayazlı yel ilen
Benim garip gönlüm kaldı ince bir tel ilen
Turna geçer gökyüzünden kanadında sel ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar

Yar karanlık geceler süslenir yıldız ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar

Bağlarında gonca güller açılır yaz ilen
Aşık olan dertlenirmiş tatlı bir naz ilen
Hasret çeken geceleri konuşur saz ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar

Yar karanlık geceler süslenir yıldız ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar

Pınar başı serin olur gümüş akar su ilen
Kömür gözlü yâri sevdim ben tatlı hu ilen
Bir tebessüm can bağışlar gülen dolu yüz ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar

Yar karanlık geceler süslenir yıldız ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar

Yollar uzun gurbet acı ayrılık kor ilen
Garip gönül yanıp durur közlenmiş nar ilen
Bir gün kavuşmak umudu saklı gönül sır ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar

Yar karanlık geceler süslenir yıldız ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar
+++
YAR YAR 2
Aşamadım yüce dağı
Yüreğime çöker ahı
Yâr diyince titrer bağrı
Dolanırım yar yar diye

Sis bürünmüş dağ başına
Dert konmuş gönül taşına
Hasret düştü göz yaşıma
Ağlanırım yar yar diye

Turna uçar el yolundan
Haber getir sevdiğimden
Bir çift sözün özleminden
Sulanırım yar yar diye

Geceler uzun kış oldu
Gönül derin düşte kaldı
Yâr kapıyı çalsa gayrı
Gülenirim yar yar diye

YAR İLEN
Nakarat
Yar karanlık geceler süslenir yıldız ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar

Dağ başında duman gezer ayazlı yel ilen
Benim garip gönlüm kaldı ince bir tel ilen
Turna geçer gökyüzünden kanadında sel ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar

Bağlarında gonca güller açılır yaz ilen
Aşık olan dertlenirmiş tatlı bir naz ilen
Hasret çeken geceleri konuşur saz ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar

Pınar başı serin olur gümüş akar su ilen
Kömür gözlü yâri sevdim ben tatlı hu ilen
Bir tebessüm can bağışlar gülen dolu yüz ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar

Yollar uzun gurbet acı ayrılık kor ilen
Garip gönül yanıp durur közlenmiş nar ilen
Bir gün kavuşmak umudu saklı gönül sır ilen
Hülyalar süslenir yar ilen yar yar
++++
KIRKUYUNUN BÜLBÜLLERİ
Öter Kırkkuyu’nun bülbülleri
Yankı verir Torosların elleri
Yâr yoluna dökülmüşüm gülleri
Ağlarım yar diye yar yar aman

Pınar akar taş dibinden serince
Kaval sesi yayılırmış derince
Bir çift gözün düştü gönlüm içine
Yanaram yar diye yar yar aman

Ardıç gölgesinde kurdum otağı
Hasret sardı şu gönlümün otağını
Sorup durur yeller yârin durağını
Beklerim yar diye yar yar aman

Dağlar duman olmuş akşam çağında
Turna gezer gurbet ilin bağında
Benim sevdam saklı kaldı bağrımda
Sızlanım yar diye yar yar aman

KIRKKUYU’UN BÜLBÜLLERİ
Öter Kırkkuyu’nun bülbülleri
Yankı verir Torosların elleri
Yâr yoluna dökülmüşüm gülleri
Ağlarım yar diye yar yar aman

Pınar akar taş dibinden serince
Kaval sesi yayılırmış derince
Bir çift gözün düştü gönlüm içine
Yanaram yar diye yar yar aman

Ardıç gölgesinde kurdum otağı
Hasret sardı şu gönlümün otağını
Sorup durur yeller yârin durağını
Beklerim yar diye yar yar aman

Dağlar duman olmuş akşam çağında
Turna gezer gurbet ilin bağında
Benim sevdam saklı kaldı bağrımda
Sızlanım yar diye yar yar aman
++++

YÂR SARAYIM BELİNİ (Dörtlük düzeninde)
Yâr sarayım ince belini
Çözemedim tatlı dilini
Bir gülüşte aldın aklımı
Yanıyorum yar yar diye
Kokun gelir yel ilen
Haberin gelir el ilen
Ben seni severim gayrı
Can veririm yol ilen
Dağ başında turna uçar
Gönül derde düşüp kaçar
Bir çift gözün içim açar
Gül yüzünün al ilen
Gece uzun ay görünür
Garip gönül sana döner
Sensiz geçen ömür benim
Savrulur hep yel ilen
Pınar başı seni anar
Bülbül güle türkü sunar
İçimdeki sevda yanar
Tüter ince kül ilen
Yol gözlerim akşam sabah
Adın düşer dile vallah
Bir selâmın ömre bedel
Derman olur bal ilen
Yayla yolu çiçek açmış
Gönül sana doğru kaçmış
Yâr dediğim aklım almış
Bakışıyla hâl ilen
Ay doğarken seni andım
Yıldızlara derdim yandım
Bir gülüşün yeter bana
Dirilirim gül ilen
Yâr sarayım ince belini
Çözemedim tatlı dilini
Bu sevdanın sonu sensin
Yaşarım ben yar ilen.

+++++
OCAKLAR TÜTMEZ OLMUŞ (Dörtlük düzeninde)
Duman tütmez, köz kararmış
Dağları duman, düzleri sararmış
Gurbet elde boynu bükük kalanlar
Derdi derine, çileyi öze sarmış
Ocaklar tütmez olmuş yar
Yollar bitmez olmuş yar
Gariplerin bahtı solmuş
Yollar bitmez olmuş yar
Toprak küsmüş, yağmur yağmaz olmuş
Hüzün hanesine sevinç dolmaz olmuş
Kuşlar bile uğramaz oldu ocağa
Giden dönmez, gelen hâlimi sormaz olmuş
Ocaklar tütmez olmuş yar
Yollar bitmez olmuş yar
Gözler yolda umut bekler
Yollar bitmez olmuş yar
Vakit dar, ömür bir nefeslik yol
Yaralı gönlümde bükülmüş kol
Herkes kendi derdinin peşinde
Anamdan gayrısı yalan, dünya toz duman
Ocaklar tütmez olmuş yar
Yollar bitmez olmuş yar
Kara yazı bağrıma çökmüş
Yollar bitmez olmuş yar
Duman çökmüş köy üstüne
Hasret düşmüş söz üstüne
Gidenlerin izi kalmış
Yağmur yağmaz yaz üstüne
Ocaklar tütmez olmuş yar
Yollar bitmez olmuş yar
Turnalar da göçüp gitmiş
Yollar bitmez olmuş yar
Toprak küsmüş bağlar solmuş
Nice umut yolda kalmış
Anamdan gayrı kimsem yok
Dünya dönmüş, gönül yorulmuş
Ocaklar tütmez olmuş yar
Yollar bitmez olmuş yar
Bir selâma muhtaç olmuşum
Yollar bitmez olmuş yar
Akşam iner dağ başına
Sessizlik çöker taşına
Bir avuç düş kaldı elde
Savrulmuşum kışına
Ocaklar tütmez olmuş yar
Yollar bitmez olmuş yar
Ömür geçer gurbet elde
Yollar bitmez olmuş yar.


++++

KÖYDE OLMAK VARDI (Dörtlük düzeninde)
Şimdi köyde olmak vardı
Toprak kokusunu içe çekmek vardı
Sabah ezanıyla uyanıp
Horoz sesine karışmak vardı
Pınarın başına başı dayayıp
Suyu lıkır lıkır içmek vardı
Avuçla yüz yıkayıp
Buz gibi suyla kendine gelmek vardı
Kekili ıslayıp taramak vardı
Annem bağırırken yine kaçmak vardı
Yamalı dizlerle sokak sokak
Toza bata çıka dolaşmak vardı
Ata binip dağların ardını aşmak vardı
Rüzgârı yüzüne çarpa çarpa
Dörtnala sürmek vardı
Bulutlara kafa tutmak vardı
Akşam olunca damda yatmak vardı
Yıldızları sayıp uyumak vardı
Ay ışığı düşerken ovaya
Tatlı düşlere dalmak vardı
Şimdi şehir beton gibi sessiz
Köy ise hâlâ içimde bağırırdı
Bir türkü gibi kalır bazen
Kulakta eski günlerin sesi
Ne telefon vardı ne telaş
Ama mutluluk herkesten besiliydi
Bir lokma ekmek, bir tas ayran
Sofralarda bereket gizliydi
Harman yerinde koşmak vardı
Başakların arasında kaybolmak vardı
Çobanların kaval sesine
Uzak tepelerden dalmak vardı
Bir dere vardı çağlar durur
Çocukluğum orada hâlâ oturur
Ne kadar uzaklara gitsem de
Gönlüm dönüp köyü bulur
Şimdi köyde olmak vardı
Bir pınarın başında
Bir atın sırtında
Bir çocuk kalbinde olmak vardı.

.
++++
NAZ ETME YAR (Dörtlük düzeninde)
Gel dönüverelim koca dönmeyi
Bükü büküverelim yonca burmayı
Oyalanma tez kuralım yayığı
Vuru da vuruverelim bişeği
Naz etme yar, uzatma bu nazı
Vur davula çalsın gönlümün sazı
Gül yüzünü göster bana bir kere
Şenlensin şu sevdanın yazı
Hazır et tahılı, pişir keşkeği
Hemen çalverelim kepçe kaşığı
Kaynasın koca kazan taşsın köpük
Oynayalım buluverelim kafayı
Naz etme yar, uzatma nazı
Vur davula dinsin yüreğimde sızı
Köy meydanı şenlensin bu gece
Söylensin sevdanın sözü
Boz eşeğimiz dönmeyi aşar
Halimizi gören vallahi şaşar
Ekmek aslanın ağzında koş babam
Beşer dediğin ara sıra düşer
Naz etme yar, uzatma nazı
Vur davula açsın gönlümün gonca gülü
Dertler kalsın uzaklarda bugün
Gelsin neşenin bülbülü
Sekip aşverelim kapı eşiği
Anam sallasın al tahta beşiği
Fazla naz etme yar, naz etme yar
Yar yar fazla naz bezdirir aşığı
Naz etme yar, uzatma nazı
Vur davula solmasın son yaprağım
Gel elimi tut da çıkalım yola
Sen ol benim baharım
Dönme döner, yayık çalkalanır
Türkü söylenir, halay dolanır
Yar gülünce bütün köy şenlenir
Sevda ile gönül oyalanır
Naz etme yar, uzatma nazı
Vur davula coşsun köyün ağzı
Bir ömürlük muhabbet kuralım
Bitsin artık ayrılık sızı.



++++
OYUN HAVASI

NAZ ETME YAR – KÖRKUYU ŞENLİĞİ (devam / dörtlük düzeninde)
Körkuyu’ya varalım yol uzansın
Toroslardan serin yeller dolansın
Genç kızların allı yazması sarsın
Oynayalım şu meydan şenlensin
Hop çekelim halayın kolunu
Şenlendirek Körkuyu’nun başını
Hop çekelim halayın kolunu
Şenlendirek yaylanın yolunu
Ay doğmadan yakılır çalı çırpı
Davul vurdukça oynar Yörüğün kızı
Kimi mendil sallar kimi de türkü
Bu geceye kurban olsun uykumuzu
Hop çekelim halayın kolunu
Şenlendirek Körkuyu’nun başını
Hop çekelim halayın kolunu
Şenlendirek yaylanın yolunu
Pınarın başı serin olur yaz günü
Dostlar toplar gönüllerin sözünü
Zurna çalsın duyuralım sesini
Şenlik sarsın yaylamızın düzünü
Yıldız iner Torosların bağına
Sevda düşer yiğitlerin çağına
El ele ver çıkalım oyununa
Neşe dolsun Körkuyu’nun başına
Hop çekelim halayın kolunu
Şenlendirek Körkuyu’nun başını
Hop çekelim halayın kolunu
Şenlendirek yaylanın yolunu
Kaval sesi yankılansın dereden
Türkmen kızı su doldursun küpten
Gülüşmeler yayılsın her yandan
Bereket yağsın ovadan gökten
Hop çekelim halayın kolunu
Şenlendirek Körkuyu’nun başını
Hop çekelim halayın kolunu
Şenlendirek yaylanın yolunu
Ateş başı sohbet kurulsun gece
Dost meclisi dağılsın mı nice
Türkü türkü açılsın yürekler
Sevda değsin sözlerin ucuna
Sabah olsun dağlar güne boyansın
Kekik kokusu yollara yayılsın
Körkuyu’nun şenliği dillere düşsün
Bu güzel gün yıllarca anılsın
Hop çekelim halayın kolunu
Şenlendirek Körkuyu’nun başını
Hop çekelim halayın kolunu
Şenlendirek yaylanın yolunu.

+++
KENDİNE KUYU KAZMA HA
Sarı öküze “tembel” deme
Dötüne saplama embel
Bir tekmede düzeni bozar
Boş tencere ocakta kaynamaz

Eşekten eksiltme arpayı
Yokuş ağır, bitmez payı
Semeri fırlatır bir anda
Yükün ortada kalır ha

Tavuğun darısını kesme
Yumurtayı sofrada bekleme
Kümese ot tıkamazsan sıkı
Tilki gelir kapıverir ha

Köpeksiz avlu sessiz olur
Tekenin çanı da susar durur
Dağı taşı kendin kollarsın
Yoksa kurt koyunu kapıverir

Az veren çok kaybeder
Düzen döner, hesap döner
Canlıya zulmeden sonunda
Kendi kazdığı kuyuya düşer
+++

BAŞIM DUMAN DUMAN (Dörtlük düzeninde)
Başım aklandı ak kar ilen
Gönlüm közlendi hasret aşk ilen
Yollar uzadı gurbet elinde
Dizim derman bulmaz ah ilen
Oy aman da yâr aman
Yanar bağrım duman ilen
Gece çöker yüreğime
Dertleşirim figan ilen
Dağlar dumanlı geçit vermez
Yârın hasreti bağrım delmez
Bir selamın gelmez oldu
Turnam kanadını yere sermez
Oy aman da yâr aman
Yanar bağrım duman ilen
Yollarına göz dikmişim
Bekler durur can ilen
Oy oy dağlar yüce dağlar
İçim yanar kor ateş ağlar
Bir garibin sazı dillendi
Bozlak söyler gece çağlar
Oy aman da yâr aman
Yanar bağrım duman ilen
Sazım söyler derdimi de
İnler ince tel ilen
Çeşme başı buz bağlamış
Benim ömrüm yas ağlamış
Yâr diyene gönül verdim
Saçlarıma ak bağlamış
Oy aman da yâr aman
Yanar bağrım duman ilen
Güz yaprağı gibi soldum
Savruldum her yan ilen
Aman aman gurbet elde
Can eriyor ince telde
Seven sevdiğine kavuşmazsa
Ömür çürür hazan yelde
Oy aman da yâr aman
Yanar bağrım duman ilen
Bir gün gelir kavuşursak
Gül açılır canan ilen
Pınar kurur yaz sıcağında
Turna öter dağ otağında
Benim derdim eksilmedi
Yâr hasreti ocağımda
Oy aman da yâr aman
Yanar bağrım duman ilen
Başım duman duman gezer
Gönlüm kaldı yâr ilen.

+++
YÜREĞİME HAZAN VURDU
Sözün değmezse gönüle ayaz düşer bağlara
Aşkın değmezse bedene hazan çöker dağlara
Bir bakışın bahar eder kurumuş dal ucunu
Sevda yağmur olmayınca toprak döner küllere

Oy aman yâr oy aman
Aşk düşmeyen can üşür her zaman

Dağ başında esen yeller yaprağımı savurur
Sensiz geçen her bir mevsim içimde kor kavurur
Turna geçer gökyüzünden kanadında sızıyla
Garip gönül yâr yolunda gece gündüz yorulur

Oy aman yâr oy aman
Aşk düşmeyen can üşür her zaman


Çiçek açmaz kuru dalda güneş yüzün değmese
Irmak bile yolunu şaşar yâr sesini duymasa
İlkbaharım sensin benim kışa döndü bahçeler
Hasret denen ince sızı bağrım içre dinmese

Oy aman yâr oy aman
Aşk düşmeyen can üşür her zaman

Duman çöker dere boyu ay görünmez gecede
Bir sevdanın ateşiyim köz saklıdır hecede
Gül dalına konan bülbül sensiz ötmez bu elde
Ayrılık bir kuru fırtına savurur hep ecelde

Oy aman yâr oy aman
Aşk düşmeyen can üşür her zaman
+++
EMEKİ EMEKLİYOR
Emekli emeklemesin
Emekli yılkı atı değil, daha süresin
Kurbanlık öküz değil, kesesin
Onlar da bedel ödedi yaşama

Cebine sığmaz artık yılların suskunluğu
Bir ömür çalışıp da aç kalan avuçlar konuşur
“Bize ne verdiniz?” diye sormaz bile çoğu
Sormaya bile utanır, çünkü öğretilmiş susmak olur

Caddeler kalabalık, ama yalnızlık büyür
Bir lokma ekmek için eğilen boyunlar çoğalır
Emek kutsaldı hani, neden bu kadar hor görülür
Bir ömür veren insan neden en sona bırakılır

Çark döner derler, kimin için döner bu çark
Yağlayanlar yukarıda, gıcırdayan aşağıda kalır
Birileri büyürken birileri eksilir hep
Bir ömür verir insan, sonunda kendine daralır

Cevap bekler sokak, duvarlar bile yorulmuş
“Sabret” demek kolay, sabredenin ömrü zor olur
Bir gün taşarsa sessizlik, o gün çok geç olur
Çünkü biriken öfke en sessiz yerde doğurur

Ceket düğmesi değil bu mesele, insanlık davası
Bir maaşın hesabı değil, ömrün karşılığı
Eğilmesin boyun artık, yeter bu ağır tasa
Emeklinin sesi yükselir: “Bu düzenin neresinde adaleti?”
+++
EMEKLİYE KIYMAYIN
Bir ömür çalış, ter akar alın
Şimdi kuru ekmek sayılır alın
Fatura üstüne binmiş hayat
Gülmek yasak gibi, her gün bir kat

Dizler kırık, yol uzun ama
Geçim daralmış, yok buna çare
“Dayan” dediler yıllar boyunca
Şimdi sabır bile kalmadı sona

Emekliye kıymayın, sırtına yük vurmayın
Bir ömür çalışana zulmü reva görmeyin
Bir lokma ekmek için eğilmesin baş
Bu hayat dediğin şey biraz da savaş

Pazar yerinde etiketler ateş
Cüzdan boş, umutlar yavaş
Torun “dede” der, göz dolar içten
Bir lokma fazla, o bile yükten

İlaç kuyruğu sabahın körü
Yorgun bedenin taşıyor dünü
Hayat pahalı, nefes bile borç
Emeklinin hali: sessiz bir zorç

Emekliye kıymayın, sırtına yük vurmayın
Bir ömür çalışana zulmü reva görmeyin
Bir lokma ekmek için eğilmesin baş
Bu hayat dediğin şey biraz da savaş

Yıllar geçmiş, saçlara ak düşmüş
Zaman almış da gücü sökmüş
Bir ömür vermiş, karşılık yok
Adalet dediğin şey bazen çok uzak

Kemer sık demek kolay dilden
Ama açlık geçmez hiç öğütle
Bir nefes huzur çok mu yani?
İnsanca yaşamak değil mi hani?

Emekliye kıymayın, sırtına yük vurmayın
Bir ömür çalışana yükü artık sormayın
Bir lokma ekmek değil lütuf olan
İnsanca yaşamak hakkıdır insan

SENİ SORARIM YAR YAR (Dörtlük düzeninde)
Sora sora Bağdat bulunur
Senin adresin hangi obadan sorulur
Dizim yokuştan değil hasretinden yorulur
Dizlerime derman ol yar yar
Başım duman duman esensizlik aman
Seninle yayla şenlik yaman yar yar
Bir selâmın düşse yüreğime bugün
Açılır gönlümde bahar yar yar
Zeyve’de kurulur pazarın toyu
Kebap kokusuyla dolar yayla yolu
Dönme asar gelin al yazmayı
Bir seni sorarım yar yar
Zeyve’de kebap tüter dumanı
Yayla yolu sardı gurbet zamanı
Kalabalık içinde gözüm seni arar
Sensiz geçmez yazım yar yar
Körkuyu başında çalınır sazlar
Festival alanında oynar avazlar
Göğostos ekinlikte semaha durur kızlar
Ben sana vuruldum yar yar
Körkuyu başında döner yelimiz
Göğostos ekinlikte kaldı dilimiz
Bir türkünün içinde adın saklıdır
Dinledikçe yanarız yar yar
Popas Sürü Obası göç eder yaza
Gabalak Oba iner serin ayaza
Kırkkuyu otlağında turnalar niyaza
Yâr diye seslendim yar yar
Popas Sürü Obası göç yolu düzer
Gabalak Oba gece ateşin dizer
Oba oba dolaştım izini sürüp
Bulamadım seni yar yar
Yayla yolu dardır gece sis çöker
Hasret ateş olur yüreğimi söker
Bir mendilin kaldı kokusunu döker
Bağrımda sızıdır yar yar
Yollar uzun geçit vermez dağlara
Gözlerim takılır uzak bağlara
Bir haberin düşse rüzgâr elinden
Can veririm sana yar yar
Gönül denen dereye
Püse sürerim baştaki bereye
Vallahi çıkarsam takkeyi
Başımın keli görünür
Sora sora Bağdat bulunur
Senin adresin hangi obadan sorulur
Dizim yokuştan değil hasretinden yorulur
Dizlerime derman ol yar yar
Başım duman duman esensizlik aman
Seninle yayla şenlik yaman yar yar
Popas Sürü Obası göç yolu düzer
Gabalak Oba’da dumanımız tüter yar yar.
KÖRKUYU BOZLAĞI (Dörtlük düzeninde)
Uşbuğarda göl değirmen döner
Havarlıkta oba duman tüter
Kırkkuyu’da öküz otlağa gider
Toroslardan yelin sesi yeter
Ara Nakarat
Körkuyu’da davul zurna çalar
Anamur Gazipaşa’dan duyulur
Yayla yolu şenlik ile dolar
Türkmen sesi dağdan duyulur
Pamuk, susam, tozlu nohut savrulur
Balduvarın yollarına kar yağır
Yayla pınarından gelinler iner
Gönlü düşen yar eşikte durur
Ara Nakarat
Körkuyu’da davul zurna çalar
Anamur Gazipaşa’dan duyulur
Yayla yolu şenlik ile dolar
Türkmen sesi dağdan duyulur
Ev önünde gazal odun yığılır
Ahır dolu tezek kokar köy olur
Dibeklerde sumak biber dövülür
Çeşme başı kadın sözüyle dolur
Ara Nakarat
Körkuyu’da davul zurna çalar
Anamur Gazipaşa’dan duyulur
Yayla yolu şenlik ile dolar
Türkmen sesi dağdan duyulur
Kahvelerde erkek pinek kurar
Beleş yancı okey taşın sayarlar
Dağ başında sürü kurtla boğuşur
Türkmen derdi bozlak olup savrulur
Ara Nakarat
Körkuyu’da davul zurna çalar
Anamur Gazipaşa’dan duyulur
Yayla yolu şenlik ile dolar
Türkmen sesi dağdan duyulur
Çoban kaval çalar serin yellerde
Turna sesi yankılanır göllerde
Kekik kokusu yayılır her yerde
Hatıralar yaşar eski dillerde
Final
Geysimiz küllü suyulan yuyulur
Körkuyu’da davul zurna çalınır
Anamur’dan Gazipaşa duyulur
Yâr sevdası Toroslara yayılır.



SARILALIM BU GECE (Dörtlük düzeninde)
Ekin başak salınsın tarlamızda
Küslüğün ne işi var aramızda
Aşk yüreğimizde, sözümüz sazımızda
Gel sarılalım yatalım bu gecede
Nakarat
Dön gel sevdam, yel gibi esme
Gönül kırma, bizden vazgeçme
Bir ömürlük sevda kuralım
Dön gel sevdam, bizi incitme
Kara toprak mis kokar bahar ile
Gönlüm yanar bakışının narı ile
Yolun düşse sevda adlı yar ile
Dağlar bile eğilir nazar ile
Nakarat
Dön gel sevdam, yel gibi esme
Gönül kırma, bizden vazgeçme
Bir ömürlük sevda kuralım
Dön gel sevdam, bizi incitme
Turna sürü gibi geçer göklerden
Sözler dökülür eski türkülerden
Adın silinmez bu yorgun dillerden
Aşkın kalır en derin yerlerden
Nakarat
Dön gel sevdam, yel gibi esme
Gönül kırma, bizden vazgeçme
Bir ömürlük sevda kuralım
Dön gel sevdam, bizi incitme
Ay ışığı vurur yayla taşına
Hasret çöker gariplerin düşüne
Elini ver benim nasip eşime
Mutluluk dolsun ömrün içine
Nakarat
Dön gel sevdam, yel gibi esme
Gönül kırma, bizden vazgeçme
Bir ömürlük sevda kuralım
Dön gel sevdam, bizi incitme
Sabah olsun kuşlar ötsün dalında
Gül açsın sevdamızın bağında
Sen ben olalım aynı yolun sonunda
Sarılalım kalalım bu gecede
Nakarat
Dön gel sevdam, yel gibi esme
Gönül kırma, bizden vazgeçme
Aşk yüreğimizde sonsuza dek
Dön gel sevdam, bizden vazgeçme.



+++++
CAK CEK MASALI
Cak cek ile geçti koca ömrüm
Köpük köpük bol cepke vaat
Sabret, tadı tadacaksın seneye
Seneye çile yuva kurdu sineye

Bilmem bir ömür nasıl katlandı çileye
Aklım sır ermedi dönen dolap hileye
Dilimizde dua, avucumuzda şükür
Şeytan der dönen dolap hileye tükür

Cak çekle döndü yine aynı eski düzen
Bir yanda hayal, bir yanda eksik düzen
Cepte umut değil, bir avuç kırık düş
Geceye karışır içimde suskun düzen

Yazdım kaderi sandım ki değişir yolum
Her dönemeçte ayrı sınav, ayrı kolum
Gönül bir tarlaysa hep diken biçiyor
Sessizce büyür içimde yorulan solum

OY DAĞLAR (Dörtlük düzeninde)
I
Oy dağlar dağlar, oy dağlar
Mor sümbül açmış bağlar
Hasretlik zormuş zor imiş
Adını andıkça yüreğim ağlar
Oy dağlar dağlar hey
Yâr yoluna düştüm hey
Bir haberin gelmez oldu
Gözlerim yolda kaldı hey
Oy dağlar dağlar, oy dağlar
Derelerin durmaz çağlar
Hasret düşer yüreğime
Anam kara yazmalar bağlar
Dağlar duyun derdimi hey
Bağrım yanar köz olur hey
Bir garibin feryadını
Rüzgâr alır götürür hey
Oy dağlar dağlar, oy dağlar
Geçti gitti ömür çağlar
Yanar bağrım cehennem gibi
İçimde yetim bir çocuk ağlar
Oy anam oy garibem
Derdim beni yoruyor hey
Hasret beni kül eyledi
Külüm oldu tarumar hey
Gel yetiş mededime yâr
Dayanmaz oldu bu can
Oy yârim ses ver bana hey
Geceler dar gelir hey
II
Oy dağlar yüce dağlar
Kar tutmuş yeşil bağlar
Yüreğimde kor olmuş dertler
Lime lime erir iç yağlar
Oy dağlar yüce dağlar hey
Yâr beni sorar mı hey
Bir selâmın düşse yeter
Bu gönül duyar mı hey
Turnalar üstümden geçer gider
Uzakları duman bürür
Bitmez senin ince özlemin
Gece gönlüme sessiz yürür
Aman aman gurbet hey
Yüreğime çöktün hey
Yıllar geçti sensiz diye
Ömrümü tükettin hey
Her çeşme başı su akar
Şu garip gönlümü yakar
Bir selâmın gelmeyince
İçime dağ gibi sis çöker
Oy dağlar dağlar hey
Dön gel diye öldüm hey
Bir gün çıkıp gelirsen yar
Yeniden doğarım hey
Ay doğarken seni andım
Yıldızlara derdim yandım
Kara gece uzun olsa da
Sevdan ile sabahlandım
Oy dağlar dağlar hey
Yâr yoluna düştüm hey
Bu garibin son nefesi
Yâr adını söyler hey.

OY DAĞLAR (Dörtlük düzeninde - devam)
III
Oy dağlar sisli dağlar
Yol vermez sarp kayalar
Bir yâr için düştüm derde
İçimde büyür yaralar
Oy dağlar dağlar hey
Sesimi duyar mı hey
Şu garibin feryadını
Yâre ulaştırır mı hey
Pınar akar ince ince
Hasret işler gece gece
Bir gülüşün yeter bana
Ömrüm geçse hece hece
Oy aman oy aman hey
Bağrım yanar duman hey
Yâr elinden bir su içsem
Can bulur bu viran hey
Turna konmuş yüksek dala
Selâm götür uzak yâre
Benim hâlim perişandır
Düştüm sevda denen nâra
Oy dağlar dağlar hey
Yâr yoluna düştüm hey
Bir çift gözün hayaliyle
Yıllarımı tükettim hey
IV
Oy dağlar karlı dağlar
Başın dumanlı dağlar
Benim gibi hasret çeken
Nice feryatlı dağlar
Oy dağlar yüce dağlar hey
Yâr beni anımsar mı hey
Bir gece düşüne girsem
Adımı fısıldar mı hey
Kaval çalar çoban dağda
Ses yayılır sağa sola
Benim gönlüm yâr yolunda
Dönüp durur dola dola
Aman aman gurbet hey
Yaktın beni hasret hey
Bir kavuşmak umuduyla
Bekler durur bu yürek hey
Ömür geçti yollarında
İz bıraktım dağlarında
Bir gün gelir buluşursak
Gül açacak bağlarında
Oy dağlar dağlar hey
Dön gel diye öldüm hey
Bu garibin son türküsü
Yâr adınla bitti hey.

++++

NE HALE DÜŞMÜŞÜZ (Dörtlük düzeninde)
Boz eşek çuval harar düşerdi yollara
Bir karış yama çare olurduk hallara
Kapanmış köy yolu, çeşmesi, dağlar viran
Vay anam vay, ne düşmüşüz ne hallara
Hey gidinin eski köyü, duman tüter dağında
Bir lokmayı bölüşürdük yoksulun ocağında
Çift çubuk tarlalarda imeceydi günümüz
Bir tas ayran bölüşürdü bütün köylümüz
Harman yeri şen olurdu davulla bozlakla
Şimdi sessiz avlular, kül olmuş özümüz
Hey gidinin eski köyü, duman tüter dağında
Bir lokmayı bölüşürdük yoksulun ocağında
Dağ başında sürü güder çoban yanık söylerdi
Kaymak, yağ, çökelek her kapıda değerdi
Kapılarda kilit yoktu, dostluk vardı eskiden
Şimdi selam eksik olmuş, insan insana dertli
Hey gidinin eski köyü, duman tüter dağında
Bir lokmayı bölüşürdük yoksulun ocağında
Odun yükü inerdi hep kar altında kızaktan
Eşek yolu bilirdi dağdan eve uzaktan
Bir çuval buğday için kırk gönül birleşirdi
Şimdi beton gölgeleri düşmüş eski ocaktan
Ne ocakta köz kaldı ne sazlarda eski tel
Türkü sustu, bozlak ağlar yüreğimiz parampar
Köyün yaşlı çınarı da dayanamaz devrana
Vay anam vay, kaybolmuş o güzelim diyar
Vay anam vay, ne düşmüşüz ne hallara
Dostluk göçmüş, kilit vurulmuş kapılara
Bir selâm bile yabancı olmuş sokakta
Yürek kalmış kendi içinde daralara
Bir zamanlar ekmek paylaşırdı herkes
Şimdi herkes kendi derdine esir
Toprak bile küs olmuş insana
Ne bereket kalmış ne de eski iz
Hey gidinin eski köyü, duman tüter dağında
Bir lokmayı bölüşürdük yoksulun ocağında
Geri dönse o günler bir anlığına
İnsan yeniden insan olurdu orada.
BEN HER SATIRBAŞI YENİDEN DOĞARIM (Dörtlük düzeninde)
Ben her satırbaşında yeniden doğarım
Hece hece bölünür, dize dize yanarım
Yiğidin atında eğer olur giderim
Nal sesi misali yollara çakarım
Yandım külden doğdum yine söz oldum
Her gönlün yarasında ince iz oldum
Ben türküyüm dağlarda yankı olan
Közden doğup yüreklere dolan
Bir söz olur suskun dudakta kalan
Her okuyanda yeniden var olan
Yandım külden doğdum yine söz oldum
Her gönlün yarasında ince iz oldum
Yarin yanağında al olup gülerim
Bir sıcak tebessümde can buluveririm
Söz olur da dilden dile yürürüm
Rüzgâr olup dağ başında söylenirim
Yandım külden doğdum yine söz oldum
Her gönlün yarasında ince iz oldum
Aşkın ateşinde yeniden yanarım
Küllerimden doğup sana varırım
Ben türküyüm dağlarda yankı olan
Közden doğup yüreklere dolan
Bir söz olur suskun dudakta kalan
Her okuyanda yeniden var olan
Yandım külden doğdum yine söz oldum
Her gönlün yarasında ince iz oldum
Zaman geçer ama izim silinmez
Gönüllerde yankım hep eksilmez
Karanlık gecede ışık gibi parlarım
Bir bakış içinde bin mana saklarım
Ateş olur, köz olur yeniden yanarım
Küllerimin içinden yine çıkarım
Yandım külden doğdum yine söz oldum
Her gönlün yarasında ince iz oldum
Bir sevdanın adı olur dilimde
Ömür boyu yaşarım şiirimde
Bir mendilde gözyaşı olup akarım
Bir sevdaya yemin diye yazılırım
Bulut olur göklerden yere varırım
Yağmur olup toprağa karışırım
Ne yalnız kelime ne de bir bedenim
Dokunan, dağlayan derin izler benim
Her satırda yeniden başlar türkülerim
Her gönülde yeniden filizlenirim
Yandım külden doğdum yine söz oldum
Her gönlün yarasında ince iz oldum
Ben sustukça bile devam ederim
Her satırbaşında yeniden doğarım.
YÖRÜK GIZI (Dörtlük düzeninde)
Yörük gızı he de çıkalım yaylamıza
Atında eğer olurum, gönlünde heybe
Nal olurum çakılırım dağ bayıra
Yaylamıza göçelim türkü çığıra çığıra
Oy dağlar oy, yol verin geçelim
Türkü çağıra çağıra sevdaya göçelim
Bir oba kurulsun Toros yamaçta
Sevda yürüsün ince bir araçta
Yörük gızı he de göç yolu dumanlı
Kekik kokar yelleri, dağı amanlı
Bir elinde sevda var, bir elinde kınalı
Gönül düşmüş ardına yana yana
Oy dağlar oy, yol verin geçelim
Türkü çağıra çağıra sevdaya göçelim
Duman iner yaylaya gece gece
Aşkın izi kalır hece hece
Çadır kurduk ardıcın gölgesine
Ay vurunca dert iner gönlüme yine
Bir çift sözün merhem olur yarama
Bakışın su serper yanan bağrıma
Oy dağlar oy, yol verin geçelim
Türkü çağıra çağıra sevdaya göçelim
Kekik kokusu siner tenimize
Sevda düşer oba düzenimize
At kişnedi boz yelde iz bıraktı
Yürek dedi bu sevda bizi yaktı
Duman duman olmuş Toros başları
Yörük gızı aldı aklı düşleri
Oy dağlar oy, yol verin geçelim
Türkü çağıra çağıra sevdaya göçelim
Göç yolları açılır gece gece
Yar sevdamız büyür hece hece
Bir turna geçer göklerden yavaşça
Oba uyanır sevdayla baş başa
Yörük gızı gülünce yayla güler
Dertler bile o an bize eğilir
Oy dağlar oy, yol verin geçelim
Türkü çağıra çağıra sevdaya göçelim
Bir ömürlük sevda kurduk yaylada
Yürek kaldı Yörük gızda, Toros’ta.

++++
KENDİNE KUYU KAZMA HA
Sarı öküze “tembel” deme
Dötüne saplama embel
Bir tekmede düzeni bozar
Boş tencere ocakta kaynamaz

Eşekten eksiltme arpayı
Yokuş ağır, bitmez payı
Semeri fırlatır bir anda
Yükün ortada kalır ha

Tavuğun darısını kesme
Yumurtayı sofrada bekleme
Kümese ot tıkamazsan sıkı
Tilki gelir kapıverir ha

Köpeksiz avlu sessiz olur
Tekenin çanı da susar durur
Dağı taşı kendin kollarsın
Yoksa kurt koyunu kapıverir

Az veren çok kaybeder
Düzen döner, hesap döner
Canlıya zulmeden sonunda
Kendi kazdığı kuyuya düşer
++++

VURALIM ATIMIZI BOZDAĞLARA
Atımı vururum Bozdağlara,
Felek sillesin vursun ne çıkar
Sakınan göze budak batar
Vur yiğidim atını Bozdağlara

Yel alır kederi gönül bağından
Vur yiğidim atını Bozdağlardan

Bi daha mı geleceğiz bu çağlara
Mor sümbül sarmış ol bağlara
Ak düşmeden şu kara başlara
Vur yiğidim atını Bozdağlara

Yel alır kederi gönül bağından
Vur yiğidim atını Bozdağlardan

Başımızı taşlara vurup ah çekmeden
Gözümüzden kanlı yaş akmadan
Bağrımıza taş basıp kahır kusmadan
Vur yiğidim atını Bozdağlara, dağlara

Yel alır kederi gönül bağından
Vur yiğidim atını Bozdağlardan
Yel eser de duman çöker yaylaya
Yiğit olan doyar mı vaylaya
Üç günlük ömür için oyalanma dünyaya
Vur yiğidim atını Bozdağlara

Yel alır kederi gönül bağından
Vur yiğidim atını Bozdağlardan

Çobanın kavalı inler ovada
Garip gönül yanar közlü havada
Yiğidin muradı kalmasın sevdaya
Vur yiğidim atını Bozdağlara

Yel alır kederi gönül bağından
Vur yiğidim atını Bozdağlardan
++++

GÖNLÜMÜZ ŞENLENSİN (Dörtlük düzeninde)
Naz etme gel vur vur orağı ekine
Kibrit suyu dökme aşımızın köküne
Vur vur tarla şenlensin, gönlümüz şenlensin
Duralım halaya, başımız girsin belaya
Türkmen kızı çekmesin kahrını içine
Yiğit olan dayanmaz sevdanın gücüne
Naz etme gel vur vur bişeği yayığa
Bozdağlarda binelim gönül denen kayığa
Vur vur obamız şenlensin, gönlümüz şenlensin
Duralım halaya, başımız girsin belaya
Duman çöker yaylaya, davul sesi yayılır
Sevda ateş olur, yürekler sayılır
Davullar vurulunca duman çöker dağa
Sevda dediğin benzer kor düşmüş ocağa
Naz etme gel binelim eğerli atımıza
Sürelim dağımıza, yeşil ovamıza
Eşkirtelim dağlar şenlensin, ovalar şenlensin
Duralım halaya, başımız girsin belaya
Kekik kokar yel eser Toros yamaçlarda
Sevda büyür gönüller yanar bu aşklarda
Çal kavalı çobanım sürü insin yazıya
Yiğit ölür adı kalır dilden diziye
Yel eser de savrulur harmanın samanı
Yiğidin yüreğinde tüter sevda dumanı
Vur vur yollar şenlensin, obamız şenlensin
Duralım halaya, başımız girsin belaya
Turna geçer göklerden haber getirir yâra
Hasret düşer geceye, yanar yara yara
Kara kaşın gölgesi düştü bizim hana
Bir çift sözün yetiyor derde derman olmaya
Vur vur gönül şenlensin, dağlarımız şenlensin
Duralım halaya, başımız girsin belaya
Yayla dolsun neşeyle, türkü türkü ses ile
Bir ömürlük sevdayı yazalım bu heceyle
Döndürelim halayı, Toroslar uyansın
Gönlümüz şen olsun, dağlar bile oynasın.


XXXXXXXXXXXXXXXX

NAZ ETME GEL (Dörtlük düzeninde)
Naz etme gel vur vur orağı ekine
Duman çöktü gurbet ilin dikenine
Vur yiğidim vur hele, tarlalar şenlensin
Duralım halaya, başımız girsin belaya
Kalk gidelim boz yelli yaylanın başına
Yiğit olan dayanmaz sevdanın işine
Naz etme gel vur vur bişeği yayığa
Bozdağlarda yaslanalım kekikli kayığa
Vur yiğidim vur hele, obalar şenlensin
Duralım halaya, başımız girsin belaya
Kekik kokar yamaçlar, rüzgâr ince eser
Sevda düşer yüreğe, geceleri keser
Çal kavalı çobanım sürü binsin yaza
Yiğidin derdi sığmaz şu dünyanın sözüne
Naz etme gel binelim eğerli doruya
Sürelim atlarımız keklikli yokuşa
Eşkirtelim dağları, ovalar şenlensin
Duralım halaya, başımız girsin belaya
Turna geçer göklerden haber taşır yâra
Hasret düşer bağrımıza, döner yara yara
Akşam olur duman çöker ardıçlı dağa
Garip gönül dayanmaz ayrılık yaraya
Yel vurdukça savrulur harmanın samanı
Yiğidin yüreğinde tüter sevda dumanı
Vur yiğidim vur hele, yollar da şenlensin
Duralım halaya, başımız girsin belaya
Dönelim halaylara, gökler bile oynasın
Torosların bağrında türkü türkü dolansın
Kara kaşın gölgesi düşer oba içine
Bir selâmın yetiyor yüreğin ateşine
Naz etme gel vur vur, gönüller birleşsin
Bu sevda türküsünde dağlar bile şenleşsin


KIRKUYUDA BAYRAM EDELİM
Kırkkuyu yaylasında eser serin yeller
Taşeli’nin bağrında yankılanır bozlaklar
Taşkuyudan su çeker allı yeşilli gelin
Bir bakışı can yakar sarar garip gönlüm

Esiversin Kurkuyunun yeli oy anam oy
Gönlümüz olu oluversin deli oy anam oy

Bostan bağ neyimize
Kırkkuyu otlakları yeter keyfimize
Yârin bir bakışı yel olur sel olur
Ağzımıza peynir olur bal olur

Esiversin Kurkuyunun yeli oy anam oy
Gönlümüz olu oluversin deli oy anam oy

Davar iner akşamdan ardıçlı yamaçlara
Çoban kaval çalınca duman çöker dağlara
Yayıkta köpük köpük ayran taşar taslara
İnce belli yar gelir bakış düşer canlara

Sarıverelim ince beli oy anam oy
Oluverelim deli deli oy anam oy

Bostan bağ neyimize
Kırkkuyu kepirleri yeter keyfimize
Yârin bir gülüşü gün olur ay olur
Garip gönle derman olur bal olur

Bakışıverilim oy anam oy
İçim yanıyor oy anam oy
+++
BAĞRIMDA KOR ATEŞ
Hasretin düşer bağrıma gecede
Adını sayıklarım her hecede
Hasretin kor olur garip ocakta
Duman duman tüter bizim bucakta

Oy dağlar oy boz dağlar
Yâr deyince yanar çağlar

Geceler uzanır ay vurur taşa
Garip gönül dayanamaz bu işe
Yıldızlar düşüyor gurbet elinden
Sesin gelir yelin ince telinden

Oy dağlar oy boz dağlar
Yâr deyince yanar çağlar

Kaval sesi iner bozlak yolundan
Ayrılık su içirir göz pınardan
Yâr bakınca çiçek açar taş bile
Garip olan dert döker her hecede

Oy dağlar oy boz dağlar
Yâr deyince yanar çağlar
+++++

ÖMÜR HANI NE HALDA (Dörtlük düzeninde)
Harmanı terk etmiş at ile eşek
Tavanda asılı kalmış tuluk ile beşik
İçimiz gros market gibi hep şişkin
Özümüzün kullanım tarihi geçmiş
Çal bozlağı sazım, telin ince sızlasın
Bu çağın hengâmesinde insan insanı arasın
Keder, gam market fişi gibi uzamış
Doktor ilaç kuyruğu kervan olmuş dizilmiş
Ceket takım insan kılığı caddede gezinir
Beden kuru kütük, içimiz çürümüş
Yorgan kısa düşmüş geceye üşürüz
Aynı evde yaşar da birbirimize sırt döneriz
Sokakta yüzler vitrin mankeni gibi
Selamlar plastikten, bakışlar kirli
Bir tas çorba değil reklam doyurmuş
Sofrada ekmekten utanır olmuşuz
Çal bozlağı sazım, telin ince sızlasın
Bu çağın hengâmesinde insan insanı arasın
Telefon ışığında yüzümüz ağarmış
Ana sesi uzakta, çocukluk daralmış
Köyün yolu betona, dere boruya düşmüş
Türkü susmuş, içimiz pas tutmuş
Komşuluk göç etmiş, kapılar kilitli
Gönüller ekranlara sıkışmış, sessiz
Caddeler kalabalık ama ruhlar ıssız
Herkes koşar ama varamaz yalnızsız
Bir selam bile hesaplı, ölçülü olmuş
Sevda bile randevuyla kurulmuş
Çal bozlağı ozanım, telin ince sızlasın
Bu çağın hengâmesinde insan insanı arasın
Varsın içimiz cayır cayır yansın dışımız üşüsün
Belki külden yeniden insan doğsun…

+++++
TAŞRANIN SARSILMAZ YÜREĞİ
At kişner ovamızda, eşek çeker yükünü
Kazma kürek omuzda, alın teri türkünü
Harman yerinde düven döver gün boyu
Dirgen kalkar göğe, savurur saman toyu

Çal kavalı çobanım, dağlar sese uyansın
Toprak kokan ellerden yiğit destanı doğsun


Saban yarar toprağı, ekin başak bağlamış
Orak vurur sarıya, güneş alnı dağlamış
Yayıkta ayran döner, tuluk yoğurt kokar
Bişek altında çoban, sürüsüne türkü yakar

Savur yabayı harmana, başak altın saçsın
Bozdağların koynunda koç yiğitler yaşsın

Kaval sesi uzaktan Bozdağlara yaslanır
Yiğidin mert sözüyle kurak gönül ıslanır
Yaba savrulur göğe, toz olur yaz sıcağı
Taşranın yiğitleri yıkmaz felek ocağı

Düven döner toprakta, yürek közde kavrulur
Felek vurur bağrımıza, taş yine dimdik durur

Kepir kepir gezdiğim taşlar dile gelirmiş
Ben sussam bulutların bağrı yara delirmiş
Felek kara yazmalar bağlasa da başıma
Bozdağ yıkılmaz yiğit düşmez savaşına

At kişnesin ovada, kaval geceyi delsin
Çift sürenin alın teri türkü olup yükselsin

Çoban ateş yakarken gece iner dağlara
Koçaklama dökülür yüreklerde çağlara
At, eşek, tarla, ekin… hepsi candan bir parça
Toprak ana bağrında insan olur bir başka.

Yayık döver analar, tuluk ayran kokutur
Taşranın garip hali koçaklama okutturur
++++
HASRET TÜRKÜSÜ
Harman yeri yaba yeli bekler gibi yar
Yollara bakıp da kokun beklerim
Şehrin sokakları sanki dar bir mezar
Ufuklar belirsiz, yolun beklerim

Çal kavalı çobanım, yel dağları dolaşsın
Yiğidin alınteri harmanlarda konuşsun

Şu lanet gökdelen göğü bürümüş
Gurbette umutlar çökmüş, çürümüş
Egzozun kokusu çöle yürümüş
Musluğu bulanık, selin beklerim

Düven döner toprakta, öküz çifte yaslanır
Kara yazı yazsalar yiğit yıkılmaz sanılır

Arzular dolanık, dertler katmerli
Şu koca şehirde herkes sitemli
Gökyüzü sis sarmış, gözlerim nemli
Haberin gelmeyen dilin beklerim

Orak vurur ekine, başak sarıya dönsün
Taşranın garip sesi bozlak olup görünsün

Saban izi ovada ince yollar açıyor
Yorgun atın nefesi akşam sise karışıyor
Çoban ateş başında kavalına dert dizer
Kepir olmuş şu gönül yine sevda seziyor

Saban yarsın toprağı tohum yeşile dönsün
Yırtalım karanlık perdesini şehir güneş görsün

Yayık döven analar türküsünü saklamış
Tuluklarda ayranın köpüğü dağa taşmış
Felek vurmuş bağrına yine de boyun eğmez
Bozdağların yiğidi çelik gibi sağlamış

Yol versin dağlar dudağımız ayran görsün
Tuluk bişek ersin vuslata biz murada

Şahinim naçardır, derdine çare
Gölgem bile kaçar, yüreğim yare
Sıla ırak düştü, kaldım avare
Bozdağ’dan esecek yelin beklerim

Şahinim ipe un serme gel dinle sözü
Bozdağdan esen yeli çok beklersin
İ
+++++++++++++++++++
📑 HASRET TÜRKÜSÜ
Harman yeri yaba yeli bekler gibi yar,
Yollara bakıp da kokun beklerim.
Şehrin sokakları sanki dar bir mezar,
Ufuklar belirsiz, yolun beklerim.

Çal kavalı çobanım, yel dağları dolaşsın,
Yiğidin alın teri harmanlarda konuşsun!

Şu lanet gökdelen göğü bürümüş,
Gurbette umutlar çökmüş, çürümüş.
Egzozun kokusu çöle yürümüş,
Musluğu bulanık, selin beklerim.

Düven döner toprakta, öküz çifte yaslanır,
Kara yazı yazsalar, yiğit yıkılmaz sanılır.

Arzular dolanık, dertler katmerli,
Şu koca şehirde herkes sitemli.
Gökyüzü sis sarmış, gözlerim nemli,
Haberin gelmeyen dilin beklerim.

Orak vurur ekine, başak sarıya dönsün,
Taşranın garip sesi bozlak olup görünsün.
Saban izi ovada ince yollar açıyor,
Yorgun atın nefesi akşam sise karışıyor.
Çoban ateş başında kavalına dert dizer,
Kepir olmuş şu gönül yine sevda seziyor
.
Saban yarsın toprağı, tohum yeşile dönsün,
Yırtalım karanlığı, şehir güneş görsün!
Yayık döven analar türküsünü saklamış,
Tuluklarda ayranın köpüğü dağa taşmış.


Yol versin yüce dağlar, dudağımız ayran görsün,
Tuluk, bişek ersin vuslata, biz murada...

Şahinim naçardır, derdine çare,
Gölgem bile kaçar, yüreğim yare.
Sıla ırak düştü, kaldım avare,
Bozdağ’dan esecek yelin beklerim.

Şahinim ipe un serme, gel dinle sözü,
Bozdağ’dan esen yeli çok beklersin...
Bayamlı obasında duman tüterdi
+++++

OBACI KIZLAR (Dörtlük düzeninde)
Kızlar helke alıp suya giderdi
Yayık döner ayran köpürür
Çoban bakar da gönül büyür
Hey obalar duman olur
Genç kız gönlü yaman olur
Gabalak obasında taş çevrilirdi
Ladin dalı üste dal dal serilirdi
Her gün kaymak kurur, pür kokardı
Yar deyince iç kor olur yanardı
Yayla yolu taşlı olur
Sevda düşen yaşlı olur
Popas kuyusundan su çekilir
Tahta kaşık elde diz kırılır
Kız kıza öğleye düğün kurulur
Helke davul olur oyun sürülür
Helke elde suya iner
Yar bakınca gönül döner
Ardıçlı yurt, Gabalak serin olur
Çömlekçinin çamuru bol olur
Kokusu yayılır, yağı içinde kalır
Yayık döner ayran taşar
İçte gizli sevda yaşar
Çoban Abdal kaval yanık çalar
Sarı Ahmet koyuna salar
Topal Hasan obacı kıza taş dizer
Oba kızı kaş altı gizli bakar güler
Obacılar iner dönme yoldan
Heybe, tuluk düşer ince koldan
Yayla sisi çöker boğazına
Sevda düşer körpecik yüreğine
Kaşık vurur taş ses verir
Genç obacı yar bekler
Helkeleri asmış ardıç dalına
Türkü dolanmış suskun diline
On, on beş kız halaya durmuş
Halay başı mendil almış
Ladin dalı pür kokuyor
Bizim oba şen oluyor
Donlar asılır talvara rüzgâr alır
Köpük kokar deride, yağ kalır
Yayık sesi öğle uykusunu böler
Yar bekleyen uyku nedir bilmez
Çoban kaval çalıp geçer
Kızın gönlü ona düşer
Bayamlı’dan çıktı yolu
Gabalak’ın çiçek dolu
Popas der ki gelin bize
Oba gönül verir söze
Popas suyu buz gibidir
Yar sevdası köz gibidir
Taş kaşıkla oyun kurar
Genç kız düşte yuva arar
Çoban baksa göz kaçırır
İnce sevda iç kabartır
Oba yolu toz dumandır
Gençlik dediğin yamandır
Helke sesi dağda kalır
Yayla türküsü dilden silinmez
Oba göçer ama sevda göçmez
Yörük kızı yürekten eksilmez.

KAFAM KIYAK (Dörtlük düzeninde)
Cüzdanım boş tam kakır
Gönlüm dolu dolu şükür
Hayalde gezerim diyar diyar
Düşte öperim dudak dudak
Tavanda yıldız, yerde çekyat
Krallığım bu tek odalık hayat
Komşu delirmiş vurur tak tak
Ben beat’le konuşurum çat pat
Markette veresiye defter kalın
Egoya sıkıyorum mermi yalın
Kafam lunapark, ruhum karışık yayın
Sabaha karşı dans eder karıncalarım
Ayakkabı yırtık ama yürüyüş karizma
Aynada üç kişi var, hangisi ben asla
Bir elimde simit bir elimde fırtına
Mahalle NASA gibi uçururuz kağıtla
Gece üç buçuk beynim tost makinesi
Düşünceler breakdance mahalle delisi
Buzdolabı boş ama vizyon Picasso
Kedimle göz göze: “çok boşsun bro”
Dolmuşta filozof oldum iki duraklık
Şoför arabesk açtı ruhum kaçaklık
Cebimde bozukluk caz oldu parça
Martılar omzuma kurmuş vergi masa
Annem diyo “oğlum normale bağla”
Ben tavana bakıp konuşuyom lambayla
Rüyamda Ronaldo’yla çaldık baklava
Polisler alkışladı: “bu ne tatlı dava”
Midemde kelebek değil direkt manda
Aşık oldum geçen bir holograma
Kalbim autotune, duygular beta
Sabaha kadar loop: “eyvah gene drama”
Çöp kutusundan çıktı büyük manifesto
Mahalle bakkalı satıyo ego
Çayım soğuk ama kafam volkan
Yastığa diss attım, darıldı yorgan
Sabah olur yine reset atarım
Kafam kıyak, yine yola çıkarım
Bu mahalleye uzay modu lazım
Ben yine hayalle gerçek karıştırırım

++++
KADER DEDİLER (Dörtlük düzeninde)
Ekin ektim kurak vurdu
Başağı gavuz oldu
Deste derdim gamaz vurdu
Harman boş kaldı
Kader dediler oy anam oy
Toprak küstü, yağmur kaçtı
Dert kapımı erken açtı
Yedi yaban el oldu bacılar
Tütmez oldu bacalar
Kader dedi akıl veren hocalar
Gözüm yolda kaldı dünden
Umudum düştü yelden
Dağlar sustu, yollar yandı
Gözüm yaşla dolup kandı
Yâr sevdim el aldı
Gönlüm boş kaldı
Tomurcuk gülüm soldu
Kader dediler oy anam oy
Bir selam bile düşmez oldu
Yollar bana küstü oldu
Yel estikçe içim sızlar
Gece çöker, umut gizler
Obalara göçmez oldu obacılar
Harmana uğramaz oldu yabacılar
Peşimde dolanır yancılar
Kader dediler oy anam oy
Dost sandığım hep yalanmış
Yollar bana viranmış
Bir avuç kül kaldı elde
Ömür geçti gamlı yolda
Dost bildiğim sırt çevirdi
Yaralarım derinleşti
Talih bana kara yazdı
Kader dediler oy anam oy
Ne gül kaldı ne baharım
Yandı geçti zamanım
Gün doğarken içim üşür
Dert eksilmez, ömür şaşır
Mezar taşı konuşsaydı
Çektiğimi o saysaydı
Bir ah çekip dağlar aşsaydı
Kader dediler oy anam oy
Belki de bir gün döner baht
Silinir kara yazı, beyaz olur taht


KADER DEDİLER (Dörtlük düzeninde)
Ekin ektim kurak vurdu
Başağı gavuz oldu
Deste derdim gamaz vurdu
Harman boş kaldı
Kader dediler oy anam oy
Gara bulut geçti gitti
Benim bahtım kurudu bitti
Yedi yaban el oldu bacılar
Tütmez oldu bacalar
Yüreğimde dinmez oldu sancılar
Dağ başında duman kaldı
Benim ömrüm yaman kaldı
Yar sevdim el aldı
Gönlüm boş kaldı
Tomurcuk gülüm soldu
Kader dediler oy anam oy
Yel vurdukça bağrım yanar
Gece çöker derdim uyanır
Obalara göçmez oldu obacılar
Harmana uğramaz oldu yabacılar
Peşimde dolanır yancılar
Kader dediler oy anam oy
Dost bildiğim yüz çevirdi
Yaralarım derinleşti
Çile yükü bükük belim
Derman bilmez garip hâlim
Dost dediklerim yüz çevirdi
Kara haber tez erişti
Gönül evim viran oldu
Kader dediler oy anam oy
Ne kapım kaldı ne bacam
Gönlümde kara bir sancam
Daş üstüne daş koymadım
Gözyaşımdan baş kaldırmadım
Babam gitti ocağım söndü
Anam ağlar günü döndü
Yıkık gönlüm çora döndü
Kader dediler oy anam oy
Bir ömür böyle geçer mi
Yürek böyle göçer mi
Bir çift sözüm kaldı yele
Savrulup gitsin ellere
Mezar taşım dile gelse
Çektiğimi bir bir saysa
Dağlar dayanmazdı duysa
Kader dediler oy anam oy
Belki bir gün diner bu ah
Olur yeniden sabah…
GEL YAR (Dörtlük düzeninde)
Aşkımı yele verdim
Kahrımı sele
Gel hele gel yar yar
Varsın yağsın başıma kar
Dağ başında duman oldum
Yollarına kurban oldum
Bir çift söze hasret kaldım
Dön de bak şu garip hale
Yüreğime kor düşürdün
Geceleri zor düşürdün
Bir selamı çok gördün ya
İçim döndü viran ele
Çayır çimen seni söyler
Turna geçer beni dinler
Adın düşse ince sızlar
Şu gönlümün tellerine
Aşkımı yele verdim
Kahrımı sele
Gel hele gel yar yar
Varsın yağsın başıma kar
Bir umutla yola çıktım
İzini dağlara bıraktım
Gönlüm sana esir kaldı
Sensiz geçen her an zâr
Gel de bitsin bu ayrılık
Yüreğimde kaldı kırıklık
Bir bakışın yeter bana
Olur ömrüme bahar
Aşkımı yele verdim
Kahrımı sele
Gel hele gel yar yar
Varsın yağsın başıma kar
Dağlar bile seni andı
Yeller bile sana yandı
Ben hâlâ aynı yerdeyim
Adın dilimde bir nar
Gel yar, gel dön bu yola
Yüreğim düştü hep sola
Sensiz dünya dar gelir
Ben sana yazıldım yar


YARİM AĞLAR GİZLİCE
Sürdüm koyun erişemedim yaylaya
Dert dolandı düğüm oldu boynuma
Akşam çöktü ay görünmez ovama
Yârim pınar başında ağlar gizli gizli

Yanar içim duman olur düzlere
Sesin düşer gece vakti izlere

Çaldım sazı tel dayanmaz ahıma
Kuşlar konmaz garip gönül dağıma
Bir selamın merhem olur yarama
Yarim uzak iller gezer nazlı nazlı

Yanar içim duman olur düzlere
Sesin düşer gece vakti izlere

Yolamadım gök nohutu
Ütüp yiyemedim tuzlu tuzlu
Oluğun suyunu içemedim buzlu buzlu
Yârim kepir gezer nazlı nazlı

Yanar içim duman olur düzlere
Sesin düşer gece vakti izlere


YAŞIYORUZ YAŞAMASINA (Dörtlük düzeninde)
Yaşamaksa yaşıyoruz sürüne sürüne
Zalim felek övünür gerine gerine
Çark aynı, dişli aynı; döner, döner
Ok saplanır garibin böğrüne böğrüne
Vur sazın teline, dert dökülsün meydana
Garibin ahıyla yanar dünya yana yana
Tok olan ne bilsin açın halini
Dert değirmen etmiş halkın belini
Üç kuruşa sattılar alın terini
Beyler kurulmuş da köşküne köşküne
Adalet dediler, tartı yamuktur
Doğru konuşanın bahtı soluktur
Yiğidin ekmeği artık pamuktur
Rüzgâr savuruyor öğüne öğüne
Bir elde mühür var, bir elde sopa
Garibanın ömrü bağlanmış ipe
Vur sazın teline, dert dökülsün meydana
Garibin ahıyla yanar dünya yana yana
Kör olmuş vicdanlar görün’e görün’e
Sessiz çığlık kalır derine derine
Şahin der ki böyle gitmez bu düzen
Bir gün hesap verir elbette ezen
Çatırdar zulmün de paslı kafesi
Halk yürür dağları yarına yarına
Yoksulun ahı kalmaz yerde
Günü gelir döner bir yerde
Ne saray kalır ne de taht
Hak olan yükselir en sonda
Vur sazın teline, dert dökülsün meydana
Garibin ahıyla yanar dünya yana yana
Bir gün uyanır bu uyuyan halk
Döner değişir bu kara baht
Zulüm çökerken kendi üstüne
Adalet doğar en dipten yine
Ve o gün sazlar başka çalar
Garibin yüzü yeniden bahar…


YAŞIYORUZ YAŞAMASINA (Dörtlük düzeninde)
Yaşamaksa yaşıyoruz sürüne sürüne
Zaman döner durmadan gerine gerine
Çark aynı, dişli aynı; döner, döner
Yük biner emekçin omzuna omzuna
Vur sazın teline, dert dökülsün meydana
Garibin türküsü yayılır yana yana
Tok olan ne bilsin açın halini
Dert değirmen etmiş halkın belini
Üç kuruşa gitmiş alın terleri
Kimi kurulmuş da köşküne köşküne
Adalet dediler, yol uzamıştır
Doğru söyleyenin sesi kısılmıştır
Yiğidin ekmeği ince dilimdir
Rüzgâr savuruyor öğüne öğüne
Bir elde kalem var, bir elde umut
Garibanın ömrü dayanır güçlük
Vur sazın teline, dert dökülsün meydana
Garibin türküsü yayılır yana yana
Yüksekten bakan çok, gönülden bakan kıt
Taş kesmiş vicdanlar görün’e görün’e
Şahin der ki elbet döner bu devran
Sabırla büyür her umutlu fidan
Açılır yarının aydın kapısı
Halk yürür türküyle yarına yarına
Bir gün kırılır bu ağır düzen
Zincirler çözülür emekle özen
Eşitlik yürürse sokak sokak
Silinir yoksulun eski ayazı
Vur sazın teline, dert dökülsün meydana
Garibin türküsü yayılır yana yana
Bir sabah uyanır bu yorgun şehir
Ve değişir bu kara yazı…


GÖNÜL DAĞIM DUMAN DUMAN (Dörtlük düzeninde)
Gönül dağım duman duman
Yollar ince, kader yaman
Dönüp durur aynı ferman
Ne giden belli ne kalan
Gurbet elde sabır taşım
Çatladı bak içim, başım
Bir sevdaya düştüm aman
Ne yar belli ne de zaman
Dönüp durur aynı ferman
Ne giden belli ne kalan
Kervan geçer izler kalır
Yüreğimde közler kalır
Bu sevdanın yükü ağır
Taşır beni sözler kalır
Dönüp durur aynı ferman
Ne giden belli ne kalan
Dağlar bile bana küsmüş
Yel vurmuş da izim silmiş
Yüreğimden ateş düşmüş
Kader beni yola salmış
Dönüp durur aynı ferman
Ne giden belli ne kalan
Çığ düşer dağın başına
Akar yaşım taş taşına
Yâr dediğim yabana düşer
Sözüm kalır taş taşına
Dönüp durur aynı ferman
Ne giden belli ne kalan
Yüreğimde kor bir yaman
Yazdı kader kara zaman
Şahin uçar dağlara
Sözüm düşer çağlara
Bu gönül yandı da sönmez
Yazık oldu baharlara
Dönüp durur aynı ferman
Ne giden belli ne kalan
Ne başlangıç belli olur
Ne de sonu görünür
İnsan kendi içinde
Sessizce sürünür
Dönüp durur aynı ferman
Ne giden belli ne kalan
Bir türkü kalır geriye
Yanar içten yana yana

HASRET DÜŞTÜ DİLİME (Dörtlük düzeninde)
Anam dokurdu ala kilimi
Yörük kızı çözerdi lal dilimi
Köpek yoklardı çanakta yalı
Çanakta yal soğuk mu ilimi
Dağlar sustu geceye
Yıldız düştü heceye
Kır atım bilirdi yolumu
Arı sorardı mor gölümü
Yola dizilirdik katar katar
Eşkıya kesmezdi yolumu
Dağlar sustu geceye
Yıldız düştü heceye
Gurbet değdi sineme
Kervan döndü ineme
Duman çöktü ovaya
Hasret indi lal dilime
Dağlar sustu geceye
Yıldız düştü heceye
Bir ömür kaldı geride
Yitik bir yol hecede
Gurbetin taşı ağır
Döner içimde çağır
Bir yanım dağ başında
Bir yanım ince ağrır
Bir çoban sesi uzakta
Yankılanır her vakitte
Kırılmış bir türkü gibi
Düşer içime sessizce
Dağlar sustu geceye
Yıldız düştü heceye
Hasret kaldı avuçta
Sızar gece geceye
Kır atım yok artık yolda
İzim kaldı ince tozda
Ben yürürüm kendi içime
Bir ömürlük sonsuz ozda
Dağlar sustu geceye
Yıldız düştü heceye
Hasret düştü dilime
Sustum kendi heceye


XXX
++++
DAĞLAR SUSTU GECEYE (Dörtlük düzeninde)
Dağlar sustu geceye
Yıldız düştü heceye
Yayla rüzgârı eser
Gönlüm içimi keser
Turna konar gözüme
Sözler yaraya basar
Dağlar sustu geceye
Yıldız düştü heceye
Yâr giyinmiş hasreti
Sökülür her cümlesi
Bir tel düşer sazımdan
İnler yayla sesi
Dağlar sustu geceye
Yıldız düştü heceye
Kara yazı yazıldı
Gönül dağdan azıldı
Bir garip yol yol oldu
Yüreğimde kazıldı
Dağlar sustu geceye
Yıldız düştü heceye
Al kır atım yorulur
Tozlu yollar savrulur
Bir türkü daha düşer
Dilimde kan savrulur
Gece iner yaylaya
Dert çöker sevdaya
Bir ben kalırım böyle
Yalnız kendi payıma
Dağlar sustu geceye
Yıldız düştü heceye
Yar diye yandım durdum
Kendimi bile unuttum
Yayla sessiz bir ağıt
Rüzgâr bile yaralı
Bir ömür böyle geçer
Hasretle sarılı
Dağlar sustu geceye
Yıldız düştü heceye
Sözler biter ama dert
İçimde hece hece

++++

YAR SEVDİM AHI KALDI (Dörtlük düzeninde)
Kırkkuyuda helkem kaldı
Dönmede babucum kaldı
Yar yitirdim, yar yar
Boş kaldı höbücüm
Ay doğmadı geceme
Dert dolandı içeme
Saçım döküldü kelim kaldı
Yar sevdim ahı kaldı
Yemeğimi hayduda kaptırdım
Tabağım boş kaldı
Köy yolunda izim kaldı
Yağmur yedi sözüm kaldı
Bir selâmın gelmeyince
Viran oldu güzüm kaldı
Ay doğmadı geceme
Dert dolandı içeme
Çorak düştü harmanım
Kırıldı hep fermanım
Bir çift gözün uğruna
Tükendi mi dermanım
Kaval sustu yaylada
Kuşlar indi pınarda
Ben yarimi ararken
Gam oturdu kenarda
Ay doğmadı geceme
Dert dolandı içeme
Yastığımda kış kaldı
Ocaklarda kül kaldı
Bir sevdanın ardından
İçimde uzun yol kaldı
Dağlar duman geceler
Yar diyince içmeler
Bir umut kaldı elde
Savrulur ince yelde
Yâr diye yandım durdum
Kendim kaldım bu elde
Ay doğmadı geceme
Dert dolandı içeme
Hasret düştü bağrıma
Kül oldum zamanla
Kırıldı gönül bağı
Sustu yayla çağı
Ben kaldım ortasında
Sevdanın kara ağı


HESAP SORMAYA GELDİM (Dörtlük düzeninde)
Sanma ki gelmişem bu dünyaya
Yeyip içmeye, keyif sürmeye
Bu faniye taht kurmaya değil
Zalime hesap sormaya gelmişem bu dünyaya
Yarına köprü olmaya
Karanlığa ışık salmaya
Biçarenin derdine derman olmaya
Gelmişem bu dünyaya
Ne bağlanır ne köstenir dilim
Bunu benden iyi bilir zalim
Umutlarım ala kilim
Umudu dokumaya gelmişem bu dünyaya
Hakkın önünde eğilmez başım
Zulme varmaz ne elim ne işim
Mazlumun yanında durur duruşum
Gelmişem bu dünyaya
Korku nedir bilmez yüreğim
Suskunluğu kabul etmez dilim
Kırk kez yıkılsam da yeniden dirilirim
Gelmişem bu dünyaya
Dağlar kadar yığılsa engeller
Yolumu kesemez kara düzenler
Bir gün devrilir bütün zalimler
Gelmişem bu dünyaya
Gönül kıranlara susmam
Haksızlığa boyun eğmem
Bir gün hesap sorulur
O güne kadar eğilmem
Ne fırtına ne de kar
Yolumdan beni alıkoyar
Mazlumun ahı yükselir
Gün gelir dağlar ağlar
Gelmişem bu dünyaya
Bir iz bırakmaya
Zulme karşı dimdik
Bir söz yakmaya
Hesap günü yakındır
Gerçek saklı kalmaz
Hak olan sonunda
Daima ayakta kalmaz

+++++
ADI BATMAYASI GAVURUN GIZI (Dörtlük düzeninde)
Goca dönmeyi aşamadım yar yar
Tökezledim peşinden goşamadım yar yar
Gız adı batmayasıca rahvan at mısın
Popas’ta soluklayalım, ikicik laflayalım
Keklik gibi taş taş sekersin yanık yanık ötersin
Benim gibisini görmez çekmeye tüneklersin
Adı batmayasıca dut yemiş bülbül müsün susarsın
Ardıç dibinde pinekleyelim, ikicik dertleşelim
Yayık yaydım ayran oldun köpüğüne karıştım
Helkeyinen su çekerken koluna dolaştım
Balduvar’da ekin biçtim, gölgen düştü alıştım
Kuyubaşında oyalanalım, ikicik söyleşelim
Zeyve’de kebap pişince dumanı göğe çıkar
Gözlerin değdi mi gayrı yüreğime od düşer
Körkuyu’da saz çalınır garip olan ah çeker
Körkuyu’da eğlenelim, ikicik gönül eğleyelim
Değirmende daş döner de un olur ince ince
Ben seni sevdim seveli dert dolandı gönlüme
Fırında pekmez kaynar köpük vurur yüzüme
Pekmez başı oturalım, ikicik gam dağıtalım
Dinek’ten barkı seyran ettim konvoy yoldan
Bir çift turna havalandı yel vurdukça kayadan
Adı batmayasıca bir haber yok sıladan
Dinek üstü dinlenelim, ikicik hâlleşelim
Ardıç gölgesine vardım yastım aba döşeği
Senin için yanar oldu şu garibin yüreği
Rahvan atın kişnemesi dolduruyor eşiği
Ardıç dibi buluşalım, ikicik sırlaşalım
Yayla yolu toz dumandır sevda iner yüreğe
Bir selâmın yetiverir bu garipten içeriye
Ben dolaştım oba oba, düşürdüm hep izini
Sen sustukça büyür oldu içimdeki sızımı
İkicik sözün yetiyor dağıtmaya derdimi
İkicik bakışın yeter yakmaya sevda
Gönül sana bağlanmış, çözülmez bu düğümü
Ardıç dibi beklerim, bilirsin bu hâlimi
SATMIŞIM DÜNYANIN ANASINI (Dörtlük düzeninde)
Sabah olmadan sürerim hayallerimi
Sürü sürer gibi boz dağlara
Akşam olmadan bulut olur bürünürüm
Sağanak sağanak yağmurlara
Hayalimi salmışım boz dağların yeline
Gamı kederi verdim dünyanın eline
Gâh eşeğe yük olurum gâh semer
Varsın belimde tutmasın kemer
Hayalim bile bir asırlık saltanata değer
Satmışım dünyanın gamını derdini
Boz dağlara sürdüm içimdeki kervanı
Satmışım dünyanın yalan saltanatını
Bir elim toprak kokar, bir elim tütün
Yolları ezber etmiş nasırlı bütün gün
Ne saray ister gönlüm ne altından han
Bir türkü yeter bana, bir sıcak duman
Hayalimi salmışım boz dağların yeline
Gamı kederi verdim dünyanın eline
Gece iner usulca viran damlara
Ay vurur suskun kalmış harmanlara
Ben yine düş yüklerim yorgun yıllara
Gül ekerim kurumuş meydanlara
Boz dağlara sürdüm içimdeki kervanı
Satmışım dünyanın yalan saltanatını
Ne tam kul oldum ne de bey oldum
Kimi gün yara oldum kimi gün merhem buldum
Bir avuç umut için ömürlük çile doldum
Ama yine de dünya dedim, eyvallah buldum
Ne altın peşinde koştum ne de tahtta gözüm
Bir sazım var elimde, bir de yorgun sözüm
Dünya dediğin bir gölgeymiş meğer
Ben gölgemi sattım, kaldı özüm
Hayalimi salmışım boz dağların yeline
Gamı kederi verdim dünyanın eline
Boz dağlara sürdüm içimdeki kervanı
Satmışım dünyanın yalan saltanatını
Ne kaldı elimde bir tek nefeslik an
Ne de yük ettiğim o eski zaman
Ama içimde hâlâ yanar bir duman
Boz dağlarda gezer adı “insan”

BİR ANIRMADIĞIM KALDI (Dörtlük düzeninde)
Eşeğimi aldım gittim Bozdağ’a oduna
Balta sapı elimde kaldı vurmadan oduna
Semer aşırdı daha yük binmeden sırtına
Zalim felek yükü yükledi garibin sırtına
Yükü bana kaldı feleğin oyunu
Eşeğin sırtı çöktü, ben taşıdım yükünü
Dağ yolu dumandı, geçilmez oldu
Yürekteki sızı hiç dinmez oldu
Bir lokma ekmeğe ömür mü kaldı
Çile çekmek bizim kara yazımız oldu
Kuru çeşme gibi akmaz umutlar
Yokuşlarda tükendi tüm takatlar
Dert dediğin yük bindikçe artar
Eşekten beter ettin alnımın yazısı
Yükü bana kaldı feleğin oyunu
Eşeğin sırtı çöktü, ben taşıdım yükünü
Akşam iner koca dağa duman bürünür
Garibin derdi başkasına düğün görünür
Bir selam vermeye dost dediğin erinir
Yük ağır olunca baba yiğit bile yorulur
Yükü bana kaldı feleğin oyunu
Eşeğin sırtı çöktü, ben taşıdım yükünü
Ne yol kaldı ne de yolda izim
Her adımda çoğalır derin sızım
Bozdağ suskun, rüzgâr bile yorgun
Ben yürürüm, içim bin parçaya bölün
Bir anırmadı kaldı eşeğin sesi
O da kayboldu dağın gecesi
Yükü bana kaldı feleğin oyunu
Eşeğin sırtı çöktü, ben taşıdım yükünü
Dünya dediğin böyle bir düzen
Garibe yük olur, zengine süslenen
Ama yine de yürürüm bu yolda
Ne geri dönerim ne de dururum burada
Çünkü kader dediğin ağır bir yük
Taşınır bazen susarak, bazen küskünlük…

KISMET BİZE UĞRAMADI
Ekin ektim dolu vurdu başağı
Yaban aldı harmanımı savurdu saçağı
Sütü sandım inek tepti kovayı
Yiyemedim bir tas yağlı yoğurdu

Feleğin değirmeni garibi öğütür
Bir avuç umut da avcumdan dökülür

Tarlam kurdu emek boşa döküldü
Garip gönlüm kedere de büküldü
Bir umutla tuttuğumuz her dalın
Daha tomurcakken yaprağı döküldü

Feleğin değirmeni garibi öğütür
Bir avuç umut da avcumdan dökülür

Sabah ettim akşam oldu çabalar
Yorgun düştü dizlerimde tabanlar
Felek bize gülmez imiş neyleyim
Dert üstüne dert bağladı zamanlar

Feleğin değirmeni garibi öğütür
Bir avuç umut da avcumdan dökülür

Yağmur bekledim de kurak düştü bağım
Yar diye sarıldım dert oldu yoldaşım
Ne yana dönsem de kapanıyor yollar
Kader benim değil sanki düşmanım

Feleğin değirmeni garibi öğütür
Bir avuç umut da avcumdan dökülür
Feleğin değirmeni garibi öğütür
Bir avuç umut da avcumdan dökülür



GİZLİ AVCI

Daha gün batmadan
Ay doğar gündüzden
Kurt karpuz seçer gibi
Koyun seçer sürüden

Ne çoban farkına varır
Ne köpek duyar sesten
Sabaha ağıdın dumanı
Tüter bizim bacadan

Boşuna döver dizimizi
Boşuna yakar bağrımızı
Doğmadan beşikte yazmış
Felek alın yazısı

Felek taş döşemiş yola
İnce ağlar örmüş dala
Takılır garibin özü
Kesilir sesi soluğu

Esme deli poyraz yeli
Savrulmasın dağın seli
Feleğin tuzağına düşen
Bulmaz eski güzeli

Can çekişir çıkmaz canı
Kimse duymaz figânını
Bir ayrılık vurdu mu
Kül eder insanı

Ay doğar gündüzden
Kurt koyun seçer sürüden
Ne çoban farkına varır
Ses gelmez ağıl gizliden

Kurt aldı kuzuyu dağdan
Duman çöktü bizim bağdan
Bir ayrılık vurdu beni
Sesim gelir uzaklardan

Nakarat:
Oy felek gizli avcı
Kurmuş tuzağı sinsice
Kul ne bilsin yarınını
Düşer bir ahın izince

BORAN KAR OLUR
Esme deli rüzgâr esme
Başımda boran kar olur
Avuçlarıma düşer üşür gayrı
İçimde kalır da efkâr olur

Esme deli rüzgâr esme, esip yaramı deşme
Garip gönlüm sustu diye taş mı sandın

Efkârım uzanır dağa yol olur
Çöreklenir döşüme dert olur
Bir sıcak söz duymasam sanki
Hazan vurur gülüşüm kış olur

Esme deli rüzgâr esme, esip yaramı deşme
Garip gönlüm sustu diye taş mı sandın

Her gece ay vururken Sarı ovaya
Yâr düşmüştür uzak uzak diyara
Garip gönlüm ümit bağlar da
Durur sabahı olmaz gecede nöbete

Turnalar geçer göğün yüzünden
Sesin gelir kara yelin izinden
Bir selâmın ömre bedel yâr, yar
Şahinim vaz geçmedi sevda sözünden

Esme deli rüzgâr esme, esip yaramı deşme
Garip gönlüm sustu diye taş mı sandın

Xxx
Popasa kurarım obayı
Ardıca asarım yabayı
Yırtılırsa yırtılsın şalvarım
Atarım çift kat yamayı

Dağlar yankı verir geceye, sesim düşer ovaya
Sevda dedin mi yanarım ben, kül olsam da havaya

Toros duman salar yüceden
Yel eser kekiğin ucundan
Felek vurur garip başıma
Dönmem yine doğru yoldan

Dağlar yankı verir geceye, sesim düşer ovaya
Sevda dedin mi yanarım ben, kül olsam da havaya

Çeşme başı suyum bulanık
Yüreğimde sızı dayanık
Bir yar sevdim eller almış
Bağrım oldu delik delik

Dağlar yankı verir geceye, sesim düşer ovaya
Sevda dedin mi yanarım ben, kül olsam da havaya

Kaval çalar çoban düzde
Ay doğarken gurbet yüzde
Garip Şahinim der içlenirim
Yâr görünmez bizim izde



KARA YAZI (Dörtlük düzeninde)
Felek yazmış alnımıza kara yazı
Olmuşuz çemberinde tazı
Eşek dönmede semer aşırır
Tilki kümeste tavuk kaçırr
Fare girer un çuvalın deler
Yağsız pilav garın doyurur mu
Çark döner de fakirin bahtı dönmez
Felek çomak sokar tekerine tekerine
Batakta yağ kalmaz taş vurunca
Öküz sürer sabanı nazlıca nazlıca
At huylanır ahırda yuları sıyırır
Kimi dert çeker ses duyurmadan
Çark döner de fakirin bahtı dönmez
Felek çomak sokar tekerine tekerine
Karga gelir cevizi deşer
Porsuk girer garığı eşer
Domuz dadanır darı tarlasına
Gamaz çıkar emeği savurur
Çark döner de fakirin bahtı dönmez
Felek çomak sokar tekerine tekerine
Gök domatesi gün vurup yakar
Arı üzümün sararını süzer
Fare kemirir yayığın ağzını
Tazı tavşan diye dağlar aşar
Çark döner de fakirin bahtı dönmez
Felek çomak sokar tekerine tekerine
Şalvar çalıya takılır yırtılır
Uşkur kopar insan malamat kalır
Kepir taşı vurur ayakkabıdan
Yol uzadıkça nasır vurur ayağa
Çark döner de fakirin bahtı dönmez
Felek çomak sokar tekerine tekerine
Böğrünü döndün mü diz çökmeye
Şapkanı eğdin mi gam çekmeye
Helke boş gelir umut kırılır
Kurt düşmüş sürüye duydun mu diye
Çark döner de fakirin bahtı dönmez
Felek çomak sokar tekerine tekerine
“Gök yazmışı kurt kapmış” derler
Kara yazı gelir de gönül inler
Yatağın ak olsun bulunmaz huzur
Muradına eren de bir gün ağlar derler
Çark döner de fakirin bahtı dönmez
Felek çomak sokar tekerine tekerine
Ama yine de söner mi insanın umudu
Kül olsa da içinde kalır mı o budu
Bir gün döner bu çark tersine
Belki de güler garibin yüzü…


GABALAK OBASI
Aybağam suyu çağırır Gabalak obadan
Göğostos’ta düveni basar Zeyve kebabı dumanı
Dere kahve demli çay, tozlu oluk pınardan
Kırkkuyu sürü otlağı, gönlüm akar damardan
Damda darı siftmesi, fırında pekmez kaynar
Gazipaşa Anamur’a ses duyurur rüzgâr
Gurbete çağrı düşer, sılada vuslat ağlar
Çobanım çal çal kavalı, Körkuyu bassın dumanı
Körkuyu duman duman
Çobanım çal çal kavalı
Gönlüm pek yaman
Yaylanın sisli yolu keçi izi dolanır
Ala çadır gölgesinde Yörük kızı sallanır
Çörek otu ekmeklerde, sac üstünde közlenir
Çoban ateş başlarında eski destan söylenir
Körkuyu duman duman
Çobanım çal çal kavalı
Gönlüm pek yaman
Sürelim sürüyü ağıla gece inmeden
Vuralım sürgüyü tahıla yağmur değmeden
Katran kokar ardıçlarda, yel eser derinden
İki beden girer gönüle, yıldız düşer serinden
Körkuyu duman duman
Çobanım çal çal kavalı
Gönlüm pek yaman
Damda darı siftmesi, bakır taslar dizilir
Fırında pekmez kaynar, çocuk sesi süzülür
Gazipaşa Anamur’dan gurbet kuşu sezilir
Sılada vuslat yakın, yürek ince ince ezilir
Körkuyu duman duman
Çobanım çal çal kavalı
Gönlüm pek yaman
Yayla yeli savrulur ardıç kokar serinden
Oba iner geceye yıldız düşer yerinden
Bir türkü yükselir taşın suskun dilinden
Körkuyu’da hayat akar eski Yörük izinden


CEFA ÇEKTİRME YAR (Dörtlük düzeninde)
Ardıç dalına astım kırık sazımı
Kekik kokusuna döktüm niyazımı
Keklik acıdı dile getirdi ağımı
Sağır sultan duydu, bir sen duymadın yar
Ayağım nasır, hasretin revan
Reva mıdır bana çektirdiğin
Turnalar göç etti boz bulanık havada
Yaylanın yeli kaldı yüreğimin davada
Çıra gibi yana yana kül oldum sevdaya
Dağlar dile geldi, bir sen konuşmadın yar
Kahır yutturup kan kusturdun yar yar
Aybağam kurudu, yüreğimde kan dinmedi
Çoban kaval çalar Körkuyu başında
Ay ışığı üşür garibin döşünde
Gönlüne düşmüşüm sevdanın savaşında
El alem insaf etti, sen bana kıymadın yar
Ayağım nasır, hasretin revan
Reva mıdır bana çektirdiğin
Yel vurdukça sızlar ardıçların kolu
Ben yürürüm bilmem sağımı solu
Bir selamın olsa dinerdi bu yolu
Ama sen sustun, ben yandım yar yar
Külüm savrulur yayla rüzgârında
Adın dolaşır gece yarısında
Ne dağlar teselli, ne su avutur
Sen yokken dünya dar olur insana
Ayağım nasır, hasretin revan
Reva mıdır bana çektirdiğin


KÖR DÜĞÜM (Dörtlük düzeninde)
Yayla yolu kıvrım kıvrım
Ahla vahla geçti ömrüm
Ayağım yalın, sırtım yama
Alın yazım kör düğüm
Oy dağlar duman duman
Yüreğim yanar aman aman
Kör kuyular yankı verdi
Garip bağrım derde erdi
Bir sıcak söz duymadım
Yâr diye gönlüm inledi
Oy dağlar duman duman
Yüreğim yanar aman aman
Ardıç gölgesinde yattım
Dert yükünü sırta kattım
Çatma kaşın sevdiğim
Bir bakışın ömre tattır
Oy dağlar duman duman
Yüreğim yanar aman aman
Turna geçti gökyüzünden
Selam düştü yâr izinden
Aybağam kurudu gitti
Kan damlıyor gül yüzünden
Oy dağlar duman duman
Yüreğim yanar aman aman
Gönlüm düğüm düğüm oldu
Çözülmez bir yol oldu
Ne giden geri döner
Ne kalan avunur oldu
Oy dağlar duman duman
Yüreğim yanar aman aman
Bir türkü kaldı dilimde
Yar izi var gönlümde
Kör düğümü çözen olmaz
Bu sevda en derinde
Oy dağlar duman duman
Yüreğim yanar aman aman

FIRILDAK DÜNYA (Dörtlük düzeninde)
Fırıldak döner meydanda
Doğru eğriye kul olmuş
Tok oturur başköşede
Açın bahtı pul olmuş
Ağaç eğri, gölge eğri
Su bulanık, testi kırık
Yiğit sustu, söz değersiz
Pazar dolu yüzsüz çığırtık
Kimi altın sayar pası
Kimi maskeyle gezer
Dün “can” diyen bugün satar
Menfaatten köprü düzer
Fırıldak döner durmadan
Yel vurdukça yön değişir
Garibin yükü dağ olur
Fırıldakçının ayıbı mumyalı sır
Bir gün diner bu ters devran
Hak yerini bulur elbet
Mazlumun ahı çınlarsa
Taş kesilen kalp de inletir
Dünya döner, çark döner
Ama hak bir gün yerini sorar
Yalan eğilir kendi gölgesine
Doğru kalan yine ayakta durur

YALANA SAZIMIN TELİ GİRİLSİN (Dörtlük düzeninde)
Dağın ardından ulur aç kurtlar
Yüreğimde dinmez sızı dertler
Bir ocağa düşen ateş değil
Köy köy gezer kara felâketler
Yalana sazımın teli kırılsın
Garip duysun, içindeki kor dağılsın
İcazet mi alır doğru söz erden
Hakikat saklanmaz altın kemerden
Tok yatar beyler sırmalı yerde
Bihaber aç uyur kara seferden
Yalana sazımın teli kırılsın
Garip duysun, içindeki kor dağılsın
Kimi saray dizer ipek döşeğe
Kimi ömür verir kuru ekmeğe
Adalet dedikleri kör bir değnek
Zengine gölge, yoksula köteğe
Yalana sazımın teli kırılsın
Garip duysun, içindeki kor dağılsın
Ben sazımı çaldım halkın yasına
Boyun eğmem zalimin tasına
Bir gün döner devran elbet tersine
Kül olur haramlar kendi hasına
Yalana sazımın teli kırılsın
Garip duysun, içindeki kor dağılsın
Ne yalan kalır ne de eğri söz
Hakikat kalır, olur gün yüz
Bir saz kırılır ama türkü kalır
İnsanın içinde yanar o köz
Yalana sazımın teli kırılsın
Garip duysun, içindeki kor dağılsın


DAĞLAR ÜSTÜME GELME (Dörtlük düzeninde)
Dağlar gelme üstüme üstüme
Beton yığınlardan kaçıp gelmişim
Efil efil es, okşa tenimi
Bir bozlak yakmışım, içim delirmişim
Dağlar gelme üstüme üstüme
Efil efil es, dağılsın gamı kederim
Turnalar döner de göğü yararak
Yârimin sesi gelir uzaklardan akarak
Şu gurbet elinde ömrüm solarak
Bir ince sızıya dönmüş gülüşüm
Dağlar gelme üstüme üstüme
Efil efil es, dağılsın gamı kederim
Çatlamış dudakta yağmur duası
Yıldızsız gecede kaldı sevda
Kırılmış sazımın yanık havası
Bozkıra düşmüş de küllenmişim
Dağlar gelme üstüme üstüme
Efil efil es, dağılsın gamı kederim
Anamın ocağı tüter gözümde
Çocukluk uykusu kaldı dizimde
Bir garip rüzgârım kendi izimde
Yol diye savrulup yitip gitmişim
Dağlar gelme üstüme üstüme
Efil efil es, dağılsın gamı kederim
Dağlar gelme üstüme üstüme
Yorulmuş dizlerim çökmüş dizime
Efil efil es değsin yüzüme
Ben bu gurbet elde kendim silmişim
Dağlar gelme üstüme üstüme
Efil efil es, dağılsın gamı kederim
Ama dağlar bilirim, yine de çağırır insanı
Bir yanı kaçsa da kalır içinde o yamaç anı
Ne beton unutturur ne gurbet siler
İnsanın içindeki dağ hep geri gelir…
DAĞLARIN YELİ BAĞRIMI DÖVER (Dörtlük düzeninde)
Eşkıya şehirden kaçıp gelmişem
Sanman ki baklava börek ister canım
Bir baş soğan, bir kuru keş yeter bana
Üstüne kefkiden su içeyim kana kana
Dağlar gelme üstüme üstüme
Efil efil es değsin yüzüme
Bir kıl serin atıma, taş yastık başıma
Ocağın isini sürün soluk kaşıma
Tavuk bulyon dökmen pilav aşıma
Bir kevki ayran içeyim kana kana
Yıldız dökülür de gecenin bağına
Kurt sesi karışır çoban ağına
Bir garip ömrüm düştü dağın yamaçına
Yeter bir köz ateş donam yana yana
Dağlar gelme üstüme üstüme
Efil efil es değsin yüzüme
Şalvarım yamalı, gam yükü dize
Yol vurmuş topuğum dönmüş köz eze
Bir tas tarhana koyun önümüze
Bir kevki ayran içem kana kana
Ne neon isterim ne yüksek köşkler
Bozkırın ayazı yüreğim hoşlar
Kaval ses verince susar telaşlar
Bir uzun hava çekem yana yana
Dağlar gelme üstüme üstüme
Efil efil es değsin yüzüme
Dağların yeli bağrımı döver
Garip olan yine kendini sever
Bir lokma ekmekle ömür devşirir
Ama içindeki türküyü hiç vermez…

ZÜBÜK (Dörtlük düzeninde)
Cebinde yok çay parası
Ortalığı velveleye verir süksesi
Yaş dala vurur, kök sanır tağrası
Çalıyı orman diye inletir narası
Kuru gürültüyle yapar meydanı dar
Boş teneke misali ötüşü hep var
Kendi gölgesinden dev yaratır her bahar
Üfürükten saltanat kurar, çöker duvar
Diline bakarsan paşa torunu
İşe gelince kaybolur yorumu
Bir kibritle yakar koca oyunu
Sonra suçlu ilan eder doğrunu
Söz çok, iş yok; meydan onun sanır
Gölge büyür, hakikat daralır
Bir gün susar o şişkin balon
Geriye sadece rüzgâr kalır
Zübük dediğin böyle bir hâl olur
Boş lafla kurduğu düzen dağılır olur
Ne taht kalır ne de sahte şan
Hakikat sonunda yine ayağa kalkar insan
YÖRÜK GIZI (Dörtlük düzeninde)
Gezdim yurt yerlerini, obalar göç eylemiş
Yörük gız ardıç dibinde son gönlün eğlemiş
Boyun büküp açmış ellerini yüce Mevla’ya
Yörük gızı ah eder, çeker devesin nazlı nazlı
Yayık bişek sallanır, keş derisi savrulur
Eşgirmeyen at kişner, garip gönül kavrulur
Dağın haberi yok, çoban dağa küsmüş
Boz goyaklarda çan sesi susmuş
Yörük gızı aşkını yüreğine gömmüş
Yörük gızı ah eder, çeker devesin nazlı nazlı
Ocak tütmez olmuş, köz bağlamaz taşları
Tütmeyen elde kalmış yiğitlerin düşleri
Dönme yolu boş kalmış, kuş uçmaz kervan geçmez
Kuyular viran, helke salınmaz, su çekilmez olmuş
Sayvat tavanlarda paytıran kuruyup solmuş
Yörük gızı ah eder, çeker devesin nazlı nazlı
Yurt yeri oba taşları yosun bağlamış
Yörük gızı kara yazmalar bağlamış
Kara çadır sökülmüş, direkleri eğrilmiş
Kır atların nal sesi uzak yele değmiş
Geven kokan yollarda toy hatıra silinmiş
Yörük gızı ah eder, çeker devesin nazlı nazlı
Nal sesi inletirdi nazlı goyağı
Çorap görmemişti Yörük gızı ayağı
Yayla duman bürümüş, pınar gözü ağlamış
Yörük gızı ah eder, çeker devesin nazlı nazlı
Yörük gızı ah eder, ağıt olur
Dilde söz, sazlarda türkü olur
Göç yolları susar, rüzgâr konuşur
Oba hatırası içte durur
Yörük gızı ah eder, çeker devesin nazlı nazlı
Ve her ah, bir dağın yüreğine yazılır…

BİZİM HALLAR (DEVAM) (Dörtlük düzeninde)
Dağdan inen yel vurur yüzümüze
Kader düşer bir bir sözümüze
Ne yar kalır ne de eski izimiz
Zaman yazar garip yazımızı
Oy oy dağlar duman bağlar
Yar ayrılığı can dağlar
Bir ekmek bölüşürdük aynı tastan
Şimdi selam eksik kaldı komşudan
Gönül dediğin incinmiş bir handan
Göç etmiş sanki insan insandan
Oy oy dağlar duman bağlar
Yar ayrılığı can dağlar
Kervan geçmiş iz kalmış taş üstüne
Bir türkü asılı yorgun düşlere
Dert düşer gece yarısı seslere
Uyanır garip kendi içine
Oy oy dağlar duman bağlar
Yar ayrılığı can dağlar
Çoban susmuş kavalın dili kırık
Yayla sessiz, oba olmuş yarık yarık
Ne dost kalmış ne de eski ışık
Gönül kalmış ortada kırık
Oy oy dağlar duman bağlar
Yar ayrılığı can dağlar
Ama yine de içimde bir umut var
Dağlar kadar sabır, yürek kadar yar
Bir gün döner devran, silinir bu kar
Garip güler, kader susar…

OBALAR AĞIT YAKAR
Gezdim ardıç dibi, yurt yeri sarı ovayı
Ardıç dalına asmışlar giydiğim abayı
Görmez olaydım, odun edip yakmışlar
Kır atın semeri; sabanı, dirgeni, yabayı
Göç yolu susmuş da duman çökmüş yaylaya
Kıl çadır sökülmüş, dönmüş garip hikâyeye
Türkmen kızı çeşme başı bakar uzak dağa
Çoban kaval çalmaz olmuş boz akşam çağına
Keçi yolu iner de taşlı dere boyuna
Anam yoğurt mayalar bakır tasın koynuna
Yüklükte kilim kokar, hasret sinmiş oyuna
Yörüğün eski sesi karışır rüzgâr soyuna
Çekilmiş oba çoktan, külü kalmış ocakta
Bir ninenin duası yankı olur bucakta
Ardıç gölgesindeydi düğün dernek bir vakit
Şimdi baykuş ötüyor viran kalmış konakta
Ağanın harmanı dolu, fukara aç gezer
Yiğidin beli bükülmüş gurbet ele seğirir
Devenin çanı susmuş, bozlak içe işlenir
Torosların yelinde eski yemin üşenir
Dedem derdi: “Göç göçtür, oba bir gün dağılır”
İnsan yurdundan ayrı düşse yüreği ağrılır
Çatlamış toprak gibi ayrılık bağrım deler
Bir kavalın iniltisi gece dağa yayılır
Sarı yazma örtünürdü yayla kızı başına
Kömür gözlü gelinler su inerdi peşine
Şimdi beton duvarlar çekilmiş oba yerine
Ne selamı kaldı ne de komşunun aşına
Hey hey dumanlı dağlar, yol verin geçeyim
Yıkılan eski yurdu düşümde seçeyim
Bir avuç köz bulsam da ocağımı açayım
Yörüğün garip gönlüne bir türkü biçeyim
Ve rüzgâr yine döner aynı yerden eser
Eski oba hatırası içte sızar geçer
Ne göç bitmiş sayılır ne de türkü susar
Yörüğün ağıtı dağlara miras kalır…

Hey dumanlı yaylalar, bir ses verin uzaktan
Kül olmuş ocaklarda yankı kalmış yazıdan
Çoban kaval arar da, bulamaz eski tadı
Turna bile dönmez olmuş göç yolları sazından
Aman aman yaralı oy
Yayla sustu, dağlar soy vay
Ardıç kokusu kalmış rüzgârın ucunda
Bir tek hatıra yürür eski oba yolunda
Helke susmuş, yayık durmuş, bakır tas ters dönmüş
Yörük kızının sesi kalmış rüya sonunda
Aman aman kırık iz oy
Göç edenin ardı buz vay
Kır atın nalı paslı, dere yatağı kuru
Ne düğün kalmış ne de davulun eski vuru
Bir ninenin türküsü geceye karışırken
Sanki bütün dağlar ağlar içinden doğru
Aman aman içli tel oy
Bozlak vurur ince bel vay
Sıla diye diye yandık, gurbet bize kader mi
Bir yurt kalır geride, dönmeye değmez der mi
Bir gün yine eserse Torosların boz yeli
Belki döner mi bilmem, bu göçün son seferi
Aman aman yol uzun oy
Göçer gönül yorgun vay


GÖNLÜME ÇORAK VURDU
Gönlüme çorak vurdu, rüzgâr bile yabancı
Taş kesildi yollarım, içimde eski sancı
Bir zaman su akan yer, şimdi çatlak bir suskun
Dert üstüne dert biner, felek olmuş yalan
Aman aman kader oy
Gönül yandı, külün soy vay
Ardıç gölgesinde kalmış bir yarım hikâye
Kaval sesi bile dönmez olmuş eski köye
Çoban bile unuturmuş sürüsünün sayısını
Zaman sürer götürür, döker bizi çaya suya
Aman aman yol kırık oy
Hatıralar soluk buz vay
Yayla yolları sessiz, ayak izi silinmiş
Bir selamın gölgesi rüzgâra karışmış
Ne düğün kalmış elde, ne de bir toy sesi
Sanki oba dediğin bir rüya gibi olmuş
Aman aman duman oy
Gönül kalmış viran vay
Turna geçer gökten ama selamı eksik
Her kanat vuruşunda bir iç çekiş gizli
Bozlak düşer gecelere, taşlara siner ahı
Sanki dağlar bile bilir insanın eksiğini
Aman aman dağ dert oy
Yüreğimde ince dert vay


FELEK IH ÇEKER BANA

Oy oy aman duman iner yaylaya
Yel savurur izi, karışır hayal aya
Bir zaman toy kurulan o geniş düzlüklerde
Şimdi sessizlik çökmüş, taş bile yabana
Oy oy aman yol susmuş
Yayla düşmüş, oba susmuş
Devenin çanı kalmış rüzgâra asılı
Kıl çadırın direği göğe küs kalmış gibi
Bir zaman ekmek bölüşen ellerin sıcaklığı
Şimdi hatırda kalmış, ince bir iz gibi
Oy oy aman göç ağır
Yük olmuş eski çağlar
Kavalın sesi bile geri dönmez olmuş dağa
Turna göçerken bile bakmaz olmuş o yana
Bir yörük türküsünün yarım kalan nefesi
Sanki dağın kalbinde sıkışmış bir dua
Oy oy aman içli tel
Saz bile küsmüş ezel
Çeşme başı boş kalmış, bakır tas pas tutmuş
Yörük kızının adı rüzgâra karışıp susmuş
Bir bakışın hatırı bile taş olmuş bu yerde
Felek dediğin şey de her şeyi unutturmuş
Oy oy aman hatıra
Gönül kalmış yaralı ha
Göç yolları uzar da geri dönmez bir daha
Bir oba masal olur, anlatılır dağlara
Kır atın nal sesi bile düşer boşluğa
Yörük dediğin kalır bir türküyle zamana
Oy oy aman dağ dert oy
İçimizde eski soy


KIRIK SAZ (Bozlak)

Kırık sazım duvarda, toz iner üstüne
Her telinde bir ah var, çöker için içine
Bir zamanlar türküydü, şimdi suskun bir hatır
Sanki yarım kalmış söz, düşer gece göğsüne
Oy kırık saz, oy kırık saz
İçimdeki yangın az
Dağlar bile duymaz olmuş, rüzgâr başka yönde
Yâr dediğin bir hayal, kalır uzak bir tende
Ne selam döner geri, ne de bir iz kalır
Gönül dediğin şey de sürgün olur bu kentte
Oy kırık saz, oy kırık saz
Sözüm düştü boşa yaz
Turna geçer göç eder, ben bakarım ardına
Bir ömür sığmaz oldu, bu ayrılık derdine
Küllerimde saklıdır, bir sevdanın izi
Ne yakarım ne söner, kalır için sessizce
Oy kırık saz, oy kırık saz
Yara açar her nağmaz
Sustum artık dağlara, cevap vermez oldular
Ne taş ne su dinledi, hep yabancı oldular
Ben de kendi içimde, bir göçebe misali
Kendimi arar durdum, bulamadan soldular
Oy kırık saz, oy kırık saz
Kaderimle baş başa yaz

KIRIK SAZ
Kırık sazım duvarda, gölgesi düşer geceye
Bir tel sızar usulca, karışır eski heceye
Her titreyişi bir ah, her susuşu ayrı yara
Sanki içimde saklı bir ömürlük hikâye
Oy kervanlar geçiyor, iz kalır kumda ince
Ben kalmışım geride, zamana küs bir içe
Ne soran var halimi, ne de bilen derdimi
Kırık sazla konuşur bu ıssız gönül içe
Turna döner mi bilmem, gökler uzak, yol suskun
Bir yarım kalan sevda içimde durur durgun
Her göçende eksilir, biraz daha benliğim
Sanki kendimden bile sürgünüm bugün bugün
Söyleyin o yâre de, hatır kalmışsa bir an
Bir tel gibi uzansın, dokunsun uzak zamana
Ben sazımla yaşarım, dert benimle kardeş
Kırık telde saklıdır, en uzun kalan yana


Turnalar

Oy turnalar turlanar, gök yarılır içimden
Bir haber taşıyın da, düşsün yârın peşinden
Kırk yolun ortasında kaldı garip bir izim
Ne soran var halimi, ne bilen var dilimden
Oy dağlar söyleyin bana, yâr hangi elde şimdi
Bir garibin ahı kaldı, savrulur yelde şimdi
Oba oba gezdim de, sığamadım bir yere
Her kapı bir yabancı, her yüz döndü geriye
Sazım bile susmuş da, dinlemez oldu beni
Bir sevda yükü kaldı, çöktü ince sırtıma
Oy turna kanat açsın, götürsün uzaklara
Belki yârimi bulur, düşer eski sazlara
Ben burada kül oldum, rüzgâr aldı savurdu
Adım bile kalmadı, yazılan hatıra
Oy dağlar söyleyin bana, yâr hangi elde şimdi
Bir garibin ahı kaldı, savrulur yelde şimdi
Yollar ince bir çizgi, kader düğüm düğümdür
Her gidiş bir eksiltir, her dönüş yarım ömrü
Ben sorarım dağlara, dağlar susar hep bana
Sanki yâr dediğin şey, kaybolur zamanlara
Oy turnalar gidiniz, benden selam götürün
Bir garibin adını, yârin eline sürün
Belki bir an durur da, hatırlarsa birini
Ben hâlâ beklerim, bu bitmeyen serüveni
Oy dağlar söyleyin bana, yâr hangi elde şimdi
Bir garibin ahı kaldı, savrulur yelde şimdi

“GOYAKLARDA YAYLA HÂLİ”
Goyaklarında koyun kuzu yayılır, esen yel eğilir
Kekik kokusu sinmiş de dağ bile içine çekilir
Yayıkta köpük köpük dönerken ayran sesi
Bir yudum alanın içi eski köye dökülür
Ardıç gölgesi serin, yorgun cana merhem olur
Çoban kaval üfleyince taş bile dile gelir olur
Sürünün ardı sıra yürür akşamın tozu
Dağın sessizliğinde kaybolur günün özü
Oy yaylanın yollarına duman iner akşamdan
Garip gönül ayrı düşmüş sevdiğinden, yurdundan
Bir türkü düşer taşa, yankı olur uzaklara
Yâr dediğin kaybolur, karışır boz rüzgâra
Çeşme başı suskun kalmış, testilerde yalnızlık
Bir zamanlar su içilen yerlerde derin sızlık
Yayla kızı gitmiş de kalmış sadece hatıra
Dağlar bile eğilmiş sanki bu eski yazgıya
Oy anam oy, yol uzun oy
Sevda yanar kor uzun oy
Sazın teli inildedikçe bozlak olur geceye
Her nağme bir yara açar düşer ince heceye
Turna geçer gökyüzünden, kanadında telaş var
Benim gönül viranemde bitmeyen bir savaş var
Bir gün döner mi bilmem, o uzak düş yolcular
Ben hâlâ aynı yerde, dağa sorarım onlar
Yâr gelmese de beklerim, bu dert benim kaderim
Bozlak olur her nefesim, dağlara ben söylerim


GARA HABAR
Boz yelin içinden bir haber düşmüş yola
Söz yarım kalmış gibi, değmiş yüreğe dola
Bir garip sızı inmiş, dizler tutmaz olmuş
Kervan geçmiş de izler kalmış tozla sola
Oy anam oy, yol susmuş oy
Gönül kalmış kül olmuş oy
Harman yerinde sessizlik, yabayı kim kırmış
Bir zamanlar bereket şimdi gölgeye varmış
Pilav tenceresi bile unutmuş kaynamayı
Ocak başı soğumuş, kül üstüne sarılmış
Bungar kurumuş derler, suya hasret kalmış
Başımdan dökülen söz, içimde taş gibi kalmış
Ne selam var yollarda ne de bir haber sesi
Garip gönül bu gece kendine küs kalmış
Oy anam oy, dağ yorgun oy
Duman çökmüş her yorgun oy
Irak yoldan gelen kervan gölgeden ibaret
Sorarsan kimse bilmez, her yüz olmuş emanet
Gece çökerken bile yıldızlar geri çekilmiş
Sanki gök de bu derde sessizce ortak etmiş
Goca ardıç da susmuş, dallarında rüzgâr yok
Yama tutmaz yaraya, kaderde bir iz var çok
Ben bu garip hâlimle söze sığmaz olurum
Bir “ah” çeker içimden, dağlara savrulurum
Oy anam oy, gönül yandı oy
Yol uzadı, iz kandı oy


KİME BAYRAM
Bayram dediğin, kimin sofrasında eksik kalırsa orada büyür sızı
Bir elde altın tabak, bir elde suskun çocukların kırık sesi
Güneş herkes için doğar derler ama gölge hep aynı yere düşer
Bir yan masal, bir yan gerçek; ortasında ezilir insanın nefesi
Bayram kime bayram, bre?
Gülene mi, susana mı, yoksa bekleyene mi?
Bir yanda davul zurna, bir yanda kapı önü boş bakışlar
Bir yanda “şükür” sözleri, bir yanda içe gömülen dualar
Tüfek gölgesinde kalan turna bilmez mi özgürlüğü
Kan kokusuna karışır da kaybolur göğün hatıralar
Çocukların avucunda kırık bir umut parçası
Büyür mü bilinmez, yoksa düşer mi yarın sabahı
Bir lokma ekmek diye uzanan eller bile yorulmuş
Kimi doyar gösterişe, kimi aç kalır sofrada
Biz mi?
Biz, rüzgârın önüne düşmüş yaprak gibi
Nereye savrulsak orada biraz eksik kalırız
Ama yine de içimizde inatçı bir ışık
Karanlığa rağmen yürür, düşse de kalkarız
Ve bre dünya,
Sen ne kadar kilit vursan da kapılara
Türkü sızar aradan, kırık sazın telinden
Bir gün döner devran dediğin
Ama en çok da
Mazlumun sabrından doğar o sabah,
Gecenin içinden.


GECELER HAİN
Geceler dediğin, insanın içine çöken o ağır suskunluk gibi
Bir yanda korku büyür, bir yanda düşünce keskinleşir
Karanlık sadece dışarıda değil, bazen insanın içinde de dolaşır
Ve en çok da kendi gölgesini taşımaktan yorulur kişi
Geceler hain, geceler sessiz
Ama her sessizlik suç değildir
Bir kibritin ucunda küçücük bir umut titrer bazen
Rüzgâr onu söndürür sanırsın ama o inatla yanar
Çünkü insan, en çok da karanlığa karşı öğrenir yanmayı
Ve yanarken bile “ben buradayım” demeyi
Turnalar geçer göğün içinden, bir şeyler değişir sandırır
Ama asıl değişen, insanın içindeki dayanma biçimidir
Zulüm kalır, iz bırakır; ama aynı iz bazen kırılır
Çünkü hiçbir karanlık, sonsuza kadar sabit kalmaz
Sabah dediğin şey de bir mucize değil belki
Sadece gecenin yorulmasıdır
Ama o yorgunluk bile bir umut taşır içinde
İnsanın içine sızan o ince ışık gibi
Ve bre insan,
Ne kadar gömülse de karanlık
Bir yerinde hep bir kıvılcım kalır
Söndü sanırsın
Ama o, sadece bekliyordur
Uyanacağı anı.


NAMERTİN ATI TEPER
Rahvan atın müşterisi çok olur,
Yiğidin kösteyeni yok olur.
Topal yiğit emanet ata binse de coşar,
Buna şeytan bile şaşar.

Meydan kurulur, davullar döşer,
Korkak yiğit uzaktan aval aval bakar.
Er kişinin alnı açık, sözü yankır
Namert olan gölgede dolaşır.

Kılıç çekilince kınında durmaz,
Hakikat bilen eğri yola varmaz.
Kurt ile kuzu bir izde gezmez,
Yiğit olan namert sözüne kanmaz.

Ateşin harı yürekte sönmez,
Asil yiğit döne döne dönmez.
At kişner ovada, yiğit nam salar,
Kalleş olan er meydanına gelmez.

Çadır kurulur dumanı tüter,
Yiğidin derdini yiğitlik örter.
Koç yiğidin narası dağı inletir,
Korkağın dizine titreme çöker.

Sözümüz bozlak, yolumuz töredir,
Yiğidin mayası Hak’tan beridir.
Mert olan düşse de yeniden kalkar,
Namertin ömrü korku kaderidir.

XXXX

Karanlık geceye düşmek, bazen insanın kendi içine de düşmesi gibi
Sesler çoğalır ama anlam azalır, yollar uzar ama yön kaybolur
Bir “anne” diye sesleniş bile, aslında dünyanın ağırlığını taşır
Karanlık geceye düştüm anne
Ama karanlık dediğin tek yönlü değildir
Dağların sustuğu yerde aslında bir bekleyiş vardır
Yolların kurşun gibi ağır olduğu anlar, geçici bir durak gibi
İnsan en çok o durakta kendi iç sesini duyar
Ve o ses, çoğu zaman en zor ama en gerçek olanıdır
Ekmek diye uzanan elin karşısına zulüm çıkması
Tarihin en eski kırılmalarından biridir
Ama yine de insan, her seferinde umudu yeniden adlandırır
Çünkü umut, verilmiş değil, taşınan bir şeydir
Küllerden doğrulmak dediğin şey de bir mucize değil sadece
İnsanın bitmediğini hatırlamasıdır
Düştüğü yerden kalkmayı öğrenmesidir
Karanlık gece bazen uzar
Ama sabah, mutlaka bir yerden sızar
Bazen gökten değil
İnsanın kendi içinden başlar
Ve o zaman anlaşılır:
Gece ne kadar ağır olursa olsun
Onu taşıyan insan
Daha ağırdır ama daha inatçıdır da.


YAYLA GÖÇÜ

Pınarbaşı serin olur akşamdan
Rüzgâr iner ovaya yavaş yavaş yandan
Bir eski zaman kalır taşların dilinde
Sanki hatıra konuşur suyun ucundan
Yayık sesi karışır akşamın nefesine
Kınalı kuzu döner dağın sessiz hevesine
Çoban kaval üflerken gün eğilir ufka
Bir türkü düşer gider rüzgârın nefesine
Harman kalkar ovadan, toz kalır havada
Anaların sesi kalır eski bir duada
Göç edenin ardında ince bir çizgi gibi
Kapanmaz hiç o boşluk zamanın arasında
Ay doğar ağır ağır, geceyi yoklamadan
Bir mendil düğüm olur söylenmeyen sözlerden
Sevda dediğin şey de bakışta saklı kalır
Taş bile hissederdi o suskun özlemlerden
Dağlar susar sonunda, dinler gibi insanı
Rüzgâr bile eğilir geçmişin hikâyeni
Her şey akar gider de bir şey kalır geriye
Bir türkü gibi sızar gecenin derinliğine

++++
Pınarbaşı serin olur akşamdan
Rüzgâr iner ovaya yavaş yavaş yandan
Bir eski zaman kalır taşların dilinde
Sanki hatıra konuşur suyun ucundan
Yayık sesi karışır akşamın nefesine
Kınalı kuzu döner dağın sessiz hevesine
Çoban kaval üflerken gün eğilir ufka
Bir türkü düşer gider rüzgârın nefesine
Harman kalkar ovadan, toz kalır havada
Anaların sesi kalır eski bir duada
Göç edenin ardında ince bir çizgi gibi
Kapanmaz hiç o boşluk zamanın arasında
Ay doğar ağır ağır, geceyi yoklamadan
Bir mendil düğüm olur söylenmeyen sözlerden
Sevda dediğin şey de bakışta saklı kalır
Taş bile hissederdi o suskun özlemlerden
Dağlar susar sonunda, dinler gibi insanı
Rüzgâr bile eğilir geçmişin hikâyeni
Her şey akar gider de bir şey kalır geriye
Bir türkü gibi sızar gecenin derinliğine
Taşeli’nin serininde akşam ağır inerken
Bir eski yol açılırdı tozlu hatıralardan
Eşek katarı yürürdü, sabırla dizilerek
Sanki zaman da giderdi onunla yan yana
Ardıç dibinde tüten ocağın dumanı
Göğe karışır giderdi duaların zamanıyla
Nacak sesi çınlardı, taşlara vurdukça
Bir emek türküsü kalırdı avuçların içiyle
Yayık dönerdi usulca, köpük köpük sabırla
Bir yudum ayran bile serinlikti yazlara i


SUSUYORUM ANNE
Karanlık yorgana büründüm
Üşüyorum anne
Ama üşümek bazen insanın içini diri tutar
Soğuğu hissetmek, hâlâ burada olduğunun işaretidir
Dilime kilit vurdular
Susuyorum anne
Ama susmak her zaman yok olmak değildir
Bazen söz, içte büyür de zamanı bekler
Güneşimi hapsettiler
Görmüyorum anne
Ama göz kapalıyken bile ışığın izi kalır
İnsan bazen karanlıkta görmeyi öğrenir
Sokaklarda yankı sustu
Duymuyorum anne
Ama sessizlik de bir tür konuşmadır
Duyan değil, anlayan değişir bazen
Yüreğime pranga vurdular
Yürümüyorum anne
Ama insan yürüyemese de içinden yürür
Bir adım, bazen sadece niyettir
Ellerimde kırık düşler
Tutamıyorum anne
Ama düşlerin kırılması bitiş değil
Parçalarından yeni bir şey doğar bazen
Beni ateşe attılar da
Yanıyorum anne
Ama ateş her zaman yok etmek için değildir
Bazen arındırır, bazen şekil verir
Bir avuç umut sakladım
Kaybolmuyor anne
Çünkü umut kaybolmaz, sadece saklanır
Doğacağı zamanı bilir
Beni ne kadar ezseler de
Yıkılmıyorum anne
Çünkü insanın asıl ayakta kalanı
Beden değil, içindeki inatçı ışık olur


NASIR AYAĞIMI BİLER
EKSİK dediğin yerden devam edeyim aynı damarda:
________________________________________
Yiğidin yolu taş olur bazen,
Kanar ama susmaz içten içe,
Bir çift söz yeter karanlığa,
Işık olur geceye gece.
Rüzgâr döver alın terimi,
Yine de bırakmam izimi,
Yıkılsa da dağlar üstüme,
Ben taşırım kendi dizimi.
Kırılırım, eğilmem yere,
Her yara döner bir esere,
Yer gök duysa da ahımı,
Dönmem haksızın düzenine.
Nasır değil, dağdır ayağım,
Yol bitse de bitmez çağığım,
Bir gün iner bu kara perde,
O zaman dinler dağ bağrım.

DÜNYA OLMUŞ EĞRİ BÜĞRÜ






Kapı zili şiir okur
Komşu anlamaya çalışır
Anlam bir yerde inip
Dolmuşa ters biner kaçırır
Buzdolabı manifesto yazar
Süt “devrim” diye kesilir
Ekonomi sobaya kaçmış
Odun bile stresli
Bir martı gelir şehre
Vergi memuru olur
Denizi soran olursa
“Arşivde kayıp” der, susar
Ayakkabım bana darılır
“Beni nereye sürüklüyorsun” der
Ben de cevap veremem
Dilimi sabah yemiş meğer
Saatler duvarda greve gider
Akrep yelkovana küs
Zaman sendika kurmuş
Gelecek hâlâ stajyer
Yel eser
Ben kendime çarparım
Aynada biri fazla çıkar
Hangisi benim, bilemem
Nasır ayağımı biler
Yokluk dişlerimi
Ama ben yine yürürüm
Çünkü yol da şaşkın beni


+++++
TEZDEN GEL
Aybağamdan aş da gel
Gız buban duymadan
Peşime düş de gel
Benden iyisini düşte gör

Hele dön de gel gız dön de gel
Yaylalar şen olsun tez elden gel

Saçlarıma ak düşmeden gel
Boz eşeğe bin de gel
Başımda gözükürse kel
Malamat eder el alem

Hele dön de gel gız dön de gel
Yaylalar şen olsun tez elden gel

Kuşluğa kalmadan gel
Deriye keşi bas da gel
El avuca bakar el
Vakitsiz eser kara el


Hele dön de gel gız dön de gel
Yaylalar şen olsun tez elden gel

Ne etceğn narini
Seven çarıklı sever yârini
Naz etme gir koluma
Düşünen düşünsün yarını

Hele dön de gel gız dön de gel
Yaylalar şen olsun tez elden gel


Gabalak’tan yel eser
Kırkkuyu’da kekikik kokar
Gel de gönlüm şenlensin
Hasret adamı nazlı yare küser

Hele dön de gel gız dön de gel
Yaylalar şen olsun tez elden gel

Körkuyu’nun başında
Kaldım sevda peşinde
Bir selamın yeterdi
Ömrümün son deminde

Hele dön de gel gız dön de gel
Yaylalar şen olsun tez elden gel

++++
UMUDUMUZ BÖLÜK BÖLÜK BÖKÜNÜR
Ekmeğin peşinde tazı eylemişler
Peşinden koşturup gönül eylemişler
Bir kuru lokmaya ömür tüketip
Gençliğimi elde rezil eylemişler

Ekmeğin peşinde yollar aşılır
Garibin sırtına yükler döşenir
Zenginin sofrası taşar dururken
Fakirin umudu bölük bölünür

Sabahın seheri düşer yoluma
Dert katarlar zaten ağır yüküme
Alın teri döktüm bir ömür boyu
Bir tas çorba koymazlar önüme

Ekmeğin peşinde yollar aşılır
Garibin sırtına yükler döşenir
Zenginin sofrası taşar dururken
Fakirin umudu bölük bölünür

Kimi köşk dikmiş de kimi han olmuş
Kimi yalan ile beylerbey olmuş
Biz doğruluk deyip yola düşmüşüz
Sırtımız kambur da saçımız ağ olmuş

Ekmeğin peşinde yollar aşılır
Garibin sırtına yükler döşenir
Zenginin sofrası taşar dururken
Fakirin umudu bölük bölünür
+++++
DÖNGEL Bİ TANEM
Kor alevdim, küle döndüm ardından
.

+++++++
TELAŞ BİZE EĞLENCE
Köyün telaşı bize eğlence
Gah koşarız davar peşince
Hahı garık suyu başlarında
Gün geçer fark etmeyince

Tuz katmayız pişmiş aşa
Gönül koymayız yoldaşa
Vakit kalmaz yar kaşına
Bakıp da düşmeye düşe

Hey oğlak, hey oy oğlak hey
Dağdan aşar geliriz hey
Davar ile ömür geçti
Yine şükür deriz hey,hey

Çoban olduk yazımızda
Toz eksilmez izimizde
Bir çift sözlük yar sevda
Saklı durur özümüzde

Kaval çalar dere boyu
Otlar davar her bir koyu
Yar elinden su içmedik
Kurudu gönlün bir yanı

Yayla bizim kışlak bizim
Dağlar taşlar yoldaş bizim
Kimseye kem söz demeyiz
Helal lokma ekmek bizim

Hey oğlak hey oy oğlak hey
Dağdan aşar geliriz hey
Davar ile ömür geçti
Yine şükür deriz hey

Yeşil daldım, kuru kaldım ardından
Dert yükünü çektim ömür boyunca
Bir çift sözün kaldı benim yanımda
Döngel dön gel bi tanem
Sensiz dünya bana dar geliyor
Döngel dön gel bi tanem
Yanan bağrım seni sorup duruyor
Asar yeli değmez oldu tenime
Oluk suyu çare değil derdime
Astım artık yabam ile küreği
Sensiz kaldım gurbet elde bir başıma
Döngel dön gel bi tanem
Sensiz dünya bana dar geliyor
Döngel dön gel bi tanem
Yanan bağrım seni sorup duruyor
Oba oba gezdim Gabalak elin
Duyan olmadı ahımla figanımı
Popas yolu sensiz ıssız göründü
Arar oldum kayıp giden yarimi
Döngel dön gel bi tanem
Sensiz dünya bana dar geliyor
Döngel dön gel bi tanem
Yanan bağrım seni sorup duruyor
Bal duvar ekinlik sarardı sensiz
Başak boynu bükük kaldı biçimsiz
Körkuyu’da davul sustu, şenlik yok
Gülüşlerin gitti benden izsizce
Döngel dön gel bi tanem
Sensiz dünya bana dar geliyor
Döngel dön gel bi tanem
Yanan bağrım seni sorup duruyor
Asar belende otururum akşamlar
Dolaşırım sensiz geçen yolları
Bir kuş konsa sorarım haberini
Belki getirir diye selamını
Döngel dön gel bi tanem
Sensiz dünya bana dar geliyor
Döngel dön gel bi tanem
Yanan bağrım seni sorup duruyor

KADININ DERDİ SUSKUNLUĞUDUR

: Kadının en büyük yükü suskunluğudur,
Dili varmaz yarasını söylemeye.
Yama vurur şalvarında yamaya,
Ömrünü ekler eksilen ömre.
Tuz çiler kuru ekmeğe,
Şükür diye yutar boğazındaki düğümü.
Bir çocuğun ateşi düşsün diye
Geceyi sarar üstüne örtü gibi.
Dağların yükü bükmez belini,
Kışın ayazı söndüremez ateşini.
Ama içindeki sessiz fırtına
Gün gün aşındırır direncini.
Kimse duymaz çatlayan yüreğini,
Kimse saymaz gözünden düşmeyen yaşı.
Suskunluğu içten içe yakar, çürütür

BAŞIMDA SEVDA YELİ ESER
Başımda sevda yeli ser,
Yüreğime ateş düşer.
Bir Yörük gızı gülünce,
Bozdağlar dumanın aşar.
Kendimi Bozdağlara vurasım geldi,
Gaba ardıcın gölgesinde uyuyasım geldi.
Gönlüme sevda yeli değdi,
Yörük gızına göz edesim geldi.
Pınar başı serin olur,
Sevda düşen derin olur.
Bir çift kara göz uğruna,
Yiğit olan garip olur.
Kendimi Bozdağlara vurasım geldi,
Gaba ardıcın gölgesinde uyuyasım geldi.
Gönlüme sevda yeli değdi,
Yörük gızına göz edesim geldi.
Kekik kokar yayla taşı,
Akar gider dağın suyu.
Gördüm onu bir akşamüstü,
Aldı gönlümün uykusu.
Kendimi Bozdağlara vurasım geldi,
Gaba ardıcın gölgesinde uyuyasım geldi.
Gönlüme sevda yeli değdi,
Yörük gızına göz edesim geldi.
Şahinim der gezerim,
İnce yoldan iz sürerim.
Yâr bir kere dönüp baksa,
Ömrümce onu överim.

Kendimi Bozdağlara vurasım geldi,
Gaba ardıcın gölgesinde uyuyasım geldi.
Gönlüme sevda yeli değdi,
Yörük gızına göz edesim geldi.
TOPAKTAŞ YASTUTAR ŞİMDİ
Yokluk bükememişti bileğimizi
Küreğin sapı yamulur, biz doğrulurduk
Çamurla yoğrulur, güneşle pişerdik
Bir mühür büktü belimizi, şaşırdık yolumuzu
Topaktaş’ta ziller sustu
Toprak kan kustu
Çolak Hasan sorar:
“Cehalet seldi, bu neyin nesi şimdi?”
Defter kapandı, kara tahta küstü
Tebeşir kırıldı, kelime düştü
Bir okuldan çok bir emekti burası
Şimdi duvarlara sessizlik yapıştı
Soba sönünce ders de soğudu
Köy odası bile yoklukla yoğruldu
Bir harf öğrenmek bile direnişti
Şimdi harfler rüzgâra savruldu
Çocuklar eşeğin ardına döndü
Kalem elden değil, nasırdan döndü
Bir gelecek vardı, yarım kaldı
Bir mühür geldi, umut söndü
Topaktaş’ta ziller sustu
Toprak kan kustu
Çolak Hasan sorar:
Cehalet seldi
“Bu gidiş hangi akla düştü?”


Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 
Beste 1 Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Beste 1 şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
BESTE 1 şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL