0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
111
Okunma
Yorgunum…
Kelimeleri sırtıma yükleyip yollara düşmekten,
Her köşe başında kendimi bir daha kaybetmekten yorgunum.
Şimdi sırtımda arkadan vurulmuş yüzlerce hançer yarası,
Cebimde ise gençliğimin paramparça edilmiş enkazı var.
Kimseye borcum yok benim, alacağım da kalmadı kimseden.
Sadece gitmek istiyorum…
Bütün adreslerin, bütün tanıdık yüzlerin uzağına.
Ben bu şehre kalbimi, en masum çocukluğumu sermiştim.
Hani o canımdan çok sevdiklerim vardı ya…
"Bize bir şey olmaz" diyenler, gölgeme bile can verenler;
İlk darbeyi onlar vurdu, hem de en zayıf yerimden.
Meğer ne çok biriktirmişler içlerinde bana olan öfkelerini,
Ne çok bilenmişler arkamdan vuracakları o keskin bıçaklara…
Sessizce, hiç acımadan parçaladılar içimdeki o inançlı insanı.
Şimdi ellerinde benim kanım, yüzlerinde o sahte maskelerle
Hala adalet dersi veriyorlar sağa sola.
Gördüm… Herkesin ne kadar zalimleşebileceğini,
Bir insanın bir insanı nasıl diri diri yok edebileceğini gördüm.
Bir de aşk vardı değil mi? O efsane, o kutsal emanet…
Uğruna ömürleri feda ettiğimiz, uğrunda uykusuz sabahlara uyandığımız…
Oysa bir hayat, bir insanın elinde nasıl mahvolurmuş,
Nasıl lime lime edilip sokağa atılırmış, yaşayarak öğrendim.
Öyle süslü elvedalara, büyük kavgalara bile gerek duymadılar.
Tuttular ellerimden, en yüksek uçurumun kenarına kadar getirdiler
Ve hiç gözlerini kırpmadan bıraktılar beni o dipsiz karanlığa.
Ben o karanlıkta düştükçe, onlar kendi zaferlerini kutladılar.
Bir sevda fırtınası değil, güvendiğim ne varsa yıkan bir afetmiş meğer.
Şimdi hangi yarama merhem sürsem, ucu o sahte aşka çıkıyor;
Hangi sayfayı açsam, mahvedilmiş bir ömrün sızısı yüzüme çarpıyor.
Artık ne sabrım kaldı bu haksızlıklara, ne de direnecek gücüm.
İçimde kırılmadık tek bir kemik, kanamadık tek bir köşe bırakmadınız.
Haklısınız, siz kazandınız; bu yalan dünyanın düzeni sizin olsun.
Ben pılı pırtımı topladım, içimin dumanı tüten yangınlarıyla gidiyorum.
Arkamdan ne bir ağıt yakın, ne de adımı bir daha anın.
Gözyaşlarım bitti, feryatlarım tükendi, geriye sadece derin bir sessizlik kaldı.
Şimdi son kez haykırıyorum bu sağır duvarlara,
Bu vefasız sokaklara, bu zalim kalabalığa…
Yalanınızı da, sevdanızı da, sahte dostluğunuzu da alıp gidin.
Yeter artık, dokunmayın sızlayan yaralarıma…
Bırakın beni!
Sadece bırakın beni…
İşte yine bir akşam çöküyor bu koca şehrin üstüne.
Gökyüzü rengini yavaş yavaş kaybederken, herkes kendi sığınağına, kendi sıcak yuvasına, evine çekiliyor.
Bense yine kaldırım taşlarında, kendi içimin dumanı tüten yangınlarıyla, darmadağın hayallerimle bir başıma kalıyorum. Ne garip bir tecelli değil mi?
Bir zamanlar can bildiklerimiz, sırtımızı yasladığımız o dağlar, meğer akşamın bu zifiri karanlığından bile daha karanlık, daha vefasız çıktılar.
Kimse bana adalet edebiyatı yapmasın artık.
Kimse karşıma geçip de insanlık dersi vermeye kalkmasın. Ben haklarımı da, helalliğimi de o ilk darbeyi vurduğunuz gün toprağa gömdüm. Artık ne hesap soracak dermanım var bu dizlerde, ne de ardınızdan tek bir kelime edecek hevesim kaldı. Söz bitti, sabır tükendi, yolun sonu göründü… İnanın, akşamın bu koyu karanlığı bile sizin o maskeli yüzlerinizden, o riyakar yalanlarınızdan çok daha aydınlık, çok daha dürüst duruyor. Topladım pılı pırtımı, heybeme sadece kırgınlıklarımı doldurdum. Kimseye ne borcum var ne alacağım… Çekiliyorum aranızdan, sadece gitmek istiyorum.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.